Yûsuf Suresine Dön

Yûsufيوسف

39. Ayet

39Yûsuf Suresi

يَا صَاحِبَيِ السِّجْنِ ءَاَرْبَابٌ مُتَفَرِّقُونَ خَيْرٌ اَمِ اللّٰهُ الْوَاحِدُ الْقَهَّارُۜ

“Ey zindan arkadaşlarım! (Hiç düşündünüz mü?) Birbirinden ayrı, darmadağınık rabbler mi daha hayırlıdır, yoksa (zatında, fiillerinde ve sıfatlarında tek olan) El-Vâhid ve (her şeye boyun eğdirip hükmüne ram eyleyen) El-Kahhâr olan Allah mı?”

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

39. “Ey mahpus arkadaşlarım! Ayrı ayrı bir sürü uydurma Rab’ler mi daha iyidir, yoksa her şeyden üstün tek Allah mı?” Ey zindan arkadaşlarım, tek olan, Kahhâr olan, mutlak güç kuvvet sahibi olan, kendisini reddeden düşmanlarını kahretme, onlardan intikam alma kudretine sahip olan, göklere ve yere egemen olan Allah mı hayırlı, yoksa birbirinden ayrı ayrı dünyalarda, ayrı özelliklerde kabul edilen tanrılar mı? Allah mı daha hayırlı yoksa şu Onun berisinde Ona şirk koştukları varlıklar mı? Yâni ilk bakışta din bu kadar açıkken, Allah bu kadar ayan beyanken böyle bir sorunun sorulmaması gerekir diye düşünüyor insan değil mi? Bu şuna benzer: Yemek mi daha hayırlı, yoksa dayak mı? Yemeği mi tercih edersiniz, yoksa dayağı mı? Olur mu bu? Sorulur mu hiç bu? Yâni hiç yemekle dayak yan yana gelir de aklı başında bir adam dayağı tercih eder mi? Ama kimi beyinsizler bunu tercih ediyorlardı. Allah’tan başkalarını Allah’tan daha hayırlı görüp onlara kulluk ediyorlardı da Yusuf onlara soruyordu. Söyleyin bakalım, Allah mı daha hayırlı, yoksa Onun berisinde, Onun dûnunda tanrı bilinen varlıklar mı? Bir tarafta tek olan, Kahhâr olan, kahredici olan Allah, diğer tarafta sizin şu anda tanrı bildiğiniz âciz varlıklar. Hangisi hayırlı? Hangisine kulluk daha hayırlı? Bir tek olan Allah’a kulluk mu daha hayırlı, yoksa birden çok ilâhlara kulluk mu? Bir adam düşünün ki bir tek Allah’ı razı etmeyi bırakmış da pek çok ilâhları razı etmeye yönelmiş. Bir tek Allah’a kulluğu bırakmış farklı farklı istekleri, farklı farklı özellikleri olan pek çok tanrıya kulluğa yönelmiş. Yâni sadece bir tek kimsenin kulu, kölesi değil. Efendisi bir tek değil. Bir tek efendinin hizmetinde değil. Hem de birbirine zıt, birbiriyle çekişen efendilerin hizmetkarı durumunda. Onun hakkında, onun üzerinde birbirine ortak olan sahipler var ki onlar onu mütemadiyen çekiştirip duruyorlar. Böyle bir adam düşünün. Bir de yine başka bir adam düşünün ki bir tek efendisi var. Bir tek efendiye teslim olmuş. Bir tek kişiyi memnun etmeye çalışıyor. Şimdi söyleyin bu iki kişi durum olarak, konum olarak hiç birbirine eşit olur mu? Bu iki tip insanın hali birbirine benzer olabilir mi? İşte aynen bunun gibi efendisi, Rabbi bir tek Allah olan, sadece Allah’a kul köle olan, sadece Allah’a teslim olan, sadece Onu dinleyen, sadece Onu razı etmeye çalışan, sadece Onun emirlerine boyun büken kimse Rabbinin, efendisinin kendisinden ne istediğini bilmekte ve sadece Ona hizmet etmektedir. Sadece Onu memnun etmeyi düşünmektedir. Rabbini razı ederken acaba başkalarını da razı edemeyecek miyim? gibi bir korkusu, bir endişesi yoktur. Çünkü onun sorumlu olduğu efendisi, hesaba çekicisi tek bir Allah’tır. Ama bir de kendisi hakkında, hayatı hakkında söz sahibi bir çok varlık, bir çok efendisi bulunan adamı düşünün. Pek çok şürekası, pek çok rabbi olan ve her biri bir tarafa çeken, her biri farklı şeyler isteyen, her biri farklı bir yerlere asılıp duran ilâhların arasında kalmış ve onların hiç birisini razı edemeyen, birini memnun ederken ötekileri küstüren kalbi, hayatı parça parça olmuş bir adam düşünün. Bir taraftan Rabbinin, diğer taraftan putların, tâğutların, modanın, çevrenin, âdetlerin, törelerin, yönetmeliklerin, ağanın, paşanın, müdürün kulu kölesi olmuş bir adam. Hepsini razı edeceğim derken hiç birisini razı edemeyen bir adam. Birinin istediğini yaparken öbürünü küstürecek, birinin nehy ettiğini ötekisi emredecek, birinin güzel dediğini ötekisi kötü görecektir. Ne yapacağını bilmez bir vaziyette baştan sona bir bocalama hayatı yaşayacaktır bu adam. Ne kendisinin yapacağı işin ne olduğunu bilebilecek, ne onu yapabilecek, ne de bunları yaptığı zaman bu ilâhlarından her hangi birini razı edebilecektir. İşte sorduruyor Yusuf’a Rabbimiz. Bu iki durumdan hangisi daha hayırlı? Peki iş bu kadar net ve açıkken acaba bu insanlar niye şirki anlamıyorlar? Niye şirkten zorluğunu, iğrençliğini anlamaya yanaşmıyorlar? bunu anlamak gerçekten mümkün değildir. Evde, ca-mide, caddede, okulda, dükkanda, hayatın her bir alanında sadece tek bir efendiyi razı etmek, tek bir efendiyi dinlemek dururken pek çok efendiyi dinleyerek, pek çok ilâhı razı etmeye çalışarak kalbini parça parça etmeye mahkum olmanın ne anlamı var? Öyle değil mi? Camide Allah’ı, sokakta başkalarını dinleyen kişi. Namaz konusunda Allah’ın dediğini yaparak, kılık kıyafet konusunda başkalarının dediğini uygulayarak, oruç konusunda Allah’ı razı edip, hukuk konusunda başkalarını razı etmeye çalışarak ezilip büzülmeye ne gerek var?