77. “Andolsun ki Mûsâ'ya: “Kullarımı geceleyin yürüt, denizde onlara kuru bir yol aç, batmaktan ve düşmanların yetişmesinden korkma, endişe etme" diye vahy ettik.” Ey Mûsâ, kullarımı geceleyin al, yürüt. Kullarımdan iman edenleri alıp geceleyin şehri terk et. Evet Mûsâ (a.s) la birlikte yıllar yılı Firavunun köleleştirdiği, Firavun hâkimiyetindeki müslümanlar ülkeyi terk etme emrini alıyorlardı Rabbimizden. Ezilmişler, horlanmışlar, Firavun ve sistemini omuzlarında taşıyanlar artık direnişe geçiyorlardı. Köleler, Firavuna karşı tavır alıyorlardı. Artık kendisini tanrı ilân eden Firavuna kulluğa, onun sistemine hizmete hayır deyip başkaldırıyorlardı. Ve işte köleler dirilip de efendilerine, kullar silkinip de tanrılarına karşı bir direnişe geçer geçmez tanrı Firavun bitecekti. Firavunun sonu gelecekti. Öyle ya, Firavunu omuzlarında taşıyan insanlar bir gün Onu indirmeye yöneldikleri anda Onun işi bitecek değil miydi? Firavunu Firavun yapan onlar değil miydi. Firavunu güçleriyle, itaatleriyle, vergileriyle ayakta tutan onlar değil miydi? Ülkenin tüm işleri onların omuzlarında değil miydi? Ekonomik köleler, siyasal köleler, bilim köleleri, sağlık köleleri, temizlik köleleri, din köleleri onlar değil miydi? Onlar ayakta tutmuyorlar mıydı Firavunun ülkesini? Üretenler, çalışanlar, boğaz tokluğuna efendilerine hizmet verenler onlar değil miydi? Böylece ülke onların sırtında, dünya onların sırtında yürümüyor muydu? Piramitleri, anıtkabirleri, sarayları, okulları, mescitleri onlar yapmıyor muydu? Vergiyi onlar vermiyor mıydı? Hayatın yükünü onlar çekmiyor mıydı? Şimdi bu gönüllü köleler bir tavır koyacaklar, hayır diyecekler, kölelik bitti diyecekler, yüklerini indirip kendi dünyalarına çekilecekler, efendilerini terk edip çöle gidecekler de Firavunun düzeni allak bullak olmayacak öyle mi? Firavunun zulüm düzeni olduğu gibi çökecekti. Rabbimiz vahy etti peygamberine. Ey Mûsâ iman eden kul-larımı geceleyin al ve Mısır’ı terk edip çöle doğru yürü. Mûsâ (a.s) aynen Allah’ın istediği gibi yaptı, müslümanları alıp şehri terk etti. Ki-tabımızın başka sûrelerinde beyan edildiğine göre ertesi gün durumu öğrenen Firavun çıldırdı, deliye döndü. Nasıl olurdu? Nasıl yapabilirlerdi böyle bir şeyi? Nasıl indirirlerdi bu adamlar beni omuzlarından? Nasıl yüz üstü bırakıp giderlerdi beni bu köleler? Nasıl benim düzenimi çökertirlerdi bu adamlar? Nasıl bütün işleri yüzüstü bırakıp kaçardı bu adamlar? Yıllarca ben bu adamların sırtına binmemiş miy-dim? Yıllarca ben bunların alın terleriyle palazlanmamış mıydım? Yıl-larca bunların kanıyla beslenmemiş miydim? Ne oldu? Beni niye böyle indirdiler? Beni yüzüstü bırakıp nereye kaçtılar bu adamlar? diyerek deliye döndü: