78. “Firavun, ordusuyla onları takip etti, deniz de onları içine alıverdi, hem de ne alış!” Ordusuyla onları takip etmek için genel bir seferberlik ilân etti Firavun. Kitabımızın başka âyetlerinden öğreniyoruz ki, bunlar derme çatma insanlar, bizimse düzenli ordularımız vardır. Biz onları ayaklarımızın altında ezer geçeriz diyerek müslümanların peşine takıldı. Ülkesinin her tarafından ordular toplayarak müslümanları yakın takibe aldı. Her şeyden habersiz müslümanlar ata yurtları olan Filistin’e doğru kaçıyorlardı. Firavun da onları yakın takibe alıyor. Elbette efendiler, kölelerini asla kaybetmek istemezler. Bu adamlar giderlerse bizim işlerimizi kim görecek? Bu köleleri kaybe-dersek bizi kim destekleyecek? Onlarsız biz ne yaparız? Nasıl yaşarız? Bize kim hizmet eder? Alın terleriyle, vergileriyle bizi kim ayakta tutar? Bizi kim sırtında taşır? Bunları kaybedersek bize kim alkış tutacak? Bize kim oy verecek? Tüm dünyada süper güç olduğumuzu bize kim sağlayacak? diyerek onları yakalamayı hedefler. Firavunun bu endişesinin yanında bir büyük endişesi daha vardı. Diyordu ki, şimdi bizim eğitimimizde yetişmiş, kölelik psikozu içinde büyümüş bu insanlar eğer bizim kontrolümüzden bir çıkar-larsa, kendi başlarına bir kalırlarsa ne olur ne olmaz belki hürleşive-rirler, belki özgürlüğü anlayıverirler diye ödü kopuyordu. Veya bu adamlar kaçarlarken tekrar dönerler de Firavunun zaten çökmekte olan sistemine bir hücum ederlerse Mûsâ ile beraber, işimizi bitirirler diye korkudan deliye dönüyordu hain. Çünkü Firavun hayatı seven birisiydi, ölümü göze alamayacak kadar da korkaktı. Ve İsrâil oğulları kendi kontrolü altında oldukları sürece ona hizmet edecekler ve ona karşı gelme cesaretini kesinlikle kendilerinde bulamayacaklardı. Zira Firavunun sistemi onları bu şekilde eğitiyordu. Ne olur ne olmaz, bu köleler Mûsâ ile bir süre baş başa kalırlar, vahyi tanırlar ve bilinçleşirlerse, geriye dönüp kendisinin işini bitirebilirlerdi. İşte bu yüzden onları yakın takibe alması gerekiyordu. Bir hesabı vardı Firavunun, ama Allah’ın da bir hesabı vardı ve o bunun farkında değildi. Tıpkı bugün dünya üzerindeki tüm Firavunî güçlerin müslümanları yakın takibe aldıkları gibi. Müslümanlar bugün tüm dünyada kendilerine en yakın Firavunların yakın takibi altında bir hayat sürmektedirler. Müslümanlara egemen olan güçler müslümanları sürekli kontrolleri altında tutup, onların birlikte hareket ederek kendilerine karşı bir çıkış eyleminde bulunmamaları için, birleşmemeleri için tüm imkânlarını kullanmaktadırlar. Aynen o gün İsrâil oğullarının Firavun oğulları tarafından yakın takibe alındıkları gibi. Ama Allah’ın da bir hesabı vardır. İsrâiloğulları kaçıyordu. Bıktıkları usandıkları kölelikten kaçıyorlardı. Özgürlük aramak için kaçıyorlardı. Mısır’da kölelik içinde bir hayat yaşamaktansa çölde seve seve açlığı ve ölümü yudumlamak için kaçıyorlardı. Kölelerini kaybetmenin çılgınlığı içinde gözü dönmüş Firavun da onları takip ediyordu. Yeryüzünün en büyük olayı cereyan ediyordu. Öyle bir an geldi ki akıllara durgunluk veren bir olay yaşandı. Firavun arkalarında yetişmişti. Önlerinde alabildiğine haşin bir deniz, arkalarında da az-gın Firavunun orduları. İsrâil oğulları işe böyle bir kaos içindeydiler. Ne yapacaklarını şaşırmışlardı. Mûsâ (a.s) onları teskin etmeye çalışıyordu. Korkmayın Allah bizimle beraberdir! Diyordu. Mûsâ (a.s) nın asası tekrar gündemdeydi. Rabbimiz buyurdu ki: Ey Mûsâ asanı denize vur! Vurdu asasını denize ve o asa denizde kupkuru yollar oluşturuverdi. Ya bir yol ya da on iki yol açıverdi. Bir med cezir olayı filan değildi bu. Allah’ın müslümanlara bir desteği olarak deniz kupkuru açılıyordu. İsrâil oğulları sağ salim karşıya geçtiler. Arkalarından yeryüzünün en büyük gücü, yeryüzünün en büyük devleti komutanlarıyla, askerleriyle onlar da arkalarından o yola girdiler. Mûsâ (a.s) asasıyla denizde açılan o yolu kapatmak istedi, ama Allah dedi ki, bırak kapatma ey Mûsâ. Çünkü Mûsâ (a.s) geleceği bilmiyordu, gaybı bilmiyordu. O istiyordu ki deniz kapansın da Firavunun orduları arkalarından yetişemesinler. Onun bilmediği Allah’ın bir hesabı vardı. Onların tümünü denizde boğacağım, helâk edeceğim diyordu Rabbimiz. Büyük iradenin kararı böyleydi. Mûsâ (a.s) asasını vurmadı denize ve deniz açık kaldı. Ve denizi açık gören Firavun ordusuyla birlikte yürüyor, tam denizin ortalarına geldiklerinde denizin gemini, zimamını salıverdi Allah. Deniz eski haline geldi ve Firavun oğulları tümüyle denizin altına gömülüp hayata veda ettiler. Nice bağları bahçeleri, nice sarayları köşkleri, nice mülkleri saltanatları geride bırakarak denizin derinliklerinde yokluğa doğru yol alıyorlardı. İşte yeryüzünde Allah’a kafa tutmanın sonucu budur. İşte yeryüzünde Allah’la, Allah’ın elçileriyle, Allah’ın diniyle sa-vaşa tutuşmanın âkıbeti budur. Bakın yeryüzünün en güçlü adamı, en müstekbir insanı Firavun suda boğulurken şu sözü söylemekten kendini alamıyordu: "İnandım ki İsrâil oğullarının iman ettiği Allah’tan başka İlâh yok muş. Ben de müslümanlardanım!" (Yunus: 90) Gerçekten bugün bu sözü tüm dünya müstekbirlerine duyurmamız gerekmektedir. Tüm dünya Firavunlarına duyurmalıyız bu sö-zü. Ey müstekbirler! Ey kendilerinde güç kuvvet olduğunu zanneden zalimler! Firavunun söylediği bu sözü sizler ne zaman söyleyeceksiniz? Size hiç bir şey hatırlatmıyor mu bu söz? Ölürken mi söyleyeceksiniz bunu? Ama Firavuna fayda vermediği gibi o zaman söyleyeceğiniz bu sözün size de hiçbir faydası olmayacaktır. Bakın diyor ki Firavun: İsrâil oğullarının inandığı İlâhtan başka İlâh yoktur. Ama bunu ölürken söylüyordu hain. Halbuki şimdi inandım dediği İlâhın gönderdiği Mûsâ’yı dün öldürmeye çalışıyordu. Yıllarca O İlâhın dinini reddetmiş, O İlâhın gönderdiği peygamberi reddetmiş, O İlâha inanan İsrâil oğullarına kan kusturmuş, kendinin ülkesinin yegâne İlâhı olduğunu ilân etmişti. İşte kıyâmete kadar gelecek nesiller içinde kendisine özenen, kendi yoluna imrenen, yeryüzünde Rabliğini iddia ederek Allah’a ve Allah’ın dinine savaş açan tüm Firavun taslaklarına bu sözleriyle şu mesajı veriyordu: Gelin ey beni taklit edenler benim düştüğüm yanlışa düşmeyin! Ben imanı son dönemime tehir etmiştim. Ama gördünüz ki o iman benden kabul edilmedi. Siz bunu önceden anlayın da benim durumuma düşmeyin. Şimdiden hatalarınızdan dönüp müslümanlığınızı ilân edin diyordu. Mûsâ (a.s) ve Firavun arasındaki son raunt da böylece bitiyordu. Bir iman küfür savaşında, bir hak bâtıl kavgasında Allah destekli Mûsâ (a.s) galip geliyor, Allah’ın iradesi galip geliyordu. Hani raun-dun ilk başlarında ne diyordu Rabbimiz? Rabbimiz diyordu ki Firavunlar asla galip gelemez, asla başarıya ulaşamaz. İşte ulaşamadı Firavun. Zalimler asla kurtulamaz diyordu Rabbimiz. Ve işte zalimler geberip, yok olup giderlerken, müslümanlığa doğru koşanlar, özgürlüğe doğru koşanlar dimdik ayaktaydılar.