17-21. “Ölümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler, seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar.” Yanı başlarında, etraflarında ölümsüz gençler, vildan-ı muhal-ledun, hep genç, hep tomurcuk kalan gençler dolaşır, tavaf ederler. Onlara, âdeta onlara yönelmiş, sadece onlara hizmet eden, onların bir dediklerini iki etmeyen mûti hizmetçiler hizmetlerine koşarlar. Ellerinde testiler, ibrikler, kadehlerle birlikte ki, onlar bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş şaraplar sunarak o safa meclislerinde onlara hiz-met için yarışmaktadırlar. Hiçbir dünya kralı, hiçbir dünya meliki, hiçbir dünya kraliçesi böyle bir zevk ve sefayı ne tatmış, ne yaşamış, ne de hayal edebilmiştir. Ki o kendilerine ölümsüz gençler tarafından sunulan içkiler asla onların başlarını ağrıtmaz, baş ağrısı vermez, akıllarını da gidermez. Dünyadaki içkilere benzemez onlar. Dünyadaki içkiler gibi sarhoşluk vermez, abuk sabuk konuşturmaz, hastalık meydana getirmez. İçtikçe hayatın zevkini, yaşamanın tadını alırlar. Seçecekleri her tür meyveler ve canlarının çektiği, arzulayıp istedikleri kuş etleri vardır onlar için. Bir yediklerini bir daha yiyince daha farklı bir tadı, lezzeti olacak. Orada iştahları açıcı, iştahları kabartıcı etler, istek duydukları, arzu duydukları etler ve meyveler vardır. Bol bol etler ve her türlü meyveler vardır. Amellerinin, sa’ylerinin semeresi ve meyveleri vardır onlar için. Tabii bunlar, bu meyveler ihtiyaç için değil lezzet için, keyif içindir. Ne sapı var, ne çekirdeği var, ne dikeni var, ne hazım zorluğu, ne zahmeti, ne solması, ne kokup çürümesi…