112. “İnanmış olarak, yararlı işler işleyen kimse, haksızlıktan ve hakkının yeneceğinden korkmaz.” İşte orada, o atmosferde kim de mü’min olduğu halde sâlih ameller işlemişse, fıtratına, yaratılışına uygun ameller işlemişse, hayatını iman kaynaklı yaşamış, hayatıyla imanını özdeşleştirmiş, Allah’a lâyık ameller peşinde koşmuş, Allah’ı kendisinden razı etmişse artık o kimse ne zulümden korkar, ne de zerre kadar kendisine bir haksızlık yapılmasından. Ne yaptıklarının zayi edilmesinden, ne de yapmadıklarıyla kendisine ceza verilmesinden korkmaz o. Yâni yaşadığı bir dünya hayatında Allah’ın istediği sâlih amelleri gerçekleştirenler, Allah’ın istediği gibi bir hayat yaşayanlar kesinlikle bilsinler ki Allah onlara zalimce karar vermeyecektir. Yaptıkları amellerinin karşılığını kat kat vereceği gibi hiçbir şeyi de onlar için ek-siltmeyecektir. Mü’minlerin durumları böyle. Ama beri tarafta zalimlerin yüzleri eğilmiş, günâhları, isyanları, küfürleri ve şirkleri bellerini bükmüş, kendilerini ezmiş ve yok olup gitmişler cehenneme. Ama bir ölümle yok olup kurtuluş değil, sadece azabın içinde yok olup gitmişler. Kurtuluş imkânları kalmamıştır. İşte Mûsâ (a.s), Onun kıssası, Kur’an, Onun okunuşu ve kı-yamet, Onun gündemi, dağlar, ölüm, ölüm ötesi hayata geçiş, mah-şer, zalimler, mü’minler, kurtulanlar, kaybedenler. İşte Tâ-Hâ sûre-sinde birlikte anlatılıyor.