Tâhâ Suresine Dön

Tâhâطه

71. Ayet

71Tâhâ Suresi

قَالَ اٰمَنْتُمْ لَهُ قَبْلَ اَنْ اٰذَنَ لَكُمْۜ اِنَّهُ لَكَب۪يرُكُمُ الَّذ۪ي عَلَّمَكُمُ السِّحْرَۚ فَلَاُقَطِّعَنَّ اَيْدِيَكُمْ وَاَرْجُلَكُمْ مِنْ خِلَافٍ وَلَاُصَلِّبَنَّكُمْ ف۪ي جُذُوعِ النَّخْلِۘ وَلَتَعْلَمُنَّ اَيُّنَٓا اَشَدُّ عَذَابًا وَاَبْقٰى

(Firavun) demişti ki: “Size izin vermeden önce ona inandınız öyle mi? Şüphesiz ki o, size sihir öğreten büyüğünüzdür. Ellerinizi ayaklarınızı çaprazlama kesecek ve sizi hurma kütüklerine asacağım. Hangimizin azabının daha çetin ve kalıcı olduğunu da bileceksiniz.”

Dipnot

Firavun’un benzer tehditlerini içeren ayet için bk. 7/A’râf, 123

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

71. “Firavun “Ben size izin vermeden mi O'na inandınız? Doğrusu size sihri öğreten, büyüğünüz odur. Andolsun ki, ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim, sizi hurma kütüklerine asacağım. Hangimizin azabının daha çetin ve daha devamlı olduğunu bileceksiniz" dedi.” Firavun hemen zalimliğini hatırlayıp tehditler yağdırmaya başladı. Tüm zalimlerin karakteristik özelliğidir bu. Evet bundan sonra artık kendisine kulluğu terk edip Rab’lerine kulluğa yönelen, kendisini dinlemeyerek Rabb’ini dinlemeye karar veren mü’minlere karşı zalimlerin zulüm mekânizmaları çalışmaya başlayacaktı. Tarihin her devrinde bu böyle olmuştu. Tarihin her devrinde tâğutlar, zalimler, despotlar kendilerine kulluktan çıkan, kendi yasalarına itaatten çıkıp Allah’a kulluğa yönelen mü’minlere kan kusturmuşlar, dünyalarını zindan etmişlerdir. Bakın bu mü’minlere karşı Firavun şöyle diyordu: Ben size izin vermeden inandınız ha! Benim onayımı almadan secde ettiniz ha! Bana danışmadan, benim onayımı almadan Mûsâ’ya ve onun Rabb’ine secde ettiniz ha! Benden izin almadan beni ve benin yasalarımı terk edip, bana kulluğu terk edip Allah’ın kulu oldunuz ha! Allah’ın yasalarını benimkilere tercih ettiniz ha! Bana karşı baş kaldırıp Allah karşısında secdeye vardınız ha! Halbuki sizi ben çağırmıştım. Sizler benim memurlarımdınız. Sizler benim kullarımdınız. Ben tayin etmiştim sizleri. Mükâfatınızı, maaşınızı ben verecektim. Sizler benim ülkemde yaşıyor benim nimetlerimden istifade ediyordunuz. Sizleri ben yetiştirmiştim. Size sanatkâr, size şarkıcı, size prof, size bakan, dekan payelerinizi ben vermiştim. Dikkat ediyor musunuz? Bana danışmadan, benim onayımı almadan mı iman ettiniz? diyor. İlâhtı ya O. Tanrıydı ya. Allah’a inan-mak için bile onlardan izin almak gerekiyordu. Onların izin verdiği ka-dar inanabilirsiniz. Onların izin verdiği kadar mallarınıza sahip olabilirsiniz. Onların izin verdiği kadar hanımlarınıza sahip olabilirsiniz. Onların izin verdiği kadar çocuk yapabilirsiniz. Onların izin verdiği kadar giydirebilir, onların izin verdiği kadar eğitebilirsiniz. Kararı onlar verirler. Çünkü tanrıdır onlar. İnanan birisi olsanız bile imanınızı sergileme konusunda, imanlarınızı yaşama konusunda, inandığınız Allah’ın emirlerini yerine getirme konusunda Firavunlara danışmak zorundasınız. Müslümanca bir hayat yaşayabilir miyiz yaşayamaz mıyız? Allah’ın istediği biçimde örtünebilir miyiz örtünemez miyiz? Allah’ın istediği biçimde nikâhlanabilir miyiz nikâhlanamaz mıyız? Allah’ın istediği biçimde mirasımızı paylaşabilir miyiz paylaşamaz mıyız? Allah ve Resûlünün istediği biçimde çocuklarımızı eğitebilir miyiz eğitemez miyiz? Allah’ın istediği biçimde yaşayabilir miyiz, yaşayamaz mıyız? Tüm bu konuları Firavunlara sormak zorundasınız. Adım atarken bile onların iznine muhtaçsınız. Onların izin vermediklerini kesinlikle yapamazsınız. Onlar ne kadar istiyorsa, nasıl istiyorsa. Onların anladıkları ve istedikleri gibi bir namaz, onların anladıkları gibi bir oruç, bir kılık-kıyafet, bir kitap, bir din, bir peygamber, bir hayat olsun. Ama onların anlayışlarını aşarsanız, Allah’a Allah’ın istediği şekilde, peygambere Allah’ın istediği şekilde inanmaya kalkışırsanız bu zalimlerin, bu tanrıların işkencelerine hazır olmak zorundasınız. Şimdi de çağdaş Firavunlar aynı şeyi demiyorlar mı? Sizler bi-zim kullarımız, bizim vatandaşlarımızsınız. Nasıl giyineceğinize, nasıl yaşayacağınıza, nerede ve nasıl okuyacağınıza, ne kadar örtüneceğinize, dininizi hangi sınıra kadar yaşayacağınıza, ne kadarını anlatabileceğinize, nasıl bir kisveye bürüneceğinize, nasıl bir hukuk uygulayacağınıza, ekonominizin nasıl olacağına, bayramlarınızın tatillerinizin neler olacağına biz karar veririz. Tüm hayatınız konusunda bize danışmak, bizim yasalarımıza karşı gelmemek zorundasınız diyorlar. Meselâ müslüman bir kızcağız Rabb’inin istediği biçimde örtünüverdi mi hemen Firavunlar harekete geçerler. Bizden izin almadan örtündün ha! Bizden izin almadan bizim yasalarımızı çiğnedin ha! Rabb’ini bize tercih ettin ha! Rabb’inin yasalarını bizimkilere tercih ettin ha! diyerek onu bundan vazgeçirebilmek için ellerinden ne geliyorsa yaparlar. Veya meselâ bir öğretmen okulda talebelerine biraz fazlaca İslâm duyursa, bir vaiz kürsüden cemaatine biraz açık anlatsa hemen sorguya çekerler. Bizden izin almadan bunları, bunları konuştun ha! Halbuki neleri anlatacağını, ne kadarını anlatacağını biz belirleyecektik. Halbuki seni biz tayin etmiştik. Sen bizim memurumuzdun. Senin maaşını biz veriyorduk. Seni özellikle bize kulluk etsin diye Mûsâ’nın karşısında, Mûsâların karşısında bizi savunasın diye okullarımızda eğitmiştik diyerek onların hemen Firavunlar tarafından sorgulandıklarını görürsünüz. Evet Firavun müslümanlığı tercih eden sihirbazlara yöneliyor ve diyor ki benden izin almadan iman ettiniz ha! Ya da bunu bir de şöyle anlıyoruz: Yâni eğer sizler bana danışıp benden izin alsaydınız elbette ben size bu konuda izin verirdim diyor. Yâni hain Firavun bu durumda yavaş yavaş egemenliğinin sar-sıldığının, inisiyatifin yavaş yavaş elinden çıktığının, insanların Allah’ın elçisi Hz. Mûsâ’ya meylettiklerinin farkına varıyordu da güya bunu nasıl olsa insanlar yapacak, insanlar nasıl olsa müslümanlaşmaya karar vermişler hiç olmazsa ben izin vereyim de rezil olmayayım diye politika değiştiriyor hain. Toplum imana yönelince yapabileceği bir şey kalmadığı için kendisini izin verme makamında görüyor, yine bir taraftan kendisini büyük görerek kuyruğu dik tutmaya çalışırken diğer taraftan da tavizini gündeme getiriyor. Tabi toplum imana yönelince aslında Firavunların yapabilecekleri bir şey kalmamıştır. Dine izin verdikleri gibi, din dersi programları bile hazırlarlar. Ama dine yönelmiş insanların karşılarına din budur diye yanlış bir din sunarak, hayata karışmayan bir din sunarak yine onların imanlarını bozmaya çalışırlar. Demek ki bu Mûsâ size sihri öğreten, büyüğünüzmüş. Demek ki sizin reisiniz Oymuş. Demek ki sizler daha önce Onunla anlaşıp bana karşı düzen kurmuşsunuz. Andolsun ki bunu sizin yanınıza bırakmayacağım. Yemin olsun ki sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim. Sonra da sizi sallandıracağım. Topunuzu çivilerle ağaçlara çivileyeceğim diyor. Alçak baktı ki iş kötüye gidiyor. Hz. Mûsâ’nın mûcizesi karşı-sında kendi adamları bile toptan iman edince rezil rüsva oldu. Durumunu kurtarabilmek için, kaybettiği itibarını yeniden kazanabilmek için tüm zalimlerin yaptığı gibi son çare olarak mü’minlere işkence etmeye, baskı yaparak insanları caydırmaya, döndürmeye çalışacaktı. Ve de esasen bununla onları kaybettim ama en azından onların arkasından halkın toptan iman etmelerini önleyeyim diye bu tedbiri alıyordu. Çünkü ülkenin en bilgiçleri Mûsâ’ya iman etmişti. Tüm şehirlerden toplayıp getirdiği en bilgili insanlar, en güvendiği adamlar, bakanlar, dekanlar, ekonomistler, sanatkarlar, bilimciler Mûsâ’ya ve Onun Rabb’ine iman edince elbette halk ta onların peşinden imana yönelecekti. İşte bundan korkan Firavun bu iman edenleri cezalandırmalıydı ki peşlerinden birileri de imana heveslenmemeliydi. Evet size ne yapacağımı göreceksiniz. Ve bileceksiniz hangimiz? Allah mı, yoksa ben mi daha büyük azap yaparım? Allah’ın azabı mı daha şedit, yoksa benim azabım mı? bunu yakında anlayacaksınız. Ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve sizi hurma ağaçlarına çivileyeceğim. Siz de dünyanın kaç bucak olduğunu bilecek ve anlayacaksınız diyordu. İnanan insanları kendisi gibi zanneden hain bu tehditler karşısında onların dinlerinden dönüvereceklerini zannediyordu. Onun bu tehditlerine karşılık sihirbazların, müslüman-ların tarihe geçecek şu cevaplarını görüyoruz: