Tâhâ Suresine Dön

Tâhâطه

89. Ayet

89Tâhâ Suresi

اَفَلَا يَرَوْنَ اَلَّا يَرْجِعُ اِلَيْهِمْ قَوْلًاۙ وَلَا يَمْلِكُ لَهُمْ ضَرًّا وَلَا نَفْعًا۟

Ona (bir şey dediklerinde) kendilerine cevap vermediğini, onlar için bir fayda sağlamadığını ve zararı da defedemediğini görmüyorlar mı?

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

89. “Görmüyorlar mıydı ki, o heykel onlara ne söz söyleyebilir, ne zarar ve ne de fayda verebilir?” Görmüyorlar mıydı bu adamlar? Bu tapındıkları buzağı onlara bir söz söyleyemiyordu. Ne konuşabiliyor, ne de kendilerine bir fayda ve zarar sağlayabiliyordu. Yâni nasıl oluyordu da böyle duymayan, konuşmayan, fayda ve zarar sağlama gücüne sahip olmayan bir buzağıyı tanrı edinip ona tapınabiliyorlardı? Nasıl yapabiliyorlardı insanlar bunu? Ama işte İsrâil oğulları böyle bir puta tapınmaya başlamışlardı bile. Altın, gümüş, inci, mercan gibi ziynet eşyaları ve dünya gözlerinde putlaşıvermişti. Evet dikkat ederseniz buzağı ziynet eşyasından yapılıyor. Bu-gün de bakıyoruz ziynet eşyalarının, altının, gümüşün, paranın putlaştırıldığını görüyoruz. İnsanlar bugün de bunlara tapınıyorlar âdeta. Ziynet esasen süs demektir. Dünyanın süsü ve ziyneti. Bugün de insanlar âdeta bunlara tapınıyorlar. Öyleyse bizler de buna çok dikkat etmeliyiz. Dünya ve dünyanın süsü ve ziyneti olan şeyler hayatımızda putlaşmasın. Adamlarda Mısırdan taşıyıp getirdikleri put sevgisi vardı. Mısırda yaşadıkları köleliğin getirdiği aşağılık duygusu vardı. Nitekim A’râf’ta anlatılır denizi sağ salim karşıya geçtikten sonra puta tapan bir kavme rastladılar da peygamberleri Mûsâ’ya şöyle demişlerdi: “Ey Mûsâ! Onların tanrıları gibi bize de bir tanrı yap” dediler. Mûsâ: “Doğrusu siz bilgisiz bir milletsiniz, bunlar yok olacaklar ve işledikleri boşa gidecektir” dedi.” (A’râf 139) Evet denizden karşıya geçtiklerinde bir kavme uğradılar ki, onlar puta tapınıyorlardı. Onları gören İsrâil oğulları dediler ki: Ey Mûsâ bak bu adamların putları var ama bizim putumuz yok. Bize de onlarınki gibi bir put yapsan olmaz mı? Mısırda put sevgisi âdeta kalplerine içirilmişti adamların. Çünkü yıllar yılı insanı insanlıktan çıkaran, fıtratı bozan işkenceler altında yaşamışlar, âdeta hafızalarını bile kaybedecek noktaya gelmiş insanlardı bunlar. Zaten genelde köle toplumların akılları çalışmaz. Çalışacak durumda olsa bile onu asla kullanmaz köleler. Çünkü efendilerinden onun aksi istikâmetinde bir emir geldiği zaman bir çatışma yaşamaktansa akıllarını hiç kullanmamayı yeğlerler köleler. Çünkü onlar efendilerine mutlak itaat etmek zorundadırlar. Firavunun zulmü altında o kadar ezilmişler, Firavunun materyalist eğitimi altında o kadar kendilerini kaybetmişler ki kendilerine hakim olan gücün tapındığı tanrısına bile, ineğine bile tapınma cesaretini kendilerinde göremiyorlardı onun küçüğüne, yâni buzağıya tapınma gücünü kendilerinde bulabiliyorlardı. Köleler efendiler gibi olamazlardı. Köleler efendilerinin yaptıklarını asla yapamazlardı. Efendileri gibi dünya siyasetinde asla bulunamazlar. Dünya ekonomisinde asla efendileri kadar söz sahibi olamazlar. Bu işler efendilere aittir. Onlar sadece efendilerinin bir gülüşüne, bir okşayışına lâyık olsunlar onlar için yeter bu. Şu anda da az gelişmiş, gelişmekte olan yaftalarıyla uyutulmuş köle ülke insanlarda da aynı psikolojik kompleksi görüyoruz. Tüm baskıcı rejimlerin, tüm zalim idarelerin insanların kalplerini bu hale getirdiğini görüyoruz. İnsanların gönüllerine hegemonya kurduklarını, onların neyi sevip neyi sevmeyeceklerine, neyi giyinip neyi giyinmeyeceklerine bile ipotekler koyduklarını görüyoruz. Böyle zalim sistemlerin ezdiği insanlar tanrılarından çok uzaklarda olsalar bile, tanrılarının gözlerinin önünde boğulduklarını görmüş olsalar bile, özgürlük ortamına ulaşmış olsalar bile hâlâ kalplerindeki kölelik hastalığını atamıyorlar.