105,108. “Ey Muhammed! Sana dağları sorarlar; de ki: "Rabbim onları ufalayıp savuracak, yerlerini düz, kuru bir toprak haline getirecek; orada ne çukur, ne tümsek göreceksin O gün, hiç bir tarafa sapmadan bir dâvetçiye uyarlar. Sesler Rahmân'ın heybetinden kısılmıştır; ancak bir fısıltı işitirsin.” Peygamberim, sana dağlardan sorarlar. Kıyâmet günü onlar yerlerinde kalacak mı? Yoksa zeval bulacaklar mı? De ki, Rabbim onları darmadağın edip savuracak. Rabbim onları tuz buz edip savuracak. Yerlerini dümdüz edip kuru bir toprak haline getirecek. Tabii kâfirler bu dağları dağıtmaya, yerinden oynatmaya kimin gücü yeter? filan diyorlardı da Rabbimiz böyle buyuruyordu. Evet o dağların yerleri bomboş olacak, çırılçıplak kalacak. Ve yine o dağların bulunduğu dünyada ne bir eğrilik göreceksin, ne de bir tümsek. Ne bir alçaklık, ne de bir yükseklik göreceksin. Yumurta gibi dümdüz bir dünya. O gün artık kendisinde hiçbir eğrilik bulunmayan bir elçinin dâvetine icabet ederler. Hiçbir kimsenin artık o gün Rahmânın emri-ne isyan etme hakkı da, yetkisi de, gücü de yoktur. Herkes Rahmâ-nın emrine boyun eğecek. Ve sesler, soluklar Rahmânın huzurunda kısılmış, boğulmuş artık hırıltıdan başka bir şey duyulmaz olmuştur. Evet Rahmânı tazimden ötürü sesler kesilmiş, fısıltıdan başka bir şey duyulmaz olmuştur artık. Herkes suspus olmuş ve artık gizli gizli, hafif, hafif dudak kıpırdamalarından başka bir şey duyulmuyor olmuştur. Ya da Mahşere giderken ayak seslerinden başka bir ses duyulmaz olmuştur. Herkesin boyunları önüne düşmüş, sessiz sedasız haklarında verilecek kararı bekliyorlar.