Kehf Suresine Dön

Kehfالكهف

5. Ayet

5Kehf Suresi

مَا لَهُمْ بِه۪ مِنْ عِلْمٍ وَلَا لِاٰبَٓائِهِمْۜ كَبُرَتْ كَلِمَةً تَخْرُجُ مِنْ اَفْوَاهِهِمْۜ اِنْ يَقُولُونَ اِلَّا كَذِبًا

Ne onların ne de babalarının konuya dair hiçbir bilgisi yoktur. Ağızlarından çıkan bu söz ne kadar da büyük! Onlar yalnızca yalan söylerler.

Dipnot

Allah (cc), şirki ve çeşitlerini tanıttığı birçok ayette müşriklerin bilgisiz cahiller olduğunu vurgulamış ve zımnen onları şirke götüren sebebin cehalet olduğuna işaret etmiştir. (bk. 9/Tevbe, 6; 12/Yûsuf, 40; 21/Enbiyâ, 24; 27/Neml, 61; 31/Lokmân, 25; 39/Zümer, 29, 64)

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

5. “Allah'ın çocuk edindiğine dair ne kendilerinin ve ne de babalarının bir bilgisi vardır. Ağızlarından çıkan söz ne büyük iftirâdır. Onlar yalnız ve yalnız yalan söylerler.” Bu konuda ne kendilerinin ne de hayatlarını inanışlarını örnek aldıkları müşrik babalarının hiç bir bilgileri yoktur. Bunu bilmeden söylüyorlar. Ya da aslında bilmeleri mümkün olmayan bir konuda söz söylüyor bu adamlar. Yâni bu konu gaybî bir konudur. Nereden bilmişler Allah’ın oğlu olduğunu? Nereden bilmişler yeryüzünde Allah’ın yetkili varlıklarının olduğunu? Allah’ın yerdeki kullarından bazılarına bazı yetkilerini devrettiğini, benimle beraber bunları da dinleyin! Benimle beraber bunların arzularını da gerçekleştirin! Benimkilerle beraber bunların kanunlarına da itaat edin! Bunlara da kulluk edin! buyurduğunu nereden ve kimden duymuşlar bu adamlar? Ve bu varlıkların da kendisi gibi ilahlar edinilmesi gerektiği ko-nusundaki Allah’ın iznini, Allah’ın onayını nereden almış bu adamlar? Nereden bilmişler bunu? Acaba gaybın bilicisi olan Allah’tan bu konuda kendilerine bir bilgi, bir belge indirilmiş de oradan mı söylüyorlar bunu? Allah’ın önceki elçilerine indirdiği kitaplarının hiç birisinde bu konuda her hangi bir bilgi var mı? Bu konuda en küçük bir işaret var mı? Bir delil bulabilmişler mi? Allah önceki kitaplarının hiç birisinde bu konuda en küçük bir bilgi bile indirmediğine göre; acaba Allah bizzat kendileriyle özel olarak konuşarak mı söylemiş onlara bunu? Yâni ne atalarının, ne de kendilerinin bu konuda hiçbir bilgiye hiçbir delile sahip olmadıkları halde Allah hakkında nasıl da diyebiliyorlar bunu? Utanmadan bu insanlar Allah’a karşı nasıl da iftirâ edebiliyorlar? Hayır hayır! Bu konuda ne kendilerinin yanında bir delil var, ne de kendilerinden önce aynı iftiralarda bulunan atalarının elinde bir delil var. Ne önceki indirdiğimiz kitaplarda bir delil var, ne de şu anda indirdiğimiz kitapta bir delil bulabilecekler. Hiçbir delile dayanmadan kendi kendilerine uyduruyorlar bunu ve kendi nânelerine kılıf bulmaya çalışıyorlar. Evet onların bu konuda bir bilgileri yoktur. Çünkü ilim Allah’-tan gelendir. Allah’tan gelenlere ancak ilim denir. Allah’tan gelmeyenler sadece zandan ibarettir. Kitabımız bunu başka sûrelerinde anlatır. “Peygamberim! Sen onların milletine girin­ceye kadar yahudi ve hıristiyanlar asla senden razı ola­cak değillerdir. Gerçek hidâyet Allah’ın hidâyetidir, yol Allah’ın yoludur. Eğer sen sana gelen ilimden sonra hâlâ onların heva ve heveslerine uyarsan Allah’tan sana hiçbir dost ve yardımcı yoktur.” (Bakara 120) Sana gelen ilimden sonra. Hangi ilim gelmişti Rasulullah Efendimize? Buradaki ilim Kur’an’dır. İlim vahiydir. Çünkü peygamberimize gelen vahiydi. Eğer sen, sana gelen bu vahyi bırakır da onla­rın ilme dayanmayan heva ve heveslerine isteklerine, arzularına, sevgilerine nefretle­rine düşüncelerine, sosyal sistemlerine, ekonomi anlayış­larına, eğitimlerine, ceza kanunlarına, âhiret görüşlerine yahut ahlâk, siyaset yapılarına, her şeylerine uyarsan, artık senin için Allah’tan ne bir dostun vardır, ne de bir yardımcın. Allah’ın velâyetini, Allah’ın dostlu­ğunu kaybetmiş olursun. Evet ilim vahiydir. Rabbimizin Cebrail veya bir başka yolla peygamber efendimize indirdikleri ilimdir. Kur’an’ın ortaya koyduğu Allah bilgisinin dışındakilerin tamamı ümniyeden, zandan ibarettir. Vahiy kaynaklı olmayan bilgilere ilim denmez. Bakın burada da Rab-bimiz buyuruyor ki, Allah’ın evlâdı var diyenlerin bu konuda herhangi bir bilgileri yoktur. Allah’ın çocuğu varmış. Peki kim demiş bunu? Nereden varmışlar bu hükme? Eğer Allah dedi diyorsanız, haydi buyurun delilinizi getirin. Hangi kitap, hangi âyet dedi? Yok eğer bu bilgi bize atalarımızdan intikal eden bir bilgidir diyorsanız, devam edin 5. âyete; “Babalarının da böyle bir bilgileri yoktur” diyor Rabbimiz. Olamaz da zaten. Böyle ancak vahiyle bilinebilecek gaybî konularda Allah ve Resûlünden intikal edenlerin ötesinde bir bilgimiz olamaz. İşte bunun içindir ki hadis imamlarımız tarafından bize bu hadistir diye aktarılan bir hadis konusunda, itirazı olanlara, böyle bir hadis olamaz diyenlere bunu soruyorum. Peki bunun hadis olmadığı konusunda kitaptan bir delilin var mı? Bir âyet biliyor musun bunun hadis olmadığını söyleyen? Çünkü bu gaybî bir konudur ve delil isteriz. Gaybî konular bir kişinin öyle kendi kendine bilemeyeceği konulardır. Öyleyse bu konunun öylece olduğuna dair net bir âyet lâzımdır. Demeli ki Allah, insanlar şu sözün hadis olduğunu söylerlerse sakın dinlemeyin, o yalandır. İşte bu sûrenin ilerleyen bölümünde böyle bir uyarı göreceğiz. “Ashâb-ı Kehf’in sayıları konusunda bu anlatılanlardan öteye kimseden bilgi sorma peygamberim buyuracak Rabbimiz. Senin başka bilgiye ihtiyacın yok buyuracak. Öyleyse kendi kendilerine, kendi kafalarınca bir Allah inancı içinde olanları dinlemeyeceğiz. Allah bilgisinden habersiz, vahiyden uzak Allah’ın oğlu, kızı, yetkilileri vardır diyenlere asla kulak vermeyeceğiz. Bu sapık yahudi ve hıristiyan dünyadan ve onlar kaynaklı, onlar kafalı düşünenlerden zerre kadar bir bilgilenme içinde olmayacağız. Çünkü bir konuda Allah bize bir bilgi bildirmemiş, peygamber efendimizden de bize bir ışık gelmemişse o konuda hiç kimsenin konuşma yetkisi yoktur. Îsâ Allah’ın oğludur diyenler Allah’a torpilli varlık bulmaya çalışıyorlar aslında. Allah’a veliaht bulmaya çalışıyorlar. Yâni yarın oğlu vasıtasıyla babaya yaklaşıp, babaya torpil yaptırıp işlediğimiz nanelerden dolayı cehennemden kurtulma imkânı bulabiliriz demeye çalışıyorlar. Yahûdîler de Hz. Üzeyir’i öne sürerek babaya torpil geçebileceklerine inanıyorlar. Müşrikler de, ne de olsa babanın yanında kızlarının da hatırı vardır, Allah’ın kızları olan melekler vasıtasıyla babaya yaklaşabiliriz diyorlar, onlar da kendi nanelerine kılıf bulmaya çalışıyorlar. Allah buyurur ki: Ağızlarından çıkan bu söz ne büyük ne çirkin bir sözdür. Bilmeden söyledikleri bu söz ne büyük bir iftiradır Allah’a. Nasıl da cesaret edebiliyorlar buna? Ağızlarından çıkan bu söz Allah’ı kızdıracak, Allah’ın gazabını celp edecek en büyük bir suç, en büyük bir küfür, en büyük bir şirk ve en büyük vebâli gerektirecek bir zulüm oldu, en büyük bir iftira oldu. Şu sıfatları kendisi tarafından bize anlatılan, hamd kendisine ait olan, kullarına karşı bu kadar merhametli olan, kulları için cennetinden yana olan, onların cennet yollarını açmak ve cehennem yollarını kapatmak isteyen, kullarını dünya ve ukba’da saâdetlere ulaştırmak isteyen bunun için her dönemde kitap ve elçi gönderen Allah’a karşı yapılacak şey miydi bu? O yüce Allah bu kadar yanlış tanınmaya lâyık mıydı? Değildi elbette, çünkü dosdoğru olan ve kendisinde eğri büğrülük olmayan, kendisinde herhangi bir çelişki olmayan, insanların anlayamayacakları bir kapalılık bir bulanıklık olmayan kitabında her şeyi anlatmıştı ama yine de bu kitaptan habersiz yaşayan insanlar yalan söyleyip Allah’a en büyük iftiralarda bulunmaya devam ediyorlar. Evet ağızlarından çıkan Allah’la alâkalı bu söz, bu iftira ne ka-dar da büyük? Ne azîm bir söz? Nasıl da yalan söylüyorlar? Yâni gerçekten bu insanlar Allah hakkındaki bu sözü söylerlerken hiç dü-şünmüyorlar mı? Hiç çekinmiyorlar mı? Ama, galiba konumlarını muhafaza derdi onlara bu sözü söylettiriyor. Hani kitabımızın bir başka sûresinde şöyle deniyordu: Dikkat edin, bu adamlar (Musa ve Harun) sizi ülkenizden, yurdunuzdan etmek istiyorlar. Sizi vatanınızdan çıkarmak istiyorlar. Onun için bu adamları sakın dinlemeyin diyorlardı. Peygamberi dinlememe konusunda böyle mantık geliştirmişlerdi. Toplumun kulağına böyle bir yaftayı yerleştirmek istiyorlardı Firavun ve adamları. Tüm peygamberlere aynı şeyleri söylediler. Bu adam yalancı ve sihirbazdır, sakın dinlemeyin onu. Yâni En’âm sûresinin beyânıyla söylersek, hem kendileri inanmıyorlar, hem de insanların inanmasına engel olmaya çalışıyorlardı. İşte onların bu iftiraları karşısında gökler gazâbından ve üzüntüsünden parçalanacak hale gelirken, melekler utançlarından Rablerine istiğfara varırken, Allah’ın Resûlü de elbette üzüntüsünden kendisini helâk edecek duruma geliyordu. Bakın bundan sonraki âyetinde Rabbimiz onu şöyle dile getirir: