64. “Yahudiler, “Allah'ın eli sıkıdır” dediler; dediklerinden ötürü elleri bağlansın, lânet olsun. Hayır, O'nun iki eli de açıktır, nasıl dilerse sarf eder. Andolsun ki, sana Rabbinden indirilen sözler onların çoğunun azgınlığını ve inkârını artıracaktır. Onların arasına kıyamete kadar sürecek düşmanlık ve kin saldık. Savaş ateşini ne zaman körükleseler Allah onu söndürür. Yeryüzünde bozgunculuğa koşarlar. Allah bozguncuları sevmez.” Sapmış, sapıtmış, vahiyle ilgisi kesilmiş, vahyi unutmuş ve bunun tabii neticesi olarak kendilerini tanrılaştırmış olan yahudiler dediler ki Allah’ın eli kapalı, Allah’ın eli sıkı, Allah çok cimridir. Allah çok sıkılaştı, çok cimrileşti de bizden rahmetini esirgeyiverdi dediler. Bize rahmet etmez oluverdi dediler. Tabii burada kast ettikleri bize ekmek, su vermez oldu demek değildir. Vahyi onlardan aldı, peygamberliği, risâleti onlardan aldı ya, liderliği onlardan aldı ya işte buna bozuluyorlar. Veya hainliklerinden dolayı, Allah’a verdikleri sözlerine ihanetlerinden dolayı Rabbimiz onların başlarına sıkıntılar, belâlar gönderince Allah’ı cimrilikle itham etmeye başladılar. Veya burada Allah’ı cimrilikle, sıkılıkla itham eden bu hainler bu sözlerini Müslümanlardan ötürü söylüyorlardı. Sizin Rabbiniz çok cimridir, eğer öyle olmasaydı sizler şu anda böylesine fakirlik ve yoksulluk içinde olmazdınız. Allah’ın eli sıkı ki siz kullarına ikramda bulunmuyor. Medine’de Allah ve Resûlü egemenliğinde müstakil bir hayat yaşamaya başlamış Medineli Müslümanların fakr u zaruret içinde olduklarını gören yahudiler böyle diyorlardı. Müslümanların ilk dönem fakirliklerini bahane ederek Allah’a karşı böyle bir saldırıda, böyle bir iftirada bulunuyorlardı. Üstün olmakla, nîmetler içinde yüzmekle haklılığı karıştırıp materyalistçe bir anlayışı savunmaya başladılar. Zengin olanlar, varlıklı olanlar üstündür, haklıdır, hak yoldadır, fakir olanlar ise bâtıl yoldadır dediler. Hakla, haklılıkla gücü özdeşleştiren bir mantığı savundular. Eğer inandığınız, kulluk ettiğiniz, bizi kendisine çağırdığınız Allah gerçekten sizi beğenmiş olsaydı, sizi haklı görmüş olsaydı, sizden ve yolunuzdan razı olmuş olsaydı elbette sizi destekler, size yardım ederdi, sizi zengin kılardı diyerek materyalistçe bir anlayışı savunu-yorlar. Pekiyi Firavun karşısında Mûsâ (a.s) nın durumu neydi? Nem-rut karşısında İbrahim (a.s) öyle miydi? Yâni güçlü kimse haklı odur demekle sahiplendiğiniz o peygamberleri reddetmiş olmuyor musu-nuz? Hayır hayır, Allah cimrileşmedi, Allah’ın eli her zaman açıktır, asıl onların eli cimrileşti, asıl onlar işi bozdular. Onlar Allah’la, vahiyle, peygamberle ilgiyi kestiler, Allah’ın diniyle ilgi kurmaktan el çektiler. Ve bu sözleri de onların lânetlenmelerine, Allah’ın lânetine maruz kalmalarına sebep oldu. Allah çok cömerttir. Allah neler neler vermedi ki onlara? Çekemedikleri, kıskançlıklarından kudurdukları İsmail oğullarına bir tek Muhammed (a.s)’ı vermişse İsrâil oğullarına, kendilerine nice peygamberler göndermiştir Allah. Yakub’u verdi, Yusuf’u verdi, Mûsâ’yı, Harun’u, Zekeriya’yı, Yahya’yı, Dâvûd’u, Süleyman’ı, Mûsâ’yı, Îsâ’yı verdi Rabbimiz onlara. Ne yapıyor bu adamlar? Ne demeye çalışıyorlar? Ne vermedi Allah onlara? Göz mü vermedi? Kulak mı vermedi? Hava, su mu vermedi? Akıl, fikir mi vermedi? Arz-ı Mev’ûd’u mu vermedi bu hainlere? Hayır hayır Allah dilediğine dilediğini lütfeder. Kime neyi vereceğini kimseye sormaz O. Kimse O’na yol gösteremez, kimse O’na akıl veremez, kimse şartlandıramaz O’nu. Andolsun ki peygamberim, sana verdiklerimiz, Rabbinden sana indirilenler onların tuğyanlarını, azgınlıklarını daha da artıracaktır. Sana verilen nîmetler onların küstahlıklarını artırdıkça artıracaktır. Sana az verirken Allah’ı cimrilikle suçlayan bu insanlar, çok verirken de küstahlaşacaklar. Yâni sana az verilirken Allah’ı cimrilikle suçlayan bu insanlar seni düşündüklerinden değildir. Çünkü eğer öyle olsaydı sana çok verilince buna sevinmeleri gerekecekti. Yâni zayıflık döneminde sana inanmayan bu insanlar güçlülük döneminde de inanmayacaklardır. Zayıflık döneminde zayıflığından dolayı senin haksızlığına hükmeden bu adamlar güçlülük döneminde haklı kabul etmeyecekler. Öyleyse mesele hakkın, haklılığın güçlülük ya da zayıflıkla ilgisi yoktur. Mesele insanların bakışının bozukluğundadır diyor Rab-bimiz. Bunlar başka değil Allah’ın lânetine uğramış kimselerdir. Al-lah’ın lâneti bir kulun Allah’a karşı istenmeyen bir konumda olmasıdır. Bir kişi Allah’ın lânetine maruz kaldı mı o istenmeyen bir konumdadır. Allah’ın istemediği bir konumda olan kişi de sıfırı değil kendisini bile bitirmiştir, tüketmiştir. Öyleyse ey peygamberim, sen bırak bu sıfırı tüketmişleri, sen boş ver onların bu bozuk düzen tavırlarını da Rabbine teslim ol. Sen takma onları kafana da Allah’ın istediği gibi yoluna devam et. Biz onların arasına kıyamete kadar sürecek bir kin, bir nefret, bir düşmanlık koymuşuzdur. Onlar bu halleriyle hep hakikate kin duyacaklar, hakka düşmanlık duyacaklardır. Kinlerini din edinmiştir o hainler. Allah da onların bu tercihlerini onaylayıvermiştir.