100. “Ana babasını tahtın üzerine oturttu, hepsi onun önünde (Allah'a secde edip) eğildiler. O zaman Yusuf: “Babacığım! İşte bu, vaktiyle gördüğüm rüyanın çıkışıdır; Rabbim onu gerçekleştirdi. Şeytan, benimle kardeşlerimin arasını bozduktan sonra, beni hapisten çıkaran, sizi çölden getiren Rabbim bana pek çok iyilikte bulundu. Doğrusu Rabbim dilediğine lütufkârdır, O şüphesiz bilendir, Hakîmdir” dedi.” Meliklik tahtına, krallık tahtına ana ve babasını çıkarıp oturttu. Ana, baba ve kardeşler, güneş, ay ve yıldızlar, on bir yıldız Yusuf’un önünde secdeye kapandılar. Yusuf’a selâm ve saygı secdesinde bulundular. Onun huzurunda baş eğerek, yüceliğini kabul ederek Onu selâmladılar. Nezaket gösterisinde bulundular. Veya Yusuf’a kavuşturan Allah’a şükür secdesi ettiler. Yusuf dedi ki, ey babacığım, işte vaktiyle gördüğüm rüyanın yorumu, tevili ve açığa çıkışı budur. Bir rüya görmüştü yıllar önce. Babasına anlatmıştı rüyasını. Gördüm ki bir güneş, bir ay ve on bir yıldız bana secde ediyor. Yusuf o zaman çocuktu. Şimdi büyümüş ve rüyası açığa çıkmıştı. İşte bir melik olmuş ve babasını, anasını meliklik tahtına oturtmuş, güneş, ay ve on bir yıldız selâm ve saygıda bulunuyorlardı. Ey babacığım, İşte Rabbim rüyamı gerçek yaptı, hak yaptı. Beni zindandan çıkardığında bana iyiliklerde, lütuflarda bulundu. Ve şeytan benimle kardeşlerimin arasını açtıktan sonra çölden sizi buraya getirdi. Rabbim dilediklerine dilediği gibi lütuf sahibidir. O Allah Alîmdir, Hakîmdir. Her şeyi en iyi bilen ve her şeyi belli bir hikmetle yapan, hayata hakim olandır. Evet işte hayata hakim olan, bilgi ve hikmet sahibi olan Allah böylece takdirini gerçekleştirmiştir. Baştan sona olayı planlayan, takdir eden ve uygulayan Allah’tır. İşte gördük. Rüyanın sahibi Allah’tı. Hayatın sahibi Allah’tı. Rüyayı gösteren Rabbimizdir. Sonra Yusuf (a.s) bu rüyasını babasına anlatıyor. Baba ve Yusuf (a.s)’lar haktan yana rol alıyor, ama kardeşleri hakka karşı rol alıyorlar. İsteselerdi onlar da hakka karşı rol almazlardı. Ama mesele neydi? İş nereye va-racaktı? Yâni Allah’ın takdir buyurduğu senâryo neydi? Mesele şuydu: İsrâil oğulları, yâni Yakub oğulları Mısıra gidecekti. Allah takdir etmişti bunu. Lâkin bu senâryonun gerçekleşmesi adına perdede rol alan birileri vardı. Bu rolcülerden Yusuf’un kardeşleri Onu bir kuyuya atıyorlar. Bakıyoruz hemen sahnede rol alanlardan bir kervanı harekete geçiriyor Allah ve yollarını oraya denk getiriyor. Yıllardır o bölgede seyahat eden kervan o kuyuda suyun olmadığını bildikleri halde rolleri gereği kuyuya kova salıp çocuğu alıyorlar ve Mısıra götürüyorlar. Mısır pazarında çocuğu satmaya çalışırlarken Allah şehrin Azîzini harekete geçiriyor ve pazara uğratıyor. Sahnede Azîzin de rol aldığını gö-rüyoruz. Azîz Yusuf’u satın alıyor ve artık Yusuf, Azîzin evindedir. Dikkat ediyor musunuz? Rabbimizin takdir buyurduğu senâryo nasıl da saat gibi işliyor? Sanki perdede, görünürde Yusuf’un kardeşleri var, kuyu var, kervan var, Azîz var rol oynayan, ama bu konularda sanki Allah’ın müdahalesi hiç yok gibi değil mi? Her şey sanki kendiliğinden olup bitiyor gibi değil mi? Yâni şöyle dışarıdan sahneyi seyrettiğiniz zaman sanki kişiler bizzat kendi rollerini kendileri yapıyorlar gibi. Ama perde arkasında bir el var ki bunların hepsini O ayarlıyor. Sonra bir başka sahne, bir başka rolcü devrede. Azîzin karısı, onun Yusuf’a meyli, iftiralar, sıkandallar, zindan, kralın rüyası ve sonunda Mısıra sultan. Ama Allah’ın bizzat belli müdahaleleri var yine orada. Ne o? Krala rüya gösteriyor Allah. Bu Allah’ın bizzat ve direk müdahalesidir. İşte 7 semiz inek, 7 zayıf inek, Allah gösteriyor, Allah’tan başka kimse yapamaz ki bu işi. Allah sanki diyor ki bakın benim müdahalem var! Beni unutmayın! Meselâ Mısıra kıtlık veriyor, bunu Allah’tan başka kimse yapamaz. Yusuf (a.s)’ın sözleri devam ediyor: