40- Sonunda onu ve ordularını yakalayıp denize attık. O, kınanmayı haketmişti. Allah Teala, Hz. Musa'yı Fir'avn'a gönderirken ona heybeti ve kesin delili vermişti. Hz. Musa onları işitmekte ve görmektedir. Ne varki, Fir'avn bütün adamları ile birlikte yüz çevirmiş ve apaçık gerçekten ve kesin delillerden sapmıştı. Ve kendisine Allah'ın olağanüstü mucizelerini gösteren Peygamberi Hz. Musa için o, "Ya bir büyücüdür ya da bir delidir" demişti. Bu da kesin olarak gösteriyor ki, olağanüstü olaylar ve mucizeler hidayete hazırlıklı olmayan kalpleri hidayete erdiremez, batılda ısrar eden yalanlamaya yönelen dilleri kesip susturamaz. Burada ifadenin akışı, hikayenin ayrıntılarını sunarak sözü uzatmıyor.. Hemen tarihte anlatılan ve sözü edilen delilin ortaya çıktığı hikayenin final kısmına geçiyor. "Sonunda onu ve ordularını yakalayıp denize attık. O, kınanmayı haketmişti". Yani azgınlığı ve yalanlaması kınanmayı gerektirecek seviyedeydi. Ayetin Allah'ın Fir'avn'u ve adamlarını yakalayıp denize attığı şeklindeki ifadesinde O'nun bu fiilleri direkt olarak kendisinin yaptığı açıkça anlaşılmaktadır. Allah'ın yeryüzündeki ruhlardaki ve peygamberler tarihindeki delilleri sunulurken Hz. Musa'ya değinilmesinde güdülen hedef de budur zaten. Bir başka delil de Ad kavmi ile ilgilidir.