43-44. “Onlara denir ki: “İşlediklerinize karşılık afiyetle yiyiniz, içiniz. Biz iyi davrananlara işte böyle karşılık veririz. O gün yalanlamış olanların vay haline.” Yiyin, için afiyet olsun! Bütün bunlar yaptığınız, dünyada işlediğiniz amellere karşılıktır! Unutmayalım ki cennet amellerimizin karşılığı olarak bize sunulan bir âkıbettir. Bakın ne hoş bir ifade değil mi? Buyurun! Yiyin, için! Bunu siz kendiniz, kendi amellerinizle kazandınız! Başa kakmıyor Rabbimiz. “Hadi, hadi hiçbir şey yapmadan geldiniz! Dünyada yatıp yatıp geldiniz ama bunu size ben veriyorum!” de-miyor. Başa kakıcılık, minnet altına sokuculuk yapmıyor Rabbimiz. Biz muhsinleri, yani dünyada beni görürcesine kulluk yapanları, benim huzurumda, benim kontrolümde olduklarını hiç unutmayan ve yaptıklarını bana lâyık yapmaya çalışan kullarımı işte böylece mükafatlandırırım, diyor Rabbimiz. Lâkin hal böyleyken beri taraftaki mükezzibîne veyl olsun. Bu-nu yalanlara veyl olsun o gün. Bu sefer tıpkı yukarıdakiler gibi bir yalan modelinden söz ediliyor bakın burada. Bu yalanın da şu anlama geldiğini düşünüyoruz: Takvalı oluş budur diye Allah’ın kitabında tarif ettiği takva modelinin dışında bir takva tarif ederse kişi, yani Allah’a rağmen, Allah’ın kitabındaki beyanlarına ve Resûlü’nün sünnetindeki açıklamalarına rağmen kendi kendine bir takva modeli tarif etmeye kalkışırsa, işte bu yalandır ama yalanların en kötüsü olarak insanı cehenneme götürücü bir yalandır. İşte şunlar şunlar cennete gidecektir, şunlar şunlar kesin cennetliktir gibi Allah’ın beyan buyurduğu takvalıların dışındaki insanları, veya Yahudileri, Hıristiyanları cennete postalama gayreti içine girerse kişi, yani yalan söylerse bu konuda, işte bu yalan da kişiyi cehenneme götürücü bir yalandır, ve veyl olsun bu yalancılara, diyor Rabbi-miz. “Efendim Allah bunları, Allah bizleri koymayacak ta cennetine sı-ğırları mı koyacak?” diyen kişinin yalanı da böyledir Allah korusun. Bunu bir de şöyle anlamaya çalışıyoruz: “Eğer cennete gidecek bunlarsa, bu yalancılarsa o zaman veyl olsun bunlara!” diye bir istihza konusu yapılıyor bu yalancılar. 46-47. “Ey İnkârcılar! Yiyiniz, biraz zevkleniniz bakalım, doğrusu sizler suçlularsınız. O gün yalanlamış olanların vay haline!” Yiyin, için! Haydi biraz dünyada faydalanın bakalım! Siz mücrimler, siz suçlular, siz günahkarlarsınız! Siz vebal yüklülersiniz! Haydi biraz eğlenin, biraz zevklenin, biraz demlenin bakalım. Fakat unutmayın ki bu cürüm ehlinin sonu veyldir. Çünkü: 48-49.“Onlara “Rüku edin” denildiğinde rükua varmazlar. O gün yalanlamış olanların vay haline!” Onlara bel bükün! Boyun eğin! Allah’ı dinleyin! Allah karşısında ukalalık etmeyin! Allah karşısında bilgi iddiasına kalkmayın! Allah karşısında güç iddiasında bulunmayın! Hayatınızda Allah’ı diskalifiye etmeye kalkmayın! Rabbinize teslim olun! Rabbinizin Kitabına kulak verin! Allah’ın istediği gibi yaşayın! Yani rüku edin! Allah’ın emirlerine, Allah’ın yasalarına kayıtsız kalmayın! Allah’a kafa tutmayın! denildiğinde buna hiç de yanaşmıyorlardı. Hayatınıza Allah’ın istediği gibi program yapın denilince buna hiç de razı olmuyorlardı. Veyl olsun o alçaklara, veyl olsun! Buraya kadar anlatılan 49 âyette gördük ki Rabbimiz yemin üstüne yeminlerle, tekrar tekrar yeminle söze başlayarak buyurdu ki: “Kullarım! İnsanlar! Aklınızı başınıza alın! Ve beni iyi dinleyin! Size karşı son derece Raûf ve Rahîm olan ben sizi uyarıyorum! Unutmayın ki bir gün mutlaka ölecek ve yeniden dirileceksiniz! İşte bunun birkaç görüntüsü: Dağlar, arz, sema, ay, yıldızlar, cinler, melekler ve peygamberler randevulaşmış, kararlaştırılmış belli bir gün için toplanacaklar. Ben size o günün özelliklerini anlattım. O gün helâk olacakları, kahrolacakları ve kurtuluşa erecekleri tek tek anlattım. Helâk olacakların yalancılar olduğunu ısrarla beyan ettim. Sonra cehenneme ve cennete gideceklerin özelliklerini de anlattım. Peki şimdi söyleyin bana: 50. “Kur’an’dan başka hangi söze inanacaklar?” Peki bütün bu anlatılanlar, bütün bu uyarılar, sizin imanınız için yetmeyecek de, sizin akıllarınızı başınıza devşirmenize yetmeyecek de daha başka ne arıyorsunuz siz? Daha başka ne bekliyorsu-nuz? Bütün bunlardan sonra hangi söze inanacaksınız siz? Ne istiyor-sunuz? Ne bekliyorsunuz? Sizi anlattık. Yaratılışınızı, tarihinizi, geçmişinizi geleceğinizi anlattık. Cenneti cehennemi anlattık. Yalancıların âkıbetlerini, muttakilerin neticelerini anlattık. Peki bütün bunlara inan-mayacaksınız da neye inanacaksınız siz? Ne bekliyorsunuz? diyerek sûreye son veriyor Rabbimiz. Allah bütün bu anlatılanlar karşısında aklını başına alan kullarından eylesin. Yalancılardan eylemesin. Rabbinin bunca uyarılarına karşı kayıtsız, vurdumduymazlardan eylemesin. Vel hamdü lillahi Rabbi’l âlemîn.