29. “De ki: "Gerçek Rabbinizdendir. "Dileyen inansın, dileyen inkar etsin. Şüphesiz zalimler için, duvarları çepeçevre onları içine alacak bir ateş hazırlamışızdır. Onlar yardım istediklerinde, erimiş maden gibi yüzleri kavuran bir su kendilerine sunulur. Bu ne kötü bir içecek ve cehennem ne kötü bir duraktır!” Diyeceğiz ki hak Rabbimizden gelendir. Hak Allah’tan gelendir. Hukuk Allah’tan gelendir. Allah’tan gelenler dışında hak yoktur, hukuk yoktur. Evet hak Allah’tan gelendir. Hak babamın dediği değil, hak hocamın dediği değil, hak bizim cemaatin dediği değil, hak toplumun öngördüğü değil, hak A.B.D.den gelen değil, hak Avrupa’nın dediği değil, hak Allah’tan gelendir ve bunun dışında ne varsa hepsi bâtıldır, hepsi boştur. Hak Bakaradakilerdir, hak Nîsa’dakilerdir, hak Kehf’tekilerdir. Yeryüzündeki insanlığın hakça bir hayat yaşayabilmeleri için hak olan Rabbimiz hak olarak bir kitap ve o kitabıyla hak olarak bir hayat sunmuştur. Rabbimiz hak, kitabımız hak, peygamberimiz hak, yolumuz hak, ölüm hak, kabir hak, diriliş hak, sırat hak, terazi hak, cennet hak, cehennem de haktır. Bakara sûresinde de Rabbimiz kıblenin değişikliğiyle gündeme gelen hak tartışmalarını bitirmek için şöyle buyurdu: "Hak Rabbindendir. Sakın ha sakın bu konuda şüpheye düşenlerden olma Peygamberim." (Bakara 147) Hak kelimesi kitabımızda çok geçer. Ama bakıyorsunuz müs-lümanlar hak problemini gündeme getiriyorlar, lâkin problemi bu hakka göre çözme konusunda kimse doğru dürüst iki kelime bile söyle-miyor. Meselâ insan haklarını gündeme getiren müslümanlar öncelikle Allah’ın haklarını gündeme getirmek zorundadırlar. Allah’ın hakkını gündeme getiremeyen müslümanlar kesinlikle hiçbir zaman kullarının hakkını gündeme getiremeyeceklerdir. Kaldı ki kulların hakkını da de-ğerlendirebilmek için hak bir kitaba, hak bir mîzana muhtaç olacaklardır. Hak bir peygambere kulak vermek zorunda olacaklardır. İşte tüm problemlerin çözümü buradadır. Yâni bu kitaba göre bizim hakkımız nedir? Bunu bilmek zorundayız. Bulunduğunuz her bir ortamda hangi hak gündeme gelirse gelsin, kadın hakkı mı? Erkek hakkı mı? İşçi hakkı mı? İş veren hakkı mı? Öğretmen öğrenci hakkı mı? Ana hakkı, baba hakkı mı? Allah hakkı mı? kulların hakkı mı? Bunu ancak bu kitap çözecektir. Bunun dışında bunları çözeceğine inandığımız başka bir kaynak başka bir hak, başka bir hukuk bilmiyoruz. "Haktan başka sadece dalâlet vardır." (Yunus 32) Problemlerinizin çözümünü bu kitabın dışında ararsanız, başka yerlerde ararsanız mutlaka bâtıla düşmek zorunda kalacaksınız. Evet hak Allah’tan gelendir. Allah herkesin anlayabileceği, herkesin ulaşabileceği biçimde hakkı göndermiştir. Hak apaçık ortadadır binaenaleyh: Allah’ın onayladığından öte hak olur mu? Hayata program çiz-meye tek yetkili olan Allah neler gönderdiyse işte hak odur. Öyle olunca kim dilerse iman eder bu hakka, kim de dilerse bu hakkı ortadan kaldırmaya çalışır. Hak; Allah’ın tek Rab ve İlâh oluşu gerçeğidir. Hak; benim O’na kul köle olmam gerçeğidir. Bu hayatta bundan başka gerçek yoktur. İşte bu gerçek ortada olduktan sonra siz bilirsiniz, dileyen inansın, dileyen küfretsin. Kimseye ihtiyacı yoktur O’nun. Dileyen inansın, dileyen bu hakkı örtüp örtbas etsin. Hakla bâtıl apaçık ortadadır. Ve Rabbimiz; ben hakkı gönderiyorum, sizi bu konuda ser-best bırakıyorum buyurmuştur. Bizler de bugün insanları iman etmeye, inkârdan dönmeye zorlamaya imkân sahibi değiliz. Biz sadece hakkı ortaya koymakla mükellefiz. Allah işte bu hakkı gönderdi, buyurun deriz o kadar. Kabul ederler, etmezler bunu onlar bileceklerdir. Dileyen îman etsin dileyen de küfretsin. Artık hak bu kadar açık ve net bir biçimde ortadayken ve herkesin ona ulaşma imkânı da varken artık tartışmaya gerek yoktur. Birilerinin müslümanların inanışlarını, hayatlarını sorgulamaya hakkı yoktur. Bizim yaşadığımız hayat Allah’tan gelen bir hayat tarzıdır. Rabbimizden hak olan kitabında bize hak olarak ne gelmişse, Rabbimiz bizim adımıza nelerden razı olmuş ve bizi nelerle sorumlu tutmuşsa biz onları yapıyor ve öylece yaşıyoruz. Bizim bu konuda herhangi bir hakkımız ve sorumluluğumuz yoktur. Yâni bu yaşadığımız hayatı biz düşünüp taşınıp kendimiz belirlemedik. Rabbimiz dedi biz de yapıyoruz, yaşıyoruz hepsi bu kadar. Sorgulayacaklarsa bizi değil Allah’ı sorgulasınlar. Hak Allah’ındır, din Allah’ındır, hukuk Allah’ın hukukudur, yasa Allah’ın yasasıdır. Dileyen buna îman eder, dileyen de dilediği gibi yaşar. Dileyen Rab olarak Allah’ı, din olarak Onun dinini, yol olarak Onun yolunu, sistem olarak Onun sistemini kabul edip öylece yaşar, dileyen de Allah’tan başkalarının yasalarını, yollarını, sistemlerini benimser ve onlara kulluk eder. Dileyen Allah’ın kulu olarak mü'min, dileyen de dilediği kimselerin kulu olarak kâfir olabilir. Hattâ dileyen de yeryüzünde kendisinin ilahlığını bile iddia edebilir. Allah yeryüzünde yasaları gereği bu imkânı vermiştir kullarına. Sonuna kendileri katlanmak kayd-u şartıyla dileyen dilediği yolu tercih edebilir. Ama arkasından şunu da ortaya koyalım da insanlar dönüvermeye yol bulsunlar: Ama zalimler için öyle bir azap hazırladık ki duvarları çepe-çevre onları kuşatmıştır. Biz zâlimlere, yapması gerekenleri yapmayıp, yapmaması gerekenleri yapanlara, bulunmaması gereken yerde bulunup bulunmaları gereken yerden kaçıp kaybolanlara, yâni kendilerini Allah’a kulluk ortamından uzaklaştıranlara öyle bir ateş hazırlamışız ki, kesinlikle hiçbir zaman o duvarları aşıp o azaptan kurtulmaları mümkün değildir. Onların çıkış ve kurtuluş yolu yoktur. Onlar yandık diyerek su isteyecekler, erimiş maden gibi yüzleri yakıp kavuran, yüzleri haşlayan, yüzlerini yüzlükten çıkaran, yüzlerinde yüz kılığı bırakmayan bir içecek sunulacak onlara. Bir su ile yardımlarına koşulur onların, ama o su sanki erimiş maden gibi. Sanki pişmiş kelle gibi dişler sırıtıp kalıyor. Bu ne çirkin bir içecek ve bu cehennem ne kötü bir duraktır. Evet yollar açıktır. Allah imkân vermiştir. Allah hakkı da bâtılı da, hakkı yaşayanların da bâtılı yaşayanların da sonunu anlatmış açıklamıştır. Artık dileyen mü'min dileyen de kâfir olabilir. İkisine de yollar sonuna kadar açıktır. Dikkat ediyor musunuz Rabbimiz îmânâ da küfre de imkân veriyor. Bu ne büyük bir hürriyet. Kullarını yoktan yaratan O, onların muhtaç oldukları rızıklarını, yağmurlarını, sularını, havalarını, güneşlerini, yaşam şartlarını yaratan O, ama şu rahmete bakın ki onları illâ da bana kulluk yapacaksınız, illâ da bana bütün bu verdiklerime karşılık teşekkür edeceksiniz demiyor. Düşünün şu anda yeryüzünde hiç bir beşerî sistem Allah’ın kullarına verdiği bu hürriyeti vatandaşlarına vermiyor. Bizim gibi düşüneceksiniz! Bizim gibi inanacaksınız! Bizim istediğimiz şekilde giyineceksiniz! Bizim dediklerimizin dışına çıkmayacaksınız! Laik olacaksınız! Kemalist olacaksınız! Demokrat olacaksınız! Vs, vs. İşte yasaları belirleme hakkını Allah’tan alıp, Allah’ı hayata karıştırmayıp Allah’tan başkalarını hayatta söz sahibi kabul ederseniz Rabbinizin size tanıdığı haklarının milyarda birini bile elde etme hakkınız kalmayacaktır. Evet kâfirler için böyle bir hayat varken acaba mü'minler için neler varmış?