56,57. “Yusuf'u böylece o memlekete yerleştirdik; istediği yerde oturabilirdi. Rahmetimizi tıpkı bu misalde olduğu gibi istediğimize veririz; iyi davrananların ecrini zâyi etmeyiz. Ama âhiret ecri, inananlar ve Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için daha iyidir.” İşte böylece Biz Yusuf’u yeryüzünde yerleştirdik, Ona hâkimiyet verdik. Evet Ona vahiy göndererek, Ona ilim vererek insanların içinde Onu temayüz ettirdik, insanların kalplerine Ona güven duygusu verdik ve Yusuf’u Mısıra hükümdar yaptık. O arzda, o Mısırda, o ülkede dilediği şekilde hareket ediyordu. Ülke tümüyle avucunun içindeydi. İşte Biz dilediğimiz kimseleri rahmetimize böylece ulaştırırız diyor Rabbimiz. Biz muhsinlerin, Bizi görüyormuşçasına Bize kulluk edenlerin, gıyabında Bizden korkanların, bizim için bir hayat yaşayanların ecirlerini hiç bir zaman zâyi etmeyiz. Bu dünya mükâfatı, bir de âhireti vardır ki o iman eden ve muttaki davrananlar için, hayatlarını Allah için yaşayanlar için daha hayırlıdır. Onları dünyadakilerden çok daha hayırlı nîmetler ve mükâfatlar beklemektedir. Allah’ın takdirine bakın. Allah’ın gücüne bakın. Kim tahmin edebilirdi? Kim nerden bilebilirdi? Küçücük bir çocuk. Babası tarafından çok sevilen bir çocuk. Kardeşleri tarafından kıskanılan bir çocuk. Babalarının sevgisi üzerlerine çekebilmek için kardeşlerinin ihanetiyle kuyuya atılan bir çocuk. Kendisine ihanet eden kardeşleri Onun bu makama ulaşmasına sebep oldular. Kardeşler Allah’ın takdirinin önüne geçemediler. Bilâkis takdirin gerçekleşmesi adına rol aldılar. Attılar kardeşlerini bir kuyuya, kervan Onu alıp uzaklara götürsün de ondan kurtulalım diye. Ama Yusuf dünya devletine doğru gitmişti. Dünya melikliğine yücelmeye doğru hareket etmişti. Koskoca bir dünya devleti kendisine teslim edilecekti. Bu yasa Allah yasasıydı. Allah kaderinin önüne kimse geçemezdi. Ve işte kervan Onu değersiz bir meta gibi sattı Mısır Azîzine. Azîz de bilemedi Onun devlet başkanı olacağını. Orada kardeş ihaneti gibi bir ihanetle, bir kadın tuzağıyla karşı karşıya geldi. Kardeşlerin ihaneti Ondan kurtulmaktı ama kadının ihaneti ise Ona sahip olmak şeklindeydi. Belki en zor imtihanı buydu. Allah korudu Yusuf’u. Sarayın tüm kadınları bu yüzden başarılı olamadılar. Bu imtihandan başarıyla, yüz akıyla çıktı ama bu sefer de kendisini zindanda buldu. Suçsuzdu. Kabahati yoktu. Ama egemenler girmezlerdi zindana, köleler girerdi oraya. Kendi kadınlarına sahip olamayan egemenler Onu atmalıydılar zindana. Zindanda bir de arkadaş ihanetine uğradı. Yıllarca unutuverdi arkadaşı Onu. Dünya devletine oradan geçecekti Yusuf (a.s). Kendisine yeryüzünde devlet başkanlığı hükümdarlık yüklenecek olan Yusuf (a.s) devlet ilişkilerinin en çetinlerinden geçirilerek olgunlaştırılıyordu. Mazlum insanları zindanda tanıyordu. Kardeş ihaneti, kölelik, esaret, hizmet adamlığı ve zindana düşüş gibi devlet tebaa ilişkileriyle çilesi tamamlanacak ve kendisine devlet teslim edilecekti. İhanet, iftira, adam satma, ayak kaydırma, sıkandallar, politik unutkanlıklar, sigara kağıdı üzerine alınan notlar gibi devlet adamlarının çokça karşılaşabilecekleri bütün haller önceden başına getirilerek, bütün bu merhalelerden geçirilerek sabır ve irade imtihanına tâbi tutuluyordu. Kadın sıkandal-ları bunların belki en büyüğüydü. Çünkü kadınların gözleri hep devletin üzerindedir. Azîz, karısının suçlu Yusuf’un mâsum olduğunu bildiği halde Onu suçlayıp zindana atıyordu. Çünkü Azîz devleti, düzeni, statükoyu temsil ediyordu. Yusuf’sa hakkı temsil ediyordu. Düzeni değiştirmeyi, değişmeyi temsil ediyordu. Onun için zindana gidecekti O. Zindandan yayılmaya başlayacaktı nûr. Bu ışık da saraya kadar uzanacaktı. Devletin bozuk düzen işleyişi açığa çıkacaktı. Zindan ve saray. Birbirine zıt ve birbirine içten açılan devletin iki ucu. Bedeni esir oldu belki zindan da ama asla ruhu esir olmadı. Ruhu hep hürdü orada. İşte bu merhalelerden geçirildikten sonra devlet başkanlığına getiriliyordu Yusuf. Hz. Âdem’le yaratılış ve dünyaya geliş gerçekleşti. Hz. Nuh’la yaratılış gayesine ulaşıyordu. Hz. İbrahim’le yeryüzünde mü’minler inanmışlar milletine, İslâm ümmetine ulaşıyorlardı. Ümmet olma şuuruna eriyorduk. Ve Hz. Yusuf’la da yeryüzünde İslâm devletinin ilk temelleri atılıyordu. Yâni Hz. Âdem’le tohum atıldı toprağa, Hz. Nuh’la tohum kök saldı, Hz. İbrahimler filiz verdi, gövde oluşmaya başladı. Ve işte Hz. Yusuf’la da gövde olgunlaşmaya ve dış etkenlerden korunması için kabuk bağlamaya başladı. Daha sonra Hz. Musâ, Hz. Dâvûd ve Süleyman (a.s)’lar döneminde devlet daha da olgunlaşır. Ve nihâyet son elçi Hz. Muhammed (a.s)’la tamamlanır. Evet Yusuf (a.s) devlet başkanıdır, Meliktir, sultandır. Ama tüm bu kademelerden geçirilmiş tecrübeli bir devlet başkanıdır. Mazlumları tanımış, suçsuzları, ezilenleri, horlananları tanımış bir peygamber olarak devletin tüm kademelerinde adâletle hükmedecek, egemenliği, hâkimiyeti Allah’a verecek, Allah’ın istediği bir hayatı ku-racak, hiç bir mazlumun hakkını yemeden, hiç bir kimsenin sıkıntısını bırakmamak üzere bir dünya kuracaktı. Gerçi Azîzin evindeyken de tanımıştı dünyayı ama bu yetmeyecekti. Zindana da girerek oradakileri de tanıyacaktı. Onu da tanıdıktan sonra zindandan çıkması için Allah meliki zorladı. Ona bir rüya gösterdi. Yedi yıl bolluktan sonra yedi yıl kıtlık verecek ve Kenan diyarından kıtlık sebebiyle kardeşlerini ayağına getirecekti. Ve böylece Yakub çocukları, yâni İsrâil oğulları Mısıra gelip yerleşeceklerdi. Yıllarca Mısırda egemen olacaklardı. Ama yine Allah’ın takdiriyle Firavun oğulları Mısırda egemenliği peygamber çocuklarının elinden alacaklar ve İsrâil oğullarını köleleştirecekler, yıllar süren bir kölelik hayatından sonra Yusuf’un torunlarından bir Musâ (a.s) gelecek ve onları kurtaracaktı. Ve İsrâil oğulları Mısırı terk edip geldikleri yöne doğru özgürlük arayışına çıkacaklardı. İşte bu kaderi tespit eden Allah’tır. Bir çocuk bir aileyi, bir aile bir devleti kuracaktı. O çocuklardan nehre bırakılan bir ötekisi de Firavunu ve ordularını yok edecekti. Yusuf çölden geldi, yavaş yavaş kendisini sarayda buldu. Musâ sarayda büyüdü, sonra çöle gitti. Bütün bunlar Allah’ın takdirinden başka bir şey değildir. İşte bolluk seneler geldi geçti. Bu dönemde Allah’ın emriyle Yusuf (a.s) güzel bir siyaset uyguladı. Buğdayların az bir kısmını kullanıp çoğunu başağında bıraktı. İnsanları iktisada ve kanaate alıştırdı. Azla iktifaya ve fedâkarlığa alıştırdı. Sonra yedi yıllık kıtlık dönemi geldi. Tüm dünya açlık ve kıtlık altında inim, inim inlerken Mısır halkı son derece rahattı. Dış dünyadan insanlar oraya rızık istemeye geliyorlardı. Rızık için Mısıra, cömert sultana koşanların belki en değerlileri ise Yusuf’un kardeşleriydi.