10-12. “Derler ki: “Biz eski halimize mi döndürüleceğiz? Ufalanmış kemik olduğumuz zaman mı?” Derler ki: “O taktirde bu zararına bir dönüştür.” Rabbimiz burada sözü âhireti inkâr edenlere getirir. “Ne yani öldükten sonra, yok olduktan, tüm hücrelerimiz toprak olduktan sonra tekrar dirileceğiz öyle mi?” derler. Alayın, istihzanın doruğu. Dalga geçmenin zirvesi. “Hayat bu hayattan ibarettir. Hayat ancak bu dünya hayatıdır. Varsa da yoksa da işte yaşadığımız bu hayat vardır. Bunun ötesinde başka bir hayat yoktur” dediler. “Bizler bir daha diriltilecek değiliz” di-yerek âhiret hayatını inkâr ettiler. Bazıları hem dilleriyle inkâr ettiler, hem de hayatlarıyla inkâr ettiler. Hem sözle, hem de hayat programlarıyla inkâr ettiler. Bazıları da dilleriyle âhireti inkâr etmemekle beraber, âhireti kabul ettiklerini söylemekle beraber hayatlarıyla âhireti inkâr ettiler. Hayat programlarıyla âhireti inkâr ettiler. Şimdi buna göre biz kendimizi, çevremizi, en yakın akrabalarımızı bir değerlendirelim. Yirmi dört saatin kaçta kaçını âhiret hesabına harcıyoruz? Bir günümüzün kaçta kaçını Kur’an’ın talimine, dinin tedrisine harcıyoruz? Kaçta kaçını dinin tebliğine, emr-i bi’l ma’rufa harcıyoruz? Kaçta kaçını işimize, aşımıza, dükkanımıza, tezgahımıza, ticaretimize, maişet teminine harcıyoruz? Öyleyse bizler Allah korusun da bugün dilimizle âhirete inandığımızı söylüyoruz ama bilfiil hayatımızla, hayat programımızla âhireti inkâr ediyoruz. Geleceğe ait planlarımızla, kazanma ve yığma hırsımızla, evlerimizin yapısıyla, ha-yat programımızla sanki hiç ölmeyecekmiş gibi bir program yapıyor ve âhireti inkâr ediyoruz. Ama unutmayalım ki o gün reddettikleri, inkâr ettikleri, ciddiye almadıkları bu gerçekle karşı karşıya gelince insanlar perişan olacaklar. Bakın bu alaya alanların alaylarını zirve noktasına çıkarmak üzere şöyle dediklerini anlatıyor Rabbimiz: “Öyleyse, eğer dediğiniz doğru ve kıyamet varsa, yeniden diri-leceksek biz yeniden kahrolduk. O zaman biz bir daha mahvolduk. Yandığımız bir gündür” diye gülüşüp alay ediyorlar. “Desenize bizim işimiz bitik” diyerek alay ediyorlar. Hani Bakara sûresinde de: “Allah’ı nasıl inkâr edersiniz ki siz ölüler idiniz de sizi diriltti. Sonra sizi yine o öldürecek, sonra yine diriltecek. Sonra ona döndürüleceksiniz.” (Bakara 28) Nasıl oluyor da bütün bu gerçekler ortadayken Allah’ı inkâr ediyorsunuz? Allah hayret çağrıştıran bir ifadeyle soruyor. Gerçekten de küfür, hayret edilecek bir durumdur. Soruyor Allah: “Nasıl oluyor da Rabbinize karşı böyle nankörlük yaparsınız! Ki O Allah siz yoktunuz da sizi var etti. Sonra sizi öldürecek, sonra tekrar diriltip size hesap soracak.” İnsanın kendi kendisinin dünyaya gelişini, yaratılışını düşünüvermesi, sonra ölümünü hatırlayıvermesi bunu anlamak için yeterlidir. Bu gerçeği anlamak için illa da felsefe yapmaya, uzun uzun araştırmalara girmeye de gerek yoktur aslında. Nasıl oluyor? Sizler ölüydünüz de sizi Allah var etti, deyince şöyle diyorlarmış: “E bize mi sordu? Yaratmasaydı! Madem ki diriltmiş biz de istediğimizi yaparız! Dilediğimiz gibi yaşarız!” “Tamam ama sizi öldürecek!” denince de: “Biz de ölene kadar bildiğimiz gibi yaşarız! Ölene kadar kam alırız dünyadan” diyorlarmış. “Ama sonra yeniden dirileceksiniz! Ne yapacaksınız o za-man?” denilince de: “Eh madem ki dirileceğiz bir daha kam alırız dünyadan! Kaldığımız yerden devam ederiz hayatımıza!” diyorlarmış. Ama bu diriliş önceki diriliş cinsinden olmayacak. Dünyaya dirilmeyeceksiniz, hesap vermek üzere öbür tarafa dirileceksiniz. Öyleyse Allah karşısında kaçış ve kurtuluş kesinlikle yoktur. Yani tüm bu olup bitenler sizin dışınızdayken, gelişiniz de gidişiniz de elinizde değilken, neyinize güveniyor da Allah’a kafa tutuyorsunuz? İslâm’ı kapatmaya, kamufle etmeye nereden güç buluyorsunuz? Ölüydünüz! Yoktunuz! Hiçtiniz! Bu gücünüzü biz verdik size! Bu gücünüzü alacağız da! diyor Rabbimiz. Siz bilirsiniz. Ama bakın Allah kısa ve özlü olarak buyuruyor ki: