Kehf Suresine Dön

Kehfالكهف

89. Ayet

89Kehf Suresi

ثُمَّ اَتْبَعَ سَبَبًا

Sonra bir yol tuttu.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

89,90. “Sonra yeni bir yol tuttu. Sonunda güneşin doğduğu yere ulaşınca, güneşi, kendilerine elbise, bina gibi şeylerle örtmediğimiz bir millet üzerine doğuyor buldu.” Sonra bir başka sebebe daha sarıldı. Bir iş bitince elbette bir başkasına yönelecekti. Bugün de oralarda fetihler gerçekleştirecekti Allah adına. Çünkü bu gücü, bu imkânı, bu bilgiyi Allah vermişti ona. Ve Allah verdiği bu imkânla deniyordu hayatının sonuna kadar onu. Bir sebebe daha sarılıp bu defa da doğuya doğru yürüdü. Ve güneşin doğduğu yere kadar gitti. Yeryüzünde güneşin arada bir engel olmaksızın doğduğu doğunun da doğusuna gitti. İşte Afrika’nın doğu kıyıları veya Asya’nın uzak doğu bölümleri. Gitti ve nihâyet güneşin doğduğu yere kadar ulaşınca orada güneşi öyle bir kavim üzerine doğuyor buldu ki hiç onlara güneşin berisinde bir siper yapmamıştı Rabbimiz. Binaları yok, gölgelikleri yok, çadırları yok, ağaçlıkları yok belki elbiseleri de yok, böyle güneş direkt olarak doğuyordu onların üzerlerine. Belki de bir çöl ortamında yaşayan insanların ülkesine gitti. Evet diğer fırsatları değerlendirmek istedi. Kendisine sunulan başka imkânlardan faydalanmak istedi. Ya da görevini bir başka alanda icra etmek istedi. Sonra güneşin doğduğu yere vardı. Güneşin doğduğunu gördüğü yere vardı. Güneşle doğrudan ilgiliydiler. Güneşle aralarında engel yoktu. Güneş onların üzerlerine doğuyordu. Güneşle iç içe bir hayat yaşıyorlardı. Yâni böyle uzak dememiş, yakın dememiş, zor dememiş zahmet dememiş ulaşabildiği her yer ve ülke insanına Allah dinini ve hâ-kimiyetini ulaştırma çabası içine girmiş. Her sebebi, her fırsatı değer-lendirmeye çalışmış Allah için. Peki neymiş, nasıl mış bu toplumun durumu? Neydi bu toplum? Kimdi bu doğudakiler? Güneşin doğduğu yerde miydi bunlar? Ya da güneşin doğrudan üzerlerine doğduğu kimseler miydi? Evleri, barkları, elbiseleri, barınakları yok muydu? Ya da bunlar güneşi daha iyi anlayan kimseler miydi? Yâni Allah’ın âyet-lerini anlamaya, Allah’ın âyetleriyle ilgi kurmalarına engelin olmadığı bir toplum muydu? Ayakkabıları olmayan, ayakları güneşle direk te-mas halinde olan çocuklar mı? Üzerlerinde elbiseleri bile olmayan garibanlar mı? Yoksa evsizler, barksızlar, evleri olmadığı için, dışarı-da yatıp kalktıkları için güneş doğunca direk üzerlerine doğanlar mı yoksa bunlar? Peki şimdi var mı sizin şehirde de böyle insanlar, garibanlar, aç ve açıkta yaşayanlar? Gitmezseniz şehrin doğusuna, batısına nereden göreceksiniz de onları? Giderseniz hattâ üzerlerine hiç güneş doğmayan nice köleleri göreceksiniz. Yâni bizim ülke ve içindekiler veya bizim şehir ve içindekiler anlatılıyor sanki. Evsiz insanlar. Köprü altı çocukları. Ana baba gibi sıcak bir yuvayla, eş dost gibi sıcak bir ortamla tanışamamış, sıcaklığa hasret büyümüş insanlar.