34. “Onun gelirleri de vardı. Bu yüzden, arkadaşıyla konuşurken: “Ben malca senden zengin, nüfuzca da senden daha itibarlıyım" dedi.” Sadece o iki bahçe değil onun dışında işte ticaret yerleri var, dükkanları var, fabrikaları var, büroları var, şirketleri var, ithalat ihracat bağlantıları var. Var da var... Burası belki sadece adamın yazlık yeri. Ya da işte şehirden bunaldığı zaman, işinden aşından sıkıldığı zaman şöyle bir dinlenmek, piknik yapmak için gidip geldiği bir yer. Burada bu yazlık bahçesinin yanında temel dibi komşu bir de arkadaşı var. Bir komşusu veya bir hizmetçisi, kahyası var. Şüphesiz ki bu kadar malı mülkü olan birinin yanında, etrafında adamı, avanesi de olmalıdır. Bu kadar servetin içinde yüzerken kendisi çalışacak de-ğil ya? Elbette hizmetçileri de olacak. Hizmetçileri, sekreterleri, şoförleri, kahyaları, müdürleri, genel müdürleri de olacak elbette. Böyle bir adamın nesi olmaz da? Adam bahçesine bakıyor, yüzü gülüyor, içi gururla doluyor ve yanındakine karşı böbürlendikçe böbürleniyor, kendisini ondan üstün görüyor, ve ona karşı hava atmaya başlıyor. Belki o arkadaşı bir zamanlar beraber koştukları, beraber oynadıkları, ayakkabıları bile yokken beraber koyun güttükleri, beraber soğan ekmek bile bulamadıkları, güçbelâ karınlarını doyurdukları bir arkadaşıydı. O günleri unuttu adam tabi, adam oldu, büyüdü, zengin oldu. Arkadaşına diyor ki, ben mal olarak senden daha fazlayım, güç olarak da seni beşe, ona katlarım, çoluk çocuk, nüfuz yönünden de senden çok fazlayım. Gücüm kuvvetim var, param pulum var, oğlum kızım var, çevrem kredim var. Halbuki sende bunların hiç birisi yok. Hem ekonomik yönden senden çok üstünüm, hem de siyasal gücümle seni ayağımın altına alabilirim. Hem cüzdanım kabarık, hem de güçlüyüm. Yâni benim karnımdaki senin karnındakinden daha çoktur. Karın hesabında adam? Adam hakimiyet iddiasıyla lâf açmış konuşuyor ve başlıyor arkadaşına hava atmaya. Şu anda, bu toplumda, bu halimle ben istediğim her şeyi yaparım diyenleri görür gibi oluyorum. Pek çoktur böyleleri. Meselâ Kalem sûresinde de böyle servetiyle hava atmaya çalışan bir adamdan söz edilir. Âyeti inşallah bulayım. “Mal ve oğulları vardır diye aldırış etmeyerek âyetlerimiz ona okunduğu zaman: “Öncekilerin masalları” der.” (Kalem 14,16) Malı, mülkü, serveti, oğlu, kızı, çevresi, siyasal ve ekonomik gücü var diye, Allah’ın âyetleri kendisine duyurulunca; “yok, bunlar çağdaş değil, bunlar bize göre değil, eskilerin masallarıdır bunlar, mitolojik şeyler bunlar, bunlar beni ilgilendirmez” dediği anlatılır. Neden böyle diyormuş adam? Çünkü malı, mülkü, ekonomik ve siyasal gücü varmış adamın. Ama bütün bunlar onu isyana değil, verene kulluğu yönlendirmeli değil miydi? ……. Ben ölmeyeceğim…. Dünyayı kucaklama sevdasıyla koştururken biz de bu adam tavrında değil miyiz? Dünyaya kazık çakma sevdalısı plan program yaparken biz de aynen onun gibi değil miyiz? Meselâ sıhhat adına nice imkânlar yaşıyoruz. Ama öyle inanıyor ve davranıyoruz ki, sanki bun bizden hiç alınmayacak. Sanki dimdik ayakta olacağız hep. Onu bize veren Allah’ın istediği gibi değerlendirebiliyor muyuz? Sanki bu gün, güneş hiç bitmeyecek, sanki bu çeşmenin suyu hiç kuramayacak, bu gelirler hiç bitmeyecek gibi hovardaca bir harcama programının içinde değil miyiz? Sanki hesaba çekilmeyecekmişiz, sanki Allah huzuruna hiç gitmeyecekmişiz gibi bir hayatın adamı değil miyiz? He-sabımız böyle değil mi? Onun için değil mi ölüm geliverince apışıp kalıvermemiz? Kafalarımız, düşüncelerimiz, hesaplarımız, planlarımız bir depremle evlerimizden önce yerle bir olmuyor mu? Bir yangın yaktıklarından önce neden ciğerlerimizi yakıyor? “Olacak bu” demeyi bilemediğimiz için değil mi? Buna hazır olmadığımız için değil mi? Sanki ölmeyecekmiş gibi bir hayat yaşadığımız için değil mi bütün bunlar? Bizler de buradaki insanın yanlışına düşmemiş miyiz? Evet adamın gururlanma sebebi kendisini üstün karşısındakini alçak görme sebebi işte bunlar. Mal çokluğu, nüfuz çokluğu ve fiziki güç. Bakıyoruz tarih boyunca ve şu anda da tüm çağdaş müşrik sistemler bunların topluma yansıyan temelleri üzerine kurulmuştur. Tüm müşrik sistemler bu üç şeyin çokluğu esasına dayanmaktadır. 1: Ya mal, mülk servet çokluğuna, ekonomik güce dayanır ki bunun adı: Kapitalizmdir. 2: Ya çoluk, çocuk, sülale, ırk çokluğuna dayanır ki bunun adı: Faşizmdir. 3: Ya da güçlü olmaya dayanır ki bunun adı da: Despotizm veya krallıktır. Halbuki bunların hiç birisi üstünlük sebebi değildir. Bunların tamamını veren Allah’tır. Malı-mülkü veren Allah, çoluk-çocuğu veren Allah, fiziki gücü veren de Allah’tır. Dönüyor arkadaşına, onun bağı yok, bahçesi yok, parası yok, pulu yok. Onu küçük görmeye, ona tepeden bakmaya, onunla alay etmeye başlıyor. Adam Allah’ın kendisine imtihân gereği verdiği şeylerle arkadaşına üstünlük tasladı ve: