Tevhid MealiTevhid Meali

Tevhid Meali

Ana SayfaSurelerFihristTefsirKur'an DinleYer İmleriNotlar
Giriş Yap
Tevhid MealiTevhid Meali

Tevhid Meali ile Kur'ân'ı Oku, Anla ve Yaşa.

Bizi Takip Edin

Sayfalar

  • Ana Sayfa
  • Sureler
  • Kur'an Dinle
  • Tefsir Kitapları
  • Fihrist
  • Arama

Hesap

  • Giriş Yap
  • Kayıt Ol
  • Profilim
  • Yer İmleri
  • Notlarım

Hakkında

  • Hakkımızda
  • Meal Hakkında
  • Takrizler
  • Nasıl Kullanılır
  • Sık Sorulan Sorular
  • Geri Bildirim
  • İletişim
  • Gizlilik Politikası

Kitap

  • PDF İndir
  • Sipariş Ver

Mobil Uygulama

Google Play'denİndir
App Store'danİndir
Mobil uygulama hakkında daha fazla →

© Tevhid Meali. Tüm hakları saklıdır.

Gizlilik•Kullanım Şartları•İletişim
Tevbe 123
Tevbe 125
Tevbe Suresine Dön

Tevbe التوبة

124. Ayet
124Tevbe
وَاِذَا مَٓا اُنْزِلَتْ سُورَةٌ فَمِنْهُمْ مَنْ يَقُولُ اَيُّكُمْ زَادَتْهُ هٰذِه۪ٓ ا۪يمَانًاۚ فَاَمَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا فَزَادَتْهُمْ ا۪يمَانًا وَهُمْ يَسْتَبْشِرُونَ
Bir sure indirildiğinde onlardan bir kısmı, “Bu sure hanginizin imanını arttırdı?” derler. İman edenlere gelince onların imanını arttırmıştır ve onlar (Allah’ın müminlere yönelik vaadleriyle) müjdelenmektedir.

Tefsir

Tefhîmü'l-Kur'ân

124- Bir sure indirildiğinde onlardan bazısı: "Bu, hanginizin imanını arttırdı?" der. Ancak iman edenlere gelince; onların imanını arttırmıştır ve onlar müjdeleşmektedirler.(124) AÇIKLAMA 120. Bu ayetin anlamını kavramak için, alakalı olduğu 97. ayetin gözönünde bulundurulması gerekir. "Bedeviler kafirlik ve münafıklıkta daha beterdirler. Allah'ın peygamberlerine gönderdiği hükümleri bilmemeye ve tanımamaya daha yatkındırlar." Kur'an-ı Kerim 97. ayette hastalığı sadece teşhis ederek belirtilerine işaret etmişti. Bedeviler, Allah yolunun kanunları konusundaki cehaletleri yüzünden nifak hastalığından muzdarip idiler. Bu bilginin merkeziyle hiçbir münasebet kurmadıklarındandı. Surenin bu sonuç bölümünde bu illetin çaresi gösterilmektedir ki, İslam ve onun muhtevası hakkında bir anlayışa sahip olsunlar. Bunun için, herkesin evini barkını terkederek bu bilgiyi öğrenmek üzere Medine'ye gelmesi gereksizdir. Ancak, her kabile ve bölgeden sadece bazı kimselerin ilim merkezlerine (Medine, Mekke ve benzeri) gelmeleri ve İslam'ı öğrenmeleri ve sonra da bölgelerine dönerek genel halk arasında onun öğretilerini yaymaları yeterlidir. Bu, İslami haraketi güçlendirmek için tam zamanında verilen çok önemli bir talimattır. Zira o sıralarda insanlar doğru-düzgün malumat sahibi olmadan büyük kalabalıklar halinde İslam dairesine giriyordu. İslam'ın ilk yıllarında böyle bir talimata ihtiyaç olmadığı açıktır, çünkü başlangıçta İslam'a girenler, manasını tam anladıktan sonra onu kabul ediyorlardı. Hiçbir kimse ön araştırma yapmadan müslüman olmayı düşünmemişti. Çünkü İslam'ı kabul etmek, aynı zamanda eziyetler görmeye açık bir davetiye idi. Hareket başarıya ulaşıp belli yerlerde güç kazanmaya başladığı zaman, oraların sakinleri, bölük bölük İslam dairesine girmeye başladılar. Tabiatıyla kabul etmeden önce, inancın içerdiği muhtevayı çok az kimse kavramıştı. Bunun yanında, hareketin sebep olduğu haleti ruhiye neticesinde insanların ezici çoğunluğu, önceden oldukları halleriyle pek değişmeden İslam dairesine girmekte idiler. Sayı olarak bu büyük artış, dış görünüş itibariyle İslam'a büyük bir güç kaynağı oluyordu. Fakat İslam konusunda doğru bilgiye sahip olmadıkları ve onun ahlaki vazifelerini yerine getirmeye hazır bir kıvamdan da yoksun oldukları için aslında bunlar İslam'a faydalı olmak değil, bilakis zarar verebilirlerdi. Bu durum, Tebûk seferine hazırlıklar yapıldığı sırada açıkça ortaya çıktı. Allah'ın, İslam toplumunu tek bir bütün haline getirecek gerekli adımların atılması için sözkonusu talimatı göndermesi bu sebeptendir. Bundan dolayı, bütün yerleşim merkezlerinden bazı kimseler çağırılarak onlara İslami vecibeler öğretildi ve bu konularda fiilen eğitildiler. Böylece bütün İslam'a mensup olanların Allah'ın belirlediği hudutlar hakkında bilgi sahibi olmaları için bu kimseler dönüşlerinde kendi kavim ve insanlarına bunu talim edip, öğreteceklerdi. Bu konuyla ilgili olarak, ayrıca iyice bilinmelidir ki; bu ayette kitle eğitimi hakkında verilen emir, yalnızca okuma-yazma ile ilgili değildir. Aslında, kitleler arasında İslam'ın anlaşılmasını ve kitlelerin İslam dışı yollardan korunabilmelerini sağlama, bu emirin kati hedefiydi. Bizzat Allahu Teala'nın müslümanlara sunduğu eğitimin hakiki ve daimi gayesi budur. Ve bu yüzden de her eğitim sistemi bu kritere göre değerlendirilir ve bu yukarıdaki hedefi gerçekleştirilip, gerçekleştirilmemesine göre ne derece İslami bir eğitim olup olmadığı anlaşılır. Dolayısıyla en temel hedefinin, yukarıda altı çizili olarak belirtilen noktaları başarmak olduğu bilinmelidir. Bu olmadan, çağının Einstein'ını veya Freud'unu çıkarsa bile, herhangi bir eğitimi onaylamak ve ona İslami eğitim demek mümkün değildir. Metinde geçen " " ibaresinin kelimelerinin doğru anlamı üzerinde durmakta yarar var. Çünkü bu kelimeler, son zamanlarda insanlar arasında çok garip bazı yanlış anlamalara yol açmış ve müslümanların dinsel eğitimlerinde, hatta genel olarak tüm dini hayatlarında öldürücü zehirler saçmıştır. Şüphesiz ki, Allah, bu kelimeleri müslümanlara eğitimin maksadını öğretmek için kullanmıştır, yani bu İslami hayat tarzını ve sistemini iyice kavramak ya da başka bir ifadeyle hayatın her sahasında İslami olan ve olmayan düşünce ve tavırlarını ayırt edip onlar hakkında hüküm verebilmek için İslam'ın gerçek yapısı ve ruhuyla tanışmak demektir. Fakat daha sonra, teknik bir ifade olarak, İslam Hukuk ilmine "fıkıh" ismi verilince, bu kelime, dış şekillerin ayrıntılı, cüzziyat ile uğraşan ve İslam hukukunun külli yorumunu reddeden "bilim" için de kullanmaya başlandı. "Fıkıh" kelimesi "fakahe" ve ayette geçen "li-yetefakkahu" ile aynı kökten olduğu için Kur'an'ın bu emrinin fıkıh bilgisini elde etmek hakkında olduğu şeklinde bir yanlış anlayış ortaya çıktı. Bu ilmin İslam'ın hayat sistemi içerisinde önemli bir yeri olduğu inkar edilemez, ne var ki Kur'an'ın ifade etmek istediği şeyin hepsi olmayıp sadece bütünün bir parçasıdır. Bu yanlış anlama nedeniyle İslam toplumunun uğradığı zararların hepsini burada saymamız mümkün değildir. Fakat şu kadarını belirtmek gerekir ki, İslam'ın ruhuna hiç önem vermeksizin, İslam'daki dini eğitimin, salt zahiri şekillerin yorumuna indirgenmesinin sebebi işte bu yanlış anlamadır. Sonuçta bu durum zorunlu olarak kuru bir şekilciliğin, müslümanların hayatının nihai gayesi haline gelmesine sebep olmuştur. 121. Bu ayetin zahirinden, kafirlerle savaştan sadece onların yaşadıkları bölgelere yakın müslümanların sorumlu tutuldukları neticesi çıkarılabilir. Ancak, eğer bu ayeti müteakip paragrafla birlikte okursak, şu gerçek ortaya çıkar: "Yakınınızdaki kafirler sözü, samimi müslümanlar arasına karışarak İslam toplumuna çok büyük zararlar veren münafıkları gösterir. Bu, sözkonusu bölümün daha başında 73. ayette ifade edilen ilk husustur. Aynı emir burada müslümanlara meselenin önemini iyice anlatmak, yani kavmi, ailevi, içtimai ve daha önceden bağlı oldukları bir takım işlere aldırmaksızın kafirlere karşı cihada teşvik etmek üzere tekrarlanmıştır. İki emir arasındaki tek fark, 73. ayette müslümanlardan sadece onlarla cihad etmeleri istenmesine rağmen bu ayette "Onlarla savaşın (Kıtal edin) " gibi tamamen münafıkların kökünü kazımayı onlara iyice anlatmayı hedefleyen kelimeler kullanılmıştır. İki ayet arasında başka bir fark da şu iki kelimedir: 73. ayette "münafıklar ve kafirler" diye iki kelime kullanıldığı halde bu ayette sadece "kafirler" kelimesi kullanılmıştır. Bunun sebebi, münafıkların bir müslümanmış gibi iddia ettikleri bütün haklarını kaybettiklerini göstermektedir. Çünkü, "münafıklar" kelimesi içerisinde bu genişlik vardı. 122. Bu şu demektir: "Onlar (mü'minler) bundan sonra, şu ana kadar onlara karşı gösterdikleri yumuşak muameleyi göstermemelidirler. Bu zaten daha önce 73. ayette "Onlara karşı katı olun ve haşin davranın" biçiminde ifade edilmişti. 123. Bu uyarı iki mana içermektedir ki her ikisi de burada ifade edilmiştir: Birincisi "Eğer siz, aranızdaki ferdi, ailevi ya da iktisadi ilişkilerden dolayı onlara karşı herhangi bir şekilde yumuşaklık gösterirseniz, böyle bir şeyin takvaya ters düşeceğini bilmelisiniz. Çünkü takva yani Allah korkusu ile Allah düşmanlarıyla dostça ilişkiler kurmak, bağdaşmaz. Eğer Allah'ın yardımını arzu ediyorsanız bunlara son vermelisiniz." İkincisi: "Onlarla mücadele ederken ve cihad yaparken ahlaki ve insani sınırları titizlikle gözetmelisiniz. Çünkü, her konuda sizler kendinizi sürekli belirlenmiş sınırlar içerisinde tutmanız gerekir. Nasıl olursa olsun eğer bu sınırları aşarsanız, Allah'ın sizi yüzüstü terkedeceğini bilmelisiniz. Çünkü Allah sadece Allah'tan korkanlara (muttakilere) yardım eder. 124. İmanın, küfrün, nifakın artması ve azalması hususunda bkz. Enfal an: 2.
Önceki AyetTevbe 123
Sonraki AyetTevbe 125
Önceki sayfaya gitmek için sağa kaydırın: Tevbe 123Sonraki sayfaya gitmek için sola kaydırın: Tevbe 125