100. “İyilik yarışında önceliği kazanan Muhacirler ve ensâr ile, onlara güzelce uyanlardan Allah hoşnut olmuştur, onlar da Allah'tan hoşnutturlar. Allah onlara, içinde temelli ve ebedî kalacakları, içlerinden ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır; işte büyük kurtuluş budur.” İyilik yarışında, takva yarışında önceliği kazanan bu ümmetin ilkleri olan, ilk sahâbeler olan muhacirler ve ensâr ve bir de güzellikle onlara uyanlar, onları takip edenler, onların yolundan gidenler var ya işte Allah onlardan hoşnut olmuştur. Allah onlardan razı olmuştur, onlar da Allah’tan razı ve hoşnut olmuşlardır. Allah onlar için, içinde ebedî kalacakları zeminlerinden ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. İşte en büyük kurtuluş budur. Evet iyilik yarışında takva yarışında, Allah’a kulluk ve Resulüne ittiba konusunda en önde giden bu ümmetin en bereketli dönemini, kuşluk vaktini idrak eden sahâbe-i kirâm efendilerimizden ve güzellikle onların yolunu takip eden, onların yollarına, sünnetlerine uyanlardan razı olduğunu ve onların kurtulduklarını haber veriyor Rabbi-miz. Bunlar, bu ilkler bu ümmetin en hayırlılarıdırlar. Allah’ın dinini ka-bullenmede, Allah’ın elçisini bağırlarına basmada, Allah ve Resulü yolunda mal ve canlarını ortaya koymada başı çekenlerdir. Allah için muhacirlerin, mücahitlerin öncüleridir onlar. Küfür ve şirke karşı, babalarına analarına, kavimlerine kabilelerine karşı Allah adına baş kaldıranların ilkidir onlar. Tüm dünyanın saldırılarına karşılık, tüm dünyanın ayıplamalarına karşılık Allah ve Resulü Resulünü tercih eden ve bu tercihlerini tüm dünyaya haykıran insanlardır onlar. Her şeye rağmen Allah’ı ve Resulünü dinlemiş insanlardır onlar. Rasulullah efendimiz bir hadislerinde onların üstünlüğünü anlatırken şöyle buyurur: “Ümmetimin en hayırlıları benim aralarında peygamber olarak gönderildiğim bu nesildir. Sonra onlardan sonra gelecek olanlar, sonra onlardan sonra gelecek olanlar.. Ravi diyor ki, çüncü nesil zikredildi mi edilmedi mi? bunu en iyi bilen Allah’tır. Sonra şöyle buyurdu: “Sonra onların yerine şişmanlığı seven ve şahitlik etmeleri istenmeden önce şahitliğe koşan bir topluluk gelecektir.” ( Müslim, Fezail’üs-Sahâbe 214) Abdullah Bin Ömer efendimiz de Allah onlardan razı olsun der ki: “Her kim birilerine uymak isterse Muhammed (a.s)’ın ashabına uymaya baksın. Çünkü onlar bu ümmetin en hayırlıları idi. Kalpleri en iyi, ilimleri en derin, buna karşılık kendilerini gereksiz külfete sokmaktan en uzak kimselerdi. Rabbimizin peygamberinin sohbetine seçtiği bir topluluktu onlar. Kâbe’nin Rabbi olan Allah hakkı için onlar dosdoğru bir hidâyet üzere yürüyorlardı.” Evet sahâbenin sünneti, sahâbenin anlayışı ve uygulamaları da bizim için örnektir. Çünkü sahâbe-i kirâm efendilerimiz peygamberle birlik düşünülmesi gereken bir gerçektir. Biz biliyoruz ki sahâbesiz bir peygamber düşünülemez. Zira bu din tek başına yaşanılacak bir din değildir. Sünnetullah gereği Allah bu dini ferde gönderme-miştir. Bu Hz. Adem’den bu yana hep böyle olagelmiştir. Peygamber vasıtasıyla topluma gönderilen din, toplumun içinden odak nokta olarak seçilen peygamber tarafından topluma ulaştırılmış ve peygamberle birlik o toplum tarafından anlaşılmış ve yaşanmıştır. Allah’ın Resulü din olarak kendisine gönderilen mesajı fert olarak kendisine yansıyan yönüyle aynen uygulamış ve aynen ashabına da uygulatmıştır. Böylece sürekli Allah kontrolünde bir beşer olarak peygamberin uyguladığı ve uygulattığı dinin sahâbe neslinde kıyâmete kadar tüm insanlığa örnek olacak bir biçimde tezahür ettiğini, yaşanır, yapılabilir hale geldiğini görüyoruz. Öyleyse sahâbe dinde bizim için en büyük örnektir. Dini an-layabilmek ve yaşayabilmek için sahâbe kirâm efendilerimizi takip etmek zorundayız. Zira sahâbe dönemi sorularına binaen, problem-lerine binaen vahiy gelen bir topluluktur. Din onların hayatında tekemmül etti. Dinin anlaşılması, âyetlerin anlaşılması ve din adına or-taya çıkan ihtilâfların çözüme ulaştırılması o dönemin sosyal haya-tının bilinmesini gerektirir. Bu bilinmeden âyetin tamamen anlaşılması mümkün değildir. O âyet kim hakkında geldi? Ne yaptı da geldi? Sonunda ne oldu? Bütün bunlar bilinmeden âyetin anlaşılması mümkün değildir. İşte sahâbenin bizim hayatımızdaki, bizim dinimizdeki önemi burada ortaya çıkmaktadır. Zira sahâbe rey ve içtihadın temel unsuru olan lügatin esasını, vazıını, Arap adetlerini, Kur’an indiği dönemdeki Yahudi ve Hıristiyanların sosyal durumlarını, nüzûl sebeplerini çok iyi biliyordu. Onun içindir ki sahâbenin âlimlerinden Abdullah İbni Mes’-ud efendimiz der ki: “Vallahi Kur’an’da inen her hangi bir âyetin ne-rede, ne zaman, kimin hakkında ve hangi konuda indiğini ben biliyorum.” Eğer varsa içinizde ben bunu ondan daha iyi bilirim diyen bir babayiğit o zaman ona bir sözüm yoktur. O halde sahâbe din konusunda kendilerine müracaat edilen ikinci kaynaktır. İhtilâf konularında da sahâbenin sünnetine müracaat etmek zorundayız. Çünkü işte Rabbimiz son derece açık ne net olarak bildiriyor ki onlardan da, on-lara güzellikle tâbi olanlardan da Allah razı olmuştur.