22. “Karanlığa taş atar gibi, "Mağara ehli üçtür, dördüncüleri köpekleridir" derler, yahut, "Yedidir, seki-zincileri köpekleridir" derler. De ki: "Onarın sayısını en iyi bilen Rabbimdir. Onları pek az kimseden başkası bilmez. "Bunun için, ey Muhammed! Onlar hakkında, bu kısaca anlatılanın dışında, kimseyle tartışma ve onlar, hakkında kimseden bir şey sorma.” Rabbimizin bu âyetlerinde kendilerine sunduğu mesajı anlamaya çalışmak yerine kendilerini hiç mi hiç ilgilendirmeyen konularda insanların tartışmalarına şahit oluyoruz. Gayba taş atar gibi, karanlığa taş atar gibi diyecekler ki, bu gençler üç kişiydiler ve dördüncüleri köpekleriydi. Kimileri de diyecekler veya diyorlar ki beş kişiydiler bunlar, altıncıları köpekleriydi. Sanki gayba taş atar gibi ne dediklerini, ne söylediklerini bilmiyorlar. Kendilerince gûya kıssada Allah’ın boş bıraktığı bölümleri doldurmaya çalışıyorlar. Sanki Allah o bölümleri bilememiş, ya da unutmuş gibi. Onların sayıları yedidir sekizincisi de köpekleri. Evet tartışmalarının konusu bu. Onlar üç kişiydiler. Bu sayıları çok önemliydi ya sanki. Yaptıkları o kadar önemli değildi, çoktan unutmuşlardı yaptıklarını. Kıyamları, imanları, teslimiyetleri o kadar ö-nemli değildi. Bazıları da onlar şu kadardı da filan demeye çalışıyorlar. Halbuki Rabbimiz bu kıssasıyla bize onların sayısından öte şöyle diyor: Onlar bir gruptu, haydi bakalım onlara sizler de katılın. Siz de onların yanında, onların kıyam makamında yerlerinizi alın diyor. Hani tavaf da böyledir değil mi? Bir hareket var, devam ediyor biz de ona katılacağız. Çünkü o harekete katılmamız onu artırmayacak, ona belli bir şekil kazandırmayacaktır, ama ona benim katılmam bana kazandıracaktır. İşte tıpkı onun gibi Ashab-ı Kehf bir grup olarak tanıtılıyor ve bize sen de gir onların içine deniliyor. Haydi siz de Rabbim Allah deyin. Hayata O’ndan başka program yapıcı tanımıyo-rum deyin. Onlarla beraber olun. Tıpkı onların uyuduktan sonra hayata dönüşleri gibi, sizler de uyanıp hayata dönün. Yıllardır uykudaydınız, dalgındınız, kitaptan, sünnetten uzaktınız, haydi uyanın artık. Sizin neyinize gerek onların sayıları, ya da o mağarada ne kadar kaldıkları? Oysa onlar bu yaptıklarıyla gabya taş atıyorlardı. Yâni karanlıkta göz kırpıyorlardı. Asla bilemeyecekleri, bilmeleri mümkün olmayan bir konu üzerinde söz söylüyorlardı. Size neydi bundan? Ama bunu önce kendimize söylemek zorundayız. Allah için şöyle bir düşünelim. Acaba bizler de şu anda bize hiç mi hiç lâzım olmayan konular üzerinde böyle münâkaşa ettiğimiz olmuyor mu? Nenize lâzım bunlar deniliverse ne diyeceğiz? Yâni o konuda Allah bir şey dememiş, peygamber bir açıklamada bulunmamışsa nemize gerek de konuşuyoruz onları? Öyleyse bizim susmamız gereken konuları iki ana grupta toplayabiliriz. Birisi; bize kulluk sağlamayan, bizi cennete götürücü olmayan, cehennemden kurtarıcı olmayan konular. İkincisi; evet İslâm’ın o konuda bir şeyler söylediği, ama bizim bilmediğimiz konularda da susacağız. İslâm’ın o konuda ne dediğini bilmeden konuşuyorsak, gabya taş atmaktan başka bir şey yapmadığımızı bilmek zorundayız. Yok köpekleri şöyleydi, yok adları böyleydi, yok yaşları böyleydi… Birileri de şöyle diyor; bırakın tartışmayı, onlar yedi kişiydiler, sekizincileri de köpekleriydi. Bu son ifade ya o kimselerin tartışmalarının ve sözlerinin ve zırvalarının devamıdır, yahut da bu Allah’a ait onların gerçek sayılarıyla alâkalı bilgidir. İbni Abbas efendimizden bir rivâyet var: Der ki onların sayıları yedidir ve sekizincileri de köpekleridir. Baksanıza Rabbimiz onların sayılarını bilen çok az kimse var diyor, işte ben bu az kimselerdenim. Eğer bu rivâyet doğruysa, sahihse o zaman bunların sayıları yedidir, sekizincileri de köpekleridir. De ki onların sayılarını ancak Rabbin bilir ve onların sayısını bilen çok az insan vardır. Yine bilen Allah oldu. Peki Allah onu bilir, onu bilir, onu bilir de neyi bilmez söyleyin. Ne yiyeceğimizi mi? Nasıl bir yeme modelinden yana olacağımızı mı? Nerelerden kazanıp, nerelerde harcayacağımızı mı? Nasıl bir hukuktan yana olacağımızı? Nasıl bir siyasal yaşam takip edeceğimizi mi? Neyi bilmez Allah? Elbette Allah her şeyi bilir. Ama bakın bu sûre ısrarla bunu gündem ya-pıyor. Öyleyse ey peygamberim! sen bu anlatılanlar dışında, Rab-binin sana beyan buyurduğu bu açık ifadelerin dışında bu konuda kimseyle tartışmaya girme ve bu konuda da kimseden fetva isteme. Bu konuda bu açıkça verilen bilgiler dışında hiç kimseden bir bilgi sorma. Hiç kimseyle bu konuda tartışmaya girme. İşte Kehf ashabının durumu bu kadardır. Sana lâzım olan kadarını, size lâzım olan bölümü Allah çok açık ve net bir biçimde anlatmıştır, gerisiyle ilgilenme. İşte bir mağara, işte Allah için kıyam eden gençler, işte Allah’ın onları koruması ve işte yüz yıllar sonra Rabbinin onları hayata tekrar geri döndürmesi. Sen bunları düşün ve problemleri bununla çözüme kavuştur.