113. “İşte Kur'an'ı, Arapça okunmak üzere indirdik, onda tehditleri türlü türlü açıkladık ki belki sakınırlar yahut onlara ibret verir.” İşte böylece Onu Arapça bir Kur’an olarak indirdik. Bu kitabı Arapça bir Kur’an olarak böylece sana indirdik. Ve O Kur’an’da tehditleri de ayrıntılı bir şekilde ifade ettik. Umulur ki bu insanlar Onunla yol bulurlar, hayatlarını Ona sorarlar, Onunla düzenlerler, hayatlarını bu kitabın sahibi için yaşarlar. Yahut da onlar için bu Kur’an bir zikir, bir uyarı, bir gündem, bir pusula, bir harita, bir yol gösterici olur, bir mihmandar olur. Belki sakınırlar, korunurlar, belki ibret alırlar diye. Kur’an Arapça, Muhammed (a.s) ve çevresindeki Mekkeliler Arapça konuşmaktadırlar. Bu kitabın âyetlerini duyan herkes de Allah’ın ne dediğini anlar ve kavrar. Âyetler insanların anlayabilecekleri bir şekilde ayrıntılı olarak ifade edilir. Cennet, cehennem, sâlih amel, gayri sâlih amel, salah, ifsat, eski toplumlar, haberler her şey her şey açık ve net bir şekilde ortaya konur. Ve hiçbir kimsenin, yahu burada ne deniyor? Burada ne anlatılıyor? demeye ve itiraz etmeye hakkı da kalmıyor. O gün öyleydi, bugün de böyledir. İnsanlar kıyâmete kadar bu Kur’an’ı anlamak zorundadırlar. Türk bir ana-babadan doğanlar da, İngiliz bir ana-babadan doğanlar da, Arapça’yı da hiç bilmeyenler iman ederler. Allah’tan hidâyet isterler. Allah ta hidâyetini kitabında ve elçisinde gösterir. O hiç Arapça bilmeyen insan müslüman olduktan sonra başlar yavaş yavaş Allah’ın kitabını anlamaya. Resûlünü tanımaya, Resûlünün hadislerini öğrenmeye, anlar ve tanır. Rasûlullah ve ashabına hidâyet olan bu Arapça Kur’an o dönemin Arap olmayanlara hidâyet olan bu kitap hangi dili konuşursa konuşsun bu kitabın hidâyetiyle hidâyet bulur ve şereflenir. Ve şunu da hemen ilân eder: