87,88. “Haksızlık yapana azap edeceğiz, sonra Rab-bine döndürülür, onu görülmemiş bir azaba uğratır; ama inanıp yararlı iş işleyene, mükafat olarak güzel şeyler vardır, ona buyruğumuzdan kolay olanı söyleriz" dedi.” Azap zalimlerin hakkıdır. Kim zulmederse, kim kendisine çevresine ve Allah’a karşı zulmederse yâni kim ki kendisine hak din olan İslâm arz edildiği halde bu fırsatı tepip de illâ da küfür ve şirk üzerinde kalmaya ısrarlı davranırsa işte ona azap edeceğim. İşte bu kişi zaten dünyada da âhirette de azabı hak eden kişidir. Ama kim de iman eder ve bu imanını yaşamaya çalışırsa hem dünyada, hem de âhirette en güzel bir hayat onu beklemektedir. Ona zor ve ağır gelecek şeyleri değil kolay ve hoşuna gidecek şeyleri emredeceğiz dedi. Evet diyor ki; ya Rabbi, elbette cezayı hak edenleri cezalandıracağım, mükâfatı, iyi davranmayı hak edenleri de mükâfatlandıraca-ğım. Kim zulmederse, kendisine, kendi âzâlarına, bedenine, eline, a-yağına, ağzına kulağına, çevresine ve ailesine. Nasıl? İnanması gerekirken inanmaz, inancının gereği bir hayat yaşaması gerekirken o hayatı yaşamaz, inancının gereği amel-i salih işlemesi gerekirken yapmazsa ona azap edeceğim. Ama iman edenlere, imanlarının gereğini yerine getirenlere, inançları kaynaklı bir hayat yaşayanlara da güzel bir mükâfat vereceğim. İşte hayatı ilgilendiren bir yasadır bu. Ne hoş bir ifade değil mi? Ne güzel bir sebebe bağlanma örneği değil mi? Allah’ın yasalarını ne kadar da güzel biliyor Zülkar-neyn değil mi? Elbette kendisi Allah’a teslim olmuş bir kişi tebaa-sından da teslimiyet isteyecektir inandığı Allah’a. Kendisi Allah’a teslim olmuş kişi elbette gücünü kuvvetini de Allah’a teslim edecektir. İktidarını Allah’a teslim edecek, Allah’ın istediklerini isteyecek, Allah’ın yasakladıklarını yasaklayacak, Allah’ın emrettiklerini emredecek, Allah’ın razı olduklarından razı olacak ve Allah’ın gazap ettiklerinden de nefret edecektir. İşte Allah’a teslim olmuş bir hükümdar bir devlet başkanı örneği. Dâvûd (a.s) da böyleydi Süleyman (a.s) da böyleydi ve Allah’ın Kerîm elçilerinin tamamı böyle güçlerini iktidarlarını Allah’ın emrine teslim etmiş kimselerdi. Çünkü onlar o güçlerinin kimin tarafından ve ne için kendilerine lütfedildiğinin farkındaydılar. Bakın dikkat ediyor musunuz elinde güç ve kuvvet bulunan bu Allah eri, elindeki gücü ve devlet imkânını kullanmazlık yapmıyor. Sebepleri çok iyi bildiğinden her sebebe sarılarak elindeki gücü ve imkânı Allah yolunda son kuruşuna kadar harcamasını da biliyordu. Diyor ki bakın zalimlere önce biz haddini bildiririz. Çünkü bu gücü bize Allah verdi. Allah’ın verdiği bu gücü kullanarak Allah düşmanlarına elbette ilk hadlerini biz bildiririz. Zalimler ilk defa karşılarında bizi bulurlar. Bizi bulacaklar. Yeryüzünde adâletin ve Allah’a kulluğun ilk garantisi biz oluruz. Bizler yeryüzünde güç ve kuvvet sahibi olduğumuz müddetçe, Allah bize bu imkânı lütfettiği müddetçe, bizler iktidarda olduğumuz müddetçe adâletin savunucusu, dinin müdafii, imanın ve İslâm’ın askeri olmaya devam etmek zorundayız. Evet kim zulmeder ve zalimlik yaparsa onları biz cezalandı-rırız. Ama kim de Allah’a Allah’ın istediği biçimde iman eder ve sâlih ameller işlerse onlar için de iyi davranırız. Zaten onlar için dünyada da, ukba’da da haseneler vardır diyordu. Evet işte böyle müslümanın egemen olduğu toplumlarda zalimler cezalandırılır, âdiller mükâfatlandırılır. Ama zalimlerin, kâfirlerin egemen oldukları toplumlarda da âdiller, mü’minler cezalandırılırlarken, zalimler mükâfatlandırılmaktadır. Bu değişmeyen bir yasadır. Zalimler zalimlere sahip çıkarken, âdiller de âdillerden yana olacaklardır. Artık bu mânâda şu anda içinde bulunduğunuz toplumun yöneticilerinin âdillerden mi yoksa zalimlerden mi olduklarını siz düşünün. Bu toplumda müslümanlar mı cezalandırılıyor, yoksa zalimler mi onu siz düşünün. Evet Zülkarneyn batıya gitmiş, biz de gidelim. Peki doğuya gitmeyelim mi? Haydi bir de doğuya gidelim. Güneş öyle net doğuyor ki, öyle ayan beyan ki önünde hiçbir engel yok. Hakikatler o kadar apaçık gözler önünde ki, insanlar çok net ve açık o hakikatlerle baş başalar, yüz yüzeler. Ama üzerlerinde hiçbir şey yok. Beyinlerinde hiçbir şey yok, fikir çıplakları insanlar. O kadar düşünce fakirleri ki, si-zin götüreceğiniz her şeye muhtaçlar. Bilgi olarak, basiret olarak, an-layış olarak sadece sizin götüreceklerinize bakıp duruyorlar. Biz ne biliyoruz ki? Bizim bilgimiz ne ki? Filan demeyin sakın, inanın en az bileninizin bile bildiğiniz en küçük bir bilgi kırıntısına bile ihtiyaçları var. Haydi öyleyse ne duruyoruz? Niye gitmiyoruz onlara? Şu şehrin doğusundaki mahallelere, evlere gitmek için acele edelim. Bizi cennete götürecek bu ameli aman ihmal etmeyelim. Kimileri Zülkarney’i uzayda filan düşünmeye çalışmışlar. O zaman bana ne uzaydaki bir olaydan? Halbuki Allah benim dünyamı ilgilendiren konuları anlatıyor. Ben bu olayı benim dünyamda bilmek ve bana örnek olarak anlamadıktan sonra ne kıymeti olacak da bunun? Bakın Allah anlatıyor;