Nâziât Suresine Dön

Nâziâtالنازعات

25. Ayet

25Nâziât Suresi

فَاَخَذَهُ اللّٰهُ نَكَالَ الْاٰخِرَةِ وَالْاُو۫لٰىۜ

Allah onu hem ahiret hem de dünya azabıyla yakaladı.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

25-26. “Allah bunun üzerine onu dünya ve âhiret azabıyla yakalayıp ağzının payını veriverdi. Doğrusu bunda Allah’tan korkan kimseye ders vardır.” Allah da onu muaheze ediverdi, ağzının payını veriverdi. Hem sonrakilere ve öncekilere ibret olacak biçimde dünya ve âhiret azabıyla yakalayıverdi. Denizle, suyla yakalayıverdi Rabbimiz onu. Allah ya-kaladı mı tam yakalar. Allah’ın düşmanlarını neyle yakalayacağı, nasıl yakalayacağı hiç belli olmaz. Bakın suda boğuverdi Allah Firavun’u. Aslında su da Rabbimizin rahmetlerinden birisidir. Rahmet olan su, kendisine Allah’ın yüklediği yasa değişince böyle azap oluveriyor. Ha-yat için yaratılan su, bir anda helâk sebebi oluveriyor. Allah onların tü-münü suda boğdu da Allah’tan korkmak isteyenlere bir ibret nişanesi kılıverdi Rabbimiz. Zuhruf’ta da şöyle buyrulur: “Onları, sonradan gelecek inkârcılara ibret alınacak bir geçmiş kıldık.” (Zuhruf 50) Rabbimiz, “onları sonradan gelecekler için bir selef ve mesel kıldık, ibret yaptık” buyuruyor. Yani onları sonradan gelenlerin piri, üs-tadı, muallimi kıldık, diyor Rabbimiz. Kâfirlerin de selefleri yani üstat-ları vardır, bizim de seleflerimiz ve muallimlerimiz vardır. Bizim seleflerimiz Mûsâ (a.s), İbrahim (a.s) ve Adem (a.s)’dan bu yana Allah sa-fında yer almış imamlarımız ve önderlerimizdir. Kâfirlerin selefleri ve örnekleri de Firavunlar, Nemrutlar, Karunlar ve tarihte tüm Allah dâvâsının, Allah elçilerinin önünü kesmek için çırpınırlarken kimisi su-da boğularak kimisi yerin dibine batırılarak Allah tarafından kendilerinden intikam alınmış kimselerdir. Bakın Firavun boğulup giderken tüm haleflerine şu mesajı veriyordu: “İnandım ki İsrailoğullarının iman ettiği Allah’tan başka İlâh yokmuş. Ben de Müslümanlardanım!” (Yunus: 90) Gerçekten bugün bu sözü tüm dünya müstekbirlerine duyurmamız gerekmektedir. Tüm dünya Firavunlarına duyurmalıyız bu sözü. “Ey zalimler! Ey çağdaş Firavunlar! Ey müstekbirler! Ey kendilerinde güç, kuvvet olduğunu zanneden zalimler! Firavun’un söylediği bu sözü sizler ne zaman söyleyeceksiniz? Size hiçbir şey hatırlat-mıyor mu bu söz? Size bir şey demiyor mu Firavun’un ölürken söyledikleri? Ölürken mi söyleyeceksiniz bunu? Ama Firavun’a fayda vermediği gibi, o zaman söyleyeceğiniz bu sözün size de hiç bir faydası olmayacaktır.” Diyor ki bakın Firavun: “Ben inandım ki İsrailoğullarının inandığı İlâhtan başka İlâh yoktur.” Ama bunu ölürken söylüyordu hain. Halbuki şimdi inandım dediği İlâhın gönderdiği Mûsâ’yı dün öldürmeye çalışıyordu. Yıllarca o İlâhın dinini reddetmiş, o İlâhın gönderdiği peygamberi reddetmiş, o İlâha inanan İsrailoğullarına kan kusturmuş, kendinin ülkesinin yegâne Rabbi ve İlâhı olduğunu ilân etmişti. İşte kıyamete kadar gelecek nesiller içinde kendisine özenen, kendi yoluna imrenen, yeryüzünde Rabliğini iddia ederek Allah’a ve Allah’ın dinine savaş açan tüm Firavun taslaklarına bu sözleriyle şu mesajı veriyordu: “Gelin ey beni taklit edenler, benim düştüğüm yanlışa düşmeyin! Ey benim yolumdan gidenler! Ey benim gibi Allah’la ve elçisiyle savaşa tutuşanlar! Ey Rablerinin elçileri vasıtasıyla kendilerine gönderdiği mesajla, hayat programıyla ilgilenmeyerek kendi hayatlarına kendileri program yapmaya çalışanlar! Bana bakın da ibret alın. Ben imanı son dönemime tehir etmiştim. Ama gördünüz ki o iman benden kabul edilmedi. Bir işe yaramadı. Siz bunu önceden anlayın da benim durumuma düşmeyin. Şimdiden hatalarınızdan dönüp Müslümanlığınızı ilân edin.” Gerçekten bunda içi titreyerek korkacak kimseler için elbette bir ibret, bir ders vardır, buyurduktan sonra Allah yaratışa dikkat çekerek şöyle buyuruyor: