35. “Ey İnananlar! Allah'tan sakının, O'na ulaşmaya yol arayın, yolunda cihad edin ki kurtulasınız.” Ey îman iddiasında bulunanlar, ey ben mü’minim diyenler, Allah’tan takvalı olun. Allah konusunda muttaki olun. Allah karşısında takınmanız gereken kulluk tavrını takının. Allah’la yol bulun. Yolunuzu Allah’a sorun. Allah’ın istediği bir hayatı yaşayın. Allah’a karşı sorumluluklarınızın bilincine erin. Ve O’na yaklaşmaya, O’na yakın olmaya, Onun rızasını kazanmaya vesileler arayın. O’na yaklaşmaya, O’na ya-kın olmaya çabalayın. Böylece O’na îman iddialarınızı eyleme dönüş-türün. O’na ve O’nun dinine îman iddialarınızda samimi olun. Çünkü takvasız, itaatsiz, amelsiz, samimiyetsiz, çabasız bir îman iddiası boş bir iddiadan başka bir şey değildir. Takvalı olun ve de Rabbinize yaklaşma konusunda, Rabbinizin yakınlığını, hoşnutluğunu kazanma konusunda vesileler arayın, vesilelere sarılın. Vesile aslında yönelmek demektir. Allah’ın rızasını, yakınlığını kazandıracak sebeplere tutunmak, vasıtalara yönelmek demektir. Âyetin devamında bu vasıtaların en başta geleni zikrediliyor. Allah’ın dinini yüceltmek, Allah’ın arzularını, egemenliğini gerçekleştirmek için, Allah’a kulluk yolunun önündeki tüm engelleri kaldırıp Müslümanca bir hayatın ortamını hazırlamak üzere Allah yolunda ci-had edin. İnancınızın gereği bir hayatı yaşamak adına tüm gücünüzle cehd-ü gayret gösterin. Allah karşısında acizliğinizi, güçsüzlüğünüzü, çaresizliğinizi anlayarak O’nun istediği kulluklara koşun. O’nun istediği tavırları takının. O’na lâyık ibâdet, itaat ve teslimiyetlerle Rabbinize yakınlığı arayın. İşte vesile budur. Vesile Allah’a Allah’ın istediği kulluk şekilleriyle yaklaşmaya çalışmaktır. Değilse kimilerinin iddia ettikleri gibi vesile Allah’la kul arasına, kulları arasına aracılar, şefaatçiler, mürşidler sokmak, Allah’a yaklaşabilmek için bunlara yakın olmaya koşmak değildir. Çünkü Zümer sûresinin beyanıyla bu anlayış hattâ şirktir, sapmadır Allah korusun. “O'nu bırakıp da O’nun berisinde evliya bulup on-lara, bizi Allah'a yaklaştırsın diye kulluk ediyoruz” derler. (Zümer 3) Evet Allah’tan başka velîler edinenler, Allah’ın dûnunda birtakım karar dostları, birtakım karar mercileri bulanlar, Allah berisinde birtakım program yapıcıları, kanun koyucuları, sığınma mekânizmaları bulanlar, Allah’tan başka hayatlarında söz sahibi birtakım varlıklar bularak Allah’a yapmaları gereken kulluğun bir bölümünü onlara yapanlar, onlara dua edenler, onlardan yardım bekleyenler var ya, işte böylelerine niye böyle şirke düşüyorsunuz? Niye böyle Allah’a şirket içinde, ortaklık içinde bir kulluktan yanasınız? denilince derler ki: Aslında biz Allah’a îman ediyoruz. Biz Allah’ı kabul ediyoruz. Aslında biz bunlara kulluk etmiyoruz. Bizim bu varlıklara yönelmemiz, bunları dinlememiz, bunları razı etmeye çalışmamız, bunların hatırını kazanmaya çalışmamız başka değil sadece onların Allah’la bizim aramızda aracı, şefaatçi olmalarındandır. Biz bu varlıklarla Allah’a yaklaşabilmeyi hedefliyoruz. Bizi Allah’a yaklaştırsınlar diye onları dinliyor, onları seviyor, onlara itaat ediyor, dua ediyor, ibâdet ediyoruz. Biz onlara kendimizi beğendirelim ki onlar da bizi Allah’a beğendirsinler. Biz onların sevgilerini kazanalım ki onlar da bizi Allah’a sevdirsinler. Biz onlara kulluk edelim ki onlar da yarın Allah huzurunda bize şefaatçi olsunlar. Aslında bu varlıklar Allah katında şerefli, makbul varlıklardır. Bizim onlara kulluğumuz Allah’a kulluk, onları memnun etmemiz Allah’ı memnun etmemiz anlamına geldiği için bizler Allah’la aramıza bu insanları, bu müesseseleri, bu unsurları vesile ediniyor, bunların eteğine yapışıyoruz diyorlar. Halbuki bu dünyada kendilerini Allah’tan, Allah’ın kitabından, Allah’ın elçisinden uzak bir hayatın mahkumu ettikleri için zavallılar anlayamıyorlar. Bilemiyorlar ki Allah’a yaklaşmanın yolu Allah’ın gönderdiği kitabından geçer. Bilmiyorlar ki bu kitapta Allah şirki asla onaylamıyor. Allah’ın onaylamadığı, Allah’ın istemediği, haram kıldığı, yeryüzünde en büyük suç dediği şirke sarılarak Allah’a en büyük iftirayı yaptıklarının farkında değiller zavallılar. Halbuki Allah şu kitabında ve bu kitabın pratiği olan peygamberinin hayatında çok açık bir şekilde ortaya koymuştur ki kullarıyla kendisi arasında gerek dua konusunda, gerek ibâdet ve itaat konusunda hiç kimseyi görmek istemiyor. Kendisiyle birlikte başkalarını da dinleme konusunda, kendisiyle birlikte başkalarına da itaat etme konusunda kullarını soğanın dişisinden bile kıskandığını söylüyor. Kullarından nerede, hangi zaman dilimi içinde, hangi şartlar altında olursa olsun sadece kendisine kulluk, sadece kendisine itaat istiyor. Arkadaşlar biliyoruz ki tarihin her devrinde insanların genelinde Allah inancı hep var olmuştur. Her dönemde madde ötesi, üstün güç ve kudret sahibi, yaratıcı olan Allah inancının var olduğunu ve insanların bu yaratıcıya îman ettiklerini biliyoruz. Ama aynı zamanda bu insanların genelinde şöyle bir kanaat söz konusu idi. Allah vardır, yaratıcıdır, tüm kâinâtı O yaratmıştır, kendilerini de O yaratmıştır, O yücedir, Âlîdir ama bu yüce varlıkla insanların doğrudan doğruya irtibat kurmaları mümkün değildir. Onun içindir ki bu yüce varlıkla insanların irtibatlarını sağlayacak aracılara ihtiyaç vardır. İşte bu durumda bazı aracıların bulunması kaçınılmazdır demişler. Ve bu yüce varlıkla bizim irtibatımızı sağlasın diye bir kısım varlıklar geliştirmişler ve kendilerine kulluk yapmaya emirlerini dinlemeye başlamışlar. Veya kendilerini yüce varlıklar bilip Allah’a karşı şefaatçiler kabul etmeye kendilerini Allah’a yaklaştıracaklarına inanıp kendilerine harikulade sıfatlar yüklemeye çalışmışlar. Bu varlıkları Allah sever gibi sevmeye onlar hatırlarına Allah arzularını ayaklarının altına almaya, Allah’a yapmaları gerekenleri kendilerine yapmaya, kendilerinde güç kuvvet görerek sıkıntılı anlarında dua edip imdatlarına çağırmaya başlamışlar. Karşılarında mest olup secdelere kapanmışlar, kalplerinin derinliklerinde kendilerine yer vermişler, Allah sever gibi sevmişler. Arkadaşlar, ister melekler, ister peygamberler, ister Allah’ın salih kulları, isterse diğer varlıklar olsun insanların birilerini aracı bilip, vesile bilip Allah’la kendi aralarına sokmaları çok tehlikelidir. Çünkü Allah asla kendisine bu şekilde yapılan bir kulluğu kabul etmiyor. Zira O’nun ortakları yoktur, yardımcıları yoktur, vezirleri, yetkilileri, oğulları, kızları, hanımları yoktur. O Allah tüm varlıklardan yüz çevirip sadece kendisine kulluk yapan, sadece kendisini dinleyen kullarının kulluğunu kabul etmektedir. Sadece kendisi önünde secde eden, başka hiçbir varlık önünde secde etmeyen, sadece kendisinin kanunlarına itaat eden, başka hiç kimsenin kanunlarına itaat etmeyen, sadece kendisinin hayat programını uygulayan başkalarının hayat programlarını uygulamaya yanaşmayan ve sadece kendisini razı etmeye çalışan, başkalarını razı etme gereği duymayan kullarının kulluklarını kabul edecektir. Bunu hiçbir zaman hatırımızdan çıkarmayalım inşallah. Evet, burada anlatılan vesile Allah’a Allah’ın istediği şekilde kulluklarla ve O’nun yolunda cihadla yaklaşmaya çalışmaktır. Çünkü Allah’a îman O’ndan gelen cihad emrine îmandır. Ve zaten müminler O’na îman ederlerken mallarını da canlarını da O’na satmışlardır. Malın da canın da sahibi olarak Allah’ı bilmişler ve öylece îman etmiş-lerdir. İşte bakın burada da buna dikkat çekilerek îman, cihad ve tak-va arasında bir ilişki vurgulanıyor. Cihad bir Müslümanın kalbindeki takvanın açığa çıkmasıdır. Cihad takvanın alâmetidir. Cihad ve takva Allah’a yaklaşma vesileleridir. Öyleyse Allah’ın rızasını ve Allah’ın yakınlığını arayanlar bunun için Allah yolunda cihada koşsunlar.