Murselât Suresine Dön

Murselâtالمرسلات

27. Ayet

27Murselât Suresi

وَجَعَلْنَا ف۪يهَا رَوَاسِيَ شَامِخَاتٍ وَاَسْقَيْنَاكُمْ مَٓاءً فُرَاتًاۜ

Ve onda (dağlardan) yüksek kazıklar kıldık. Size tatlı sular içirdik.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

25-28. “Biz yeryüzünü, dirilerin ve ölülerin toplantı yeri yapmadık mı? Orada yüksek yüksek dağlar meydana getirmedik mi? Ve size tatlı sular içirmedik mi? Yalanlamış olanların vay o gün haline!” Rabbimiz diyor ki, yeryüzünü bir tokat, bir toplanma yeri yapmadık mı? Gerek ölüler ve gerek diriler için. Yeryüzü için bir başka yerde “Mihâden” buyurulurken burada da “Kifâten” buyurulur. Yani zamm olunarak, birbirine sıkıştırılarak, eklenerek toplanılacak yer demektir. Hani Ebu’l A’lâ El-Maarrî şiîrinin birinde öyle diyordu: “Kabirler nice zıtlara kabir olmaktan gülerler.” Yani bir ye-re bir ara insan, bir ara hayvan, bir ara at, bir ara it, bir ara böcek, bir ara mü’min, bir ara kâfir, bir ara kadın, bir ara erkek gömülünce mezar gülermiş. Evet yeryüzü işte böyle hem ölüler için hem de diriler için bir kifâtâ, bir toplanma yeridir. Rasûlullah efendimizin irtihalinden sonra da yerin altı üstünden her zaman çeşit olarak zengin olmuştur. Yerin üstünde ne varsa hepsinden, her çeşidinden yerin altında da vardır. Meselâ şu anda yerin üstünde iki çocuklu kadın mı var? Orada da var. Zengin mi var? Orada da var. Atlı, arabalı mı var? Orada da var. Zeki, dirâyetli mi var? Cengaver, kahraman mı var? Orada da var. On yaşında, beş ya-şında, üç aylık, beş aylık mı var? Orada da var. Ama orada peygamber var, yeryüzünde peygamber yok artık. Onun içindir ki Rasûlullah efendimizin vefatından sonra artık yerin altı üstünden zengin olmuştur. Zaten arz orada dolaşan insanla süslüdür. İnsan olmasa yeryüzünün de bir değeri yoktur. Yerin ziyneti olan insan orada gezip dolaşıyor ve vakti saati gelince yer ağzını açıyor ve bir lokma veriyoruz ve ağzını kapatıyor. Hani bir söz vardır: “Talihindir gezdiren yer yer seni, Âkıbet bir gün yer yer seni.” Önce besliyor yeryüzü insanı, sonra da acıktım diye ağzını açıyor ve oraya bir lokma konuyor. Birileri bir daha geri dönmemek üzere mezara konuluyor. Hani bir çanağı, çömleği veya herhangi bir şeyi kırınca, iki parçaya ayırınca bu parçaların birbirleriyle uyumu ne kadar uyumlu değil mi? Bu iki parçayı birbirine birleştirdiğiniz zaman ne kadar da düzgün birleşirler değil mi? Sadece küçük bir çizgi kalır arada. Sanki insanın dünya sevgisi, mal mülk tutkusu da ondan mıdır bilmem? Ondan yaratılan, ondan koparılan, ondan söküp çıkarılan in-san da onunla beraberdir aslında. Yani insan dünyadan, yerden alınmıştır, mayası ondan yoğrulmuştur. Onun içindir ki hep dünyayla, dünyalıklarla bütünleşmek istiyor. Sonra orada yüksek yüksek dağlar yerleştirmiştir Allah. Güzel güzel sular çıkarıp akıtmış buyurduktan sonra da veyl olsun o yalan söyleyenlere buyurmuştur. İşte anlıyoruz ki Rabbimizin bu bölümde anlattığı yerle, arzla, mekânla, çevreyle, toprakla, ağaçla, meyveyle, sebzeyle, ayla, güneşle, yıldızlarla ilgili yalan söyleyenler de cehenneme gidecektir. Ya-ni yersel, mekânsal yalanlar. Bunların yaratılışlarıyla ilgili, fonksiyonlarıyla, varlık sebepleriyle ilgili yalanlar. Ne için yaratmış Allah bunları? Efendim göz zevki için yaratmıştır, demlenmek için yaratılmıştır bunlar, üzümü şarap için, arpayı bira için, yıldızları fal bakmak için gibi yalanlar da insanları cehenneme götürücü yalanlardır. Allah bütün bunları ben yarattım diye beyan ettiği halde bunların tesadüfen meydana geldiğini söyleyenler. Allah ben bunları şunun için yarattım buyurduğu halde, sizin için lazım olan her şeyi ben yarattım buyurduğu halde, sanki tüm bunlara Allah karışmıyormuş gibi meselâ dağ benimdir, su benimdir, ev benim, bark benimdir diyenler yalan söyleyenlerdir. Buraya kadar Rabbimiz yalan söyleme alanlarını anlattı. Yalanla ilgili başka ne kaldı zaten? Başka kalmadı değil mi? Yalan ya zamanla ilgilidir, ya mekânla ilgilidir. Yani ya şimdiki yaşadığımız zamanla ilgilidir, ya geçmişte yaşanan alanla ilgilidir, ya da bu zamanlar içinde yaşayanlarla ilgilidir. Başka ne kaldı geriye? Geriye kalanlar hepten herze gibi geliyor zaten. Yani şeytanla, cinle ilgili, melekle, ve-ya arşla, kürsiyle ilgili, Rable, rubûbiyetle ilgili yalanlar hepten yalan olur zaten. Çünkü bunlara ilişkin yalanları da bunlara istinat ettiriyorlar. Yani adam ya insanı, ya yıldızı, ya ayı, ya güneşi İlâh kabul edince İlâhla ilgili yalandan çok İlâh edindiği varlıkla ilgili yalan söylediğinden dolayı o zaten boştur diyoruz. İşte yalan alanları bunlarmış demek. Zaman, mekân, alan, geçmiş zaman, tarih. Bundan sonra işte bu yalancılara diyor ki Rabbimiz: