100. Ayet
Ayeti Görüntüle100- De ki: Pis ile temiz (hiçbir zaman) bir olmaz, pisin çok oluşu hoşuna gitse bile. Ey olgun akıl sahipleri, Allah’tan korkup sakının ki kurtuluşa eresiniz.
100- De ki: Pis ile temiz (hiçbir zaman) bir olmaz, pisin çok oluşu hoşuna gitse bile. Ey olgun akıl sahipleri, Allah’tan korkup sakının ki kurtuluşa eresiniz.
101- Ey iman edenler! Size açıklanınca üzüleceğiniz birtakım şeyleri sormayın. Eğer Kur’ân indirilmekteyken soracak olursanız da size açıklanır. Allah onları affetmiştir. Allah Ğafûrdur, Halîmdir. 102- Sizden evvel de bir kavim (bu tür sorular) sordu da sonra da onları inkar ettiler.
101- Ey iman edenler! Size açıklanınca üzüleceğiniz birtakım şeyleri sormayın. Eğer Kur’ân indirilmekteyken soracak olursanız da size açıklanır. Allah onları affetmiştir. Allah Ğafûrdur, Halîmdir. 102- Sizden evvel de bir kavim (bu tür sorular) sordu da sonra da onları inkar ettiler.
103- Allah ne bahîre, ne sâibe, ne vasîle ne de hâm (diye bir şey meşru) kılmamıştır. Fakat kâfirler Allah üzerine yalan uydurup iftira ediyorlar. Onların pek çoğunun aklı ermez. 104- Onlara:“Allah’ın indirdiğine ve Rasûlüne gelin” denildiği zaman: “Atalarımızı üzerinde bulduğumuz yol bize yeter” derler. Ataları hiçbir şey bilmeyen ve doğru yolda gitmeyen kimseler idiyse de mi (onların yolundan gidecekler)?!
103- Allah ne bahîre, ne sâibe, ne vasîle ne de hâm (diye bir şey meşru) kılmamıştır. Fakat kâfirler Allah üzerine yalan uydurup iftira ediyorlar. Onların pek çoğunun aklı ermez. 104- Onlara:“Allah’ın indirdiğine ve Rasûlüne gelin” denildiği zaman: “Atalarımızı üzerinde bulduğumuz yol bize yeter” derler. Ataları hiçbir şey bilmeyen ve doğru yolda gitmeyen kimseler idiyse de mi (onların yolundan gidecekler)?!
105- Ey iman edenler! Siz kendinize bakın. Siz doğru yolda gittikten sonra sapanlar size zarar veremez. Hepinizin dönüşü yalnız Allah’adır. O zaman O, yaptıklarınızı size haber verecektir.
106- Ey iman edenler! İçinizden birine ölüm (alametleri) gelip de vasiyet edeceği zaman sizden olan adalet sahibi iki erkek yahut -siz yolculuk halinde iken başınıza ölüm (hali) gelmişse- sizden olmayan başka iki erkek (vasiyetinize) şahit olsun. Haklarında şüpheye düşerseniz, bu iki kişiyi namazdan sonra alıkoyarsınız da onlar da Allah adına şöyle yemin ederler:“Akraba dahi olsa yeminimizi hiçbir bedel karşılığında satmayacağız ve Allah’ın şahitliğini gizlemeyeceğiz. Yoksa mutlaka günahkârlardan oluruz.” 107- Eğer o ikisinin bir günah kazandıkları anlaşılırsa, haksızlığa uğrayanlardan (ölüye) en yakın iki kişi onların yerine geçer ve: “Bizim şahitliğimiz o iki kişinin şahitliğinden daha doğrudur ve biz haksızlık da yapmadık. Yoksa muhakkak zalimlerden oluruz” diye Allah adına yemin ederler. 108- Bu, şahitliği gerektiği gibi eda etmelerine veya yeminlerinden sonra yeminlerin (reddedilerek mirasçılara) havale edilmesinden korkmalarına karşı daha uygundur. Allah’tan korkup sakının ve dinleyin. Allah fasıklar topluluğuna yol göstericilik etmez.
106- Ey iman edenler! İçinizden birine ölüm (alametleri) gelip de vasiyet edeceği zaman sizden olan adalet sahibi iki erkek yahut -siz yolculuk halinde iken başınıza ölüm (hali) gelmişse- sizden olmayan başka iki erkek (vasiyetinize) şahit olsun. Haklarında şüpheye düşerseniz, bu iki kişiyi namazdan sonra alıkoyarsınız da onlar da Allah adına şöyle yemin ederler:“Akraba dahi olsa yeminimizi hiçbir bedel karşılığında satmayacağız ve Allah’ın şahitliğini gizlemeyeceğiz. Yoksa mutlaka günahkârlardan oluruz.” 107- Eğer o ikisinin bir günah kazandıkları anlaşılırsa, haksızlığa uğrayanlardan (ölüye) en yakın iki kişi onların yerine geçer ve: “Bizim şahitliğimiz o iki kişinin şahitliğinden daha doğrudur ve biz haksızlık da yapmadık. Yoksa muhakkak zalimlerden oluruz” diye Allah adına yemin ederler. 108- Bu, şahitliği gerektiği gibi eda etmelerine veya yeminlerinden sonra yeminlerin (reddedilerek mirasçılara) havale edilmesinden korkmalarına karşı daha uygundur. Allah’tan korkup sakının ve dinleyin. Allah fasıklar topluluğuna yol göstericilik etmez.
106- Ey iman edenler! İçinizden birine ölüm (alametleri) gelip de vasiyet edeceği zaman sizden olan adalet sahibi iki erkek yahut -siz yolculuk halinde iken başınıza ölüm (hali) gelmişse- sizden olmayan başka iki erkek (vasiyetinize) şahit olsun. Haklarında şüpheye düşerseniz, bu iki kişiyi namazdan sonra alıkoyarsınız da onlar da Allah adına şöyle yemin ederler:“Akraba dahi olsa yeminimizi hiçbir bedel karşılığında satmayacağız ve Allah’ın şahitliğini gizlemeyeceğiz. Yoksa mutlaka günahkârlardan oluruz.” 107- Eğer o ikisinin bir günah kazandıkları anlaşılırsa, haksızlığa uğrayanlardan (ölüye) en yakın iki kişi onların yerine geçer ve: “Bizim şahitliğimiz o iki kişinin şahitliğinden daha doğrudur ve biz haksızlık da yapmadık. Yoksa muhakkak zalimlerden oluruz” diye Allah adına yemin ederler. 108- Bu, şahitliği gerektiği gibi eda etmelerine veya yeminlerinden sonra yeminlerin (reddedilerek mirasçılara) havale edilmesinden korkmalarına karşı daha uygundur. Allah’tan korkup sakının ve dinleyin. Allah fasıklar topluluğuna yol göstericilik etmez.
109- O gün Allah, peygamberleri toplayacak ve:“Size ne cevap verildi?” buyuracak. Onlar da:“Bizim hiçbir bilgimiz yok. Şüphesiz gaybı en iyi bilen sensin” diyecekler. 110- Allah (o gün) şöyle diyecek: “Ey Meryem oğlu İsa, sana ve annene olan nimetimi hatırla. Hani ben seni Ruhu’l-Kudüs’le desteklemiştim. Beşikte iken de yetişkin iken de insanlarla konuşuyordun. Hani sana Kitab’ı, hikmeti, Tevrat’ı ve İncil’i öğretmiştim. Hani benim iznimle çamurdan kuş şekli yapıyordun ve ona üfürüyordun da iznimle bir kuş oluyordu. Anadan doğma körü, alacalıyı da yine benim iznimle iyi ediyordun. Yine benim iznimle ölüleri (kabirlerinden diri olarak) çıkarıyordun. Hani İsrailoğullarını (seni öldürmek istediklerinde) senden uzak tutmuştum ki o zaman sen kendilerine apaçık deliller getirmiştin de içlerinden kâfir olanlar: “Bu apaçık bir sihirden başka bir şey değildir” demişlerdi.
109- O gün Allah, peygamberleri toplayacak ve:“Size ne cevap verildi?” buyuracak. Onlar da:“Bizim hiçbir bilgimiz yok. Şüphesiz gaybı en iyi bilen sensin” diyecekler. 110- Allah (o gün) şöyle diyecek: “Ey Meryem oğlu İsa, sana ve annene olan nimetimi hatırla. Hani ben seni Ruhu’l-Kudüs’le desteklemiştim. Beşikte iken de yetişkin iken de insanlarla konuşuyordun. Hani sana Kitab’ı, hikmeti, Tevrat’ı ve İncil’i öğretmiştim. Hani benim iznimle çamurdan kuş şekli yapıyordun ve ona üfürüyordun da iznimle bir kuş oluyordu. Anadan doğma körü, alacalıyı da yine benim iznimle iyi ediyordun. Yine benim iznimle ölüleri (kabirlerinden diri olarak) çıkarıyordun. Hani İsrailoğullarını (seni öldürmek istediklerinde) senden uzak tutmuştum ki o zaman sen kendilerine apaçık deliller getirmiştin de içlerinden kâfir olanlar: “Bu apaçık bir sihirden başka bir şey değildir” demişlerdi.
111- Hani Havarilere:“Bana ve Rasûlüme iman edin” diye vahyetmiştim de onlar da: “İman ettik, müslümanlar olduğumuza şahit ol” demişlerdi. 112- Bir vakit Havariler:“Ey Meryem oğlu İsa, Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?” dediler. O da:“Eğer mümin iseniz, Allah’tan korkup sakının” dedi. 113- Dediler ki:“Biz istiyoruz ki o sofradan yiyelim, kalplerimiz tatmin olsun, senin bize gerçekten doğru söylediğini (yakinen) bilelim ve ona şahitlik edenlerden olalım.” 114- Meryem oğlu İsa da şöyle dedi:“Ey Allah’ım, ey Rabbimiz! Bize gökten bir sofra indir ki bizim için hem önceden gelenlerimize, hem sonra geleceklerimize bir bayram ve senden bir mucize olsun. Bizi rızıklandır. Sen rızık verenlerin en hayırlısısın.” 115- Allah buyurdu ki:“Ben onu size elbette indiririm. Ama ondan sonra içinizden her kim küfre saparsa, ona âlemlerden hiç kimseye yapmayacağım bir azap ile azap ederim.” 116- Allah:“Ey Meryem oğlu İsa, insanlara Allah’ı bırakıp da beni ve anamı iki ilâh edinin, diye sen mi söyledin?” diyeceği zaman (İsa) der ki: “Seni tenzih ederim. Hakkım olmayan bir sözü söylemek bana yaraşmaz. Şâyet ben onu söylemiş isem zaten sen onu bilirsin. Sen içimde olanı bilirsin, ama ben Sende olanı bilemem. Şüphesiz Sen gaybı en iyi bilensin.” 117- “Ben onlara bana emrettiğinden başkasını söylemedim: Rabbim ve Rabbiniz olan Allah’a ibadet edin (dedim). Aralarında bulunduğum sürece üzerlerinde şahit idim. Beni aralarından aldıktan sonra artık onlar üzerinde (tek) gözetleyici Sen oldun. Sen her şeye şahitsin. 118- Şayet onlara azap edersen, şüphe yok ki onlar senin kullarındır (dilediğini yaparsın). Eğer onları mağfiret edersen şüphe yok ki Sen Azîzsin, Hakîmsin. 119- Allah (bütün bunlardan sonra) buyurur ki: “Bugün doğru olanların doğruluklarının kendilerine fayda vereceği gündür. Onlara altlarından ırmaklar akan ve içlerinde ebediyyen kalacakları cennetler vardır. Allah onlardan razı olmuştur, onlar da O’ndan razı olmuşlardır. İşte en büyük kurtuluş budur.” 120- Göklerin, yerin ve onlarda ne varsa hepsinin hükümranlığı Allah’ındır. O, her şeye gücü yetendir.
Yüce Allah’ın lütuf ve ihsanı ile Mâide Sûresi’nin tefsiri burada sona ermiştir. Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun.
***
111- Hani Havarilere:“Bana ve Rasûlüme iman edin” diye vahyetmiştim de onlar da: “İman ettik, müslümanlar olduğumuza şahit ol” demişlerdi. 112- Bir vakit Havariler:“Ey Meryem oğlu İsa, Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?” dediler. O da:“Eğer mümin iseniz, Allah’tan korkup sakının” dedi. 113- Dediler ki:“Biz istiyoruz ki o sofradan yiyelim, kalplerimiz tatmin olsun, senin bize gerçekten doğru söylediğini (yakinen) bilelim ve ona şahitlik edenlerden olalım.” 114- Meryem oğlu İsa da şöyle dedi:“Ey Allah’ım, ey Rabbimiz! Bize gökten bir sofra indir ki bizim için hem önceden gelenlerimize, hem sonra geleceklerimize bir bayram ve senden bir mucize olsun. Bizi rızıklandır. Sen rızık verenlerin en hayırlısısın.” 115- Allah buyurdu ki:“Ben onu size elbette indiririm. Ama ondan sonra içinizden her kim küfre saparsa, ona âlemlerden hiç kimseye yapmayacağım bir azap ile azap ederim.” 116- Allah:“Ey Meryem oğlu İsa, insanlara Allah’ı bırakıp da beni ve anamı iki ilâh edinin, diye sen mi söyledin?” diyeceği zaman (İsa) der ki: “Seni tenzih ederim. Hakkım olmayan bir sözü söylemek bana yaraşmaz. Şâyet ben onu söylemiş isem zaten sen onu bilirsin. Sen içimde olanı bilirsin, ama ben Sende olanı bilemem. Şüphesiz Sen gaybı en iyi bilensin.” 117- “Ben onlara bana emrettiğinden başkasını söylemedim: Rabbim ve Rabbiniz olan Allah’a ibadet edin (dedim). Aralarında bulunduğum sürece üzerlerinde şahit idim. Beni aralarından aldıktan sonra artık onlar üzerinde (tek) gözetleyici Sen oldun. Sen her şeye şahitsin. 118- Şayet onlara azap edersen, şüphe yok ki onlar senin kullarındır (dilediğini yaparsın). Eğer onları mağfiret edersen şüphe yok ki Sen Azîzsin, Hakîmsin. 119- Allah (bütün bunlardan sonra) buyurur ki: “Bugün doğru olanların doğruluklarının kendilerine fayda vereceği gündür. Onlara altlarından ırmaklar akan ve içlerinde ebediyyen kalacakları cennetler vardır. Allah onlardan razı olmuştur, onlar da O’ndan razı olmuşlardır. İşte en büyük kurtuluş budur.” 120- Göklerin, yerin ve onlarda ne varsa hepsinin hükümranlığı Allah’ındır. O, her şeye gücü yetendir.
Yüce Allah’ın lütuf ve ihsanı ile Mâide Sûresi’nin tefsiri burada sona ermiştir. Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun.
***
111- Hani Havarilere:“Bana ve Rasûlüme iman edin” diye vahyetmiştim de onlar da: “İman ettik, müslümanlar olduğumuza şahit ol” demişlerdi. 112- Bir vakit Havariler:“Ey Meryem oğlu İsa, Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?” dediler. O da:“Eğer mümin iseniz, Allah’tan korkup sakının” dedi. 113- Dediler ki:“Biz istiyoruz ki o sofradan yiyelim, kalplerimiz tatmin olsun, senin bize gerçekten doğru söylediğini (yakinen) bilelim ve ona şahitlik edenlerden olalım.” 114- Meryem oğlu İsa da şöyle dedi:“Ey Allah’ım, ey Rabbimiz! Bize gökten bir sofra indir ki bizim için hem önceden gelenlerimize, hem sonra geleceklerimize bir bayram ve senden bir mucize olsun. Bizi rızıklandır. Sen rızık verenlerin en hayırlısısın.” 115- Allah buyurdu ki:“Ben onu size elbette indiririm. Ama ondan sonra içinizden her kim küfre saparsa, ona âlemlerden hiç kimseye yapmayacağım bir azap ile azap ederim.” 116- Allah:“Ey Meryem oğlu İsa, insanlara Allah’ı bırakıp da beni ve anamı iki ilâh edinin, diye sen mi söyledin?” diyeceği zaman (İsa) der ki: “Seni tenzih ederim. Hakkım olmayan bir sözü söylemek bana yaraşmaz. Şâyet ben onu söylemiş isem zaten sen onu bilirsin. Sen içimde olanı bilirsin, ama ben Sende olanı bilemem. Şüphesiz Sen gaybı en iyi bilensin.” 117- “Ben onlara bana emrettiğinden başkasını söylemedim: Rabbim ve Rabbiniz olan Allah’a ibadet edin (dedim). Aralarında bulunduğum sürece üzerlerinde şahit idim. Beni aralarından aldıktan sonra artık onlar üzerinde (tek) gözetleyici Sen oldun. Sen her şeye şahitsin. 118- Şayet onlara azap edersen, şüphe yok ki onlar senin kullarındır (dilediğini yaparsın). Eğer onları mağfiret edersen şüphe yok ki Sen Azîzsin, Hakîmsin. 119- Allah (bütün bunlardan sonra) buyurur ki: “Bugün doğru olanların doğruluklarının kendilerine fayda vereceği gündür. Onlara altlarından ırmaklar akan ve içlerinde ebediyyen kalacakları cennetler vardır. Allah onlardan razı olmuştur, onlar da O’ndan razı olmuşlardır. İşte en büyük kurtuluş budur.” 120- Göklerin, yerin ve onlarda ne varsa hepsinin hükümranlığı Allah’ındır. O, her şeye gücü yetendir.
Yüce Allah’ın lütuf ve ihsanı ile Mâide Sûresi’nin tefsiri burada sona ermiştir. Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun.
***
111- Hani Havarilere:“Bana ve Rasûlüme iman edin” diye vahyetmiştim de onlar da: “İman ettik, müslümanlar olduğumuza şahit ol” demişlerdi. 112- Bir vakit Havariler:“Ey Meryem oğlu İsa, Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?” dediler. O da:“Eğer mümin iseniz, Allah’tan korkup sakının” dedi. 113- Dediler ki:“Biz istiyoruz ki o sofradan yiyelim, kalplerimiz tatmin olsun, senin bize gerçekten doğru söylediğini (yakinen) bilelim ve ona şahitlik edenlerden olalım.” 114- Meryem oğlu İsa da şöyle dedi:“Ey Allah’ım, ey Rabbimiz! Bize gökten bir sofra indir ki bizim için hem önceden gelenlerimize, hem sonra geleceklerimize bir bayram ve senden bir mucize olsun. Bizi rızıklandır. Sen rızık verenlerin en hayırlısısın.” 115- Allah buyurdu ki:“Ben onu size elbette indiririm. Ama ondan sonra içinizden her kim küfre saparsa, ona âlemlerden hiç kimseye yapmayacağım bir azap ile azap ederim.” 116- Allah:“Ey Meryem oğlu İsa, insanlara Allah’ı bırakıp da beni ve anamı iki ilâh edinin, diye sen mi söyledin?” diyeceği zaman (İsa) der ki: “Seni tenzih ederim. Hakkım olmayan bir sözü söylemek bana yaraşmaz. Şâyet ben onu söylemiş isem zaten sen onu bilirsin. Sen içimde olanı bilirsin, ama ben Sende olanı bilemem. Şüphesiz Sen gaybı en iyi bilensin.” 117- “Ben onlara bana emrettiğinden başkasını söylemedim: Rabbim ve Rabbiniz olan Allah’a ibadet edin (dedim). Aralarında bulunduğum sürece üzerlerinde şahit idim. Beni aralarından aldıktan sonra artık onlar üzerinde (tek) gözetleyici Sen oldun. Sen her şeye şahitsin. 118- Şayet onlara azap edersen, şüphe yok ki onlar senin kullarındır (dilediğini yaparsın). Eğer onları mağfiret edersen şüphe yok ki Sen Azîzsin, Hakîmsin. 119- Allah (bütün bunlardan sonra) buyurur ki: “Bugün doğru olanların doğruluklarının kendilerine fayda vereceği gündür. Onlara altlarından ırmaklar akan ve içlerinde ebediyyen kalacakları cennetler vardır. Allah onlardan razı olmuştur, onlar da O’ndan razı olmuşlardır. İşte en büyük kurtuluş budur.” 120- Göklerin, yerin ve onlarda ne varsa hepsinin hükümranlığı Allah’ındır. O, her şeye gücü yetendir.
Yüce Allah’ın lütuf ve ihsanı ile Mâide Sûresi’nin tefsiri burada sona ermiştir. Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun.
***
111- Hani Havarilere:“Bana ve Rasûlüme iman edin” diye vahyetmiştim de onlar da: “İman ettik, müslümanlar olduğumuza şahit ol” demişlerdi. 112- Bir vakit Havariler:“Ey Meryem oğlu İsa, Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?” dediler. O da:“Eğer mümin iseniz, Allah’tan korkup sakının” dedi. 113- Dediler ki:“Biz istiyoruz ki o sofradan yiyelim, kalplerimiz tatmin olsun, senin bize gerçekten doğru söylediğini (yakinen) bilelim ve ona şahitlik edenlerden olalım.” 114- Meryem oğlu İsa da şöyle dedi:“Ey Allah’ım, ey Rabbimiz! Bize gökten bir sofra indir ki bizim için hem önceden gelenlerimize, hem sonra geleceklerimize bir bayram ve senden bir mucize olsun. Bizi rızıklandır. Sen rızık verenlerin en hayırlısısın.” 115- Allah buyurdu ki:“Ben onu size elbette indiririm. Ama ondan sonra içinizden her kim küfre saparsa, ona âlemlerden hiç kimseye yapmayacağım bir azap ile azap ederim.” 116- Allah:“Ey Meryem oğlu İsa, insanlara Allah’ı bırakıp da beni ve anamı iki ilâh edinin, diye sen mi söyledin?” diyeceği zaman (İsa) der ki: “Seni tenzih ederim. Hakkım olmayan bir sözü söylemek bana yaraşmaz. Şâyet ben onu söylemiş isem zaten sen onu bilirsin. Sen içimde olanı bilirsin, ama ben Sende olanı bilemem. Şüphesiz Sen gaybı en iyi bilensin.” 117- “Ben onlara bana emrettiğinden başkasını söylemedim: Rabbim ve Rabbiniz olan Allah’a ibadet edin (dedim). Aralarında bulunduğum sürece üzerlerinde şahit idim. Beni aralarından aldıktan sonra artık onlar üzerinde (tek) gözetleyici Sen oldun. Sen her şeye şahitsin. 118- Şayet onlara azap edersen, şüphe yok ki onlar senin kullarındır (dilediğini yaparsın). Eğer onları mağfiret edersen şüphe yok ki Sen Azîzsin, Hakîmsin. 119- Allah (bütün bunlardan sonra) buyurur ki: “Bugün doğru olanların doğruluklarının kendilerine fayda vereceği gündür. Onlara altlarından ırmaklar akan ve içlerinde ebediyyen kalacakları cennetler vardır. Allah onlardan razı olmuştur, onlar da O’ndan razı olmuşlardır. İşte en büyük kurtuluş budur.” 120- Göklerin, yerin ve onlarda ne varsa hepsinin hükümranlığı Allah’ındır. O, her şeye gücü yetendir.
Yüce Allah’ın lütuf ve ihsanı ile Mâide Sûresi’nin tefsiri burada sona ermiştir. Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun.
***
111- Hani Havarilere:“Bana ve Rasûlüme iman edin” diye vahyetmiştim de onlar da: “İman ettik, müslümanlar olduğumuza şahit ol” demişlerdi. 112- Bir vakit Havariler:“Ey Meryem oğlu İsa, Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?” dediler. O da:“Eğer mümin iseniz, Allah’tan korkup sakının” dedi. 113- Dediler ki:“Biz istiyoruz ki o sofradan yiyelim, kalplerimiz tatmin olsun, senin bize gerçekten doğru söylediğini (yakinen) bilelim ve ona şahitlik edenlerden olalım.” 114- Meryem oğlu İsa da şöyle dedi:“Ey Allah’ım, ey Rabbimiz! Bize gökten bir sofra indir ki bizim için hem önceden gelenlerimize, hem sonra geleceklerimize bir bayram ve senden bir mucize olsun. Bizi rızıklandır. Sen rızık verenlerin en hayırlısısın.” 115- Allah buyurdu ki:“Ben onu size elbette indiririm. Ama ondan sonra içinizden her kim küfre saparsa, ona âlemlerden hiç kimseye yapmayacağım bir azap ile azap ederim.” 116- Allah:“Ey Meryem oğlu İsa, insanlara Allah’ı bırakıp da beni ve anamı iki ilâh edinin, diye sen mi söyledin?” diyeceği zaman (İsa) der ki: “Seni tenzih ederim. Hakkım olmayan bir sözü söylemek bana yaraşmaz. Şâyet ben onu söylemiş isem zaten sen onu bilirsin. Sen içimde olanı bilirsin, ama ben Sende olanı bilemem. Şüphesiz Sen gaybı en iyi bilensin.” 117- “Ben onlara bana emrettiğinden başkasını söylemedim: Rabbim ve Rabbiniz olan Allah’a ibadet edin (dedim). Aralarında bulunduğum sürece üzerlerinde şahit idim. Beni aralarından aldıktan sonra artık onlar üzerinde (tek) gözetleyici Sen oldun. Sen her şeye şahitsin. 118- Şayet onlara azap edersen, şüphe yok ki onlar senin kullarındır (dilediğini yaparsın). Eğer onları mağfiret edersen şüphe yok ki Sen Azîzsin, Hakîmsin. 119- Allah (bütün bunlardan sonra) buyurur ki: “Bugün doğru olanların doğruluklarının kendilerine fayda vereceği gündür. Onlara altlarından ırmaklar akan ve içlerinde ebediyyen kalacakları cennetler vardır. Allah onlardan razı olmuştur, onlar da O’ndan razı olmuşlardır. İşte en büyük kurtuluş budur.” 120- Göklerin, yerin ve onlarda ne varsa hepsinin hükümranlığı Allah’ındır. O, her şeye gücü yetendir.
Yüce Allah’ın lütuf ve ihsanı ile Mâide Sûresi’nin tefsiri burada sona ermiştir. Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun.
***