74,77. “Memleketlerini alt üst ettik, üzerlerine sert taş yağdırdık. “Bunda, görebilen insanlar için ibretler vardır. O şehrin kalıntıları işlek yollar üzerinde hâlâ durmaktadır. Bunda inananlar için ibret vardır.” Ülkelerinin, şehirlerinin altını üstüne getiriverdik. Melekler kaldırdılar şehirlerini tepe taklak getirip yerlere vuruverdiler. Ve onların üzerlerine de çamurdan taşlaştırılmış sert taşları yağdırıverdik. Böyle bir helâk yasasının mahkumu oldukları için o kavme kitabımızın bir başka sûresinde “Mu’tefikat” ismi verilmiştir. Yâni altı üstüne getirilmiş bir toplum. Rabbimizin melekleri bu toplumu kaldırıp yere çaldıktan sonra üzerlerine yağmur göndermiş, yağmurun arasında taş yağdırmış ve her bireri beş bin kişiden ibaret olan iki şehrin altını üstüne getirivermişlerdir. Evet böyle rezil bir toplumun hayatı da böylece bitiyordu. Hani kâfirler önceki âyetlerde peygamber efendimize karşı bize bir melek getir demişlerdi. Bir melek gelsin de o zaman sana ve Rabbine iman edelim demişlerdi. Rabbimiz de Biz Meleği hak ile göndeririz, gerektiği zaman göndeririz ve melek geldi mi de artık size mühlet tanınmaz, defteriniz dürülür buyurmuştu. İşte buyurun geldi melek. Bakın yine adam olmuyorlar hainler. Meleklerden haberleri yok şaşkınlık içinde onlara sahip olmaya çalışıyorlar. Ve sonunda Rabbimizin kendilerine takdir buyurduğu azabın mahkumu oluyorlar. Ey Mekkeliler! Ey şu andaki dünyalılar! Ne oluyor size? İşte size Benimle ve elçilerimle savaşa tutuşmuş bir toplumun daha feci âkıbetini anlattım. Bir helâk tablosu daha sundum. Ne oluyor? Ne yapmaya çalışıyorsunuz? Buy gerçekleri duyduğunuz halde yine küfürlerinize, şirklerinize mi devam ediyorsunuz? Helâk olanların yolunu sürdürmeye mi çalışıyorsunuz? Bunu mu istiyorsunuz? Kendi helâkinize mi dâvetiye çıkarıyorsunuz? Diyerek biz kullarını bize rahmeti gereği ısrarla, tekrar tekrar uyarısını sürdürüyor bu âyetleriyle Rab-bimiz. İşte bunda, bu helâk haberinde, bu helâk yasasında gözü olanlar için, görebilenler için gerçekten çok büyük ibretler, dersler vardır. O şehrin kalıntıları şu anda işlek yollar üzerinde hâlâ belirgin bir şekilde bulunmaktadır. İşte şu anda bugünkü Lût gölü ve çevresinde bunu görüyorsunuz. Burası deniz seviyesinden çok daha aşağılarda bir çukurdur ki bu toplumun yere battığının göstergesidir. Ama şu anda insanlar Allah’ın bu helâk yasasını yanlış yorumlamaya çalışıyorlar. İbret almıyorlar, ders çıkarmıyorlar. Allah’ın bu helâk yasasını insanların gözlerinden gizleyebilmek için atlaslardan Lût gölünün adını bile değiştirmeye çalışıyorlar. Aman bu insanlar Lût (a.s) ve onun yere batan ahlâksız toplumuyla ilgi kurmasınlar diye buranın adına ölü deniz demeye çalışıyorlar. Tıpkı şu anda Allah’ın bir deprem uyarısını çok farklı yorumlamaya çalışanlar gibi. Bu konunun Allah’la yorumlanmasına bile tahammül edemiyorlar. Bu bir tabii olaydır. Bu işlere Allah’ı karıştırmayın demeye ve insanların gözlerinden Allah ayetlerini saklamaya çalışıyorlar. Allah akıl versin, şuur versin bu adamlara, başka diyecek bir şey bulamıyorum. Evet işte ibret almamız gereken bir toplumun âkıbeti. Allah’ın elçisi kendilerine geldi. Kendilerini Allah’ın âyetleriyle uyardı, Allah’a kulluğa çağırdı, ahlâksızlıklardan vazgeçip Rablerinin istediği gibi bir hayat yaşamlarını istedi. Ama onlar peygamberi dinlemediler. Peygamberlerine karşı yan çizdiler, keyifleri ağır bastı, şehvetleri ağır bastı, menfaatleri ağır bastı da Rablerine ve Rablerinin elçisine isyan ettiler. Allah da onların defterlerini dürüverdi. İşte bizler için en büyük bir ibret levhası. Ama ne gariptir ki insanlar gözlerinin önünde cereyan eden bu helâk yasasından ibret almıyorlar. Zalimlerin sonu hep böyle olduğu halde yine de insanlar onların hemen arkasından hiç bir şey olmamış gibi zalimliklerine devam edebiliyorlar. Evet bundan sonra bir başka kavme geçiyoruz. Rabbimizin bir başka rahmet ve bereketine ulaşan bir peygamberine ve yine o peygambere Allah’ın istediği gibi davranmadığı için Allah’ın gazabına ve helâkine maruz kalmış bir başka topuma intikal ediyoruz. Bu toplum da Eyke toplumudur. Eyke’liler Lût (a.s) un yaşadığı bölgenin biraz daha güney taraflarında yaşayan bir kavimdi. Onlar da tıpkı Med-yen’liler gibi ekonomik bozukluğu doruk noktada yaşayan bir toplumdu. Ekonomik güçlerini tanrılaştırmış, dünyayı kıble edinmiş, âhireti unutmuş, Allah’ı unutmuş, kulluktan çıkmış bir toplum. Paradan, dünyadan, zevkten, lüksten başka hiç bir şey düşünmez olmuş bir toplum. Solucanlar gibi zevk ve eğlencelerinin peşinde kıvranan, haram helâl sınırları tanımayan bir toplum. Bakın Allah şöyle buyuruyor:
78,79. “Eykeliler de, şüphesiz zalim kimselerdi. Bunun için onlardan da öç aldık. Hâlâ her iki memleket de işlek bir yol üzerindedirler.” Eykeliler de zalim kimselerdi. Allah’a karşı, Allah’ın âyetlerine, Allah’ın elçisine karşı zalimce tavırlarından ötürü, kendilerini Rablerine kulluk ortamından uzaklaştırarak kendi kendilerine zalimce davranmalarından ötürü onlardan da öç aldık. İşte hâlâ onlar da işlek bir yol üzerinde bulunmaktadırlar. Her ikisi de, Medyen’liler de Eyke’liler de aynı yol üzerindedirler. Her iki toplum da kaybetmişlerdir. Sizler şu anda Allah ve elçilerini kale almadıkları için, zalimce bir hayat yaşadıkları için kaybetmiş, helâk edilmiş bu iki toplumun kalıntılarının yanı başından geçiyorsunuz. Mekke’den çıkan bir kimse önce Lût (a.s) un kavminin yaşadığı, helâk edildiği bölgeye uğruyor, sonra da Eyke bölgesine uğruyordu. Onlar bu peygamberlerden ve helâk edilmiş toplumlarından haberdardılar. Kitabımızın başka âyetlerinden öğreniyoruz ki bu toplum da Şuayb (a.s) ın toplumudur. Ekonomik bozukluğu zirvede yaşayan bir toplumdu. Şuayb (a.s) onları şöyle uyardı: Ey kavmim! Gelin insanların mallarını haksız yere yemeyin! Gelin malla ilişkilerinizi Allah’ın istediği şekilde ayarlayın! Gelin dünyacı olmayın! Gelin muttaki olun! Gelin Allah’ı devre dışı bırakarak bir hayat yaşamaktan vazgeçin de hayatınızı Allah için ve Allah’ın gösterdiği haram helâl sınırları içinde yaşayın! Diye ısrarla uyardı onları. Ölçüye tartıya riâyet edin! dedi. Sizler dünyanın en büyük bir ticaret merkezinde bulunuyorsunuz. Allah size en büyük lütfunu ulaştırmıştır. Gelin Allah’ın helâl dedikleriyle yetinip haramlara uzanmayın! Pisi bırakıp temizle yetinin! Çalmayı, çırpmayı bırakın! İnsanların ceplerine el atarak onların paralarını, eşyalarını eksiltmeyin! Yeryüzünde bozgunculuk yapmayın! Fesat çıkarmayın! Enflasyon gibi haram yollarla, hilelerle insanları sömürmeye kalkışmayın! İnsanların alım güçlerini eksiltmeyin! Paralarının değerini düşürmeyin! Sizi de sizden öncekileri yaratan, tüm yaratıkları yaratan Allah’tan korkun! dedi. Onlara güzel güzel nasihatlerde bulundu. Ama onlar elçilerini dinlemediler. Şuayb (a.s)’ı büyülenmişlikle itham ettiler. Rablerinin elçisini dinlemediler de şeytanlara kulak verdiler, nefislerine kulak verdiler, hevâ ve heveslerine kulak verdiler. Ekonomimizi biz kendimiz ayarlarız dediler. Bizim ekonomi uzmanlarımız varken bu konuda asla seni ve Rabbini dinlemeyiz dediler. Ey Şuayb, sen bizim hayatımıza karışamazsın. Sen de, Rabbin de bizim ekonomik anlayışlarımıza düzenimize, dünya hâkimiyetimize burnunuzu sokup durmayın. Karışmayın bizim işlerimize. Sen kim oluyorsun da bizim düzenimizi eleştiriyorsun? diyerek Ona meydan okudular. Allah’ı ve elçisini hayatlarına karıştırmayarak dediler ki; eğer doğru sözlü isen haydi o zaman gökten üzerimize bir parça indir de görelim. Haydi bize bir azap getir de görelim dediler. Kendi azaplarına, kendi helâklerine davetiye çıkardılar. Ne gelecekse gelsin de görelim dediler. Bunun üzerine Rabbimiz de kendisini ve elçisini yalanlayan, kendisine ve elçisine hayat hakkı tanımayan, kendisini ve elçisini hayatlarına karıştırmamaya çalışan bu toplumu değişmeyen bir yasası olarak bulutlu bir günün azabıyla yakalayıverdi. Gölge gününün azabı yakalayıverdi onları. Onların üzerine sanki buluttan azap yağıyordu, helâk yağıyordu. Gerçekten bu büyük bir azap günüydü.
78,79. “Eykeliler de, şüphesiz zalim kimselerdi. Bunun için onlardan da öç aldık. Hâlâ her iki memleket de işlek bir yol üzerindedirler.” Eykeliler de zalim kimselerdi. Allah’a karşı, Allah’ın âyetlerine, Allah’ın elçisine karşı zalimce tavırlarından ötürü, kendilerini Rablerine kulluk ortamından uzaklaştırarak kendi kendilerine zalimce davranmalarından ötürü onlardan da öç aldık. İşte hâlâ onlar da işlek bir yol üzerinde bulunmaktadırlar. Her ikisi de, Medyen’liler de Eyke’liler de aynı yol üzerindedirler. Her iki toplum da kaybetmişlerdir. Sizler şu anda Allah ve elçilerini kale almadıkları için, zalimce bir hayat yaşadıkları için kaybetmiş, helâk edilmiş bu iki toplumun kalıntılarının yanı başından geçiyorsunuz. Mekke’den çıkan bir kimse önce Lût (a.s) un kavminin yaşadığı, helâk edildiği bölgeye uğruyor, sonra da Eyke bölgesine uğruyordu. Onlar bu peygamberlerden ve helâk edilmiş toplumlarından haberdardılar. Kitabımızın başka âyetlerinden öğreniyoruz ki bu toplum da Şuayb (a.s) ın toplumudur. Ekonomik bozukluğu zirvede yaşayan bir toplumdu. Şuayb (a.s) onları şöyle uyardı: Ey kavmim! Gelin insanların mallarını haksız yere yemeyin! Gelin malla ilişkilerinizi Allah’ın istediği şekilde ayarlayın! Gelin dünyacı olmayın! Gelin muttaki olun! Gelin Allah’ı devre dışı bırakarak bir hayat yaşamaktan vazgeçin de hayatınızı Allah için ve Allah’ın gösterdiği haram helâl sınırları içinde yaşayın! Diye ısrarla uyardı onları. Ölçüye tartıya riâyet edin! dedi. Sizler dünyanın en büyük bir ticaret merkezinde bulunuyorsunuz. Allah size en büyük lütfunu ulaştırmıştır. Gelin Allah’ın helâl dedikleriyle yetinip haramlara uzanmayın! Pisi bırakıp temizle yetinin! Çalmayı, çırpmayı bırakın! İnsanların ceplerine el atarak onların paralarını, eşyalarını eksiltmeyin! Yeryüzünde bozgunculuk yapmayın! Fesat çıkarmayın! Enflasyon gibi haram yollarla, hilelerle insanları sömürmeye kalkışmayın! İnsanların alım güçlerini eksiltmeyin! Paralarının değerini düşürmeyin! Sizi de sizden öncekileri yaratan, tüm yaratıkları yaratan Allah’tan korkun! dedi. Onlara güzel güzel nasihatlerde bulundu. Ama onlar elçilerini dinlemediler. Şuayb (a.s)’ı büyülenmişlikle itham ettiler. Rablerinin elçisini dinlemediler de şeytanlara kulak verdiler, nefislerine kulak verdiler, hevâ ve heveslerine kulak verdiler. Ekonomimizi biz kendimiz ayarlarız dediler. Bizim ekonomi uzmanlarımız varken bu konuda asla seni ve Rabbini dinlemeyiz dediler. Ey Şuayb, sen bizim hayatımıza karışamazsın. Sen de, Rabbin de bizim ekonomik anlayışlarımıza düzenimize, dünya hâkimiyetimize burnunuzu sokup durmayın. Karışmayın bizim işlerimize. Sen kim oluyorsun da bizim düzenimizi eleştiriyorsun? diyerek Ona meydan okudular. Allah’ı ve elçisini hayatlarına karıştırmayarak dediler ki; eğer doğru sözlü isen haydi o zaman gökten üzerimize bir parça indir de görelim. Haydi bize bir azap getir de görelim dediler. Kendi azaplarına, kendi helâklerine davetiye çıkardılar. Ne gelecekse gelsin de görelim dediler. Bunun üzerine Rabbimiz de kendisini ve elçisini yalanlayan, kendisine ve elçisine hayat hakkı tanımayan, kendisini ve elçisini hayatlarına karıştırmamaya çalışan bu toplumu değişmeyen bir yasası olarak bulutlu bir günün azabıyla yakalayıverdi. Gölge gününün azabı yakalayıverdi onları. Onların üzerine sanki buluttan azap yağıyordu, helâk yağıyordu. Gerçekten bu büyük bir azap günüydü.
80,84. “Andolsun ki, Hicr halkı peygamberi yalanlamışlardı. Onlara âyetlerimizi verdiğimiz halde, yüz çevirmişlerdi. Dağlarda, güven içinde olarak evler yontuyorlardı. Sabaha karşı çığlık onları yakalayıverdi. Yaptıkları kendilerine fayda sağlamadı. Şimdi de sıra Hicr ashabında, Hicr halkında. Bu toplum da Lût (a.s) un yaşadığı bölgenin kuzeyinde yaşamış bir toplumdu. Andol-sun ki Hicr halkı kendilerine gönderilen elçiyi yalanlamışlardı. Onlar kendilerine yol göstermek üzere, hayat programı olmak üzere o peygamberlerle gönderdiğimiz âyetlerimizden yüz çevirmişlerdi. Âyetlerimizle ilgilenmemişlerdi. Âyetlerimizi bir kenara bırakıp kendi hevâ ve heveslerince bir dünya yaşamaya yönelmişlerdi. Dağlarda güven içinde evler yontuyorlar, bu muhkem evlerde kendilerini Bizim helâk yasamızdan kurtardıklarını zannediyorlardı. Kimse bizimle baş edemez, kimse bize bir şey yapamaz diyorlar kendilerini güvende hissediyorlardı. Nuh toplumu bir suyla helâk edilmiş, Âd kavmi bir rüzgarla, Semûd kavmi onlardan ders çıkararak evlerini düzlüklerde kurmadılar. Kayaları yontarak sudan ve rüzgardan etkilenmemek için muhkem evler yaptılar. İşte bunlar da öyle yapıyorlardı. Sabaha karşı bir çığlık, bir sayha da onları yakalayıverdi de tüm bu tedbirleri yaptıkları kendilerine hiçbir fayda sağlamadı. Onlar Allah’ın bu helâk yasasıyla bir başka sûrenin beyanıyla hayvanların bile yiyemeyeceği bir kesmik kırıntısına dönüverdiler. İşte Rabbimizle çatışma içine girdikleri için, Rabbimize ve elçisine hayat hakkı tanımadıkları için helâk edilen bir başka toplum. Önce Kur’an sayfaları arasında, sonra da geçmişin sahnesi olan yeryüzünde gezip dolaşarak, geçmişlerin sergüzeşti hayatlarıyla karşı karşıya gelecek ve böylece geçmişi tanıma imkânını elde etmiş olacağız. Bunu elde edince de, geçmişi yargılama, geçmişten ibret çıkarabilme imkânını da elde etmiş olacağız. Bunlar ne yapmışlar? Nasıl davranmışlar da helâk olmuşlar? Nasıl bir helâk yasası gerçekleşmiş? Bunu bilecek, bundan ibret alacak ve böylece biz de onların düştüklerine düşmemeye çalışacağız. İşte Rabbimiz geçmişin bu ibret levhâlârını bize sunarken bizden istediği budur.
80,84. “Andolsun ki, Hicr halkı peygamberi yalanlamışlardı. Onlara âyetlerimizi verdiğimiz halde, yüz çevirmişlerdi. Dağlarda, güven içinde olarak evler yontuyorlardı. Sabaha karşı çığlık onları yakalayıverdi. Yaptıkları kendilerine fayda sağlamadı. Şimdi de sıra Hicr ashabında, Hicr halkında. Bu toplum da Lût (a.s) un yaşadığı bölgenin kuzeyinde yaşamış bir toplumdu. Andol-sun ki Hicr halkı kendilerine gönderilen elçiyi yalanlamışlardı. Onlar kendilerine yol göstermek üzere, hayat programı olmak üzere o peygamberlerle gönderdiğimiz âyetlerimizden yüz çevirmişlerdi. Âyetlerimizle ilgilenmemişlerdi. Âyetlerimizi bir kenara bırakıp kendi hevâ ve heveslerince bir dünya yaşamaya yönelmişlerdi. Dağlarda güven içinde evler yontuyorlar, bu muhkem evlerde kendilerini Bizim helâk yasamızdan kurtardıklarını zannediyorlardı. Kimse bizimle baş edemez, kimse bize bir şey yapamaz diyorlar kendilerini güvende hissediyorlardı. Nuh toplumu bir suyla helâk edilmiş, Âd kavmi bir rüzgarla, Semûd kavmi onlardan ders çıkararak evlerini düzlüklerde kurmadılar. Kayaları yontarak sudan ve rüzgardan etkilenmemek için muhkem evler yaptılar. İşte bunlar da öyle yapıyorlardı. Sabaha karşı bir çığlık, bir sayha da onları yakalayıverdi de tüm bu tedbirleri yaptıkları kendilerine hiçbir fayda sağlamadı. Onlar Allah’ın bu helâk yasasıyla bir başka sûrenin beyanıyla hayvanların bile yiyemeyeceği bir kesmik kırıntısına dönüverdiler. İşte Rabbimizle çatışma içine girdikleri için, Rabbimize ve elçisine hayat hakkı tanımadıkları için helâk edilen bir başka toplum. Önce Kur’an sayfaları arasında, sonra da geçmişin sahnesi olan yeryüzünde gezip dolaşarak, geçmişlerin sergüzeşti hayatlarıyla karşı karşıya gelecek ve böylece geçmişi tanıma imkânını elde etmiş olacağız. Bunu elde edince de, geçmişi yargılama, geçmişten ibret çıkarabilme imkânını da elde etmiş olacağız. Bunlar ne yapmışlar? Nasıl davranmışlar da helâk olmuşlar? Nasıl bir helâk yasası gerçekleşmiş? Bunu bilecek, bundan ibret alacak ve böylece biz de onların düştüklerine düşmemeye çalışacağız. İşte Rabbimiz geçmişin bu ibret levhâlârını bize sunarken bizden istediği budur.
80,84. “Andolsun ki, Hicr halkı peygamberi yalanlamışlardı. Onlara âyetlerimizi verdiğimiz halde, yüz çevirmişlerdi. Dağlarda, güven içinde olarak evler yontuyorlardı. Sabaha karşı çığlık onları yakalayıverdi. Yaptıkları kendilerine fayda sağlamadı. Şimdi de sıra Hicr ashabında, Hicr halkında. Bu toplum da Lût (a.s) un yaşadığı bölgenin kuzeyinde yaşamış bir toplumdu. Andol-sun ki Hicr halkı kendilerine gönderilen elçiyi yalanlamışlardı. Onlar kendilerine yol göstermek üzere, hayat programı olmak üzere o peygamberlerle gönderdiğimiz âyetlerimizden yüz çevirmişlerdi. Âyetlerimizle ilgilenmemişlerdi. Âyetlerimizi bir kenara bırakıp kendi hevâ ve heveslerince bir dünya yaşamaya yönelmişlerdi. Dağlarda güven içinde evler yontuyorlar, bu muhkem evlerde kendilerini Bizim helâk yasamızdan kurtardıklarını zannediyorlardı. Kimse bizimle baş edemez, kimse bize bir şey yapamaz diyorlar kendilerini güvende hissediyorlardı. Nuh toplumu bir suyla helâk edilmiş, Âd kavmi bir rüzgarla, Semûd kavmi onlardan ders çıkararak evlerini düzlüklerde kurmadılar. Kayaları yontarak sudan ve rüzgardan etkilenmemek için muhkem evler yaptılar. İşte bunlar da öyle yapıyorlardı. Sabaha karşı bir çığlık, bir sayha da onları yakalayıverdi de tüm bu tedbirleri yaptıkları kendilerine hiçbir fayda sağlamadı. Onlar Allah’ın bu helâk yasasıyla bir başka sûrenin beyanıyla hayvanların bile yiyemeyeceği bir kesmik kırıntısına dönüverdiler. İşte Rabbimizle çatışma içine girdikleri için, Rabbimize ve elçisine hayat hakkı tanımadıkları için helâk edilen bir başka toplum. Önce Kur’an sayfaları arasında, sonra da geçmişin sahnesi olan yeryüzünde gezip dolaşarak, geçmişlerin sergüzeşti hayatlarıyla karşı karşıya gelecek ve böylece geçmişi tanıma imkânını elde etmiş olacağız. Bunu elde edince de, geçmişi yargılama, geçmişten ibret çıkarabilme imkânını da elde etmiş olacağız. Bunlar ne yapmışlar? Nasıl davranmışlar da helâk olmuşlar? Nasıl bir helâk yasası gerçekleşmiş? Bunu bilecek, bundan ibret alacak ve böylece biz de onların düştüklerine düşmemeye çalışacağız. İşte Rabbimiz geçmişin bu ibret levhâlârını bize sunarken bizden istediği budur.
80,84. “Andolsun ki, Hicr halkı peygamberi yalanlamışlardı. Onlara âyetlerimizi verdiğimiz halde, yüz çevirmişlerdi. Dağlarda, güven içinde olarak evler yontuyorlardı. Sabaha karşı çığlık onları yakalayıverdi. Yaptıkları kendilerine fayda sağlamadı. Şimdi de sıra Hicr ashabında, Hicr halkında. Bu toplum da Lût (a.s) un yaşadığı bölgenin kuzeyinde yaşamış bir toplumdu. Andol-sun ki Hicr halkı kendilerine gönderilen elçiyi yalanlamışlardı. Onlar kendilerine yol göstermek üzere, hayat programı olmak üzere o peygamberlerle gönderdiğimiz âyetlerimizden yüz çevirmişlerdi. Âyetlerimizle ilgilenmemişlerdi. Âyetlerimizi bir kenara bırakıp kendi hevâ ve heveslerince bir dünya yaşamaya yönelmişlerdi. Dağlarda güven içinde evler yontuyorlar, bu muhkem evlerde kendilerini Bizim helâk yasamızdan kurtardıklarını zannediyorlardı. Kimse bizimle baş edemez, kimse bize bir şey yapamaz diyorlar kendilerini güvende hissediyorlardı. Nuh toplumu bir suyla helâk edilmiş, Âd kavmi bir rüzgarla, Semûd kavmi onlardan ders çıkararak evlerini düzlüklerde kurmadılar. Kayaları yontarak sudan ve rüzgardan etkilenmemek için muhkem evler yaptılar. İşte bunlar da öyle yapıyorlardı. Sabaha karşı bir çığlık, bir sayha da onları yakalayıverdi de tüm bu tedbirleri yaptıkları kendilerine hiçbir fayda sağlamadı. Onlar Allah’ın bu helâk yasasıyla bir başka sûrenin beyanıyla hayvanların bile yiyemeyeceği bir kesmik kırıntısına dönüverdiler. İşte Rabbimizle çatışma içine girdikleri için, Rabbimize ve elçisine hayat hakkı tanımadıkları için helâk edilen bir başka toplum. Önce Kur’an sayfaları arasında, sonra da geçmişin sahnesi olan yeryüzünde gezip dolaşarak, geçmişlerin sergüzeşti hayatlarıyla karşı karşıya gelecek ve böylece geçmişi tanıma imkânını elde etmiş olacağız. Bunu elde edince de, geçmişi yargılama, geçmişten ibret çıkarabilme imkânını da elde etmiş olacağız. Bunlar ne yapmışlar? Nasıl davranmışlar da helâk olmuşlar? Nasıl bir helâk yasası gerçekleşmiş? Bunu bilecek, bundan ibret alacak ve böylece biz de onların düştüklerine düşmemeye çalışacağız. İşte Rabbimiz geçmişin bu ibret levhâlârını bize sunarken bizden istediği budur.
80,84. “Andolsun ki, Hicr halkı peygamberi yalanlamışlardı. Onlara âyetlerimizi verdiğimiz halde, yüz çevirmişlerdi. Dağlarda, güven içinde olarak evler yontuyorlardı. Sabaha karşı çığlık onları yakalayıverdi. Yaptıkları kendilerine fayda sağlamadı. Şimdi de sıra Hicr ashabında, Hicr halkında. Bu toplum da Lût (a.s) un yaşadığı bölgenin kuzeyinde yaşamış bir toplumdu. Andol-sun ki Hicr halkı kendilerine gönderilen elçiyi yalanlamışlardı. Onlar kendilerine yol göstermek üzere, hayat programı olmak üzere o peygamberlerle gönderdiğimiz âyetlerimizden yüz çevirmişlerdi. Âyetlerimizle ilgilenmemişlerdi. Âyetlerimizi bir kenara bırakıp kendi hevâ ve heveslerince bir dünya yaşamaya yönelmişlerdi. Dağlarda güven içinde evler yontuyorlar, bu muhkem evlerde kendilerini Bizim helâk yasamızdan kurtardıklarını zannediyorlardı. Kimse bizimle baş edemez, kimse bize bir şey yapamaz diyorlar kendilerini güvende hissediyorlardı. Nuh toplumu bir suyla helâk edilmiş, Âd kavmi bir rüzgarla, Semûd kavmi onlardan ders çıkararak evlerini düzlüklerde kurmadılar. Kayaları yontarak sudan ve rüzgardan etkilenmemek için muhkem evler yaptılar. İşte bunlar da öyle yapıyorlardı. Sabaha karşı bir çığlık, bir sayha da onları yakalayıverdi de tüm bu tedbirleri yaptıkları kendilerine hiçbir fayda sağlamadı. Onlar Allah’ın bu helâk yasasıyla bir başka sûrenin beyanıyla hayvanların bile yiyemeyeceği bir kesmik kırıntısına dönüverdiler. İşte Rabbimizle çatışma içine girdikleri için, Rabbimize ve elçisine hayat hakkı tanımadıkları için helâk edilen bir başka toplum. Önce Kur’an sayfaları arasında, sonra da geçmişin sahnesi olan yeryüzünde gezip dolaşarak, geçmişlerin sergüzeşti hayatlarıyla karşı karşıya gelecek ve böylece geçmişi tanıma imkânını elde etmiş olacağız. Bunu elde edince de, geçmişi yargılama, geçmişten ibret çıkarabilme imkânını da elde etmiş olacağız. Bunlar ne yapmışlar? Nasıl davranmışlar da helâk olmuşlar? Nasıl bir helâk yasası gerçekleşmiş? Bunu bilecek, bundan ibret alacak ve böylece biz de onların düştüklerine düşmemeye çalışacağız. İşte Rabbimiz geçmişin bu ibret levhâlârını bize sunarken bizden istediği budur.
85,86. “Biz, gökleri, yeri ve her ikisi arasında bulunanları gereğince yarattık. Kıyâmet günü şüphesiz gelecektir. O halde yumuşak ve iyi davran. Doğrusu yaratan ve bilen ancak Rabbindir.” Biz gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri ancak hak olarak ya-rattık. Oyun eğlence olsun diye yaratmadık bunları. Gökler ve yer, ikisi arasında olan tüm varlıklar bir imtihan sebebi olarak yaratılmıştır. Göklerde ve yerlerde olan her şey yeryüzünde imtihana tabi tutulan insanının imtihanına konu olarak yaratılmıştır. Her şey, tüm varlıklar hak temeller, sağlam temeller, sağlam yasalar üzerine bina edilmiştir. Her şey belli bir hikmetle yaratılmıştır. Tüm varlıklar üzerinde Allah’ın hak yasaları işlemektedir. Hiçbir şey başıboş, sahipsiz, gayesiz ve programsız değildir. Hepsinin yaratıcısı Allah’tır. Hepsi üzerinde söz sahibi O’dur. Ve bir gün mutlaka bir kıyâmet gelecektir. Yâni Allah bir gün mutlaka bu kurduğu düzeni yıkacaktır. Yâni dünyada, semavat ve arzda şu anda kurduğu düzeni yarın yok edip yepyeni bir düzen kuracak olan da Allah’tır. Ve işte bunların hepsini bilen, hepsine güç yetiren Allah’tır. Öyleyse ey peygamberim, sen güzel bir müsamaha ile müsamaha et onlara. Onlara bütün bunları güzellikle anlat. Tatlılıkla onların akıllarını erdirmeye çalış. Çünkü anlamıyorlar bu adamlar, ne yaptıklarını bildikleri yok. Gerçekten yaratan da O’dur, bilen de.
85,86. “Biz, gökleri, yeri ve her ikisi arasında bulunanları gereğince yarattık. Kıyâmet günü şüphesiz gelecektir. O halde yumuşak ve iyi davran. Doğrusu yaratan ve bilen ancak Rabbindir.” Biz gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri ancak hak olarak ya-rattık. Oyun eğlence olsun diye yaratmadık bunları. Gökler ve yer, ikisi arasında olan tüm varlıklar bir imtihan sebebi olarak yaratılmıştır. Göklerde ve yerlerde olan her şey yeryüzünde imtihana tabi tutulan insanının imtihanına konu olarak yaratılmıştır. Her şey, tüm varlıklar hak temeller, sağlam temeller, sağlam yasalar üzerine bina edilmiştir. Her şey belli bir hikmetle yaratılmıştır. Tüm varlıklar üzerinde Allah’ın hak yasaları işlemektedir. Hiçbir şey başıboş, sahipsiz, gayesiz ve programsız değildir. Hepsinin yaratıcısı Allah’tır. Hepsi üzerinde söz sahibi O’dur. Ve bir gün mutlaka bir kıyâmet gelecektir. Yâni Allah bir gün mutlaka bu kurduğu düzeni yıkacaktır. Yâni dünyada, semavat ve arzda şu anda kurduğu düzeni yarın yok edip yepyeni bir düzen kuracak olan da Allah’tır. Ve işte bunların hepsini bilen, hepsine güç yetiren Allah’tır. Öyleyse ey peygamberim, sen güzel bir müsamaha ile müsamaha et onlara. Onlara bütün bunları güzellikle anlat. Tatlılıkla onların akıllarını erdirmeye çalış. Çünkü anlamıyorlar bu adamlar, ne yaptıklarını bildikleri yok. Gerçekten yaratan da O’dur, bilen de.
87. “Andolsun ki, sana daima tekrarlanan yedi âyetli Fâtihayı ve Kur’an'ı Azîm'i verdik.” Muhakkak ki Biz sana yedi âhenkli âyeti verdik. Sürekli her namazda tekrar edilen, her namazın her rekatında tekrar edilen, Kur’an’ın her bir sûresinde muhtevası tekrar edilen yedi âyetli, Fâtiha sûresini verdik sana. Azîm Kur’an’ı da verdik. Öyleyse haydi sen bunlarla uyar insanları. Ulaştır insanlara bunları. Rabbinin sana verdiği bu âyetlerle, bu sûrelerle güzel güzel insanları kulluğa çağır. Nasihatte bulun onlara. Ve sakın ha:
88,89. “Kâfirler içinde bazı kimselere verdiğimiz kat kat servete gözünü dikme; onlara üzülme; inananları kanatların altına al. De ki: “Doğrusu ben apaçık bir uyarıcıyım.” Gözünü Bizim o kâfirlerin kendilerine vermiş olduğumuz ziy-netlere, süslere, dünya mallarına, mülklerine, dünya saltanatlarına dikme. Sakın onlara imrenme. Sakın o dünyada kalıcı şeylere iltifat etme. Onlara üzülme. Bunlar niye bana verilmemiş de bu kâfirlere verilmiş? diye sakın mahzun olma. Bu kâfirlerin sahip oldukları şeyler karşısında sakın bir aşağılık duygusuna kapılma. Bir şahsiyet bozukluğu yaşama. Unutma ki onlar geçici dünya hayatının geçici ziynetleridir. Evet işte şu anda bu emir bizlere de verilmektedir. Bakıyoruz ki şu anda kâfirlere bizden çok fazla şeyler verilmiş. Mal, mülk, ev, bark, at, araba, para, pul, saltanat hep onların elindedir. Fıtratımızda bunlara karşı bir meyil, bir arzu olduğu için şu anda bizler de onlara bakıp bakıp imreniyoruz. Keşke şu adamların ellerinde olanlar bizde de olsaydı diyoruz. Hattâ onların ellerindekilere olan meylimizden ötürü onların ülkelerine çalışmaya, onların hizmetinde bulunma zilletine katlanmaya çalışıyoruz. Onların içinde bulundukları nîmetler karşısında ayaklarımız kayıyor. Şahsiyet bozuklukları yaşıyoruz. Allah’ın bu âyetlerinden habersiz bir hayat yaşadığımız için neredeyse kâfirliği bile temenni edecek duruma gelenleri görüyoruz. Ama bakın Rabbimiz buyuruyor ki ey müslümanlar, unutmayın ki bunlar sadece dünyanın süsü ve ziynetleridir. Unutmayın ki onlar bu sahip olduklarıyla Bizi ve âhireti unutuyorlar. Unutmayın ki çok çabuk biter. Ama bitmeyen, tükenmeyen, hayırlı olan, süresiz olan Rabbinizin katındaki rızıklardır. Cennet ölümsüzdür, cennet nîmetleri sonsuzdur, cennet hayatı bâkîdir. Siz Ona yönelin, hedefiniz O olsun, sa’yiniz Ona olsun. Ve sen ey peygamberim, mü’minlere de rahmet ve merhamet kanatlarını geriver. Mü’minlere müsamahalı oluver, şefkatli ve merhametli oluver. Ve onlara de ki ben apaçık bir uyarıcıyım.
88,89. “Kâfirler içinde bazı kimselere verdiğimiz kat kat servete gözünü dikme; onlara üzülme; inananları kanatların altına al. De ki: “Doğrusu ben apaçık bir uyarıcıyım.” Gözünü Bizim o kâfirlerin kendilerine vermiş olduğumuz ziy-netlere, süslere, dünya mallarına, mülklerine, dünya saltanatlarına dikme. Sakın onlara imrenme. Sakın o dünyada kalıcı şeylere iltifat etme. Onlara üzülme. Bunlar niye bana verilmemiş de bu kâfirlere verilmiş? diye sakın mahzun olma. Bu kâfirlerin sahip oldukları şeyler karşısında sakın bir aşağılık duygusuna kapılma. Bir şahsiyet bozukluğu yaşama. Unutma ki onlar geçici dünya hayatının geçici ziynetleridir. Evet işte şu anda bu emir bizlere de verilmektedir. Bakıyoruz ki şu anda kâfirlere bizden çok fazla şeyler verilmiş. Mal, mülk, ev, bark, at, araba, para, pul, saltanat hep onların elindedir. Fıtratımızda bunlara karşı bir meyil, bir arzu olduğu için şu anda bizler de onlara bakıp bakıp imreniyoruz. Keşke şu adamların ellerinde olanlar bizde de olsaydı diyoruz. Hattâ onların ellerindekilere olan meylimizden ötürü onların ülkelerine çalışmaya, onların hizmetinde bulunma zilletine katlanmaya çalışıyoruz. Onların içinde bulundukları nîmetler karşısında ayaklarımız kayıyor. Şahsiyet bozuklukları yaşıyoruz. Allah’ın bu âyetlerinden habersiz bir hayat yaşadığımız için neredeyse kâfirliği bile temenni edecek duruma gelenleri görüyoruz. Ama bakın Rabbimiz buyuruyor ki ey müslümanlar, unutmayın ki bunlar sadece dünyanın süsü ve ziynetleridir. Unutmayın ki onlar bu sahip olduklarıyla Bizi ve âhireti unutuyorlar. Unutmayın ki çok çabuk biter. Ama bitmeyen, tükenmeyen, hayırlı olan, süresiz olan Rabbinizin katındaki rızıklardır. Cennet ölümsüzdür, cennet nîmetleri sonsuzdur, cennet hayatı bâkîdir. Siz Ona yönelin, hedefiniz O olsun, sa’yiniz Ona olsun. Ve sen ey peygamberim, mü’minlere de rahmet ve merhamet kanatlarını geriver. Mü’minlere müsamahalı oluver, şefkatli ve merhametli oluver. Ve onlara de ki ben apaçık bir uyarıcıyım.
90,93. “Kur’an'ı işlerine geldiği gibi bölenlere de, kendi Kitaplarının bir kısmına inanıp bir kısmını kabul etmeyen Yahudi ve Hıristiyanlara da nitekim kitap indirmiştik; Rabbine andolsun ki hepsini, yaptıklarından sorumlu tutacağız.” Evet tıpkı daha önce kendi kitaplarının bir kısmına inanıp bir kısmını kabul etmeyen Yahudi ve Hıristiyanlara kitap göndermiş olduğumuz gibi, bu Kur’an’ı işlerine geldiği gibi, menfaatlerine geldiği gibi bölen, parçalayan, her biri kitabın belli bir bölümünü bayraklaştıran, her biri kitabın belli bir bölümüne sarılan, kitabı bölüp parça-ladıkları gibi kendilerini de bölüp parçalayan insanları uyarman için bu kitabı da sana indiriyoruz. Rabbine andolsun ki onların hepsine bu yaptıklarının hesabını soracağız. Gerek kendilerinden önce kitapla-rını parça parça edip işlerine gelenlere inanıp işlerine gelmeyenleri reddedenleri, gerekse şimdi tıpkı olar gibi Kur’an’ı bölenlerin hepsini hesaba çekeceğiz. Kur’an’ı ayıranlar, Kur’an’ı parçalayanlar, ayrımcılıktan yana olanlar da hesaba çekilecek, bu yaptıklarının cezasını çekeceklerdir. Dini parçalayanlar, kitabı parçalayanlar, peygamberi, parçalayanlar, hayatı parçalayanlar, toplumu parçalayanlar. Dini parçalayıp hayatın bazı alanlarında Allah’ın dinini, öteki alanlarında da başkalarının dinlerini, başkalarının hayat programlarını uygulayanlar. Kitabı parçalayıp her bireri kitabın bir bölümünü bayraklaştıranlar, her bireri kitabın bir bölümüne sarılıp kendilerini de parça parça edenler. Peygamberi parçalayıp, onun hayatının, onun sünnetinin bir bölümünü kabul edip, bir bölümünü reddedenler. Peygamberleri parçalayıp, bir kısmına inanan bir kısmını reddedenler. Hayatı parçalayıp bir bölümünde Allah’ın kulu öteki bölümlerinde başkalarının kulu olanlar. Hayatın her bir alanında Allah’ın kulu olduğunuzu unutmayın. Dini parçalamayın. Hiçbiriniz diğerinden ayrı bir dinin, ayrı bir dünyanın insanı olmayın. Kitabın tümüne imanla mükellef olduğunuzu unutmayın.
90,93. “Kur’an'ı işlerine geldiği gibi bölenlere de, kendi Kitaplarının bir kısmına inanıp bir kısmını kabul etmeyen Yahudi ve Hıristiyanlara da nitekim kitap indirmiştik; Rabbine andolsun ki hepsini, yaptıklarından sorumlu tutacağız.” Evet tıpkı daha önce kendi kitaplarının bir kısmına inanıp bir kısmını kabul etmeyen Yahudi ve Hıristiyanlara kitap göndermiş olduğumuz gibi, bu Kur’an’ı işlerine geldiği gibi, menfaatlerine geldiği gibi bölen, parçalayan, her biri kitabın belli bir bölümünü bayraklaştıran, her biri kitabın belli bir bölümüne sarılan, kitabı bölüp parça-ladıkları gibi kendilerini de bölüp parçalayan insanları uyarman için bu kitabı da sana indiriyoruz. Rabbine andolsun ki onların hepsine bu yaptıklarının hesabını soracağız. Gerek kendilerinden önce kitapla-rını parça parça edip işlerine gelenlere inanıp işlerine gelmeyenleri reddedenleri, gerekse şimdi tıpkı olar gibi Kur’an’ı bölenlerin hepsini hesaba çekeceğiz. Kur’an’ı ayıranlar, Kur’an’ı parçalayanlar, ayrımcılıktan yana olanlar da hesaba çekilecek, bu yaptıklarının cezasını çekeceklerdir. Dini parçalayanlar, kitabı parçalayanlar, peygamberi, parçalayanlar, hayatı parçalayanlar, toplumu parçalayanlar. Dini parçalayıp hayatın bazı alanlarında Allah’ın dinini, öteki alanlarında da başkalarının dinlerini, başkalarının hayat programlarını uygulayanlar. Kitabı parçalayıp her bireri kitabın bir bölümünü bayraklaştıranlar, her bireri kitabın bir bölümüne sarılıp kendilerini de parça parça edenler. Peygamberi parçalayıp, onun hayatının, onun sünnetinin bir bölümünü kabul edip, bir bölümünü reddedenler. Peygamberleri parçalayıp, bir kısmına inanan bir kısmını reddedenler. Hayatı parçalayıp bir bölümünde Allah’ın kulu öteki bölümlerinde başkalarının kulu olanlar. Hayatın her bir alanında Allah’ın kulu olduğunuzu unutmayın. Dini parçalamayın. Hiçbiriniz diğerinden ayrı bir dinin, ayrı bir dünyanın insanı olmayın. Kitabın tümüne imanla mükellef olduğunuzu unutmayın.
90,93. “Kur’an'ı işlerine geldiği gibi bölenlere de, kendi Kitaplarının bir kısmına inanıp bir kısmını kabul etmeyen Yahudi ve Hıristiyanlara da nitekim kitap indirmiştik; Rabbine andolsun ki hepsini, yaptıklarından sorumlu tutacağız.” Evet tıpkı daha önce kendi kitaplarının bir kısmına inanıp bir kısmını kabul etmeyen Yahudi ve Hıristiyanlara kitap göndermiş olduğumuz gibi, bu Kur’an’ı işlerine geldiği gibi, menfaatlerine geldiği gibi bölen, parçalayan, her biri kitabın belli bir bölümünü bayraklaştıran, her biri kitabın belli bir bölümüne sarılan, kitabı bölüp parça-ladıkları gibi kendilerini de bölüp parçalayan insanları uyarman için bu kitabı da sana indiriyoruz. Rabbine andolsun ki onların hepsine bu yaptıklarının hesabını soracağız. Gerek kendilerinden önce kitapla-rını parça parça edip işlerine gelenlere inanıp işlerine gelmeyenleri reddedenleri, gerekse şimdi tıpkı olar gibi Kur’an’ı bölenlerin hepsini hesaba çekeceğiz. Kur’an’ı ayıranlar, Kur’an’ı parçalayanlar, ayrımcılıktan yana olanlar da hesaba çekilecek, bu yaptıklarının cezasını çekeceklerdir. Dini parçalayanlar, kitabı parçalayanlar, peygamberi, parçalayanlar, hayatı parçalayanlar, toplumu parçalayanlar. Dini parçalayıp hayatın bazı alanlarında Allah’ın dinini, öteki alanlarında da başkalarının dinlerini, başkalarının hayat programlarını uygulayanlar. Kitabı parçalayıp her bireri kitabın bir bölümünü bayraklaştıranlar, her bireri kitabın bir bölümüne sarılıp kendilerini de parça parça edenler. Peygamberi parçalayıp, onun hayatının, onun sünnetinin bir bölümünü kabul edip, bir bölümünü reddedenler. Peygamberleri parçalayıp, bir kısmına inanan bir kısmını reddedenler. Hayatı parçalayıp bir bölümünde Allah’ın kulu öteki bölümlerinde başkalarının kulu olanlar. Hayatın her bir alanında Allah’ın kulu olduğunuzu unutmayın. Dini parçalamayın. Hiçbiriniz diğerinden ayrı bir dinin, ayrı bir dünyanın insanı olmayın. Kitabın tümüne imanla mükellef olduğunuzu unutmayın.
90,93. “Kur’an'ı işlerine geldiği gibi bölenlere de, kendi Kitaplarının bir kısmına inanıp bir kısmını kabul etmeyen Yahudi ve Hıristiyanlara da nitekim kitap indirmiştik; Rabbine andolsun ki hepsini, yaptıklarından sorumlu tutacağız.” Evet tıpkı daha önce kendi kitaplarının bir kısmına inanıp bir kısmını kabul etmeyen Yahudi ve Hıristiyanlara kitap göndermiş olduğumuz gibi, bu Kur’an’ı işlerine geldiği gibi, menfaatlerine geldiği gibi bölen, parçalayan, her biri kitabın belli bir bölümünü bayraklaştıran, her biri kitabın belli bir bölümüne sarılan, kitabı bölüp parça-ladıkları gibi kendilerini de bölüp parçalayan insanları uyarman için bu kitabı da sana indiriyoruz. Rabbine andolsun ki onların hepsine bu yaptıklarının hesabını soracağız. Gerek kendilerinden önce kitapla-rını parça parça edip işlerine gelenlere inanıp işlerine gelmeyenleri reddedenleri, gerekse şimdi tıpkı olar gibi Kur’an’ı bölenlerin hepsini hesaba çekeceğiz. Kur’an’ı ayıranlar, Kur’an’ı parçalayanlar, ayrımcılıktan yana olanlar da hesaba çekilecek, bu yaptıklarının cezasını çekeceklerdir. Dini parçalayanlar, kitabı parçalayanlar, peygamberi, parçalayanlar, hayatı parçalayanlar, toplumu parçalayanlar. Dini parçalayıp hayatın bazı alanlarında Allah’ın dinini, öteki alanlarında da başkalarının dinlerini, başkalarının hayat programlarını uygulayanlar. Kitabı parçalayıp her bireri kitabın bir bölümünü bayraklaştıranlar, her bireri kitabın bir bölümüne sarılıp kendilerini de parça parça edenler. Peygamberi parçalayıp, onun hayatının, onun sünnetinin bir bölümünü kabul edip, bir bölümünü reddedenler. Peygamberleri parçalayıp, bir kısmına inanan bir kısmını reddedenler. Hayatı parçalayıp bir bölümünde Allah’ın kulu öteki bölümlerinde başkalarının kulu olanlar. Hayatın her bir alanında Allah’ın kulu olduğunuzu unutmayın. Dini parçalamayın. Hiçbiriniz diğerinden ayrı bir dinin, ayrı bir dünyanın insanı olmayın. Kitabın tümüne imanla mükellef olduğunuzu unutmayın.
94,96. “Ey Muhammed! Artık sana buyurulanı açıkça ortaya koy, puta tapanlara aldırış etme. Allah'la beraber başka bir tanrının bulunduğunu kabul eden alaycılara karşı şüphesiz Biz sana kafiyiz. Yakında ne olduğunu öğreneceklerdir.” Ey peygamberim, emrolunduğun şeyi yapıp açıkça ortaya koy. Rabbin sana ne emretmişse, nelerle sorumlu kılmışsa onları yerine getir. Senin gibi inanmayan, senin gibi düşünmeyen, senin gibi sadece Allah’a teslim olmayan müşriklerden yüz çevir, onlara aldırış etme. Bırak onları ve sen sadece Rabbinin istediği, Rabbinin emrettiği bir hayatı yaşamaya bak. Müşriklerden olma. Onlarla beraber hareket et-me. Onların anlayışları, onların düşünceleri, amelleri, hayat programları seni asla bağlamasın. Unutma ki Biz sana yeteriz. Seni yalanlayan, seni reddeden, seni alaya alan, sana zulmetmeye yönelen kimselere karşı Biz sana yeteriz. Biz sana yetmeliyiz. Biz varken onların sana yapabilecekleri hiçbir şey yoktur, sen yoluna devam et. Onlar Allah’tan başka İlâhlar kabul ediyorlardı. Onlar Allah berisinde, Allah dışında İlâhlar, yetkililer peşinde koşuyorlardı. Allah’tan başkalarını, putları, cansız varlıkları, insanları İlâh biliyorlar, İlâh makamında görüyorlardı. Allah’la birlikte başkalarını da dinliyorlar, Allah’la beraber başkalarına da dua ediyorlar, başkalarına da kulluk ediyorlardı. Allah’ı razı etmeye çalıştıkları gibi çevreyi de, modayı da, âdetleri de, töreleri de, müdürü de, amiri de, kanunları da, yönetmen-likleri de, Allah’la çatışan tâğutları da razı etmeye çalışıyorlardı. Hem Allah’ın çektiği yere, hem de başkalarının çektikleri yerlere gitmeye çalışıyorlardı. Bazen Allah’ı, bazen başkalarını dinliyorlardı. Hayatlarında etkili olabildikleri, yol gösterebildikleri kadarıyla başka İlâhların kulu kölesi olurlarken, onların serbest bıraktıkları, ya da gaflet edip dolduramadıkları hayat birimlerinde de Allah’ın kulu ve kölesi oluyorlardı. Yâni öteki İlâhlarının boş bıraktıkları, dolduramadıkları namaz gibi, oruç gibi, zekât gibi, zikir gibi hayat birimlerini de Allah’ın dinine göre dolduruyorlardı. İşte böyle yapanları, böyle yaşayanları bırak da sen sadece Rabbinin sana emrettiklerini yapmaya devam et peygamberim.
94,96. “Ey Muhammed! Artık sana buyurulanı açıkça ortaya koy, puta tapanlara aldırış etme. Allah'la beraber başka bir tanrının bulunduğunu kabul eden alaycılara karşı şüphesiz Biz sana kafiyiz. Yakında ne olduğunu öğreneceklerdir.” Ey peygamberim, emrolunduğun şeyi yapıp açıkça ortaya koy. Rabbin sana ne emretmişse, nelerle sorumlu kılmışsa onları yerine getir. Senin gibi inanmayan, senin gibi düşünmeyen, senin gibi sadece Allah’a teslim olmayan müşriklerden yüz çevir, onlara aldırış etme. Bırak onları ve sen sadece Rabbinin istediği, Rabbinin emrettiği bir hayatı yaşamaya bak. Müşriklerden olma. Onlarla beraber hareket et-me. Onların anlayışları, onların düşünceleri, amelleri, hayat programları seni asla bağlamasın. Unutma ki Biz sana yeteriz. Seni yalanlayan, seni reddeden, seni alaya alan, sana zulmetmeye yönelen kimselere karşı Biz sana yeteriz. Biz sana yetmeliyiz. Biz varken onların sana yapabilecekleri hiçbir şey yoktur, sen yoluna devam et. Onlar Allah’tan başka İlâhlar kabul ediyorlardı. Onlar Allah berisinde, Allah dışında İlâhlar, yetkililer peşinde koşuyorlardı. Allah’tan başkalarını, putları, cansız varlıkları, insanları İlâh biliyorlar, İlâh makamında görüyorlardı. Allah’la birlikte başkalarını da dinliyorlar, Allah’la beraber başkalarına da dua ediyorlar, başkalarına da kulluk ediyorlardı. Allah’ı razı etmeye çalıştıkları gibi çevreyi de, modayı da, âdetleri de, töreleri de, müdürü de, amiri de, kanunları da, yönetmen-likleri de, Allah’la çatışan tâğutları da razı etmeye çalışıyorlardı. Hem Allah’ın çektiği yere, hem de başkalarının çektikleri yerlere gitmeye çalışıyorlardı. Bazen Allah’ı, bazen başkalarını dinliyorlardı. Hayatlarında etkili olabildikleri, yol gösterebildikleri kadarıyla başka İlâhların kulu kölesi olurlarken, onların serbest bıraktıkları, ya da gaflet edip dolduramadıkları hayat birimlerinde de Allah’ın kulu ve kölesi oluyorlardı. Yâni öteki İlâhlarının boş bıraktıkları, dolduramadıkları namaz gibi, oruç gibi, zekât gibi, zikir gibi hayat birimlerini de Allah’ın dinine göre dolduruyorlardı. İşte böyle yapanları, böyle yaşayanları bırak da sen sadece Rabbinin sana emrettiklerini yapmaya devam et peygamberim.
94,96. “Ey Muhammed! Artık sana buyurulanı açıkça ortaya koy, puta tapanlara aldırış etme. Allah'la beraber başka bir tanrının bulunduğunu kabul eden alaycılara karşı şüphesiz Biz sana kafiyiz. Yakında ne olduğunu öğreneceklerdir.” Ey peygamberim, emrolunduğun şeyi yapıp açıkça ortaya koy. Rabbin sana ne emretmişse, nelerle sorumlu kılmışsa onları yerine getir. Senin gibi inanmayan, senin gibi düşünmeyen, senin gibi sadece Allah’a teslim olmayan müşriklerden yüz çevir, onlara aldırış etme. Bırak onları ve sen sadece Rabbinin istediği, Rabbinin emrettiği bir hayatı yaşamaya bak. Müşriklerden olma. Onlarla beraber hareket et-me. Onların anlayışları, onların düşünceleri, amelleri, hayat programları seni asla bağlamasın. Unutma ki Biz sana yeteriz. Seni yalanlayan, seni reddeden, seni alaya alan, sana zulmetmeye yönelen kimselere karşı Biz sana yeteriz. Biz sana yetmeliyiz. Biz varken onların sana yapabilecekleri hiçbir şey yoktur, sen yoluna devam et. Onlar Allah’tan başka İlâhlar kabul ediyorlardı. Onlar Allah berisinde, Allah dışında İlâhlar, yetkililer peşinde koşuyorlardı. Allah’tan başkalarını, putları, cansız varlıkları, insanları İlâh biliyorlar, İlâh makamında görüyorlardı. Allah’la birlikte başkalarını da dinliyorlar, Allah’la beraber başkalarına da dua ediyorlar, başkalarına da kulluk ediyorlardı. Allah’ı razı etmeye çalıştıkları gibi çevreyi de, modayı da, âdetleri de, töreleri de, müdürü de, amiri de, kanunları da, yönetmen-likleri de, Allah’la çatışan tâğutları da razı etmeye çalışıyorlardı. Hem Allah’ın çektiği yere, hem de başkalarının çektikleri yerlere gitmeye çalışıyorlardı. Bazen Allah’ı, bazen başkalarını dinliyorlardı. Hayatlarında etkili olabildikleri, yol gösterebildikleri kadarıyla başka İlâhların kulu kölesi olurlarken, onların serbest bıraktıkları, ya da gaflet edip dolduramadıkları hayat birimlerinde de Allah’ın kulu ve kölesi oluyorlardı. Yâni öteki İlâhlarının boş bıraktıkları, dolduramadıkları namaz gibi, oruç gibi, zekât gibi, zikir gibi hayat birimlerini de Allah’ın dinine göre dolduruyorlardı. İşte böyle yapanları, böyle yaşayanları bırak da sen sadece Rabbinin sana emrettiklerini yapmaya devam et peygamberim.