62,64. “Sihirbazlar işi aralarında tartıştılar ve konuşmalarını gizli tuttular. “Mûsâ ile Harun'u göstererek: “Bu iki sihirbaz, sihirleriyle sizi yurdunuzdan çıkarmak, sizin en üstün dininizi ortadan kaldırmak istiyorlar; onun için tuzaklarınızı bir araya getirin, sonra sırasıyla gelin. Bugün üstün gelen başarıya erecektir" dediler.” Gizlice bir toplantı yapıp durum değerlendirmesinde bulundu-lar. Sonra okuduğumuz bu sûrede anlatılmayan, kitabımızın başka sûrelerinde anlatılan bir talepleri oldu Firavundan. Dediler ki ey Firavun, şimdi bu Mûsâ’ya karşı biz galip gelirsek, Mûsâ karşısında seni ve sistemini galip getirirsek, insanların gözünde Allah’ı, Allah’ın elçisini, Allah’ın sistemini küçük düşürüp seni ve sistemini kurtarırsak karşılığında bize ne var? Bize nasıl bir mükâfat vaat edeceksin? dediler. Tek endişeleri ceplerini doldurmaktı. Başı darda olan Firavun, Allah elçileri karşısında sistemi tehlikede olan Firavun dedi ki, sizler Mukarrabundansınız. Size her şey var, yeter ki sizler Mûsâ karşısın-da beni bir temize çıkarın. Yeter ki sizler Allah dini karşısında, Allah sistemi karşısında benim sistemimi yıkılmaktan bir koruyun. Ne isterseniz sizindir. Banka kredileri, teşvik primleri, fabrikalar, müdürlükler, genel müdürlükler, bakanlıklar, dekanlıklar, hepsi hepsi sizindir. Yeter ki sizi ülkenizden çıkarmak isteyen, sizin örnek dininizi, örnek sisteminizi yıkmak isteyen şu iki sihirbazı bir yenin, bir mat edin, bir susturun, bir mağlup edin, gerisini hiç düşünmeyin dedi. Artık tüm dünyanın sahiplendiği, tüm dünyaya ihraç ettiğimiz, tüm dünyaya kabul ettirdiğimiz, tüm dünyaya mal olmuş şu sistemimizi reddeden bizi Allah’a kulluğa çağıran şu iki insanın işini bitirin dedi. Sonra sihirbazlarını da uyarmayı ihmal etmedi hain. Dedi ki, aman dikkat edin. Hepiniz tek bir kalp halinde, tek bir vücut halinde, tek bir saf halinde onlara saldırın, sakın parçalanmayın dedi. Onun bu uyarısıyla sihirbazlar tek bir saf haline geldiler. Az evvel ifade ettiğim aralarındaki ihtilâfları bitirerek fikir birliği, hedef birliği içinde Mûsâ (a.s)ın karşısına dikildiler. Ve dediler ki hep birlikte, gerçekten bugün galip gelecek olanlar bizleriz. Bugün üstün gelen taraf kurtulmuştur dediler. Evet bu söz doğruydu. Çok doğru söylemişlerdi sihirbazlar. O gün galip gelen taraf, o gün üstün gelen taraf kurtulacak, başarıya ulaşacak, mağlup olan taraf da kendisini azapların en büyüğüne mahkum edecekti. Gerçekten çok çetin, çok büyük bir savaştı bu. Ama büyük-lüğü yanında çok ta dengesiz bir savaştı. Belki o güne kadar gerçek-leşmiş, belki de kıyâmete kadar gerçekleşecek savaşların en dengesiziydi bu savaş. Neden? Çünkü bir tarafta iki insan, Mûsâ ve Harun öbür tarafta tüm dünya. Yeryüzünün en büyük gücü, en süper gücü iki insanın karşısında duruyordu. Bir tarafta ordularıyla, askerleriyle, Firavunuyla, sihirbazlarıyla, bilim adamlarıyla, sanatçılarıyla, medyasıyla bir dünya, diğer tarafta iki tane insan. Ama Allah desteğinde iki insan, iki Allah dostu. Bu yönüyle tabii Allah açısından da çok dengesiz bir karşı-laşmaydı bu. Çünkü Allah safında, Allah desteğinde bulunan o iki in-san karşısında kim durabilecekti de? Allah desteğindeki iki Allah elçisi karşısında tüm dünya ne ifade eder de? Allah’a göre mutlak galip gelecek olanlar onlardır. Ama meseleye materyalist açıdan baktığımız zaman, Firavunların gözüyle meseleyi tahlil ettiğimiz zaman da tüm dünya karşısında o silahsız, güçsüz, kuvvetsiz zavallı iki insanın hiç şansı yok. Firavun ve askerleri karşısında ne mümkün onlar kazanan taraf olsunlar? Tanklarıyla ezip geçerler onları? Evet her iki zaviyeden de bu kadar dengesiz bir savaş ortamı. İnsanların heyecanları doruk noktasında. Herkes nefesini tutmuş bu savaşın neticesini merak ediyor. Allah mı güçlü? Yoksa Firavun mu? Allah mı galip gelecek? Yoksa dünya devleti mi? Allah mı egemen yoksa Firavunlar mı? Allah’ın hesabı mı tutacak? Yoksa Firavunların hesabı mı? Herkes bunun merakı içindeydi. Çünkü o güne kadar Firavun gerçekten insanları çok korkutmuştu. O güne kadar insanlara tanrılığını, egemenliğini kabul ettirmişti. Bu ülkede söz benim, benim yasalarım geçerlidir, herkes bana ve yasalarıma itaat etmek zorundadır di-yerek herkesi önünde secde ettirmişti. Ülke insanlarını gruplara, partilere bölerek, halkı birbirlerine düşman ederek, birlerine kırdırarak e-gemenliğini koruyordu. Böylece insanlara zulmedecek, insanları ezecek gücü kendisinde buluyordu. Ama onun bir hesabı varsa elbette Allah’ın da bir hesabı vardı. Göklere ve yere, göktekilere ve yerdekilerin tümüne egemen olan Allah’ın iradesi yeryüzünde ezilenleri, mazlumları ezenlere karşı galip getirmek, zayıfları, mus’taz’afları üstün getirmek ve zalimlerin boyunlarını kırmaktı. Büyük iradenin kararı, yasası buydu. İşte şu anda bu savaşın yapılacağı, bu Allah iradesinin gerçekleşeceği, bunu gözlerimizle görebileceğimiz bir meydandayız. Tâ-Hânın basiretiyle, Tâ-Hânın yardımı ve delaletiyle şu anda bizler de seyrediyoruz tüm dünyaya karşı Allah desteğindeki iki insanın savaşını. Rabbimizin yardımı ve inâyetiyle sanki şu anda bizler de oradayız. Evet sıkı durun savaş başlıyor: