4. “Allah çocuk edinmek isteseydi, yarattıklarından dilediğini seçerdi. O münezzehtir, O; gücü her şeye yeten tek Allah’tır.” Eğer Allah bir oğul, bir evlât edinseydi elbette yine de o, O’nun yaratıklarından olurdu. Yâni o yine de kul olurdu, Allah’ın kulu olurdu. O yine kul, Rabb da yine yalnız Allah olurdu. Yâni hâşâ hâşâ eğer Allah dünyadaki, kâinattaki kullarının hayatını düzenleme, kullarının hayatına program yapma konusunda âciz bir duruma düşüp, insanlar arasından kendisine oğullar, yardımcılar edinmiş olsaydı veya gökyüzündeki işleri çok yoğun olup ta yeryüzündeki kullarının problemlerini çözecek zamanı, imkânı kalmadığı için kendisine içinizden, yerdekilerden bir oğul, ya da oğullar, yardımcılar seçecek, yetkilerinden kimilerini onlara devredecek olsaydı, bunu kendisi seçer, sizin seçiminize bırakmazdı. Ne oluyor? Sizin seçtiklerinizi mi seçecek Allah? Sizin belirlediğinizi mi seçecek? Allah’a akıl vermeye, yol göstermeye mi çalışıyorsunuz? Şunu seçmeliydin ya Rab! Bunu yetkili kılmalıydın! Bizim canımız böyle istiyor demeye mi çalışıyorsunuz? Sübhanallah! Olacak şey mi bu? Nasıl da diyebiliyorsunuz Allah’a bunu? Nasıl da oğullar izâfe edebiliyorsunuz Allah’a? Sübha-nallah! Hâşâ hâşâ tenzih ederiz O Allah’ı. Allah’ın yeryüzünde ne böyle temsilcileri var, ne yetkilerini devrettiği yetkilileri var, ne ortakları var, ne yardımcıları var, ne oğulları ne de kızları var... Sadece gökler-de ve yerde kulları var. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nun kuludur. Yeryüzünde herkes ve her şey Allah’ın kuludur, başka bir şey değildir. Öyleyse Allah bu kâfirlerin, bu zalimlerin, bu müşriklerin bu tür iftiraların hepsinden münezzehtir, yücedir. Göklerde ve yerde hiç bir varlığın, hiç bir kulun Allah’a şirk koşma hakkı yoktur. Kim ki böyle Allah’a, Allah’ta olmayan sıfatları yükleyerek şirk koşarsa işte onlar zalimlerin ta kendileridirler. Allah onların dediklerinin tümünden uzaktır. Tesbihin mânâsı da budur zaten. Sübhanallah demenin mânâsı budur. Tesbih, Allah’ı Allah’ın haber verdiği sıfatlarıyla muttasıf bilmektir. Allah kendisini kitabında nasıl vasfetmişse, elçisi O’nu bize nasıl anlatmış, hangi sıfatlarla muttasıf olarak bildirmişse işte öylece Allah’a inanmaktır. Rabbimizi bu şekilde O’na ait sıfatlarıyla tanıdıkça, Rabbimizin tanıttıklarını Rabbimizin tanıttığı gibi tanıdıkça da “süb-hanallah!” diyeceğiz. “Ya Rabbi seni tesbih ederiz, sen ne büyüksün!” diyeceğiz. Bakın ki O Allah: