Kehf Suresine Dön

Kehfالكهف

38. Ayet

38Kehf Suresi

لٰكِنَّا۬ هُوَ اللّٰهُ رَبّ۪ي وَلَٓا اُشْرِكُ بِرَبّ۪ٓي اَحَدًا

“Fakat O Allah, benim Rabbimdir. Ve ben hiçbir şeyi Rabbime ortak koşmam.”

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

37,38. “Kendisiyle konuştuğu arkadaşı ona: "Seni topraktan, sonra da nutfeden yaratanı, sonunda da seni insan kılığına koyanı mı inkar ediyorsun? İşte O, benim Rabbim olan Allah'tır. Rabbime kimseyi ortak koşmam.” Sen, seni topraktan, sonra nutfeden yaratan sonra da seni insan kılığına koyan Rabbini mi inkar ediyorsun? Evet anlıyoruz ki bu adamın tavrı Allah’ı inkar anlamına geliyordu. Her ne kadar adam diliyle Allah’ı inkar ettiğini söylemiyorsa da tavrıyla, hayatıyla Allah’ı ve Allah’tan gelen âhiret gerçeğini inkar ediyordu. Mülkün Allah’a ait oluşunu inkar ediyordu. Sahip olduğu şeylerin tamamının Allah’ın ken-disine bir lütfu olarak değil de, kendi planlarının kendi becerilerinin bir meyvesi olarak görüyordu ve bütün bunların ebedîyen kendisinde kalacağına, hiç kimsenin onları kendisinden alamayacağına, bu imkânlarını keyfinin istediği biçimde kullanabileceğine, bu konuda kimseye hesap vermek zorunda olmadığına inanıyordu. Böyle düşünen, böyle inanan kişi Allah’ı inkar ediyor demektir. Adam sahip olduğu şeyler konusunda Allah’ın hayatına karışacağını reddediyordu. Malım benimdir, onu istediğim yerden kazanır, dilediğim yerde harcarım, bundan kime ne? Diyordu. Midem benimdir, istediğim şeyi oraya indiririm, kime ne? Diyordu. Kızım benim kızımdır, istediğim kıyafetle onu sokağa salarım, kime ne? Diyordu. Ne kendi hayatına, ne malı mülküne, ne de ailesinin hayatına Allah’ı karıştır-mıyordu. İşte böyle küfreden birine arkadaşı diyor ki; sen, seni topraktan yaratan, seni adam edeni inkar mı ediyorsun? Sen, kendi kendini yarattığını, kendi kendini adam ettiğini mi zannediyorsun? Topraktan ana rahmine düştüğün zamanı bir hatırla, adam olacak hiçbir tarafın yoktu. Gücün kuvvetin yoktu, bilgin görüşün yoktu, elin ayağın yoktu, çevren fırsatın imkânın yoktu, evin barkın, paran pulun yoktu, bağın bahçen yoktu. Hiçbir şeyin yoktu. Şu anda sen adamsan ve bütün bu imkânlara sahipsen unutma ki bütün bunları sana Allah verdi ve seni adam eden de Allah’tır. Şu anda aklım var diyorsan, onu sana veren Allah’tır. Şu anda malım var diyorsan, onu sana veren Odur. Ekonomik gücüm var, siyasal gücüm var diyorsan bunları da sana veren Odur. Sahip olduğun, benim, benim dediğin neyin varsa hepsini sana veren Odur. Şimdi sen bütün bunları sana veren ve seni yoktan var eden Rabbini nasıl inkar ediyorsun? Nasıl oluyor da her şeyini kendisine borçlu olduğun Rabbini diskalifiye ederek, kendinin tanrılığını iddia ediyorsun? Utanmadan nasıl oluyor da kıyâmetin kopacağını da zan-netmiyorum, bu saltanatımın biteceğini de ummuyorum diyerek Allah’ın haberlerini inkar ediyorsun? Nasıl oluyor da kıyâmet kopsa bile orada ben mutlaka istediğim hayatı elde ederim diyerek Allah’a akıl vermeye, Allah’a yol göstermeye ve ona ortaklık iddia etmeye kalkışıyorsun? Bunu nasıl yapabiliyorsun? Allah’ın yoktan var ettiği, Allah’ın topraktan çıkarıp adam ettiği bir varlık olarak, nasıl Ona isyan edebiliyorsun? Kendini bir nane mi zannediyorsun diyerek ısrarla onu hakka dâvet ettiğini görüyoruz. Burada inşallah şunları söyleyelim: Kesinlikle arkadaşlarımıza dikkat edelim. Kimlerle düşüp kalktığımıza, kimlerle beraber olduğumuza âzamî dikkat edelim. Yanıldığımız zaman bizi uyaracak, bizi cennete götürecek kimselerle arkadaşlık kuralım. Hani Tevbe sûresinde Rabbimiz öyle diyordu: “Ey inananlar! Allah'tan sakının ve sâdıklarla beraber olun.” (Tevbe 119) Allah’a karşı takvalı olun. Allah’a karşı kulluğunuzun bilincinde olun. Hep bir kulluk içinde olduğunuzun bilinci içinde yaşayın. Rabb’inizin emirlerine karşı gelmekten sakının ve sadıklarla, doğrularla beraber olun. Doğru söyleyenlerle, doğru yaşayanlarla beraber olun. İman iddiasında sadâkat gösterenlerle beraber olun. İman iddialarını, teslimiyet iddialarını eyleme dönüştürenler safında yerinizi alın. Sadıklarla, Kur’an ve sünnetin tasdikçileriyle beraber olalım. Sa­dıkane vahye bağlı olanlarla birlikte olalım. Değilse, bizi tam ve mükem­mel kabul eden, bizim yaptığımız her şeyi yalayıp yutanlarla beraber olursak helâkin eşiğinde olduğumuzu unutmayalım. Eğer biz böyle değil de karşımızdaki insanlar böyle ise, o za-man da inşallah şu arkadaş gibi olalım. Açıkça onlara bu yaptıkları-nın, bu tavırlarının yanlışlığını ortaya koyan mü’min gibi olalım. Bakın diyor ki: Seni topraktan yaratan, adam eden Allah’ı göz ardı ediyorsun öyle mi? O’nu örtüyor, örtbas ediyorsun öyle mi? Allahsız düşündün öyle mi? Yorumunu Allahsız ortaya koydun öyle mi? Sanki bu sahip oldukla­rın konusunda hiç Allah bölümü yok öyle mi? Allah’la ilgisi yok mu bunla­rın? Kendin mi yarattın kendini? Kendin mi buldun bu sahip olduklarını? Hiç çocuk olmadın mı sen? Hiç güçsüz olmadın mı? Hiç malsız, mülksüz olmadın mı? Seni topraktan yaratan Allah değil miydi? Halen şu andaki oluşumun topraktan sürmüyor mu? Topraktan yediğin gıdalar seni oluşturmuyor mu? Daha önce ananın, babanın sulbünde topraktan oluşmuş bir nutfeden, bir meniden meydana gel-medin mi? Ne diye bütün bunları unutuyorsun? Ne çabuk onlardan vazgeçtin? Seni adam eden Rabbini ne çabuk unuttun? Neden küf-rettin? Neden örttün? Neden gündeme almadın? Böyle bir gerçekle yüz yüze gelmek, böyle bir sözü duymak böyle kibir abidesi olmuş şımarık tiplere ne kadar ağır gelir değil mi? Böylece o mü’min kişi kendisiyle aynı kulvarda olmadığını, aynı yolu yürümediğini, aynı bakış açısını paylaşmadığını ortaya koymak için de dedi ki: Lâkin O senin göz ardı ettiğin, yaratıcılığını gizlemeye çalıştığın, unutmak istediğin Allah benim Rabbimdir. Ben O Rabbime hiçbir şeyi ortak koşmuyorum. Rabbimi hiçbir şekilde ortaklı düşünmüyo-rum. Sa­dece O’nu İlah ve Rab biliyorum. Ben hiç kimseyi ona ortak koşamam. Zîra yeryüzünde ona or-tak olacak başka varlık yoktur. Ne ekonomik güce sahip olanlar, ne siyasal nüfuza sahip olanlar hiç kimse Rab değildir. Hiç kimse hayata karışma hakkına sahip değildir. Allah’tan başka hiç kimse hayatı belirleme hakkına sahip değildir. Allah’tan başka hiç kimse insan hayatına yasa koymaya program belirlemeye yetkili değildir. Benim Rabbim sadece Allah’tır. Benim hayat programımı, mala bakışımı, dünyaya bakışımı, hareket tarzımı belirleyen Rabbim Allah’tır. Yaptıklarım konusunda hayatımda tek etkili varlık Allah’tır. Tüm yaptıklarımı yaptıran, sevdiklerimi sevdiren, küstüklerime küstüren, beni hareket ettiren Allah’tır. Ben boynumdaki ipin ucunu yalnız ona verdim. O nereye çekerse ben o tarafa giderim. Ben irademi ona teslim ettim. Ben onun benim adıma seçimini, seçim kabul ettim. Ben onun benim adıma belirlediği ve razı olduğu hayat neyse, düşünce neyse, bakış neyse ondan razı oldum ve ona teslim oldum. Ben onun hatırını senin hatırına ve yeryüzünde kim olursa olsun insanların hatırına tercih etmem. Onun için arkadaşım da olsan onun adına seni uyarıyor, seni tevbeye dâvet ediyor ve bu inanışından vazgeçmeye çağırıyorum. Evet işte mü'min kişinin dünyaya bakışı. Mü'min dünyaya imtihân için geldiğini, bu dünyaya kendisinin Rabbi tarafından getirildiğini, Rabbi tarafından yaratıldığını bilen ve imtihan için geldiği dünyada Rabbini unutup, Rabbine kulluğu unutup dünyanın süsüne ve ziynetine meyletmemesi gerektiğini bilen kişidir. İmtihan için yaratılan dünyalıklara gönlünü kaptırıp onu yegâne hedef ve şeref sebebi gör-memesi gerektiğini, hedef ve şeref olarak sadece Allah’a kulluğu ka-bullenmesi gerektiğini asla unutmayan kişidir mü'min. Onun için de Allah’tan başka hiç kimseden korkmaz o. Malı mülkü olanlar karşısın-da hakkı söylemekten çekinmez. Şımarık servet sahipleri karşısında onların ellerindekine minneti olmadığı için aşağılık kompleksine kapılıp ezilip bükülmez. Onların servetlerine, makamlarına, siyasal güçlerine güvenerek yedikleri nanelere asla göz yummaz. Onların yanında gerçekleri gizleyerek dilsiz şeytan olmaktan Allah’a sığınır. Çünkü mü'min izzet ve şerefi malda mülkte gören ve bunları kaybettiği zaman da izzetsiz ve şerefsiz hale gelen kimselerden değildir. Mü'min izzet ve şerefi Allah’ta, Allah’ın dininde, Allah’a kullukta, îmanda ve İslâm’da gören kişidir. Sûrenin bundan sonraki âyetlerini tanımak için 10. ciltte buluşmak üzere Allah’a emanet olun. Vel hamdü lillâhi Rabil âlemîn.