91. “Mûsâ bize dönene kadar buna sarılmaktan vazgeçmeyeceğiz" demişlerdi.” Mûsâ aramıza dönünceye kadar ona karşı, o puta karşı samimiyetle ibadet etmekte, ona karşı kulluk etmekte, dua etmekte, secde etmekte kararlıyız bundan asla ayrılmıyoruz dediler. Yâni gerçekten çok garip değil mi? Peygamberi tanıyorlar, peygamberin hayatlarında varlık misyonunu biliyorlar, peygamberin ne için ve nereye gittiğini biliyorlar ama yine de zalimliklerini ortaya koyuyorlardı. Diyor-lar ki yahu nereye gitti bu Mûsâ? Eğer bir Allah aramaya gitmişse bir-likte arasaydık! İşte İlâh yanımızda. Onun da bizim de İlâhımız şu puttur. Bizler onun yokluğuna dayanamayız! Onsuz biz kime sığınacağız? Onsuz hayatımızı neyle dolduracağız? Olmaz, biz onsuz yapamayız edemeyiz diyerek o putla Peygamberden boşalan hayatlarını doldurmaya kalktılar. Peygamberi yok farz eden, peygamberi ölmüş bilen bir toplum, peygamberi tanımayan, peygamberin uygulamalarını tanımayan, bilmeyen insanlar elbette peygambersiz hayatlarını başka şeylerle doldurmak zorunda kalacaklardır. Bakın İsrâil oğulları Peygamberleri Mûsâ (a.s) kısa bir dönem aralarından ayrılıp vahiy almak için Tur’a gidince hemen putlarına, putçuluklarına dönüverdiler. Elbette peygamberi yok farz eden bir toplumun bundan başka yapabileceği bir şey de yoktu. Mesela bakın Hıristiyanlar da Allah’ın peygamberi Hz. Îsâ’yı hayatlarından kovup o hale getirince rahat bir nefes alabildiler. Îsâ için Allah dediler, Allah’ın oğlu dediler, yarı Allah, yarı insan karışımı bir varlık dediler, peygamberi insanlıktan, örneklikten çıkarıp gökyüzüne gönderince sonunda rahat bir nefes alma imkânını elde ettiler. Allah, insan, yarı Allah yarı insan karışımı bir varlık, bu bize örnek olamaz! Biz onun gibi olamayız! dediler ve ondan kurtuluverdiler. Evet peygamber azıcık yanlarından ayrıldı diye İsrâil oğulları Allah’ı, Allah’ın elçisini unutup Buzağıya tapmaya başlayıverdiler. Şimdiki insanlar da eğer peygamberi yok farz eder, peygamberi öl-müş kabul eder, peygamberin sünnetini, peygamberin uygulamalarını tanımazsa, eğer bizler onlara peygamber modelini, peygamber an-layışını tanıtamazsak elbette bu insanlar da peygambersiz, örneksiz, modelsiz hayatlarını kendi keyifleriyle dolduracaklar ve kendi putlarına tapınmaya devam edeceklerdir. Peygambersiz hayatlarını bir şeylerle doldurmaya devam edeceklerdir. Meselâ eğer yemek yemede sünnet modelini öğrenmemişse adam elbette bir başkasının yemek yeme modelini onun yerine ikâme edecektir. Veya meselâ giyim kuşamda peygamber modelini bil-miyorsa kişi onun yerine bir başkasının giyim kuşam modelini benimseyecektir. Peygamberimizin böyle bir hadisini hatırlıyorum: "Her sünnet ortadan kalkınca yerine bir bidat yerleşir." Yâni eşyanın tabiatı bunu gerektirir. Eğer bir konuda sünnet uygulamaya konulamıyorsa elbette onun yerine başka bir şey uygulamaya konulacaktır. Kaçınılmazdır bu. Çünkü o hayatın vazgeçilmez bir unsurudur. İşte şu anda görüyoruz, peygamberi tanıma zahmetinden kaçan insanlar kendilerine yaşayan örnekler aramaktadırlar. Mûsâ aralarından ayrıldı diye hemen buzağıya tapınmaya başlarlar. Harun (a.s) onları uyarır, yapmayın etmeyin der. Ama Harun (a.s)’ı dinlemezler ve Mûsâ (a.s) onlara döner, ilk sözü Harun (a.s)’a dır. Çünkü kitabımızın A’râf sûresinden öğreniyoruz ki Mûsâ (a.s) Tur’a vahiy almaya giderken kardeşi Harun’u kendi yerine vekil olarak bırakmıştı. Onun için ilk muhatabı Harun (a.s) idi: