Kehf Suresine Dön

Kehfالكهف

41. Ayet

41Kehf Suresi
Mushafta Aç

اَوْ يُصْبِحَ مَٓاؤُ۬هَا غَوْرًا فَلَنْ تَسْتَط۪يعَ لَهُ طَلَبًا

“Ya da onun suyu toprağın derinliklerine çekilir de, onu (tekrardan) bulmaya güç yetiremezsin.”

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

39,40,41. “Bahçene girdiğin zaman, her ne kadar beni kendinden mal ve nüfuz bakımından daha az buluyorsan da: "Maşallah! Kuvvet ancak Allah'a mahsustur, demen gerekmez mi? Rabbim senin bahçenden daha iyisini bana verebilir ve seninkinin üzerine gökten bir felâket gönderir de bahçen yerle bir olabilir. Yahut suyu çekilir bir daha da bulamazsın" dedi.” Hiç olmazsa oraya, bahçene girdiği zaman bu Allah’ın dilemesiyle, Allah’ın izniyle olmuştur, bunu bana Allah vermiştir, Allah’tan başka güç kuvvet sahibi yoktur deseydin ya! Maşallah güç ve kuvvet ancak Allah’a aittir deseydin. Ne olurdu şu bağına girerken “Ya Rabbi sen dilemezsen olmaz. Sen dilediğin sürece vardır deyiverseydi. Malını mülkünü, gücünü kuvvetini Allah’tan biliverseydi. Öyle değil mi? Mal verir, Onun dilemesiyle olur, güç kuvvet verir, Onun dilemesiyle olur, evlât verir, Onun dilemesiyle, oğul verir, Onun dilemesiyle, kız verir Onun dilemesiyle, ilim verir, fırsat verir, imkân verir, hastalık ve-rir, sağlık verir hep Onun dilemesiyle. O dilemesiydi o vermeseydi nereden bulabilecektik bütün bunları? Öyle değil mi? Haydi analarımızdan doğduğumuz günden bir yıl öncesine gidelim. Neydik o dönem bizler? Bir topraktık değil mi? Peki bizi o topraktan kim yarattı? Biz kendi kendilerimizi mi yarattık? Ben kendi kendimi yarattım diyorsan, haydi kendin gibi bir daha yaratsana bakalım? Veya beni işte falan kişi yarattı filan diyorsan hani onlar gözümüzün önünde bizim gibi birilerini de yaratsalar ya? Şu ölen çocuğunu geri getirseler ya? Şu ölen komşunun ömrünü bir yıl kadar uzatsalar ya? Hayır hayır, bütün bunları yapan, yaratan Allah-tır. Allah dilemedikçe hiçbir şey olmaz. Güç ve kuvvet bütünüyle Allah’a aittir. Yâni eğer şu anda bizler bir şeyler yapmayı, bir şeyler dü-şünmeyi, bir şeyler ortaya koymayı becerebiliyorsak bilelim ki bu Allah’tandır. Allah’ın izin vermesi ve dilemesiyle olmuştur. Her ne kadar mal mülk yönünden çoluk çocuk yönünden beni kendinden alçak görüyor, kendinin üstünlüğünü savunmaya çalışıyorsan unutma ki Rabbim seninkinden daha güzelini bana verebilir ve senin bahçenin üzerine de gökten bir azap, bir felâket gönderip bahçeni yerle bir edebilir. Yahut suyunu Allah çekip alıverir de sen bir yerlerden asla su bulamazsın. Gerçi sana göre benim bunları sana söylemeye hiç de hakkım yok değil mi? Benim senin gibi malım yok, mülküm yok, siyasal gücüm de yok. Sana göre ben söz söylemeye yetkisi olmayan gariba-nın biriyim. Ama gel istesen beni bir dinle de şöyle bağına, bahçene girerken şöyle deyiver; Ya Rab, bütün bunlar sen istediğin için var, senin istediğin süre var, sen istemediğin süre yoktur. Çünkü güç de senden, kuvvet de, im­kân da senden, fırsat da. Mümkün mü sen izin vermeden bunlara sahip olmak? Keşke öyle deseydin. Dikkat ederseniz bu sûre bize böyle bir edep açtı. Yarın yapa-ca­ğımız bir şey konusunda inşallah diyeceğiz. Bize verilen bir imkân ve fırsat konusunda da maşallah diyeceğiz. Yâni sabah akşam, yaptığımız yapacağımız her işte Allah’ı gündemde tutacağız. İnşallah di-yeceğiz, maşallah diyeceğiz, sübhanallah diyeceğiz, elhamdülillah di-yeceğiz, lâ havle velâ kuvvete illâ billah diyeceğiz. Hep Rabbimizle beraberliğimizin bilincinde ve O’nun koruması altında olacağız. Rasû-lullah Efendimizin bir hadisinden hatırladığıma göre; “eğer bir şeyden hoşlanmışsak maşallah lâ havle velâ kuvvete illâ billah” deyin. Böy-lece ona bir kötü bakıştan kendinizi korumuş oluruz, ya da o konuda kendimizi her hangi bir kötü düşünceye saplanmaktan korumuş oluruz. Bir şey gördünüz. Mal, mülk, ev, bark, para, pul, çocuk, insan. Çok hoşlandınız. Ama hemen o konu­daki inancınızı gündemde tutarak maşallah dediniz. Yâni bunu var eden Allah’tır. Bunun varlık sebebi Allah’tır. Yâni bunu buna veren Allah’tır. Allah verdiği için bu, bu adamda var. Allah hikmet sahibidir. Allah yanılıp şaşırmaz. Allah âdildir, zulmetmez. Allah’ın yaptığı her şey güzeldir. Öyleyse bu malın, bu eşyanın, bu paranın, bu çocuğun, bu bahçenin, bu zekanın, bu ilmin bu adamda olması güzelmiş ki Allah ona vermiş. Allah onu ona mübarek kılsın demek durumundayız. Böyle değil de; Aa! Oo! Diye başladınız mı haset, fesat açığa çıkacaktır. Evet adamlığını kendi güç ve kuvvetine, kendi başarılarına, çalışıp çabalamasına bağımlı kılan birisiyle adamlığını, varlığını Allah’a, Allah’ın yardımına, Allah’ın güç ve kuvvetine bağımlı kılan birisinin mukayesesi anlatılıyor. Varlığını ve her şeyini kendinden bilen birisiyle her şeyini Allah’tan bilen iki adam anlatılıyor. Varlığını ve her şeyini Allah’tan bilen adam ötekisine diyor ki varlığınla, bağın bahçenle bana karşı üstünlük iddia ediyorsan, Allah belki bana seninkilerden daha hayırlısını verir. Senin cennetinden daha hayırlı cennetler verir bana, hem dünya cennetlerinden hem de âhiret cennetlerinden diyor, Allah’a güveniyor, veren ve alanın Allah olduğunu söylüyor. Evet dün Mekke’de gariban gibi gördüklerine Allah çok kısa bir süre sonra dünyanın bağlarını bahçelerini verdiği gibi âhiretin en güzel cennetlerini de veriverdi. Tüm yeryüzünün egemenliğini onlara verdi. Tüm dünyayı onlara verdi. Görünüşte gariban görünenler bir kaç yıl sonra tüm dünyanın iktidarına sahip olurken o güçlü gibi görünenler ve onlara zulmetmeye çalışanlar da yok olup gittiler. Garibanlar dünyada dünyanın egemenliği kendilerine verilirken, öbür taraf da âhiretin cennetleri verilecektir kendilerine. Evet mü'min arkadaşı o gururlu kişiye diyordu ki bu elindekilerle, bu Allah’ın sana lütfettikleriyle bana üstünlük taslamaktan vaz geçip bunu sana veren Rabbine karşı nankörlükten etme. Değilse Allah sana gökten bir azap indirir de; o bağın bahçen kupkuru bir toprak haline geliverir. Yahut onu canlı hale getiren suyu çekiliverir de sen onu bir yerlerden bulup getiremezsin diyerek Allah’ın gücünü kudretini ona hatırlatmaya çalışıyor. Ne kadar hoş ifadeler, ne güzel uyarılar değil mi? Bakın onun durumunu çok güzel değerlendirdikten sonra diyor ki; istersen benim tarafımı da bir değerlendireyim. Sana göre benim malım, mülküm yok öyle mi? Fakir olduğum için beş para etmem öyle mi? Sen benden daha kalabalıksın öyle mi? Ama dü­şünür müsün, Rabbimden ümit ederim ki Rabbim şu senin sahip oldukla­rından çok daha hayırlılarını bana verir. Hattâ bana verdiği bir yana, se­ninkilerin üzerine de kavurucu, yakıcı, mahvedici bir âfet gönderir de, bir de bakmışsın ki yerle bir oluvermiş. Yahut da sularını kurutuvermiş de işini bitirivermiştir. Öyle değil mi ama? Bu ihtimal her an herkes için yok mu? İşte eline aldığı üç beş parça malı satmaya başlar birileri. Seyyar bile de-ğildir hattâ. Sadece elindedir tüm malı. Veya sırtındaki küçük bir çantasının içindedir tüm sermayesi. Ama sonra bir de bakarsınız ki bir dükkân, sonra ardiyeler, depolar, fabrikalar, şubeler, merkezler olmuştur. Sonra malının, menkullerinin, gayri menkullerinin hesabını bile bilemez olmuş­tur. Ama veren Allah alamaz mı? Bir de bakmışsınız ki tekrar başa dö­nüvermiş. Bilmeyenler için, önceki durumunu yükseklik görenler için ne kadar düşüklüktür bu değil mi? Tabii eğer malla beraberlik yükseklik ise, üstünlük sebebi ise, malsızlık da elbette alçaklık olacaktır. Halbuki han­gisinin alçaklık, hangisinin yükseklik olduğu, hangisinin kazançta, hangi­sinin kayıpta olduğu yarın belli olacaktır. Bunu önceki derslerimizde an­latmaya çalıştık. Bağına girdiğin zaman mâşâllah lâ kuvvete illâ billâh de. İşte burada yine sûrenin mihenk taşı yine gündeme getiriliyor. Âdeta sûrenin ruhudur bu konu. Rabbimiz daha önce peygamberine aynı uyarıda bulunmuştu. Ey peygamberim! Başlayacağın, niyetlendiğin her işini Allah’a havale et! Her işini Onun dilemesine bağlı kıl! Yapacağın hiçbir şey hakkında ben bunu herhalde yarın yapacağım deme! Meğer ki o işini Allah’ın dilemesine bağlamış olasın! Unuttuğun zaman da Rabbini an! Ve umulur ki Rabbim beni bundan daha yakın bir hayra ve muvaffakiyete erdirir de! Buyurmuştu. Bakın burada da aynı uyarı bir daha geliyor. Artık böylece Allah’ı sebepler üstü mutlak bir egemen bilip her işini Ona havale eden bir mü’min sebeplere, eşyaya asla boyun eğmeyecektir. Bu mâşâllah ve inşallah ifadeleri meşieti, dilemeyi ve yaratmayı sadece Allah’a veren, nefse, iradeye ve tüm eşyaya bağlanıp kalmayı kökünden kazıyan bir iman ve teslimiyet gerçeğidir. Maddeyi, eşyayı, gücü putlaştırmış şu medeniyetin kör gözünün bunu anlaması mümkün değildir. İşte görüyoruz. Üç yıllık, beş yıllık planlar yapıyorlar. Şu kadar yılda şu kadar ekonomik güce ulaşacaklarını söylüyorlar. Fakat haberleri yok ki her şeye egemen olan Allah onlara gülüyor. Mal eksikliği, bolluk, darlık, ölüm, açlık, yağmur, rızık, bereket, sel felâketleri, deprem, zelzele gibi Kadir-i Mutlak’ın takdirleri sonucu tüm hesaplarının altüst olacağını hesap edemiyor-lar. Gerekli olan tüm hesapların, tüm tedbirlerin ötesinde her şeye ilâhî iradenin hakim olduğunu göz ardı ediyorlar. Ve işte maddeye dayanan günümüz materyalist medeniyet anlayışıyla gayba imana dayan İslâm medeniyeti arasındaki en bariz farklılık bu noktada kendini gösteriyor. Bakın mü’min arkadaşı adamı bununla uyarıyor. Diyor ki bu taksimi yapan Allah’tır. Hayata egemen olan Allah’tır. Sebepler her zaman Allah’ın elindedir. Allah’ın dilemesiyle, Allah’ın sebeplere müdahalesiyle bugünkü şâki yarın mü’min, mü’min de şâki olabilir. Bugünkü zengin yarın fakir, fakir de zengin olabilir. Evet aralarında bu konuşma geçtikten sonra bakın olup bitenleri Rabbimiz şöyle anlatır. Bundan sonra birden bire Rabbimiz bizi o canlı, o cıvıl, cıvıl görkemli bahçe manzarasından alıyor ve felâket, yokluk, hasret ve ölüm tablosunun önüne çekiyor. Az evvelki gurur, kibir, şımarıklık, Allah’a karşı eyvallahsızlık, fakir arkadaşa karşı atılan havalar birden bire bir hasret, bir pişmanlık ve bir yıkılış havasına dönüşüyor.