49. “Amel defteri ortaya konunca, suçluların, onda yazılı olanlardan korktuklarını görürüsün, "Vah bize, eyvah bize! Bu defter nasıl olmuş da küçük büyük bir şey bırakmadan hepsini saymış! derler. İşlediklerini hazır bulurlar. Rabbin kimseye haksızlık etmez.” Kitap da ortaya konulmuştur. Kur’an ortaya konulmuştur. Ya da insanların amel defterleri ortaya konulmuştur. Herkes defterini al-mış, bu ana kitapla karşılaştırma imkânı bulmuştur. Dünya hayatındaki dosyaları sicilleri ortaya konunca, tıraşları gözlerinin önüne inince mücrimler alel acele kitaplarına şöyle bir göz atarlar. Kitaplarının içindekilerden dolayı hesaplarının zorluğundan dolayı korkularından tirtir titremeye başlarlar. Çünkü o zalimler Rablerini tanımamışlar, Rablerinin hayat programıyla ilgilenmemişler, hattâ kendilerini Rab bilmişler ve şimdi inkar ettikleri O Rab onları hesaba çekecek. Derler ki vah bize! Eyvah bize! Yazıklar olsun, bu kitap da nasıl bir kitapmış ki ne büyük günahlarımızı koymuş, ne küçüklerini koymuş, hepsini sayıp tesbit etmiş! Ne gizlide işlediklerimizi koymuş, ne açıkta işlediklerimizi koymuş, hepsini yazmış, hepsini tespit etmiş. Halbuki biz şunları, şunları hiç kimsenin göremeyeceği ıssız bir ormanda işlemiştik! Şunları, şunları önemsiz zannetmiştik! Ne bü-ük koymuş, ne küçük koymuş, ne gizli demiş ne aşikâr demiş hepsini tesbit etmiş. Halbuki dünya hayatında zalimlerin haberleri yoktu hiçbir şeyden. Haram helâl aramamışlardı hayatlarında. Zulmetmişler, haksızlık etmişler, inkar etmişler, duymazdan gelmişler, müstekbirce davranmışlardı. Ne yapmışlarsa tüm amellerini karşılarında buluyorlar. Amellerinden dolayı değerlendirilecekler şimdi. Hani dünyadayken bu zalimler amellerimizden dolayı bizi değerlendirmeye çalışmıyorlar mıydı? Dosyalıyorlardı ya mü'minleri. Şimdi de onların dosyaları alabildiğine kabarıktır. Zulmettikleri insan sayısınca dosyaları kabarık olacak. Kimileri bir milyona zulmetmişse bir milyonluk bir dosya, beş milyona zulmedenlerin dosyaları beş milyonluk, tüm yeryüzü insanlığına zulmedenlerin dosyaları o kadar kabarıktır. Dünyada müslümanları dosyalamaya çalışan, müslümanlara dosyalar hazırlayanlara orada dosyalar hazırlanmıştır. Dosyaladığı müslüman sayısınca orada, onlara dosyalar açılmıştır. Dosyalar birer birer açılacaktır. Zulmettikleri insanların dosyaları, haklarını yedikleri insanların dosyaları, bombaladıkları insanların dosyaları, aç bıraktıkları, sömürdükleri insanların dosyaları birer birer açılmaya başlamıştır. Ya da kitap açılmıştır. Onların kendisiyle yargılanacakları Allah’ın kitabı açılmış ve onunla yargılanma başlamıştır. Her bir dosya açıldıkça zalimler amellerini ve amellerinin karşılığını orada hazır bulacaklar. Allah hiç kimseye zulmetmemektedir. Bu amelleri kendileri işlemiştir. Kendi amellerinin karşılığıdır bunlar. Değilse yapmadıkları, işlemedikleri suçlardan ötürü Allah hiç kimseyi cezalandırarak zul-metmez. Ya da başkalarının günahlarını yanlışlıkla bir adamın defte-rine yazarak işlemediği günahlardan ötürü ona zulmetmez. Yaptıklarının bir kısmını zayi etmek sûretiyle Allah kimseye zulmetmez. Hayır hayır Allah hiç bir haksızlık yapmaz bunlar bu adamın bizzat dünyadayken kendi elleriyle işlediği amellerin değerlendirilmesidir. Evet insanlık bu kitabın hükümleriyle yargılanacaktır. Bu zalimler yeryüzünde bir tek kitap bırakmamak için mücâdele verip yeryüzündeki tüm kitapları yok etmeyi becerseler de sonunda yine yargılanmaları bu kitapla olacaktır, bu kitaba göre olacaktır. Hükmü bu kitap verecektir. Evet kitap açığa çıkmıştır. Mücrimler, suçlular, kâfirler perişan oluyorlar, ne yapacaklarını şaşırıyorlar. Yazıklar olsun bize, bu kitaba da ne oluyor ki büyük küçük hiçbir şeyi bırakmamış, hepsini tespit etmiş? Hayır hayır onlar amellerini onda hazır bulmuşlardır. Kitaptan ve peygamberden uzak bir hayat yaşayanlar, yaptıklarını ve yapmadıklarını kitap kaynaklı belirlemeye yanaşmayanlar o gün kendi amelleriyle, kendi kitaplarıyla baş başa kalınca perişan oluyorlar. Niye? Ne var? Ne oluyor? Kim yazdı o kitabı? Kim yazdırdı orada olanları? Kim yaptı onları? Kim işledi o amelleri? Siz kendiniz yapmadınız mı onları? Siz kendiniz yazmadınız mı o kitabı? Size ait değil mi o ameller? Daha önceki derslerimizden birisinde söylemiştim, yeri gelmişken bir daha söyleyeyim: Amellerimizi, amel defterlerimizi yazanlar meleklerdir, ama as-lında yazan, yazdıran biziz. Bizim amellerimizin tespiti ve yazılması hususunda melekler tıpkı bizim elimizdeki kalem veya daktilonun tuş-ları mesabesindedirler. Öyle değil mi? Eline kalemi alıp bir şeyler ya-zan bir kimseye; bunu kim yazdı diye sorsalar ne der? Bunu kalem yazdı, yahut daktilonun tuşları yazdı filan mı der, yoksa bunu ben yazdım mı der? Ben yazdım der değil mi? Kalem yazdı, ama ben yazdım, ben yazdırdım kaleme veya daktiloya. İşte bizim amellerimizin yazıcısı, yazdırıcısı da biziz. Melek yazıyor ama, yazan ve yazdıran aslında biziz. Yâni sanki adam eline daktiloyu alıyor, A tuşuna basıyor ve A yazıyor, sonra da diyor ki, a ne oluyor buna yahu? Niye yazdı bunu? Demeye hakkı var mı? Yâni başkasını mı yazsaydı? Sen A yaz diye o tuşa bastın, o da onu yazdı. Sen bir yazarsan bir yazar, yok yazarsan yok yazar, var yazarsan var yazar kalem. Sen ne yazarsan onu yazar daktilo. Daktilo isyan etmez, sen isyanda kullanıyorsun onu. Ama adamlar şaşkınlıktan böyle diyorlar. Hani şaşıran adam hanımına teyze teyze dermiş. Nitekim şaşkın ördek başın kor kıcından dalar göle derler ya işte aynen o gibi şaşırıyorlar adamlar da diyorlar ki; ne oluyor bu kitaba? Büyük küçük her şeyi sayıp dökmüş. Adamlar bomboş bir kitap bekliyorlar. Peki madem defter bomboş da hani o zaman senin kulluğun denilmeyecek mi? Hani nerede kulluk? Sen hiç dünyada yaşamadın mı? Hiçbir şey yapmadın mı? Ey Kehfi tanıyanlar, bazen bazen düşünmeli, kendi kendimize sormalı değil miyiz? Acaba ben bugün meleklere ne yazdırdım? Acaba bugün benim defterime neler yazıldı diye düşünmek zorunda değil miyiz? Yatınca mı, kalkınca mı? Bizim için herhalde yatarken çok zor. Efendim tam yatarken dükkanı getirdik yatağın ucuna, tezgahı getirdik yorganın yanına, çekler, senetler yastığın yanında ve sızmışız o kadar. Ama kalkınca da zor. Kalkmışız, koltuğa yaslanmışız, karşımızda ekranda bir şeyler gelip geçiyor derken haydi dükkana. Yahu ne zaman düşüneceğiz bunu? Ne zaman hesaba çekeceğiz kendimizi? Ben bugün meleklere ne yazdırdık? Ne zaman düşüneceğiz bunu? Ne zaman muhasebe edeceğiz kendimizi? Ama şurasını da unutmayalım ki, yanlışlar ve doğrular bilinmeden yapılan muhaseberin de hiçbir değeri olmayacaktır, bunu da unutmamalıyız. Yanlışların ve doğruların ortaya koyucusu kitap ve sünnet tanınmadan yapılan kontroller de boş olacaktır. Vahyi tanımayan insanlar elbette kendilerini hep doğruda kabul etmeye devam edeceklerdir. Yemeleri doğru, içmeleri doğru, kılık kıyafetleri doğru, her şeyleri doğrudur onların. Öyleyse kendimizi hesaba çekişte kıstas kitap olmalıdır. Vahiy eşliğinde bir muhasebeden yana olmalıyız. Yâni önce Kur’an’dan bir şeyler öğrenelim, sonra da acaba ben bu öğrendiğimden meleklere bir şeyler yazdırabildim mi diyelim. İşte o zaman güzel olacak bu mu-hasebe. İşte böyle bir hesap bizi cennete götürecektir. Değilse kendileri dalâlette olduğu halde hep hidâyet üzere zannedip yarın eyvah diyenler gibi olmaktan kurtulamayız Allah korusun. Amel defterlerini ellerine alma konusu gündeme gelince, hatırladığım bir hadisi de burada nakledeyim inşallah: Resûlullah efendimiz buyurur ki; yarın müslümanlar da amel defterlerini ellerine alınca, onlar da biraz şaşkınlık geçirecekler. Eyvah, şu da, bu da var dercesine bir sıkıntı yaşayacaklar. Ama ikinci defa bakınca bir de ne görsünler onların hepsi silinivermiş, tertemiz bir sayfa halini alıvermiş. Melekler hemen fısıldayacaklar; geçmiş olsun tevbe etmişsin, istiğfar etmişsin, pişman olmuşsun, onun üzerine, o hatayın üzerine birkaç salih amel işlemişsin de Allah onları silivermiş. Âyet neredeydi? Evet işte burada: “Gündüzün iki ucunda ve gecenin gündüze yakın zamanlarında namaz kıl. Doğrusu iyilikler kötülükleri giderir. Bu, öğüt kabul edenlere bir öğüttür.” (Hûd 114) Gündüzün iki tarafında, yâni sabah ve akşam ve geceye yakın zamanlarda namazı ikâme edin. Beş vakit namazı ikâme edin. Çünkü muhakkak ki iyilikleriniz kötülüklerinizi giderir. Hasenatınız seyyiatınızı yok eder. İşte bunun için bize namazı emrediyor Rabbimiz. Bize olan sonsuz rahmetinin gereği namazı emrediyor. Namazların arasında işlenen günahların silinmesi için gösteriyor bize namazı. Namaz iki namaz arasındaki günahların affına sebeptir. Görüyor musunuz? Rabbimiz bize rahmeti gereği bir günün aralarını namazlarla ayırmış ve o zamanlar içinde işlediğimiz günahları o namazlarımızla silmeyi murad buyurmuş. Bakın bir gün bir günah işleyen bir sahâbe Rasulullah’a gelerek: Ya Rasulullah! Ben yapılmaması gereken bir şey yaptım! Evi-mize bir şey istemeye gelen bir komşumun karısına bakılmaması gereken bir bakışta bulundum! Benim durumum ne olacak? Allah için söyle yoksa ben helâkte miyim? der. Rasulullah efendimiz bir süre sükut eder ve işte bu âyet-i kerîme inzal buyurulur: “Gündüzün iki ucunda ve gecenin gündüze yakın zamanlarında namaz kıl. Doğrusu iyilikler kötülükleri giderir. Bu, öğüt kabul edenlere bir öğüttür.” Evet namaz kıl, çünkü iyiliklerin kötülüklerini giderir buyuruyor Allah’ın Resûlü. Demek ki namaz artının eksileri götürdüğü gibi kişinin günahlarını götüren, silip süpüren bir ibadettir. Çünkü namaz başlı başına bir tevbe, bir yöneliş ve Allah’tan yardım isteme makamıdır. Buhârî ve Müslim’de verilen nehir misâli bu türdendir. Allah’ın Resûlü sizden birinizin evinin önünden bir nehir aksa ve her gün beş defa bu nehirde yıkansa o kimse de kir kalır mı? Buyurur. Sahâbe-i kirâm efendilerimiz de elbette kalmaz deyince, Allah’ın Resûlü buyurur ki, işte beş vakit namaz da bu nehir gibi hataları siler, yıkar gider buyurur. "Beş vakit Namaz aradaki işlenenlere kefarettir, Ramazan da iki ramazan arasında işlenenlere kefarettir, büyük günahlardan sakınıldığı müddetçe" (Buhârî,Müslim) Ebu Dâvûd, Tirmizî, İbni Mâce’nin Hz. Ebu Bekir efendimizden şunu rivâyet ederler: “Bir adam Rasulullah’a gelip: Ya Rasulallah ben bir suç işledim, Allah’ın kitabında cezam nedir? Onu ikâme et dedi. Rasulullah bir süre sükut buyurdu. Nihâyet namaz vakti geldi. Sahâbeyle birlikte namazı kıldılar. O adam Rasulullah’a dönüp bir daha tekrarlayınca Rasulul-lah şöyle buyurdu: “Söylesene! Sen bizimle birlikte namaz kılmadın mı? Allah senin haddini affetmiştir.” Evet büyük günahlardan, Kebair’den sakınıldığı müddetçe iki namaz arasında işlenen ufak tefek günahlara bu namazlar kefarettir. Ramazan da böyledir. İki Ramazan arasında işlenmiş günahlara da Ramazan kefarettir. Burada Resûlullah efendimizin şu hadisini de okuyalım: "Bir kötülük yaptığında, hemen arkasından bir iyilik yap ki o kötülüğü yok etsin!" (Tirmizî, kitabu’l- Birr 4/355) İşlenen bir günahın akabinde yapılacak bir iyiliğin, hayırlı bir amelin o günahı silip süpüreceğine dair Kur’an’da ve sünnette pek çok deliller vardır. Bir kötülük, bir günah mı işledik, arkasından bir sa-lih amel işleyiverin ki böyle o onu silsin, süpürüp yok etsin. Peki nedir bu salih ameller? Kısaca özetleyelim inşallah. 1: Bunlardan birisi namaz kılmaktır. Hadisi demin okudum: "Beş vakit namaz aradaki işlenenlere kefarettir, Ra-mazan da iki ramazan arasında işlenenlere kefarettir, bü-yük günahlardan sakınıldığı müddetçe" (Buhâri-Müslim) Ebu Dâvud, Tirmizî, İbni Mâce’nin Hz. Ebu Bekir efendimizden şunu rivâyet ederler: “Bir adam Rasûlullah’a gelip: Ya Rasulullah ben bir suç işledim, Allah’ın kitabında cezam nedir? Onu ikâme et dedi. Rasûlullah bir süre sükut buyurdu. Nihâyet namaz vakti geldi. Sahâbeyle birlikte namazı kıldılar. O adam Rasûlullah’a dönüp bir daha tekrarlayınca Rasûlul-lah şöyle buyurdu: “Söylesene! Sen bizimle birlikte namaz kılmadın mı? Allah senin haddini affetmiştir.” 2: Kitabımızın beyanına göre hataları, günahları silip süpüren salih amellerden bir ikincisi de tevbedir. İşlenen bir günahtan sonra o günahın silinmesine sebep olmak üzere yapılacak bir başka iş tev-bedir, günahtan dönüştür. En’âm sûresi bunu şöyle anlatır: “Sizden her kim bilmeyerek bir kötülük işleyip de arkasından tevbe eder, kendini düzeltirse, muhakkak ki O, bağışlayan ve esirgeyendir." (En’âm 54) Sizden her kim ki bir bilgisizlik, bir cehalet sonucu bir kötülük yapar, bir günah işleyecek olurda hemen arkasından tevbe eder ve durumunu düzeltirse, cehaletle günaha gittiği bir anda hemen kıblesini değiştirir ve Allah dönerse bilesiniz ki ben böyle yapanlar hakkında rahmeti kendi üzerime yazdım buyuruyor Rabbimiz. Evet demekki mü'min bir günahı ancak bir bilgisizlik sonucu, bir gaflet sonucu işleyebilir. Yâni ya onun isyan olduğunu bilmeyerek, ya işleyeceği o isyanın sonucunda, o günahın sonucunda başına gelecekleri bir an unuttuğundan dolayı günah işler, ya da isyanı taate tercih ederek bir isyanda bulunabilir ki bu da ayrı bir cehalettir. İşte bu durumda hemen kendine gelir gelmez tevbe eden, günahtan vazgeçen, yönünü, kıblesini değiştiren ve bir daha bu duruma düşmeme konusunda kesin kararlı olan mü’minleri affedeceğini bildiriyor, Rab-bimiz. Evet işlenen günahın akabinde hemen tevbe edilecek ve bir daha o günaha dönmeme kararı verilecek. Bu konuda Rasûlullah’ın pek çok hadisi vardır. "İşlediği bir günahın akabinde tevbe eden (Pişman-lık duyarak, bir aha dönmeme azmi içinde olan, kişi günah işlememiş gibidir." (İbni Mâce) Bir adam gelip Rasûlullah’a: Ya Rasûlullah bir kul bir günah işlese sonra tevbe etse Allah affeder mi? dedi. Allah’ın Resûlü buyurur ki: “Bir kul günah işledi, tevbe etti. Affedilir. Yine günah işledi yine tevbe etti, yine affedilir. Yine günah işledi, tevbe etti yine affedilir. En son Rasûlullah şöyle buyurdu. “Hattâ şeytan melül mahsur oluncaya, ümidini kesinceye kadar” (Hakim) Ama şunu da unutmamalıyız ki işlenen bir günahın arkasından sadece tevbe yetmemektedir. Bakın Rabbimiz Furkân sûresinde tevbeyle birlikte yapılması gereken başka şeylerden söz ederek şöyle buyurmaktadır: “Ancak tevbe eden, inanıp yararlı iş işleyenlerin, işte Allah onların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Allah bağışlar ve merhamet eder. (Furkân 70) Yâni kim önceki programından vazgeçerek Allah’ın programına dönerse. Allah için bir hayat yaşamaya yönelirse ve de iman eder, imanını pratik hayatına aktararak, iman kaynaklı bir hayatı tercih ederse. Yâni imanının gereği olan sâlih amellere yönelirse işte Allah onların seyyiatlarını, günahlarını, kötülüklerini iyiliğe tebdil edecektir. Çünkü artık o Allah’ın istediği gibi müslüman olmuş, Allah’ın emirlerine teslim olmuş, Allah’a dönmüş, kıblesini değiştirmiş, tevbe etmiştir. Bu tevbesinin gereği olarak da Allah’la bozulan arasını düzeltme adı-na imanının gereği sâlih amellere yönelmiştir. Allah da onun hayatını iyiliğe döndürecektir. Bakın Resûlullah efendimiz bir hadislerinde şöye buyurur: “Nefsim yed-i kudretinde bulunan Rabbime yemin ederim ki, eğer sizler günah işlememiş olsaydınız, sizin yerinize günah işleyip de Allah’a istiğfar edecek bir kavim getirirdi de onları mağfiret ederdi.” (Müslim, Kitabut- tevbe 4/210) Evet tevbe iman ve amel-i salih istenmektedir. Yani işlenen günahtan tevbe edip vazgeçilecek, arkasından iman edilecek, Allah’-la koparılan diyalog yeniden düzeltilecek ve de salih amellere koşulacak. 3: İşlenen günahları silen bir başka salih amel hakkında da yine Rasûlullah şöyle buyurur: "İslâm, kendinden önceki günahları siler; hicret, kendinden öncekileri siler, hac da kendinden önce işlenenleri siler mahveder. [Müslim] Evet İslâm kendinden öncekilerin tümünü siler. Kişi müslüman olduğu andan itibaren önceki işlediği günahlarının tamamı silinmiştir. Hicret de böyledir. Hicrette hicret öncesi işlenmiş olan günahları siler. Hac da böyledir. Mebrûr ve makbul bir haç kişinin anadan doğduğu gündeki gibi tüm günahlarını siler. 4: Bir dördüncüsü; bir adam Rasûlullah’a gelip: Ya Rasûlullah ben azim bir günah işledim. Benim için bir tevbe imkânı var mıdır? Buyurunca Rasûlullah ona şunu sordu: Annen var mı? dedi. Adam yok dedi. Peki baban? ada evet deyin Rasûlullah git ona iyilikte bulun!" buyurdu (İ. Ahmed- Tirmizî) İmam Tirmizî der ki: Bu hususta icma vaki olmuştur. Rasûlul-lah’ın vefatından sonra gelen bir adama ashab-ı kiram aynı tavsiyede bulunmuşlardır. Kişinin yanında ihtiyarlamış annesine ve babasına hizmet etmesi, onların şer’i ihtiyaçlarını görüp onların yüzünü güldürmesi onun günahlarının affına sebep olacaktır. 5:Yine dünyada insanın başına gelen kimi sıkıntılar da hadis-lerin ifadesine göre günahların affedilmesine sebep olmaktadır. Bu yüzden âyet-i kerimede tevbe ile günahların affedilmesi ayrı ayrı zikredilmiştir diyoruz Allahu alem. Bakın Şûrâ sûresinde Rabbimiz bu hususu şöyle anlatır: “Başımıza gelen herhangi bir musibet ellerimizle işlediklerimizden ötürüdür. O, yine de çoğunu affeder. Sizler Allah’ı yeryüzünde âciz bırakacak değilsiniz. Allah berisinde ne bir dostunuz, ne de veliniz vardır.” (Şûrâ 30) Canınıza, malınıza gelen herhangi bir musîbet sadece sizlerin ellerinizle işlemiş olduğunuz günahlar yüzündendir. Günahlar sadece ellerle işlenmez. Ama genellikle fiiller elle işlendiği için burada eller ifadesi kullanılmıştır. Evet mallarınız ve canlarınız konusunda size ulaşan musîbetler sizlerin ellerinizle işledikleriniz yüzündendir. Ama sizin ellerinizle işlediklerinizden pek çoğunu Allah affetmektedir. El-lerinizle işlediklerinizden pek çoğunu Allah görmezden geldiği, kaale almayıp affettiği için bunların cezasını size tattırmıyor. Eğer Rabbiniz size bu kadar merhametiyle muamele etmeyip de yaptığınız her bir günah yüzünden hemen cezalandırılsaydınız mutlaka hepiniz helak olup giderdiniz. Kur’an’ın başka yerlerinde bu hususu anlatan âyetler vardır. Allah’ın Resûlü Hz. Ayşe’nin rivâyet ettiği bir hadislerinde şöy-le buyurur: "Kulun yeryüzünde günahları çoğalıp onlara kefaret olacak bir şeyler bulunmadığı zaman Allah onun günahlarına kefaret olmak üzere onu bir üzüntüye duçar kılar. Böylece onun günahlarını döküverir" 6: Günahların silinmesinin bir altıncı yolu da; kişi kendisi sü-rekli muttaki davranarak hayatının her bir anında Allah huzurunda ol-duğunu Allah kontrolünde olduğunu unutmadan bir hayat yaşayacak, kendisini kurtaracak ama bu ittikasının yanında, seyyiattan kurtulmasının yanında bu ittikasının gereği olarak da başkalarını da kurtarmanın gayreti içine girecektir. Kendisi cennete gitmeye çalıştığı gibi başkalarını da cennete götürme çabası içine girecektir. Bu da onun vazifesidir. İnsanlara onların razı olacağı muameleyi değil Allah ve Resûlünün isteği gibi davranmak ve onların kurtuluşu için gayret etmek zorundadır. Mü’minin bu sahadaki gayreti de onun günahlarının silinmesine vesile olacaktır inşallah. 7: Yine bir defasında Allah’ın Resûlü: “Sizden biriniz işlediği bir günahın arkasından bir hasene yetiştirip onu sildirsin buyurunca sahâbeden birisi sordu: Ey Allah’ın Resûlü “La İlahe illallah” da hasene midir buyurunca Allah’ın Resûlü buyurdu ki: “O hasene-lerin en güzelidir” Demek ki işlenen günahın arkasından söylenmesi gereken sözlerden birisi de kelime-i tevhittir anlıyoruz. kelime-i tevhid de günahların silinmesine sebep olacaktır. 8: Rasûlullah bir başka hadisinde günahları mahveden ameli şöyle anlatır: “Mescidlere yürümek, her bir namazdan sonra bir başka namazı gözetlemek, işte bunlar ribattır.” Evet Allah’ın Resûlü buyurur ki bir günah işler işlemez hemen onun ardından bir iyilik işleyin, bir hasene yetiştirin ki o günah silinsin buyuruyor. Ancak burada şunu da söyleyelim. Bundan sonra yapılacak iyiliğin işlenen kötülüğün bir muâdili olma şartı aranmaz. Meselâ adam bir hırsızlık yaptı bu günahın affı için illa da hırsızları affetmek türünde bir iyilik yapma şartı yoktur. Yani yapılacak iyiliğin işlenen kö-tülük cinsinden olma şartı yoktur. İşlenen günah ne olursa olsun karşılığında Allah ve Resûlünün istediği hayırlı bir amel işlemek yeterlidir. Meselâ bir müslümana Kur’an’dan bir âyet öğretmek, sünnetten bir bölüm tanıtmak günahların silinmesine sebep salih amellerdendir. Hattâ bunun için bir saatını ayıran bir müslüman 700 saat 700 kişiye 700 âyet öğretme sevabını bile alacaktır.