99. “Biz o gün onları bırakırız, dalgalar halinde birbirlerine girerler. Sur'a üflenince hepsini bir araya toplarız.” Evet Kehf sûresinde anlatılan son kıssa da burada son buluyor. Rabbimiz ehl-i kitap bilginlerinin Resûl-i Ekreme sormaları öğütledikleri Zülkarneyn kıssasını da yine öteki kıssalar gibi hem ehl-i kitaba, hem de Mekkeli müşriklere bir cevap olarak anlatıverdi. Yâni ey ehl-i kitap ve ey müşrikler! Sizin şöhretini duyduğunuz ve Peygamberime sorduğunuz bu Zülkarneyn sizler gibi sadece dünyalık peşinde koşan, dünyayı kıble edinmiş, kendini üstün gören, insanları ezmek ve sömürmek peşinde olan bir fatih değildi. Aksine o şu anda sizin karşınızda duran Allah elçisi ve ona iman eden sahabesi gibi tüm gücünü ve varlığını Allah’tan bilen ve hayatını Allah adına yaşayan bir muvahhid idi. O sizin gibi elindekilerin kulu kölesi olan, elindekilere güvenerek Rabbini unutan birisi değildi buyurarak hem onun yolunun yolcularına bir destek hem de düşmanlarına karşı bir tehdit unsuru oluşturmak üzere kıssayı böylece ortaya koyuverdi Rabbimiz. Evet bu kıssa ile anladık ki bizler de esbap âlemi çerçevesinde yâni sebeplere sarılarak, sebeplerini işleyerek Allah’ın dinini yeryüzü insanlığına anlatmakla ve bu dini yaşamak ve yaşatmakla mükellefiz. Çünkü Rabbimiz yeryüzünde böyle bir yasa koymuştur. Allah’ın yasalarına göre hareket etmekle mükellefiz. Bu sebeplerin ötesinde harikulade bir şeyler beklemek zorunda değiliz. Biz beklemek zorunda değiliz ama dilerse Rabbimiz harikulade bir kısım olaylarla bize yardımda bulunabilir. Bu başkadır ancak bizlerin mükellefiyeti esbap âlemi yasasına göredir. Biz müslümanlar Allah’ın dinini yaşayıp hâkim kılabilmek için Allah’ın bize verdiği gücümüzü, kuvvetimizi, imkânlarımızı ortaya koyarak çalışıp çabalamak zorundayız. Zülkarney-n’in de tüm sebepleri kullandığını gördük. Kendisini gayelerine ulaştıracak tüm esbaba tutunduğunu anladık. Öyleyse bizler de sebepleri ihmal etmemek zorundayız. Yâni evlenmeden çocuk talebinde bulunmamalıyız. Her türlü hazırlıkları yapıp silahı elimize almadan zaferi beklemeden yana olmamalıyız. Malımızı ve canımızı ortaya koymadan galibiyeti beklememeliyiz. Şe-hadeti göze almadan cenneti ummamalıyız. Allah bize bunları anlatıyor. Bakın bundan sonra, sûrenin sonunlarına doğru bir değerlendirme geliyor. Acaba bizler bu kıssalarda neler anlamalıydık? Bizler kul olarak bu kıssalarda cennet ve cehennemi anlamalıydık. Zaten bu kitap bunun için vardı. Bana Rabbimi tanıtmak, bana beni tanıtmak için geliyordu bu kitap. Bana hayatı öğretmek için vardı bu kitap benim dünyamda. Yaşadığım hayat bana ne kazandıracak? Sonunda ne kazanacağım, ne kaybedeceğim? İşte Kur’an’ın varlık sebebi buydu. Beni cennet ve cehennemle uyarsın diye gelmişti bu kitap. Bir gün gelecek, kıyamet kopacak ve insanlar Rablerinin huzurunda toplanacak. İşte o gün;