14. “Hüküm gününün ne olduğunu sen nerden bilirsin?” Peygamberim, sen bu fasl gününün ne olduğunu bilebilir misin? Fasl gününün ne olduğunu sen idrak edebilecek misin? Kendi kendine bulabilecek, bilebilecek misin? Bin yıl düşünsen, bin yardımcıyı yardımına çağırsan, binlerce zaman ve mekân meşgul etsen yine de senin fasl gününü idrak etme imkânın yoktur. Öyleyse dinle onu sana ben anlatayım, diyor Rabbimiz. Ne dedi Rabbimiz? Peygamberler ne güne ertelenmişlerdi? Fasl gününe. İşte toplumların peygamberler karşısında yanıldıkları nokta burasıydı. Toplumların yanılgı noktalarından en büyüğü burasıdır. Peygamberler toplumlarını fasl günüyle, tekrar dirilip hesap verme günüyle uyardıkları zaman onlar peygamberlerine kafa tutarak diyor-lardı ki: “Ne? Ne? Ölüm mü dedin? Tekrar dirilme mi dedin? Hesaba çekilme mi dedin? Azap mı dedin? İkâb mı dedin? Cehennem mi dedin? Cennet mi dedin? Sen onu bizim külahımıza anlat ey peygamber! Eğer bu dediklerin gerçekse haydi getirsene onu bize! Haydi ne getireceksen getir de görelim bakalım! Gökten bize bir ateş mi indireceksin? Taş mı yağdıracaksın? Azap mı getireceksin? Haydi ne getireceksen getir de görelim!” Yani onlar yarına vaadleşildiğini, yarına vakitleşildiğini bilmiyorlardı. Bütün bunların yarın olacağını bilmiyor-lardı. Bugün de öyle demiyor mu kâfirler? Kıyamet, ahiret hesap kitap diyorsunuz. Hani nerede kaldı bunlar ya? Niye gelmiyor? diyorlar. Halbuki bunlar bugün değil yarın olacak, ama bunu bilmiyorlar. İşte insanların pek çoğunun yanıldıkları bu gerçek, mü’minin yarına yönelik hayatının alt yapısıdır, temel taşıdır. Mü’min hep bilir ki, yarın mutlaka bir hesap kitap günü vardır ve peygamberi yarın onun üzerine şahit olacaktır. Her biri diğerine şahit olacak. Peygamberimiz bize, biz öteki ümmetlere şahit olacağız inşallah. İnşallah Müslümanlar olarak ölürüz de, bu şerefe ulaşırız. İşte bu sûrede anlatılan temel konu budur. Yani hem kıyamet günüyle bir buluşma, hem de peygamberlerle bir buluşma olacak. Kıyamet gününe ertelenen peygamberlerle bir buluşma olacak. Sanki yıllar önce kesilmiş bir mücâdele, bir itiraz, bir karşı geliş, bir alaylama ortamı kesilmiş, zaman dürülmüş, zaman durdurulmuş ve hemen sanki orada bir buluşma olacak ve diyecek ki peygamber: “Bunu mu yalanlıyordunuz? Bunu mu soruyordunuz? İşte cevap! Bunu mu reddediyordunuz? İşte reddettiğiniz! Buyurun işte karşınızda o gerçek!”