Leyl Suresine Dön

Leylالليل

14. Ayet

14Leyl Suresi

فَاَنْذَرْتُكُمْ نَارًا تَلَظّٰىۚ

Sizi cayır cayır yanan bir ateşle uyardım.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

14-15. “Sizi alevler saçan ateşle uyardım; oraya, yalanlayıp yüz çevirmiş olan o en azgından başkası yaslanmaz.” Ben sizi alev saçan, titreyen, kükreyen, müşterilerini bekleyen bir ateşle uyardım. Ben sizi yarın olacaklarla, yarın mutlak sûrette ba-şınıza geleceklerle uyardım. Size olan merhametimden dolayı her şe-yi açık açık size anlattım. Size o ateşi haber verdim ki, ancak şakiler, eşkıyalar, azgınlar, tâğutlar, Allah yasalarına teslim olmayanlar, Allah karşısında bilgi iddiasında bulunanlar, Allah karşısında güç iddiasında bulunanlar, Allah’a karşı, Allah’ın hidâyetine, Allah’ın hayat programına karşı müstağnî davrananlar o ateşe yaslanacaktır. Unutmayın ki Allah size bir uyarı göndermiştir. Nuh (a.s), Hud (a.s), İbrahim (a.s), Âd, Semûd ile ve en son sevgili elçisi Muhammed (a.s) ile size bir u-yarı göndermiştir. Size bir uyarı gelmiştir ki, o ateşe ancak şakiler yaslanacaktır. Şakî, şekavet, saîdin, saâdetin zıddıdır. Sözlükte, yorgunluk, mutsuzluk ve perişanlık anlamlarına gelmektedir. Kişi, işlediği bir fiil (amel) yüzünden perişan olur. Sıkıntıya düşer, zorluk çeker. İçinde bulunduğu saâdet (mutluluk) halinden çıkar, mutsuzluğa, perişanlığa düşer. Bu durum 'şekavet'tir. Nitekim, ilk insanların Cennet'te yasak meyveyi yemesi, onları sıkıntıya sokmuştu. Onlar Cennet'te bol ni'-metlerin içerisinde iken, yaptıkları yanlış yüzünden ceza aldılar, sıkıntıya düştüler, saâdet halini kaybettiler. Bu anlamda 'şekavet' insanı sı-kıntıya sokan, ceza almasına sebep olan, mutsuzluğa düşmesine ka-pı açan davranıştır. 'Şekavet'in temelinde İlâhî yasakları çiğneme anlayışı vardır. İslâm'ın emir ve yasaklarına tamamen uymak bazı insanlara zor gibi gelir. Ancak kişi, İslâm'ın emir ve yasaklarına aykırı hareket ettiği za-man, daha büyük bir 'şekavet'e (zorluğa, sıkıntıya) düşer. Eğer dinin zor gibi görünen emir ve yasaklarına uyulursa, hem bu dayanılmaz sı-kıntılardan kurtulmak mümkün olur, hem de arzu edilen 'saâdet'e ula-şılır. İnsanlar Kur'an'ın tekliflerini zor bulabilir ve sıkıntı verici, ya da bazı dünyalık zevklerden uzaklaştırıcı sayabilirler. Halbuki Kur'an in-sanların 'şekavet'e düşmelerini önlemek ve onlara 'saâdet' kazandır-mak için indirilmiştir. 'Şekavet' içinde olanlara, bedbaht, mutsuz, sıkıntı ve güçlük çekenlere 'şakî' denilir. Türkçe'de 'şakî' diye bilinen, huysuz, yol ke-sen, yaramaz, isyancı anlamına gelen kavramın aslı da 'şekî'dir. An-cak 'şâkî' ile 'şekî' arasında anlam benzerliği vardır. Her ikisi de bed-baht insandır, her ikisi de kendi elleriyle mutsuzluğu kazanan, ken-dilerine sıkıntıyı seçen kimselerdir. Türkçe'de 'eşkıya' diye bildiğimiz bu tür kimseler aynı özelliği taşırlar. 'eşkıya', 'şekî'nin çoğuludur ve yol kesip insanları soyan anlamına kullanılmaktadır. 'Şakî' diye bilinen 'şekavet' sahiplerinin bazı özellikleri şunlardır: 'Şekavet sahipleri', top-lumunun yaramaz kimseleridir. Kendilerini güçlü sayarlar, azarlar ve şımarırlar. Doğru yolda olduklarını zannederler. Seçtikleri yolun ken-dilerini saâdete götüreceğini sanırlar. Halbuki onlar 'şekavet' içinde-dirler, mutsuzdurlar, ama mutlu olduklarını hayal ederler. 'Şakî'ler, İlâ-hî ölçülere karşı geldikleri için zorluğu, bedbahtlığı, mutsuzluğu, ce-zayı hak ederek sıkıntıyı kendileri kazanmışlardır. Onlar Hakk'tan ve İlâhî öğütten yüz çevirirler, bu gibi şeyleri hafife alırlar. "Şu halde, eğer 'öğüt' ve hatırlatma bir yarar sağla-yacaksa, 'öğüt ver ve hatırlat'. (Allah'tan) içi titreyerek korkacak olan öğüt alıp düşünür. Bedbaht olan (şakî olan) ise ondan kaçınır." (A'lâ, 9/11) Onlar Allah'tan gelen dâveti yalanlarlar, inkâr ederler. Bu in-kârları sebebiyle hem bedbaht olurlar, hem de kendilerini sıkıntıya so-kacak şeyi kazanırlar.