5-6. “Kim verir ve muttaki olursa ve hüsnâyı tasdik ederse biz onu kolaya kolaylayacağız.” Birinci tip insanı anlatıyor Rabbimiz. Neymiş bu insanın özelliği? Elinde bulunandan Allah yolunda verdi ve Allah’tan korktu. Mülkün gerçek sahibini bildi ve muttaki oldu. Mülkün sahibinin koruması altına girdi. Allah’la yol buldu, yolunu Allah’a sordu. Malla ve sahip olduklarıyla ilişkisini Allah’ın istediği biçimde ayarladı. Malı konusunda söz sahibi bildiği Allah’ın istediği yerlerde malını harcadı ve bu harcayışında da sadece Allah hatırını tercih etti. Evet: İçinizden kim verirse. Neyi? Allah kendisine ne verdiyse onu verirse. Allah’ın verdiğini verirse, yarım ekmek, çeyrek ekmek, bir hurma, yarım hurma verirse. Allah kendisine güç mü verdi? Onu verirse. Bakış mı verdi Allah? Onu verirse. Dil mi verdi? Onu verirse. Bil-gi mi verdi? Boş zaman mı verdi? Çocuk mu verdi? At, araba mı verdi? Onu Allah yoluna verirse ama muttaki olarak, onu benimseyerek, Allah’tan korkup O’nun adına yaparsa, Allah için verirse. Verdiğini Al-lah hatırına verirse ve bir de: Hüsnâyı tasdik ederse. Peki Hüsnâ nedir? Nedir bu tasdik edi-lecek Hüsnâ? 1. Hüsnâ en güzel kelimedir. Hüsnâ, kelime-i tayyibedir. Hüs-nâ, “La İlâhe illallah Muhammedun rasulullah” kelimesidir. Kim buna inanırsa. Ama sadece îman da yetmez, onu tasdik ederse. Yani bu îmanını eyleme dönüştürüp amel haline getirirse. Çünkü tasdik, îmanın eylemidir. Tasdik, îmanın ispatıdır. İnandığı ve eyleme dönüştürdüğü kelime-i tevhid hatırına malından Allah yolunda verirse. 2. Hüsnâ, cennettir. İşte bir kişi cennete inanır, cenneti tasdik eder ve cennet hatırına verirse. Cennete götürücü bir niyetle verirse. 3. Hüsnâ, Peygamberin hayatıdır. Bir kişi Peygambere îman eder, Peygamberi tasdik eder, onun örnekliliği, ona imtisâl ve onun yolunun yolcusu olma, ona ittiba adına, onun hatırına verirse. 4. Hüsnâ salât, zekât, oruç demektir. Kişi bunları tasdik ederek verirse. 5. Hüsnâ dindir, Kur’andır, Sünnettir. Kişi bunları tasdik eder, doğrudur der ve bu doğru bildikleri hatırına verirse. 6. En son olarak hüsnâ, verene Allah’ın bolca vereceğine îmandır. Bugün Allah için veren kişiye hem bugün hem yarın, hem dünyada hem de kıyamet günü Allah’ın kat kat vereceğine îmandır. Ben bugün verirsem yarın Allah bana kat kat verecektir gerçeğine inanır ve bunu tasdik ederse. Bakın hüsnânın bu mânâya geldiğini Yunus sûresi şöyle anlatır: “Muhsinlere (İyi davrananlara); daima daha iyisi ve üstünü verilir. Onların yüzlerine ne bir karanlık, ne de zillet bulaşır. İşte onlar cennetliklerdir, orada temelli kalırlar.” (Yunus 26) Muhsinler için hüsnâ vardır ve de daha fazlalık vardır, diyor Allah. Muhsin, Allah’ı görüyormuşçasına O’na kulluk yapandır. Yani hayatının tümünde Allah’ı görmediği halde O’nu görüyormuşçasına, Allah’ın huzurunda olduğunun şuurunda olur ve her anının Allah’ın kontrolü altında olduğunu bilir ve böylece yaptıklarını Allah için yapar, Allah’a lâyık olarak yapar, böyle bir hayat yaşarsa, Allah kontrolünde olduğunun bilincine ererse. Yani inancı amele dönüştürürken Allah huzurunda olduğu şuurunda olduğunu unutmadan o ameli Allah adına ve Allah’a lâyık olarak icra ederse. Kişi, dünyada da, ukbâda da Allah’ın dâvetine icabet ederek, dünyada da ukbâda da selâm ve selâmet olan, Allah’ın selâmet yurdu olan cennetine evet diyerek ve bunun gereği olarak da Allah’ın istediği gibi bir hayat yaşarsa: