21. “Böylece, Allah'ın sözünün gerçek olduğunu ve kıyâmetin kopmasından şüphe edilemeyeceğini bilmeleri için, insanların onları bulmalarını sağladık. Nitekim halk, bunların hakkında çekişip duruyordu: "Onların mağaralarının çevresine bir bina kurun" diyorlardı. Oysa, Rableri onları çok iyi bilir. Tartışmayı kazananlar: "Onların mağaralarının çevresine mutlaka bir mescid kuracağız" dediler.” Rabbimiz buyurur ki biz onları tanıtıverdik o kent insanlarına. Bildiriverdik onları, onlara. Neden? Çünkü onlarla Allah kullarına bir mesaj sunacaktı. Allah onlarla kıyâmete kadar tüm insanlığa görsel bir âyet sunacaktı. Rabbimiz buyuruyor ki; Biz onları insanlara gösterdik. O şehirdekileri onlardan haberdar ettik. Hattâ kıyamete kadar gelecek insanları haberdar ettik onlardan. İşte şu anda bizler de haberdar olduk. Onlar tanısınlar için onların huzuruna gönderdik onu. Değilse orada ölür giderler, bir süre sonra bakarlardı bir mağarada üç beş ceset, ya da çürümüş kemikler bulunurdu. Ama Allah onları diriltti ve insanlara tanıttı. Ne için? Şu iki şeyin mesajını insanlara sunmak için: Birincisi ölüm haktır, diriliş ve kıyamet haktır. İkincisi; İnananlar galip gelecektir. Güç ve kudret sahibi Allah-tır. Allah birilerini korumayı murad etti mi, Allah bir inancı korumayı diledi mi, onu hiç kimsenin hatır ve hayaline gelmeyecek bir biçimde koruma altına alabilir. Hiç kimse O’na karşı gelemez. Hiç kimse O’-nun koruduklarının kılına bile dokunamaz. Kâfirler mağlup olacaktır. İnkâr edenler rezil ve rüsva olacaktır. İşte bunlar Allah’ın vaadidir. Tarih boyunca bu hep böyle olmuştur. İman edenler hep kurtulurken, inkâr edenlerse hep mahvolmuşlardır. Evet, ayrıldı aralarından biri ve dikkatlice şehre indi. Temiz yiyecek aradı orada arkadaşlarına. Ama ne kadar da dikkatli davranırsa davransın halk tanıdı onu. Belki yabancı birisi olarak tanıdılar. Bel-ki geçmişten birisi olarak yıllar öncesinden gelen birisi olarak tanıdılar. Yahut tarihin geçmiş zamanlarından beri dilden dile dolaşan şanlı bir kıyamın kahramanlarından birisi olarak tanıdılar. Tanıdılar çünkü tanıtmak istiyordu Rabbimiz. Tanıdılar çünkü Rabbimizin insanlığa sunmak istediği âyetlerinden bir âyetti onlar. Allah bu âyetle istedi ki tüm insanlık Allah’ın vadinin hak olduğunu anlasın. Allah istedi ki insanlık Allah’ın dostlarını koruduğunu anlasınlar. Üç beş kişi de olsalar, güçsüz de olsalar, karşılarında koskoca bir dünya da olsa Allah kendi adına kıyam edenleri koruyacağını, onları zafere ulaştıracağını ve karşılarındaki güçlerin ne kadar güçlü olurlarsa olsunlar tümünü mağlup edeceğini böylece vadini gerçekleştireceğini anlasınlar. Allahu Ekber! Allahu Ekber! Allahu Ekber! Rabbimiz vadini ne kadar güzel gerçekleştirdi! Müşrik bir topluma karşı Allah adına kıyam etmiş üç beş genç dimdik ayakta ama onlara zulmetmek isteyenlerin hepsi geberip gitmiş. Hepsi sistemleriyle beraber, şirkleriyle beraber yok olup gitmiş. İşte insanlar kıyâmete kadar bu gerçeği anlasınlar diye onları tanıttık diyor Rabbimiz. Bir de kıyâmet saatinin hak olduğunu, öldükten dirilmenim şüphe götürmez bir gerçek olduğunu bilsinler ve anlasınlar diye onları kaldırdık ve tanıttık diyor Rabbimiz. Tüm dünya insanlığının o gençlerin yüz yıllar sonra dirilişlerine şahit olsunlar da kıyâmetin vukuu konusunda şüpheleri kalmasın diye bunu yaptık diyor Rabbimiz. Evet şehir halkı tanıdılar onu. Yıllar önce zalim bir iktidardan kaçan o yiğitlerden birisi karşılarındaydı. Halk şaşırıp dehşete kapıldılar. Bir zamanlar kendilerinin şu anda yaşadıkları Îslâmi hayatı gerçekleştirebilmek için Allah adına kıyam eden, her şeylerini terk eden şanlı atalarından biri karşılarındaydı. Çünkü artık düzen değişmişti, toplum değişmiş ve bu gençlerin bir zamanlar mücâdelesini verdikleri hak din hayata hâkim olmuş, zalimler geberip gitmiş ve toplum müs-lüman olmuştu. Evet herkes anladı ki Allah’ın vaadi hak oldu. İnsanlar ölecekler ve dirilecekler Allah’ın vadi haktır. Üç beş genç galip gelecek, Allah’ın vaadi haktır. Kâfirler üç beş gencin bile hakkından gelemeyecekler, Allah’ın vaadi haktır. Allah adına kıyam edenlerin arkasında Allah vardır, Allah’ın vaadi haktır. Kâfirler yok olmuş, Allah’ın vaadi haktır. İşte gördüler bunu, işte biz de görüyoruz ki bu gençler galip geldiler. Şehir halkı bu yiğidin peşine takıldılar, onunla birlikte mağaraya gittiler. O yiğit arkadaşlarının yanına girdi ve bir daha dışarıya çık-madılar. Onların görevleri bitmişti artık Allah onları huzuruna almıştı. Onlar Allah’ın âyetleriydiler ve Allah’ın kendilerinden istediği mesajını sunmuşlar ve artık görevleri bitmişti. Sonra şehir halkı onların durumunu tartıştılar aralarında. Onlardan kimileri dediler ki bunların üzerine bir bina yapalım da daha sonra insanların onları kutsallaştırıp müşriklerin onlardan istifade etmelerine ve kötüye kullanmalarına engel olalım dediler. Ama idareciler ise bunlardan istifade etmek istediler. Dediler ki bunların üzerlerine bir mescid yapalım. Onlar bunu kendilerine kullanmak istediler. Kendi reklâmlarına, kendi çıkarlarına onları alet etmek istediler. Evet, birbirlerine galip gelmek için onların halleri ile alâkalı fikirler ileri sürmeye başladı toplum. Allah’ın rızasına, lütfuna ulaşan bu mağara ashabının durumlarını tartışıyorlardı. O gün başlayan, ama bitmeyen, yıllar yılı devam eden bir tartışma. Sanki toplum üçe ayrıldı ve onlardan birileri dediler ki, yapılanmanızı onlar üzerine bina edin. Onlar üzerinde bir yapılanma, onlar üzerinde bir program yapın. Hayatınızı ona göre değerlendirin. Lâkin Allah hemen uyarıverdi onları: “Rabbuhum a’lemü bihim” Niye onlara bina edeceksiniz yapılanma-nızı? Niye onlara bina edeceksiniz hayat programınızı? Unutmayın ki onları da en iyi bilen Allah’tır. Neden Allah’ı bir kenara bırakıp da her şeyinizi onlara endeksleyeceksiniz? Kıyam onlar gibi yapılır, secde onlar gibi gerçekleştirilir, söz onlar gibi söylenir, amel onlar gibi işlenir, kıyafet onlar gibi giyilir, adım onlar gibi atılır, tavır onlar gibi belirlenir. Niye öyle? Neden onlar gibi ayarlayacaksınız? Oysa onlar bir insandır ve yanılabileceklerdir. Unutmayın ki sizler Allah’ın dediği gibi olmak zorundasınız. Efendim, onlar Allah’ın Salih kullarıdır ve bizler onlar gibi olmak zorundayız. Oysa onlar gibi olarak müslüman olunmayacaktı. Allah’ın dediği gibi olarak müslüman olunacaktır. Bir grup da dedi ki, biz hayatımızı yaşarız, onları şöyle mûtena bir yere, seçkin bir yere koyarız, zaman zaman ihtiyaç hissettiğimiz tapınma ve coşma olgularımızı da onlarla giderir, bu yönlerini topluma empoze ederiz, burada kullanırız diyorlar. Evet kimileri yapılanmalarını onlar üzerine kuracaklar, dinsel hayatlarını onlarla dolduracaklar, tapınılarını, dindarlıklarını onlara benzemeye bina edecekler veya onları bir yerde bir secdegâh makamında tutacaklar. Hayatın tümünde başka programlar geçerli olacak, ama işte böyle zaman zaman özel günlerde, kutsal zamanlarda onlarla beraberlik kuruvermek yetecekti onlar için. Yâni aslında harcamaya başladılar onları. Veya az evvel ifade ettiğim gibi idareciler, yönetici kadro onlar üzerine bir mescit inşâ ederek onları kullanmak istediler. İdareciler her dönemde böyledirler. Tekkeleri, türbeleri kapattıklarını söylerler ama para getireceğine veya kendi reklâmları adına kullanabileceklerine inandıkları türbeleri de hep açık tutmaya çalışırlar. Halbuki önemli olan bu gençlerin türbeleri, yaşadıkları şehir değil veya önemli olan bu gençlerin sayıları da değildir. Önemli olan bu gençlerin bize sundukları mesajlarıdır. Ama ne gariptir ki kimi insanlar onların sundukları mesajdan ziyâde bu tür şeylerle meşgul olurlar. Bakın Allah diyor ki: