Kasas القصص
70. Ayet
وَهُوَ اللّٰهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۜ لَهُ الْحَمْدُ فِي الْاُو۫لٰى وَالْاٰخِرَةِۘ وَلَهُ الْحُكْمُ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
O, kendisinden başka (ibadeti hak eden) hiçbir ilahın olmadığı Allah’tır. Başta da (dünyada) sonda da (ahirette) hamd O’na aittir. Hüküm yalnızca O’nundur. O’na döndürüleceksiniz.
Tefsir
Tefhîmü'l-Kur'ân
70- O, Allah'tır, kendisinden başka ilah yoktur. İlkte de, sonda da hamd O'nundur. Hüküm de O'nundur ve O'na döndürüleceksiniz. AÇIKLAMA 89. Yani, "Onları yardıma çağırın. Dünyadayken onlara dayanıyor, emirlerimize kulak asmıyordunuz. Haydi çağırın onları da sizleri bu cezadan kurtarsınlar." 90. Bu gerçekte şirke bir reddiyedir. Allah, müşrikler tarafından yaratıkları arasından sayısız ilâh ittihaz edilmesine ve bu sözde ilâh-lara kendi kafalarından sıfatlar, dereceler ve mevkiler biçmelerine karşı çıkmaktadır. "Yarattığımız insanlar, melekler, cinler ve diğer kullar arasında dilediğimize hangi sıfatları, hangi kabiliyet ve güçleri bahşedebileceğimize, biz karar verir, dilediğimize dilediğimiz görevi biz kendimiz tevdi ederiz. Fakat müşrikler nereden yetki almışlar da kullarımız arasından akıllarına eseni bela savıcı, hazineler bahşedici ve dualara karşılık verici tayin etmişler? Birini yağmur ilâhı, bir diğerini mal ve çocuk bahşedici, bir başkasını da şifa verici ve hastalıkları iyileştirici olarak tayin etmek hakkını nereden almışlar? Nasıl hoşlarına gideni benim mülkümün bir kısmına yönetici yapıp, benim güçlerimden canlarının istediğini ona yamamışlar? İster melek olsun, ister cin yahut bir peygamber, veli yahut başka biri, hepsi tarafımdan yaratılmıştır. Bunlardan herhangi biri herhangi bir kemale sahipse bu ona tarafımızdan bahşedilmiştir: Kendisinden herhangi bir görevi üstlenmesini istemişsek biz istemişizdir. Dolayısıyla herhangi birinin özel bir görev için seçilmiş olması, onun kulluktan ilâhlık makamına yükseltilmesini, Allah'ı bırakıp ona yalvarılmasını, ondan yardım istenmesini, onun akibetleri belirleyici, ilâhi sıfat ve güçlere sahip biriymiş gibi kabul edilmesini gerektirmez." 91. Bu bağlamda zikredilen bu sözler, şöyle bir itirazın ifadesidir. Bir şahıs (yahut şahıslar) benimsediği yolun doğru ve geçerli olduğuna dair tam bir aklî-kalbî tatmin içinde olduğunu, aleyhte serdedilen delillerin ikna edici olmadığını bu sapıklığı herhangi bir kötülük saikiyle değil, samimi ve saf niyetlerle benimsediğini bu dünyadaki insanlara iddia edebilir. Fakat böyle bir iddiayı Allah huzurunda ileri süremez; çünkü Allah aklın ve kalbin yalnızca açığa vurulan değil, gizli tutulan sırlarını da bilir: O, bir kimse ne tür bilgi, duygu, idrak, arzu, niyet ve şuura sahipse onu doğrudan vasıtasız bilir. O, bir şahsa uyarının yapıldığı, hakikatin ulaştırıldığı, bâtılın bâtıl olduğunun kendisine ispat edildiği yol, vesile ve vasıtalardan ve ayrıca sapıklığı doğru yola tercih ettiren asıl saiklerden haberdardır.