Murselât Suresine Dön

Murselâtالمرسلات

3. Ayet

3Murselât Suresi

وَالنَّاشِرَاتِ نَشْرًاۙ

Tam bir şekilde yayanlara,

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

1-7. (Allah’ın kanunu uyarınca), birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah’ın buyuruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile bâtılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak, için vahiy getiren meleklere andolsun ki, ey insanlar, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır.” Peş peşe, birbiri ardınca gönderilenler, kökünden söküp savuranlar, büküp büküp devirenler, yaydıkça yayanlar, seçip ayıranlar ve bir öğüt bırakanlara yemin ediliyor. Az önce söylediğimiz birinci anlayışa göre bugün bunlar neye ait kılınabiliyor, kime ait kılınabiliyorsa, insanlarda neleri çağrıştırıyorsa onlara aittir diyebiliyoruz. Ama ikinci anlayışa göre bu yeminlerin arkasından: Dendiğine göre, yani: “Ey insanlar, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır.” buyurularak hemen kıyamete dikkat çekilmişse o zaman bu yeminler kıyamet konulu şerh edilebilecektir. “Birbiri ardından, peş peşe gönderilenlere yemin ol-sun ki” Buna göre bu yeminle Rabbimiz meleklere, rüzgarlara, Kur’an âyetlerine, peygamberlerin bi’setlerine, insanların kalplerine vârid olan dâiyelerine, dâvetçilere, ilhamlara ve Allah tarafından gönderilen her şeye yeminle başlıyor. Çünkü mürselat bunlardır. Melekler de mürseldir, peygamberler de mürseldir, rüzgarlar da mürseldir. Bunların hepsi Allah tarafından gönderilmektedirler. Kur’an böyle beyan ediyor. Başka neler gön-deriliyor Rabbimiz tarafından? Kur’an âyetleri gönderiliyor, peygamberlere peygamberlikleri gönderiliyor, mü’minlerin kalplerine ilhamlar gönderiliyor. Meselâ mü’minlerin kalplerine inşirah gönderiyor Allah. Veya kâfirlerin kalplerine korku salıveriyor Rabbimiz. Böylece Allah tarafından gönderilenlerin tümüne yemin ediliyor diyoruz. Bu yeminleri böylece anlamaya çalışıyoruz. Ancak âyet-i Kerîm’edeki “Urf” kelimesiyle alâkalı bir ihtilâf var. Urf, at yelesi demektir. Yani birbiri ardınca, birbiri peşince, art ar-da gelmekten söz eden bir kelime. Bir de urf, ihsas etmek, tanınmak anlamına gelmektedir. Tanınan, bilinen, tanınıp bilinmesi gereken şeyler anlamına, yani “Maruf” anlamına geliyor. İşte bu mânâda bir iyilik yapmak, bir maruf işlemek, bir iyilik ihdas etmek anlamına yukarıda sayılanların hepsi anlaşılabilecektir diyoruz. Yani maruf’la gönderilen melekler, emir ve nehiylerle gönderilen melekler, mûcizelerle tanınan, gönderilen melekler veya bu sayılanlarla gönderilen Resuller veya Allah’ı tanıtan, Allah’ın varlığını ortaya koyan âyetlerle gönderilen rüzgarlar, arka arkaya gelen melekler, peygamberler ve rüzgarlar. Bunlar hep peş peşe gelmektedirler. Bir başka mânâsıyla içinde hem nimetler hem de azaplar bulunduran bulutlar demektir. Çünkü bulutlar kimilerine rahmet getirirken kimilerine de azap getirmektedir. Kimilerini bolluğa ulaştırırken, kimilerini de yerin dibine batırmaktadır. Veya içinde öğütler, mev’izalar, zorlamalar, zecri tedbirler bulunduran Allah’ın gönderdiği âyetler, nasihatler, uyarılar, hatırlatmalar, tâlimatlar ve mesajlar demek olacaktır. Sonra peş peşe giden, birbiri ardınca giden, bir iyilik için giden veya bir etki bırakmak için gidenler olunca kelime, bu çerçevede bunu kendi dünyamıza indirirsek o zaman şöyle de diyebileceğiz: Ey Allah’ın dinini terk edip filanların, falanların peşi sıra gidenler! Ey birbiri ardınca konvoy oluşturup beşer sistemleri peşinde koşup gidenler! Ey her biri reislerinin, efendilerinin, liderlerinin, amirlerinin birbiri peşi sıra gönderdiği yeni yeni emirlerle, yeni yeni tâlimatlarla yeni yeni insanlara gidenler! İnsan tâlimatlarıyla insanlara gidenler! Veya dağıtım için gidenler, basım, yayım için gidenler. Falan fabrikanın, filan müessesenin mallarının tanıtımı için insanlara gidenler. Veya haber toplamak üzere koşup koşup gidenler. Veya insanlara insanların yönetmeliklerini duyurmak için gidenler. Veya sabahleyin Zerdüşt öyle buyurdu diye, toplum öyle istedi diye milyonlarca evlerden sökün edip Zerdüşt’ün alfabesini öğrenmeye gidenler. Hipokrat tıbbını, Freud herzelerini, Darvin zehirlerini içmeye gidenler. Veya birbiri ardınca otobüslere, dolmuşlara dolup sanayi hücrelerine dolmaya gidenler. Allah’a kulluktan kaçarcasına dükkanlarına, bürolarına, işlerine, aşlarına, carklarına, curklarına gidenler. Unutmayın ki sonunda size vaat edilen mutlaka size gelecektir. Nereye giderseniz gidin, nasıl ve kim adına giderseniz gidin ama bilesiniz ki o randevu günü, kıyamet günü mutlaka gelip sizin başınızda patlayacaktır. Öyleyse akıllarınızı başlarınıza alın da gelip gidişlerinizi bir gözden geçirin. Birilerine gidiyorsanız Allah için gidin. Allah’ın mesajını tanıtmak için gidin. Maruf için gidin. Allah adına bir etki, bir iz bırak-mak için gidin. İyiliği emretmek, kötülükten menetmek için gidin. Bilesiniz ki bu âyetiyle Rabbimiz sizin gidip gelişlerinize de yemin etmektedir. Allah için gidenler için ne büyük bir şeref, ama başka şeyler için gidenlere de ne büyük bir yemin, ne büyük bir tehdittir değil mi? Büküp büküp devirenlere de yemin olsun ki. Koparıp savuranlara yemin olsun ki. “Asıfat” rüzgar demektir ama çok şiddetle esen bir rüzgar demektir. Veya helâk melekleri, yerin altını üstüne getiren melekler, ya da zelzele, hatf gibi Rabbimizin helâk edici âyetleri anlamına gelmektedir. Allah’ın bu tür âyetleri bir topluma geldi mi, o toplumun işi bitmiş demektir. Veya kendisini bir şey zannedip Allah karşısında güç ve kuvvet iddiasında bulunanlara, Allah’a kafa tutmaya kalkışanlara, kendisinde güç var zannedip önüne geleni devirmeye çalışanlara yemin olsun ki. Önüne gelenleri lafla devirenlere, makam, mevki, para ile ekonomik güçleriyle insanları devirmeye çalışanlara. Ben asarım! Ben keserim! Ben yakarım! Ben yıkarım! diyenlere. Müslümanlıklarından ötürü Müslümanları yok etmeye çalışanlara. Piyasayı karıştıranlara, ailelerin düzenlerini bozanlara, Allah kullarının dinlerine ulaşmalarına engel olanlara, ekonomik hayatı, eğitim düzenini bozup, büküp büküp devirenlere. Toplum hayatındaki Allah’a kulluk temellerini devirip devirip yıkanlara yemin ediyor Rabbimiz. Yemin olsun ki bu sizden yaptıklarınızın hesabını soracağım gün yakındır diyor. Yayanlara, yaydıkça yayanlara da yemin olsun ki. Bulutları yayan rüzgarlara, kitapları yayan meleklere, bitkileri yayan yağmurlara, rızıkları yayan Rahmânın taksimine, insanları yeryüzünde yayan takdirine, ruhları yayan kıyametin ba’sine, Allah’a yayılan sayfalara yemin olsun ki. Yani Allah’a yapılan amelleri, kulların amellerini yayan sayfalara, amel defterlerine yemin olsun ki. Bütün bunları toplayan bir yaymaktan söz ediliyor âyet-i kerîmede. Ama bu demeye çalıştıklarımın dışında yaymaktan, yayıcılıktan anladığımız ne varsa elbette onlar da anlaşılacaktır. Meselâ adam emperyalist, öyle bir yayılıyor ki yayıldıkça yayılıyor. Bizde de var böyleleri. Ta Çin’e kadar giden orada bilmem neler kurma cinnetine kapılmışçasına yayılmacılıktan yana olanlar. Bir başkası farklı yayılıyor. Meselâ kadınlara doğru yayılıyor adam. Mutfağa doğru yayılıyor, gösterişe doğru yayılıyor, miting alanlarına doğru yayılıyor. Veya kimileri el âlemin yatak odalarına doğru yayılıyor. Orada insanların ne ekeceğine, ne kadar ekeceğine karışma adına yayılıyor. Veya şeytan vahyi yayınlarıyla insanların evlerinin içine kadar yayılmaya çalışıyorlar. Yayınlarıyla insanların gözlerinin önüne kadar, kalplerine, beyinlerine kadar yayılmaya çalışanlar. Veya insanların ceplerine, kasalarına, keselerine doğru yayılanlar. Veya kendi fikirlerini yaymaya çalışanlar. Seçip ayıranlara, fark ettirenlere, veya tefrika çıkaranlara, tefrikalaştıranlara, ayıranlara, fark edenlere, hakkı bâtılı birbirinden ayıran, hakkı bâtılı fark eden, fark ettiren meleklere yemin olsun ki. Hakkı bâtılı ayıran, hakkı bâtılı açıklayan, haramı helâli ayıran Resullere yemin olsun ki. Veya bir yerlerden bir yerlere kokuları, dokuları götürerek fark ettiren, hissettiren rüzgarlara yemin olsun ki. Veya hakkı bâtılı fark ettiren, hissettiren Furkân olan Kur’an’a yemin olsun ki. Kur’an’ın bir adı da hakkı bâtılı insanlara fark ettiren, ayıran, tefrik eden mânâsına Furkân’dır. Furkân; âyet âyet fark eden, ayıran, fark ettiren, hakkı bâtılı ayıran biçiminde tecelli eden her bir hadiseye şamil olabilecektir. Öyleyse az evvel dediklerimize ek olarak farklı türde ayıran, tefrika çıkaran, tefrikalaştıranlara da yemin ediliyor diyeceğiz. Hani Firavun da ayırıyordu toplumunu. Toplumu gruplara, hiziplere, partilere ayırarak bunlardan kimilerini güçlendiriyor, kimilerini mustaz’af kılıyor ve böylece zulüm düzenini sürdürüyordu. İşte böyle Firavunî bir taktikle toplumu gruplara ayıranlara, tefrika çıkaranlara, toplumu bölmeye çalışanlara, uyguladıkları vahiy kaçkını sistemlerle fakirle zengin arasında uçurumlar meydana getirenlere, idare edenler, idare edilenler, yönetenler, yönetilenler diye toplumu ayıranlara veya değişik isimler, değişik statülerle İslâm ümmetini parça parça edenlere de yemin ediliyor. Bir öğüt bırakanlara, ya da bir hatırlatma ilkâ edenlere de yemin olsun ki. Allah vahyini peygamberlere ilkâ eden meleklere yemin olsun ki. Melek vasıtasıyla Rabbinden aldığı vahyi insanlara ilkâ eden Resûllere yemin olsun ki. Peygamberden devraldıkları vahyi etraflarındaki Allah kullarına ilkâ edip ulaştıran şerefli mü’minlere yemin ol-sun ki. Kendi cisimlerinde ameller ortaya koyan Müslümanlara yemin olsun ki. Zikri ilkâ edenlere yemin olsun ki, diyor Rabbimiz. Zikir, din, vahiy, Kur’an demektir. Zikir, hatırda canlı tutulması gereken, hayatın kendisiyle düzenlenmesi gereken öğüt, yasa, hayat programı demektir. İşte böyle Allah’ın kullarına hayatlarını onunla düzenleyecekleri vahyi ulaştıran, kitabı ulaştırmak için çırpınan, Kur’an’ı gönüllere ilkâ işini kendisine en büyük dert edinen mü’minlere de yemin ediyor Rab-bimiz. Ne büyük şeref değil mi? Sizin için de öyleyse haydi buyurun, ne duruyorsunuz? Özür olarak, yahut da uyarı olarak. Yani özür olsun, yahut da uyarı olsun diye. Allah’tan kullarına bir özür olsun diye veya azaptan, ikabtan onlara bir uyarı olsun diye. Azap konusunda kullarını uyarmak için veya Allah konusunda, Allah’ın yakında sizi çağıracağı hesabı ko-nusunda temkinli davranmaya bir özür, sakınmaya bir inzar olsun di-ye. “Kullarım! Bakın ben bunları size anlattım. Ben bunları size merhametimden dolayı anlatıyorum. Bakın yarın sizi hesaba çekeceğim. Bunu şimdiden size duyuruyor ve sizi uyarıyorum. Ben zulmet-miyorum. Ama siz kendi kendinize zulmediyorsunuz” gibi âyetler var Kur’an’da. Sanki Allah, yarın hesap kitap döneminde insanlar kendisine itiraz edecekler, özürler beyan edecekler ya, sanki o dönemde kendisine böylece bir mâzeret olsun diye anlatıyor gibi. Kur’an’ı da bunun için indirdiğini anlatıyor En’âm sûresinde. Ya Rabbi! Bizden önceki iki topluma, Yahudi ve Hıristiyanlara kitap indirdin, onları kulluğundan haberdar ettin, ama bize bir kitap indirmedin. Eğer bize de bir kitap gönderseydin biz de bizden istediğin kulluğu icra ederdik diye yarın bana bir itirazda bulunmayasınız diye ben bu kitabı size indiriyorum diyordu. Evet sanki Rabbimiz yarın şöyle şöyle demeyesiniz diye. Ya Rabbi bana vahyin gelmedi! Ya Rabbi bana kitabın ulaşmadı! Ben bunları duymadım! Ben bunlardan haberdar olmamıştım! diye bana mâzeretlerle gelmeyesiniz diye ben bunları size anlatıyorum diyor. İşte bu kitabı, bu âyetleri ben size bunun için gönderiyorum diyor sanki Allah. Görüyor musunuz ifadeyi? Hâşâ hâşâ hiç kimse kendisini hesaba çekemeyecek iken, hiç kimse buna cesaret edemeyecek iken Rabbimiz bize böyle bir yol gösteriyor. Aslında bize bir yol gösteridir bu. “Ey kullarım! Bilesiniz ki yarın sizin mâzeretleriniz kabul edilmeyecek, öyleyse ben size vahiy gönderiyor, ben sizleri uyarıyorum! Gelin bugünden bunu bu özürlerinizin önüne geçirin!” diyor Rabbimiz. Gelin bu âyetlerimle beraber olun! Gelin bu kitapla hareket edin! Hareketlerinizi, hayatınızı bu kitapla belirleyin de benim sizden istediklerimi bu özürlerinizin önüne geçirin, diyor Allah. Bütün bu yeminlerden sonra da bakın Rabbimiz diyeceğini şöylece demeye başlıyor. Yani tüm bu yeminler ne içinmiş? Niye yemin etmiş Rabbimiz? İşte bu yeminlerin cevabı şudur: Yemin olsun, yemin olsun, yemin olsun ki muhakkak size vaat edilen kıyamet, ba’s ve ceza olarak size söz verilen kıyamet size gelecektir. Size vaat edilen şey mutlaka size gelecektir. Bu kadar yeminden sonra söylendiğine göre bizim kıyameti hep aklımızda tutmamız, iki kaşımızın arasında tutmamız, kıyamet elde bir dememiz ve bir an bile unutmamamız gerekecektir. Bundan sonra kıyametle alâkalı birkaç tablo sunacak Rabbimiz.