56,58. “Andolsun ki Firavuna bütün delillerimizi gösterdik de yalan sayıp kabulden çekindi ve: "Ey Mûsâ! Sihirbazlığınla bizi yurdumuzdan çıkarmaya mı geldin? Şimdi biz de seninkinin benzeri bir sihri sana göstereceğiz. Bizimle senin aranda bir vakit tayin et ki sen de biz de düz bir yerde bulunalım da caymayalım" dedi.” Biz Ona bütün âyetlerimizi gösterdik, ama O tüm âyetlerimizi yalan saydı, yok farz etti, kabul etmedi, inanmak istemedi, boşa çıkardı âyetlerimizi. Rabbimizin anlattığı asa âyeti, yed-i beyza âyeti ve bunların dışında daha pek çok âyet sundu Rabbimiz onlara, ta ki akılları başlarına gelsin de iman etsinler diye. Meselâ Allah o topluma tufan gönderdi. Mahvoldular, kahroldular ve Allah’ın elçisi Hz. Mûsâ’ya gelip: Ey Mûsâ! Allah’la aranızdaki ahit hatırına, ya da seninle bizim aramız-daki ilişki hatırına Rabb’ine bir dua ediver de Rabb’in şu belâyı üzerimizden kaldırsın biz de o zaman senin getirdiğin hidâyet hediyesini kabul edelim dediler. Hz. Mûsâ dua etti, Rabbimiz o tufan belâsını üzerlerinden kaldırdı, ama yine iman etmediler. Sonra Allah onların üzerine kurbağa yağdırdı. Evlerinin içi, yiyecekleri ve tüm hayatları kurbağa ile doldu. Hemen gelip Hz. Mûsâ’dan Rabb’ine dua etmesini isterler. Hz. Mûsâ dua etti, Allah bu belâyı da kaldırdı ama onlar yine iman etmediler. Sonra Rabbimiz onların üzerlerine çekirgeler sürüsünü gönderdi. Tarlalarındaki mahsulleri çekirgeler sürüsünün istilasına uğrayınca yine Hz. Mûsâ’nın dua etmesini istediler. Hz. Mûsâ yine dua etti Allah onu da kaldırdı. Sonra Rabbimiz onlara bit gönderdi. Öyle ki tüm vücutları, tüm yatak ve yorganları, tüm ambarları ürünün defterini düren bitlerle doluverdi. Mûsâ (a.s) yine dua etti ve Allah onu da kaldırır. Arkasından onlara kan gönderdi Rabbimiz. Her şeyleri kan olur. Ekmeğe el atarlar kan, suya el atarlar kan, tüm yiyecek ve içecekleri kan haline geliverdi. Fakat işin garibi bütün bu gelenler Mısırda yaşayan Firavun oğullarına geliyordu. Aynı şehirde yaşayan İsrâil oğullarına hiç bir şey olmuyordu. İsrâil oğulları bunların hiç birisinden etkilenmiyorlardı. Evet bütün bu âyetleriyle uyardı Rabbimiz Firavun ve toplu-munu ama onlar bu âyetlere iman etmediler. Bütün bunların bir si-hirden ibaret olduğunu söylediler. Ey Mûsâ, bu sihirlerinle bizi yurdumuzdan çıkarmaya mı gel-din? Bizi buradan çıkarıp ta sen mi sahipleneceksin? Senin bizim ül-kemizde, bizim iktidarımızda gözün mü var? Devletimize, vatanımıza göz mü diktin? Sen bizim devletimizi yıkmaya çalışıyorsun dediler. Şimdi biz de seninkine benzer bir sihir getireceğiz. Sana karşı senin sihrine benzer bir sihirle karşı çıkacağız dediler. Böylece senin sihrini yok edecek, sana üstün geleceğiz dediler. Haydi bizimle kendin aran-da bir gün belirle. Bir gün seç. O güne ne biz ne sen muhalefet etmeyelim. O günde duralım, o herkesin görebileceği geniş bir meydan ol-sun.