Tâhâ Suresine Dön

Tâhâطه

34. Ayet

34Tâhâ Suresi

وَنَذْكُرَكَ كَث۪يرًاۜ

“Çokça zikredelim.”

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

25,35. “Mûsâ: "Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolay-laştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki, Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin" dedi.” Evet Rabb’inden bu emri alan Hz. Mûsâ dedi ki, Rabbim, göğsümü genişlet, sadrımı şerh et. Ben böylece dünyanın basitliğini bileyim, âhiretin yüceliğini anlayayım. Sana kulluğa koşayım. Ölüm gelmeden önce ona hazırlıkta bulunayım. İnşirâh-ı sadrı böyle anlamaya çalışıyoruz. Hz. Mûsâ Rabbimi-zin kendisine yüklediği bu risâlet vazifesini, Firavun ve toplumuna gidip o azgın insanları uyarma işini, bu çok zor işi Allah’ın istediği gibi icra edebilmek, Allah düşmanları karşısında yıkılmadan ayakta durabilmek, onlardan gelebilecek tehlikelere karşı sabırla göğüs gerebilmek için Rabb’inden kalbine bir dayanıklılık, bir cesaret, bir genişlilik istiyordu. Elbette O Allah’ın yeryüzünde seçtiği bir elçi olarak, Allah’ın yeryüzünde istediği kulluğun pratik örnekleyicisi, göstericisi olarak, bir üsve olarak hem bu vahye dayanıcı, hem de onu bizzat icra edici olmalıydı. Elbette karşısındaki amansız düşmanlarına karşı, açlığa susuzluğa karşı, dertlere ıstıraplara karşı, reddedişlere, alaylara, yalanlamalara karşı göğüs gerebilme güzüne, cesaretine, tahammülüne sahip olmalıydı. İşte İnşirâh-ı sadır Allah tarafında elçilerine verilen bir güç, bir destek, bir cesaretti ki Mûsâ (a.s) Rabbimizden onu istiyordu. Ya Rabbi benim işimi kolaylaştır, görevimi, yüklediğin vazife-mi kolay kıl. Bu risâlet görevimi, bu uyarı misyonumu kolayca icra et-me imkânı ver. Şu dilimin bağını da çözüver ya Rabbi. Dilimdeki bağı da çöz ki sözümü anlasınlar. Ehlimden birini de bana vezir kıl, yardımcı kıl ki bu kardeşim Harun olsun. Onunla beni destekle, güçlendir ya Rabbi. Bu işimde, bu görevimde Onu bana ortak kıl. Ona da elçilik ver ki seni çok çok yüceltelim. Seni hep gündemde tutalım. Senin istediğin kulluğu icra ederek tesbih edelim. Sen nasıl tanınacaksan seni öylece tanıyalım. Sana nasıl hamd edilecekse öylece hamd edip, nasıl övüleceksen se-ni öylece övelim. Nasıl gündeme alınacAksân Seni öylece gündemimize alalım. Seni çok zikredelim, seninle yücelelim, sana kullukla şe-ref kazanalım. Senin zikrinle, senin şanınla dünyayı yüceltelim, bizim zikrimiz, fikrimiz hep sen ol. Şüphesiz ki Sen bizi görüyorsun, bizim halimize muttalisin, biz sadece Sana muhtacız, sadece Senden isti-yoruz ve böyle zorlu bir görevde ancak Senin yardımınla başarılı olabiliriz. Bize yardım et, bizi destekle ya Rabbi. Değilse ben kendi kendime ne yapabilirim? İşte gücüm belli, imkânım belli, konuşmam belli. Mûsâ (a.s) nın dilimdeki bağı çözüver ya Rabbi şeklindeki duasını, kimileri işte Onun dilinde bir kekemelik vardı filan diye anlamaya çalışmışlar. Halbuki durum hiç de öyle değil gibi. Bakın bu konunun anlatıldığı Şuarâ sûresinde de şöyle deniyordu: Mûsâ: "Rabbim! Doğrusu beni yalanlamalarından korkuyorum; göğsüm daralıyor, dilim açılmıyor. Onun için Harun'a da elçilik ver. Onların bana isnat ettikleri bir suç da vardır. Beni öldürmelerinden korkuyorum" demişti.” Şuarâ 12,14) Evet orada da diyordu : Sözümü dinleyip de aldırış etmeme-lerinden, bana inanmamalarından korkuyorum. Onun içindir ki göğsüm daralıyor, lisanım intikal etmiyor, yâni derdimi anlatamama endişem var. Bir de onların benim aleyhime kullanabilecekleri, beni peşin peşin suçlayabilecekleri bir suçum da var. Ben daha önce bir adamlarını öldürüp kaçmış birisiyim. Ben onlar nazarında suçlu birisiyim. Kor-karım ki beni dinlemeyebilirler. Bunun için Ya Rabbi Harun’u da gönder! Yâni bu görevi Harun’a da ver! Onu da Peygamber yapıp, benimle beraber Ona da elçilik veriver ya Rabbi diyor. Mûsâ (a.s) da bir suçluluk halet-i ruhîyesi var. Diyor ki; ya Rabbi, ben küçüklüğümden beri günâh psikozu, suçluluk psikozu içinde olduğumdan dolayı, beni reddedecekleri korkusundan dolayı bocalayıp dilim sürçebilir, dilim dolaşabilir, onun için yanıma kardeşim Harun’u da ver ya Rabbi! şeklinde anlıyoruz. Yâni dilinde herhangi bir rahatsızlık filan yoktur da daha önce bir adam öldürüp Mısırdan, Firavunun ülkesinden Medyen’e kaçtığı için suçluluk halet-i ruhîyesiyle belki anlatacaklarımı rahat anlatamam diyordu Hz. Mûsâ (a.s). Yâni ya psikolojik bir destek, ya da biyolojik bir destek olarak Harun’u isti-yor yanına. Çünkü bakıyoruz Allah’ın elçisi Hz. Mûsâ (a.s) kendilerine gel-diği zaman ne Firavundan, ne de başkalarından böyle bir itiraz göremiyoruz. Hayrola ey Mûsâ! Ne oluyor? Bak sen konuşmayı bile doğ-ru dürüst beceremiyorsun. Allah senin yerine daha fasih konuşan biri-ni niye göndermedi? diye hiç kimseden böyle bir itiraz göremiyoruz. Ve Firavuna gittikleri andan itibaren hep sahnede olan, konuşan, mü-câdele veren de Mûsâ (a.s) dır. Mûsâ (a.s) Risâlet görevini alır almaz böyle diyor. Ya Rabbi şimdi ben adam öldürüp kaçtığım bir ülkeye dönüyorum. O ülkenin zalim hükümdarı yıllarca ben doğmayayım diye, ben gelmeyeyim diye yıllarca benim kavmimin, İsrâil oğullarının erkek çocuklarını öldürdüğü, kadınlarını hayasızlaştırdığı, erkeklerini köleleştirip en zor şartlar altında çalıştırdığı bir ülkeye gidiyorum. Bu durumda senin yardımın olmaksızın kendi başıma ben nasıl muvaffak olabilirim? İnsanlara kar-şı seni unutturarak tanrılığını iddia eden, senin yasalarını ilga edip kendi yasalarını zorla topluma empoze etmiş, bir ayağını Karun’un, diğer ayağını da Bel’am’ın omzuna basmış kazıklar sahibi, insanlara eziyet ve işkence yapmada zirvede, kullarını öldürüp hayasızlaştırmada şedit mi şedit, siyasal, ekonomik ve askeri güç bakımından eşi benzeri olmayan Karun’u, Bel’am’ı, orduları, askerleri olan bir Firavuna gidiyorum. Tek başıma onun karşısına çıkacak ve onu İslâm’a dâ-vet edeceğim. Ve bu arada onun zulmünden kurtarmaya gittiğim benim kav-mimin, İsrâil oğullarının durumu da hiç de iç açıcı bir manzara arz et-miyor. Beni anlayamayacak kadar her şeylerini kaybetmişlerdir. Anlasalar bile korkularından benim yanımda yer alamayacak bir durumdalar. Yıllar yılı Firavunun zulüm ve işkenceleri altında, Firavun sisteminin materyalist eğitim sistemi kıskacında müslümanlıklarını unutmuş, namuslarını iffetlerini, şahsiyetlerini kimliklerini kaybetmiş, tarihlerini hafızalarını yitirmiş bir durumdalar. Ne olur şu istediklerimi bana lütfet de beni her iki gruba karşı da galip getir ya Rabbi.