Kehf Suresine Dön

Kehfالكهف

48. Ayet

48Kehf Suresi

وَعُرِضُوا عَلٰى رَبِّكَ صَفًّاۜ لَقَدْ جِئْتُمُونَا كَمَا خَلَقْنَاكُمْ اَوَّلَ مَرَّةٍۘ بَلْ زَعَمْتُمْ اَلَّنْ نَجْعَلَ لَكُمْ مَوْعِدًا

Saflar hâlinde Rabbine arz edileceklerdir. Andolsun ki sizi ilk defa (nasıl) yarattıysak, (çıplak, yalnız, sünnetsiz, tüm ünvanlardan arınmış, sade bir kul olarak yine) bize öyle geldiniz. (Hayır, öyle değil!) Size bir buluşma zamanı tayin etmediğimizi sanmıştınız.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

48. “Dizi dizi Rabbine sunulduklarında onlara: "Andolsun ki, sizi ilk defa yarattığımız gibi Bize geldiniz. Sizi bir yere toplamak için söz vermediğimizi iddia etmiştiniz değil mi? " denir.” Saf saf insanlar Rablerine arz edilmişlerdir. Herkes saf saf Al-lah’ın huzuruna, Allah’ın mahkemesine arz olunacaklar. Hem de bize geldiniz ilk yaratıldığınız gibi. Sizi ilk yarattığımız biçimde bizim huzurumuza geldiniz. İnsanlar ilk yaratıldıkları gibi Allah huzuruna geliyorlar. Çırılçıplak, güçsüz kuvvetsiz, malsız mülksüz, akılsız bilgisiz, evsiz barksız ilk yarattığım gündeki gibi huzuruma geldiniz. Ne malınız var ne mülkünüz, ne bilginiz var, ne aklınız, ne bağınız var ne bahçe-niz, ne atınız var ne arabanız, ne hocalığınız var ne hacılığınız, ne diplomanız var ne doktoranız. Tıpkı sizi dünyaya ilk getirdiğim gibi huzuruma geldiniz. Şairin dediği gibi; “Hatırından çıkmasın uryan cihana geldiğin, Nice kim geldin, yine anın gibi gitmen gerek. Dünyaya çırılçıplak geldiğini unutma! Ama nasıl geldiysen öy-le git. Günahsız geldin, âciz olduğunu bile bile geldin, malın mülkün, ipin sapın yoktu geldin, yine aynen öyle gitmeye çalış. Keşke bu hiç hatırımızdan çıkmasa. Bu hayat böyleymiş, bu hayatı var eden kurallar koymuş, biz O’nun istediği gibi yaşamak ve sonunda yine O’nun huzuruna gideceğiz gerçeği hep hatırımızda olsa güzel olacak. Yaşantımız hep ölüme ve sonunda dirilişe doğru programlansa bu hayat çok kolay olacak. Ama heyhat ki insanlar; nasıl olsa öleceğiz, bari yaşarken bu dünyadan kam alalım diye bir hayat yaşamadan yanalar. Evet tıpkı yaratıldığımız günkü gibi çırılçıplak Allah zuruna gideceğiz. Hani Müddessir sûresinde bu konuyu Rabbimiz şöyle anlatıyordu: “Ey Muhammed! Tek olarak yaratıp, kendisine bol bol mal, çevresinde bulunan oğullar verdiğim ve nîmetleri yaydıkça yaydığım o kimseyi Bana bırak. Bir de verdiğim nîmetten artırmamı umar; Hayır; hayır; çünkü o, Bizim âyetlerimize karşı son derece inatçıdır (Müddessir 12,13,14) Peygamberim sen onu ve benzerlerini bana bırak diyor Rab-bimiz. Kim o? Şu yapayalnız yaratılanı, yalnızca yarattığımı. 1. Ana karnındayken, malı, mülkü, çevresi, hanımı, akrabası, bilgisi, ilmi, irfanı, gücü kuvveti olmadan kendi başına. Hiçbir şeysiz yapa yalnız, güçsüz kuvvetsiz bakışsız, görüşsüz, konuşmasız; işte öyle yarattığımı sen bana bırak... 2. Diğeri ise bizzat Cenâb-ı Hakkın kendisine râci anlamına gelecek. Yâni yaratma konusunda kimseye ihtiyacım olmadan, kimseyi yardıma çağırmadan, ben yapayalnız yarattığımı sen bana bırak! Bu hepimizi ilgilendiren bir tehdit unsuru. Ne oluyor yâni? Yapa yalnızdık, kimsesizdik, hiçtik, bir şeyimiz yoktu, Allah da bizi var etmek için kimseye sormamış, danışmamış, kimseden yardım falan da almamış, öyleyse ne bu halimiz? diyeceğiz... Allah peygamber ve peygamber yolunun yolcularına diyor ki "Sen onu bana bırak! Başka ne özellikleri varmış bu kişinin? Malı uzun uzadıya uzatılmış, malı, mülkü, arâzisi, çiftliği, neleri neleri vardı. Kim bu? Sen ben bizim oğlan. Tüm piyasadaki zenginler. Yazlıkları, kışlıkları, evleri atları arabaları bulunanlar. 30 yıl önce neyimiz vardı? Bir beş yıl daha gidin, neyimiz vardı? Biraz daha ileri gidin, baba evinde kendimize ait bir evimiz olmadığı gibi evde bize ait bir bölümümüz, bir odamız bile yoktu neydik yâni? Gücümüz neydi? Bilimiz neydi? Babamızıanamızı bilmediğimiz gibi kendimizi bile bilmiorduk. Fırsatımız, imkânımız neydi? Niye? Şimdi kendimizde ne görüyoruz da? Yokluğu ne çabuk unutuyoruz? Hani kefenin cebi yok ki bir şeyler götürelim diye biz söz söylenir. Düşününce biraz var gibi geliyor bana. Hattâ kefenin cebi o ka-dar büyük ki oraya tüm amellerimiz konulacak, düşündüklerimiz, niyet ettiklerimiz, ihmal ettiklerimiz konacak. Evimiz barkımız, malımız mülkümüz, eziyetlerimiz, sabırlarımız, yiyip içtiklerimiz, biriktirip büyüttüklerimiz, şükür ve hamdlerimiz, isyanlarımız, günahlarımız hülâsa her şeyimiz oraya konmuştur. Onların tümü mezara bizimle beraber gitmektedir. Hani Resûlullah Efendimizin öyle bir hadisi vardı değil mi? Ki-şi ölünce üç şey onunla birlikte mezarın yanına kadar gider. Birincisi, malı mülkü, serveti samanı. İkincisi, oğlu kızı, eşi dostu, akrabası ya-ranı. Üçüncüsü, imanı ve salih amelleri. O mezara konunca ilk ikisi geri döner, sonuncusu onunla birlikte mezara girer. Öyleyse neyin peşinde olduğumuzu bir düşünelim. Yarın bizimle birlikte mezara gi-recek, orada bize hayat arkadaşı olacak iman ve salih amellerin mi peşindeyiz, yoksa bizi orada terk edecek şeylerin mi peşindeyiz? Evet Rabbimiz buyurur ki onu yalnız yaratmıştım, yapayalnız, hiçbir şeye sahip olmayarak yaratmıştım da sonra: Sonra da ona malen memdûd verdim. Bu memdud kelimesi üç anlama geliyormuş 1: Kesintisiz demektir. Yâni sürekli, kesintisiz, ay be ay gelen, geliri olan demektir. Yapayalnız yarattım, tuttum ona mal verdim, ben verdim onu! Niye unutuyor bunu? Sonra ortada gezip dolaşan, gözünün önünde gezip dolaşan çocuklar verdim ona. 5 tane, 10 tane, 13 tane çocuk verdim ona. Bu kim? denecektir o zaman. İşte Velid Bin Muğire, Halid Bin Velid’in babası. Değilse bize de öyle, Allah bize de çoluk çocuk verdi. Başka? Başka neler vermiş Allah ona? "Ve ona döşedim de döşedim" Fırsat verdim, güç kuvvet verdim, şan şeref verdim, riyaset verdim. İster ki daha da ziyâde edilsin ona. Öyle haris ki her şey onun olsun ister. Hep cennete gidecek o olsun, ya da daha çok malı mülkü olsun ister. 300'le yaşarken 500'e doymaz gibi. Hayır hayır, mümkün değil, çünkü bizim âyetlerimize karşı pek inatkar, anut davranıyor. Buradaki "Âyâtina" dan maksat: A: Kur’an-ı Kerîmidir denmiş. Allah’ın kitabına karşı pek anud davranıyor. B: Bir de hak olan hakikat olan her şeydir denmiş. Yâni hak olan hakikat olan şeylere karşı anûd davranıyor, inatçı davranıyor. C: Ya da Rasûlullah Efendimizdir denmiş. Allah’ın Rasûlüne ve onun sünnetine karşı da inatçı davranıyor ihtiyaçsız ve eyvallahsız davranıyor. Yâni hakka istinat etmeyen îmanın devamcısı anlamına inatçı diyoruz. Âyet ne derse desin o bildiğini okuyor, Kur’an ne derse desin, Rasulullah ne derse desin o bildiğini okuyor. Ya da kitaba rağmen, peygambere rağmen kendi kendine yol bulmaya çalışıyor. Kitaba ve peygambere yol sormadan kendi kendine bir hayat yaşamaya çalışıyor. Evet sizi ilk defa yarattığımız gündeki gibi tekrar huzurumuza getireceğiz. Siz buna inanmıyordunuz. Sizi tekrar sizi diriltmeyeceğimizi zannediyor, hesap kitap yok diyor ve hayatınızı bu inanca bina ediyordunuz. Aslında yaşadıkları hayatın kendilerini ateşe doğru götürdüğünün farkında olan insanlar vicdanlarını susturabilmek için di-rilişi reddetmeye çalışıyorlar. Yahudi ve Hıristiyanların derdi de işte budur. Ne diyorlardı adamlar? Efendim Allah gökleri ve yeri yaratırken çok yoruldu da cu-martesi veya pazar günü dinlenmeye çekildi. Niye söylüyorlar bunu? Şunun için: Efendim birincide yorulan ikinciyi hiç beceremez demeye getiriyorlar hainler. Yâni yeniden dirilişi inkâr edecekler, dertleri budur. Bakın Kaaf sûresi bu konuyu şöyle anlatıyordu: “Biz ilk yarışta yorulduk mu? Hayır; onlar yeniden yaratılmaktan şüphe etmektedirler.” (Kaaf 15) Ne yâni biz ilk yaratışta yorulduk öyle mi? Biz ilk yaratışta sanki aciz kalıp yorgun mu düştük ki tekrar sizi ikinci defa yaratamayacağız? Yani gerek kendilerini, gerek başka varlıkları ilk defa yaratırken kudretimizi ortaya koymuş değil miyiz ki ikinci defa yaratışı uzak görüyorlar? İlk defa kendilerini yaratırken aciz kalıp birilerinden yardım mı istedik ki ikinci yaratışa güç yetiremeyeceğimiz zehabına kapılıyor bu adamlar? Eğer bu iş zannettikleri kadar zor ve imkânsızsa ilk defa yaratmak zordur. İşte gördükleri gibi biz gökleri, yeri, göktekileri ve yerdekileri yaratırken sanki yorulduk ta tekrar onları diriltemeyeceğimizi mi zannediyorlar? Yok ya Rabbi, sen zaten bizi ilk defa yaratırken yorulmuştun, ikinci yaratılışımızı beceremezsin diye Allah’a iftira atmaya çalışıyorlar. Hayır hayır onlar yeniden diriliş konusunda şüphe içindeler, kuşku içindeler, çelişki içindedirler. İlk yaratışı kabul etmekle beraber, şu anda var olduklarını bilmekle beraber, şu içinde yaşadıkları düzenin kuruluşunu, yaratılışını görmekle beraber işi karıştırıp içinden çı-kılmaz hale getirmeye çalışıyorlar. İkinci yaratış konusunda hiç şüphe etmesinler ki onları yenibaştan yaratacağız ve hesaba çekeceğiz. Zaten dertleri işte budur. Tüm dertleri yaşadıkları bu hayatta hesap kitap gündeme gelerek iştahları kaçmasın, işleyecekleri suçları rahat işlesinler, rahat rahat zulmetsinler, rahat rahat kan içsinler, öldürsünler, diledikleri gibi bir hayat yaşasınlar ve sonunda bir diriliş ve hesap olmasın. Sümen altı edilsinler, yaptıklarının hesabı sorulmasın, tüm yaptıkları yanlarına kâr kalsın. Yeniden dirilişi imkânsız görerek reddedişlerinin altında yatan sebep işte budur.