71,72. “Sizden cehenneme uğramayacak yoktur. Bu, Rab-binin, yapmayı üzerine aldığı kesinleşmiş bir hükümdür. Sonra biz Allah'a karşı gelmekten sakınmış olanları kurtarır, zâlimleri de orada diz üstü çökmüş olarak bırakırız.” Evet herkes cehenneme uğrayacak, herkes cehenneme sunulacak, bu Rabbimizin kesinleşmiş bir hükmüdür. Sizin Ona uğramanız kaçınılmazdır diyor Rabbimiz. Vazgeçilmez bir yasadır, bir hüküm-dür. Herkes oraya uğrayacak, ama Rabbimiz muttakileri oradan çekip kurtaracağız buyuruyor. Zâlimleri de orada diz üstü çökmüş olarak bırakacağız. Burada anlatılan sırat köprüsünün cehennem üzerine kurulmuş olması ve herkesin oradan geçmesi anlamınadır. İmam Ahmet İbni Mes’ud, efendimizden rivâyet ettiği bir hadislerinde şöyle buyurur: “Bütün insanlar oraya gelir. Ondan sonra da herkes ameline göre oradan ayrılır. Yine İbni Mesudun rivâyet ettiği başka bir hadislerinde de: “Orada insanlar ateşin etrafında ayakta dururlar. Daha sonra amellerine göre kimisi şimşek gibi, kimisi rüzgar gibi, kimisi kuş gibi, kimisi de en hızlı giden deve gibi hızlı geçip gider. Kimisi koşar, nihâyet onlardan en son gelecek kişinin ışığı baş parmaklarının ucunun bulunduğu yere varacaktır. İnsanlar oradan geçerken sırat sağa sola meyledecektir. Sırat oldukça kaygan ve kaydırıcı bir zemindir. Onun üstünde deve dikeni gibi dikenler vardır. Etrafında da melekler durmaktadır. Bu meleklerin yanında ateşten kancalar vardır. Melekler onlarla,onları yakalarlar.” Buyurur. Evet herkes oraya uğrayacak ama müminler, muttakiler Allah’ın izniyle cennete uçarlarken kâfirler de diz üstü cehenneme yuvarlanacaklardır. Hadislerin ortaya koyduklarına bakılırsa yine insanlardan, müslümanlardan kimileri günahlarının cezasını çektikten sonra tekrar cehennemden çıkarılacaktır. Hadisler konuyu böylece ortaya koymaktadır. Değilse mesele ne Mürcie’nin dediği gibidir, ne de Mutezilenin anladığı gibi. Mürcie kebire sahipleri, yâni büyük günah işleyen kimseler asla cezalandırılmayacaklar, İslâm’la beraber mâsiyet kişiye hiçbir zarar vermez. Binaenaleyh kişi müminse ne kadar günahkâr da olsa direk cennete gidecektir derken, Mutezile de onların tamamen aksine kebire işleyenler cehennemde ebedîyen kalacaktır der. Biz böyle inanmıyoruz. Biz hadislerin delâletiyle günahkâr müminlerin cehennemde ebedî kalmayacaklarına, belli bir azabı çektikten sonra oradan çıkarılacaklarına inanıyoruz.
73. “Âyetlerimiz kendilerine apaçık okunduğu zaman inkâr edenler, inananlara: “Bu iki takımın hangisinin makamı daha iyi ve yeri daha güzeldir?” derler.” Evet insanların, müminlerin, muttakilerin, kâfirlerin, müşriklerin âkıbetlerini ortaya koyan bu âyetler kâfirlere duyurulduğu zaman derler ki; bu iki grubun hangisinin makamı, konumu, durumu daha iyi? Yeri daha güzeldir? Kimin daha güzel evleri var? Kimin hayat standartları daha yüksek? Kimin yolları, mektepleri, sosyal ve siyasal yapılanmaları daha üstün? Kimin parası daha çok? Kimin hayatı daha lüks? Dünyaya kim egemen? Adım adım bizi takip ediyorsunuz. Bize imreniyor, bizim gibi olmaya can atıyorsunuz. Bizim kapımızda hukuk dileniyorsunuz, eğitim dileniyorsunuz, para dileniyorsunuz. Bizim iş yerlerimizde çalışıyor, bizim artıklarımızla doyuyorsunuz. Ekonominizle, siyasetinizle, eğitiminizle, hukukunuzla, sosyal, siyasal yapılanmalarınızla, ahlakınızla, ailenizle, düğününüz, derneğinizle, her şeyinizle bize tabi oluyorsunuz. Ne olur bizi koltuğunuzun altına alın diye kapımızı dövüyor, eşiğimize yüz sürüyorsunuz. Şimdi böyle bir durumda sizin makamınız, konumunuz mu daha iyi? Yoksa bizimki mi? Biz size niye inanalım? Biz inandığınız âyetlere niye îman edelim? Niye sizin gibi müminler olalım? diyorlar. Allah’ın âyetlerine teslim olacakları yerde kendilerini üstün görüyorlar, kibirleniyorlar, zenginliklerinin bir haklılık sebebi olduğunu, üstünlük sebebi olduğunu iddia etmeye çalışıyorlar.
74. “Onlardan önce nice nesilleri yok ettik ki, onlar varlıkça ve gösterişçe bunlardan daha üstündüler.” Halbuki sizden önce sizlerin şu anda övünmeye çalıştığınız şu mallarınızdan, zenginliklerinizden çok daha fazlasına sahip olan nicelerini biz helâk ettik. Hiç düşünmüyor musunuz? İşin farkında değil misiniz? Tarihten hiç ibret almıyor musunuz? Sizlerden önce nice nesilleri yok ettiğimizi bilmiyor musunuz? Sizden öncekilerin başlarına gelenlerden haberleriniz yok mu? Arkadaşlar, tarihe bakıldığı zaman güçlü, kuvvetli, Medenî-yetler kurmuş nice toplumların helâk edildiğini görürüz. Eğer tarih içinde Rabbimizin helâkine maruz kalmış bu toplumlar gerçekten güçlü kuvvetli olmasalardı elbette onlardan günümüze intikal eden bu kalıntılar olmazdı. Onların günümüze intikal eden bu kalıntılarından anlıyoruz ki kendilerine Rabbimiz tarafından çok büyük imkânlar, fırsatlar verilmiştir. Ama onlar Allah’ın helâkinden kurtulamadılar. O zaman anlıyoruz ki bunun gerekçesi şudur: Gerekçe Allah’ı ret, Allah’ın hayat programını ret ve Allah elçileriyle alay. İşte tarih boyunca helâk yasasının gerekçesi budur. Allah’ı hayata karıştırmamak, Allah’ın istediği bir hayatı yaşamaya yanaşmamak. Hayatı Allah’ın değer yargılarıyla değerlendirmemek.
75. “De ki: “Sapıklıkta olanı Rahmân ne kadar ertelese bile, sonunda, tehdit edildikleri azap ya da kıyâmet gününü gördükleri zaman onlar kimin yerinin daha kötü ve taraftarlarının daha güçsüz olduğunu bilecektir.” Evet böyle Allah âyetlerini, Allah’ın değer yargılarını reddederek kendilerine göre bir dünya yaşayan, dünyanın konumu gereği, Rabbimizin dünyada hikmetiyle koyduğu yasaları gereği kendilerine bu dünyada zaman, imkân, fırsat tanındığı için rahat hareket eden kâfirler âhirette kimin üstün, kimin alçak olduğunu anlayacaklar. Pey-gamberim, sen onlara de ki, sapıklıkta olanın;Rahmân günlerinin u-zunluğunu uzattıkça uzatsın. Böylece tuğyanı, azgınlığı arttıkça artsın. Bu ancak onların cehenneme gidişlerini hızlandıracak, azaplarını artıracaktır. Değilse bir gün gelip bitecek olduktan sonra dünyada verilenlerin hiç bir değeri yoktur. Yaşasınlar bakalım dünyada bolluk ve refah içinde. Nasıl olsa bir gün gelip tehdit edildikleri azapla karşı karşıya geldikleri zaman kimin üstün, kimin alçak olduğunu, kimin bâtıl ehli, kimin de hak ehli olduğunu, kimin yerinin daha kötü, kimin yerinin, makamının da daha iyi olduğunu, kimin taraftarlarının daha zayıf, kimin yardımcısının daha güçlü olduğunu, kimin kaybedip, kimin kazandığını o zaman anlayacaklar.
76. “Allah doğru yolda olanların doğruluğunu artırır. Bâkî kalacak yararlı işler Rabbinin katında sevap olarak da daha iyidir, sonuç olarak da daha iyidir.” Evet doğru yolda olanların, hidâyet üzere bir hayat yaşamak isteyenlerin hidâyetlerini artırır Rabbimiz. Yâni kim hidâyette olmak isterse, iradesini hidâyetten yana kullanırsa, Rabbimiz onun göğsünü, İslâm’a genişletir. Onun sadrını İslâm’a açıverir ve hidâyetini artırıverir. Tabii bunun için kulun bizzat hidâyeti istemesi gerekmektedir. Eğer kişi hidâyeti talep eder, tüm benliğiyle Rabbine yönelir, Rabbine muhtaç olduğunu anlar, hayat pusulasını Rabbine doğru çevirir, Rab-bine başvurursa Allah onu mutlaka hidâyete ulaştıracak ve hidâyetini artıracaktır. Allah’ın hidâyetini artırdığı kimse de İslâm’a yönelecek, îmana yönelecek, kulluğa yönelecek, Kur’an’a yönelecek, Sünnete yönelecek, cennete, itaate, âhirete ve ölüme hazırlığa yönelecektir. Yâni Rabbimiz hidâyetini artırdığı kullarının önüne öyle bir ufuk açar ki, o kadar rahat bir gönül huzuruna kavuşur ki İslâm’ı çok rahat yaşar. Allah’a çok rahat kulluk yapar. Allah’ın emir ve yasaklarının tümünden razı olur. Emirlerini yerine getirmek ve yasaklarından sakınmak onun için çok kolay hale gelir. Dünyası da düzgün olur o kişinin âhireti de. Evet unutmayın ki bâkî kalacak olanlar, Rabbinizin katında sevap yönünden daha iyi, sonuç olarak daha hayırlı olacak olanlar sâlih amellerdir. Yâni şu kâfirlerin varlığıyla övünüp müslümanlara karşı üstünlük tasladıkları mallar, mülkler değil;sâlih ameller bâkîdir. Unutmayın ki mallar, mülkler, oğullar, kızlar, makamlar, mansıplar dünya hayatının süsü ve ziynetidir. Dünya hayatının bir eğlenceliğinden başka bir şey değildir bunlar. Ama bâkî olanlar, kalıcı olanlar, ölümsüz olanlar, öbür tarafa intikal edecek olanlar ise sâlih ve güzel amellerdir. Sürekli olanlar, devamlı olanlar, kalıcı olanlar sâlih amellerdir. Yaşadığımız bu hayatın sonunda bizimle beraber olacak, kabirde bizimle beraber olacak, bizi asla terk etmeyecek ve bizi cennete götürecek olanlar sâlih amellerdir. Öyleyse ey müslümanlar, sakın ha sakın kâfirlerin size karşı hava attıkları şu geçici dünya mal mülklerini heves kabul etmeyin, hedef kabul etmeyin, amaç kabul etmeyin, her şey zannetmeyin. Bağlanmaya değmez bunlara. Bakıyoruz bir varmış, bir yokmuş. Öyleyse iyi anlayın. Hangi zevkiniz yarın da böyle devam ediyorsa o âhirettir, hangi zevkiniz de yarına intikal etmiyorsa işte o da dünyadır. Çocukken oynadığınız oyunları bir düşünün. Karşı takıma attığınız goldeki sevinci bir düşünün. Veya damat olurken giydiğiniz elbisedeki güzelliği düşünün. Okula kaydolduğunuz günkü sevincinizi veya okulu bitirdiğiniz günkü sevincinizi bir düşünün. O sevinçlerinizden, heyecanlarınızdan bugüne intikal eden bir şey var mı? Hatırlamıyorsunuz bile değil mi? Bugün hiç de anlamı yok değil mi onların? Yâni o günküler, o günkü anlamını hep kaybetmişlerse bunların hepsi dünyadaki hayattır, hep geçici şeylerdir. Ama Allah’ın yanında hep hayırlı ve bâkî olanlar vardır. Meselâ ilk defa kıldığınız bir namazdan duyduğunuz zevki bir düşünün. Bugün de aynen devam ediyor değil mi? İşte bu sâlih ameldir. Veya tuttuğunuz ilk oruçtan duyduğunuz heyecan bugün de devam ediyor değil mi? İşte bâkî olan sâlih amel budur.
77. “Ey Muhammed! Âyetlerimizi inkâr eden ve: “Bana elbette mal ve çocuk verilecektir" diyeni gördün mü?” Allah’ın âyetlerini inkâr eden, Allah’ın âyetlerini örten, Allah’ın âyetlerini işlemez hale getiren şımarık bir insan tipi anlatılıyor. Ben üstünüm, ben akıllıyım, benim Allah katında üstün bir yerim var. Bana elbette mal ve evlâtlar verilecektir. Ben bunu hak etmişim. Ben buna layığım diyerek Allah’a akıl vermeye, insanlara tepeden bakmaya çalışan ve sahip olduğu malını, mülkünü, servetini, sâmânını, çolu-ğunu, çocuğunu, makamını mevkiini, gücünü, kuvvetini, gençliğini, zindeliğini hep kendisinden bilen ve bunları hiç yitirmeyeceğine inanan zorba bir adam. İzzet ve şerefi bunlarda gören, bunlarda arayan bir adam. Elbette Allah’ın âyetlerini örtüp bir hayat yaşayan, Allah’ın âyetlerinden habersiz değer yargıları geliştiren bir adam buradaki malı mülkü, çoluğu, çocuğu makamı mansıbı hatırına Allah’ı unutacak, Allah’a kulluğu unutacak, hayatında Allah’ı diskalifiye edecek ve kendini mülkün sahibi bileceklerdir. Kendini hayata ve mülke etkin ve yetkin bilecek ve elbette bunlar bana verilmeli diyecektir. Dünyada bize ayrıcalık tanınarak mal mülk, çoluk çocuk verildiğine göre, ya da siyasal ve ekonomik güçler verildiğine göre, dünyada bunlara biz lâyık görüldüğümüze göre elbette âhirette de bize ayrıcalık tanınacak, ayrı muamele yapılacaktır. Zatıalileri orada da korunacaktır elbette. Çünkü dünyada bu kadar servetin, bu kadar saltanatın sahibi değil miydik bizler? Öyleyse sayın cenapları elbette âhirette de düşünülecek, elbette orada da protokol bozulmayacak, orada da saygınlığını koruyacaktı. Böyle düşünüyor adam. Çünkü bu dünyada her türlü dümen çevirerek çok rahat işini beceriyor. Ama böyle diyen, böyle düşünenlere Rabbimiz diyor ki bakın:
78,79, 80. “O, görülmeyeni mi biliyor, yoksa Rahmân katından bir söz mü almıştır? Hayır; söylediğini yazacağız ve onun azabını uzattıkça uzatacağız. Bahsettikleri şeyler Bize kalacaktır, kendisi Bize tek olarak gelecektir.” Nerden konuşuyor bu adam? Yoksa gaybı mı bilmiş? Görünmeyeni mi görmüş? Gayb bilgisi yanında da ileride neler olacak? Kendisine neler verilecek? Bunu biliyor mu bu adam? Gaybı biliyor da, Levh-i Mahfuzu okuyor da oradan mı söylüyor? Yâni hayatı değerlendirirken, âhiret gününü değerlendirirken, bu dünyada da, âhi-rette de bana şunlar şunlar verilecek, ben buna layığım derken acaba neye dayanıyor bu adam? Levh-i Mahfuzu görüyor, okuyor da, orada ne var ne yok bakıyor da ona göre mi karar veriyor? Rabbimizin kitabında beyanına göre gayb bilgisi sadece Allah’ın elindedir. Allah kimseyi ona muttali kılmamıştır. Öyleyse yoksa bu adam kendisinin Allah olduğunu mu iddia etmeye çalışıyor? Yoksa Allah’tan bu konuda bir ahit, bir söz mü almış? Benim katımda sen çok değerlisin. Ben sana şunları, şunları vereceğim diye Allah kendisine bir teminatta mı bulunmuş? Hayır hayır böyle Allah’ın âyetlerini kapatan, âyetlerden habersiz alçakça söz söyleyenlerin sözlerini yazacağız ve onların azaplarını uzattıkça uzatacağız diyor Rabbimiz. Ve onların sözünü ettiği şeylerin, bu dünyada varlığıyla üstünlük taslamaya çalıştığı malların, mülklerin, evlâtların tamamı Bize kalacak. O insanların hepsi ölecek, göklerin ve yerin mirası sonunda Bizim olacaktır. İnsanlar sahip oldukları şeylerin hepsini bir gün terk etmek zorunda kalacaklar ve Bizim huzurumuza yapa yalnız, tek başına geleceklerdir. Her şeylerini, tüm mallarını, mülklerini, tüm güçlerini, kuvvetlerini, tüm saltanatlarını, eşlerini, dostlarını, yardımcılarını terk edip yapayalnız, tek başına Rablerinin huzuruna gelecekler, tek başına hesaba çekilecekler, ne bir dostları, ne de yardımcıları olmayacaktır.
78,79, 80. “O, görülmeyeni mi biliyor, yoksa Rahmân katından bir söz mü almıştır? Hayır; söylediğini yazacağız ve onun azabını uzattıkça uzatacağız. Bahsettikleri şeyler Bize kalacaktır, kendisi Bize tek olarak gelecektir.” Nerden konuşuyor bu adam? Yoksa gaybı mı bilmiş? Görünmeyeni mi görmüş? Gayb bilgisi yanında da ileride neler olacak? Kendisine neler verilecek? Bunu biliyor mu bu adam? Gaybı biliyor da, Levh-i Mahfuzu okuyor da oradan mı söylüyor? Yâni hayatı değerlendirirken, âhiret gününü değerlendirirken, bu dünyada da, âhi-rette de bana şunlar şunlar verilecek, ben buna layığım derken acaba neye dayanıyor bu adam? Levh-i Mahfuzu görüyor, okuyor da, orada ne var ne yok bakıyor da ona göre mi karar veriyor? Rabbimizin kitabında beyanına göre gayb bilgisi sadece Allah’ın elindedir. Allah kimseyi ona muttali kılmamıştır. Öyleyse yoksa bu adam kendisinin Allah olduğunu mu iddia etmeye çalışıyor? Yoksa Allah’tan bu konuda bir ahit, bir söz mü almış? Benim katımda sen çok değerlisin. Ben sana şunları, şunları vereceğim diye Allah kendisine bir teminatta mı bulunmuş? Hayır hayır böyle Allah’ın âyetlerini kapatan, âyetlerden habersiz alçakça söz söyleyenlerin sözlerini yazacağız ve onların azaplarını uzattıkça uzatacağız diyor Rabbimiz. Ve onların sözünü ettiği şeylerin, bu dünyada varlığıyla üstünlük taslamaya çalıştığı malların, mülklerin, evlâtların tamamı Bize kalacak. O insanların hepsi ölecek, göklerin ve yerin mirası sonunda Bizim olacaktır. İnsanlar sahip oldukları şeylerin hepsini bir gün terk etmek zorunda kalacaklar ve Bizim huzurumuza yapa yalnız, tek başına geleceklerdir. Her şeylerini, tüm mallarını, mülklerini, tüm güçlerini, kuvvetlerini, tüm saltanatlarını, eşlerini, dostlarını, yardımcılarını terk edip yapayalnız, tek başına Rablerinin huzuruna gelecekler, tek başına hesaba çekilecekler, ne bir dostları, ne de yardımcıları olmayacaktır.
78,79, 80. “O, görülmeyeni mi biliyor, yoksa Rahmân katından bir söz mü almıştır? Hayır; söylediğini yazacağız ve onun azabını uzattıkça uzatacağız. Bahsettikleri şeyler Bize kalacaktır, kendisi Bize tek olarak gelecektir.” Nerden konuşuyor bu adam? Yoksa gaybı mı bilmiş? Görünmeyeni mi görmüş? Gayb bilgisi yanında da ileride neler olacak? Kendisine neler verilecek? Bunu biliyor mu bu adam? Gaybı biliyor da, Levh-i Mahfuzu okuyor da oradan mı söylüyor? Yâni hayatı değerlendirirken, âhiret gününü değerlendirirken, bu dünyada da, âhi-rette de bana şunlar şunlar verilecek, ben buna layığım derken acaba neye dayanıyor bu adam? Levh-i Mahfuzu görüyor, okuyor da, orada ne var ne yok bakıyor da ona göre mi karar veriyor? Rabbimizin kitabında beyanına göre gayb bilgisi sadece Allah’ın elindedir. Allah kimseyi ona muttali kılmamıştır. Öyleyse yoksa bu adam kendisinin Allah olduğunu mu iddia etmeye çalışıyor? Yoksa Allah’tan bu konuda bir ahit, bir söz mü almış? Benim katımda sen çok değerlisin. Ben sana şunları, şunları vereceğim diye Allah kendisine bir teminatta mı bulunmuş? Hayır hayır böyle Allah’ın âyetlerini kapatan, âyetlerden habersiz alçakça söz söyleyenlerin sözlerini yazacağız ve onların azaplarını uzattıkça uzatacağız diyor Rabbimiz. Ve onların sözünü ettiği şeylerin, bu dünyada varlığıyla üstünlük taslamaya çalıştığı malların, mülklerin, evlâtların tamamı Bize kalacak. O insanların hepsi ölecek, göklerin ve yerin mirası sonunda Bizim olacaktır. İnsanlar sahip oldukları şeylerin hepsini bir gün terk etmek zorunda kalacaklar ve Bizim huzurumuza yapa yalnız, tek başına geleceklerdir. Her şeylerini, tüm mallarını, mülklerini, tüm güçlerini, kuvvetlerini, tüm saltanatlarını, eşlerini, dostlarını, yardımcılarını terk edip yapayalnız, tek başına Rablerinin huzuruna gelecekler, tek başına hesaba çekilecekler, ne bir dostları, ne de yardımcıları olmayacaktır.
81,82. “Onlar kendilerine kuvvet ve şeref kazandırsın diye, Allah'ı bırakarak tanrılar edindiler. Hayır; tanrıları kendilerinin ibadetlerini inkâr edecekler ve onlara düşman olacaklardır.” Evet onlar dünyada kendilerine izzet ve şeref kazandırsınlar, sayelerinde menfaatler devşirsinler, âhirette de kendilerini Allah’ın azabından korusunlar diye Allah berisinde bir takım İlâhlar edindiler. Allah’ı bıraktılar da Onun dununda bir takım sahte İlâhlar, yalancı tanrılar buldular. Allah’a kulluğu bıraktılar da onlara kulluk yaptılar. Böylece onlarla izzete ulaşmayı hedeflediler. İzzet ve şerefi onlara kullukta gördüler. Yaratılışlarını, hayatlarını Allah’a borçlu oldukları halde, Rablerine şükredecekleri, kulluk edecekleri yerde o tanrılara şükrettiler, onlara kulluk ettiler. Allah’tan başkalarının sözünü dinlediler. Allah’tan başkalarının kanunlarına teslim oldular. Peki dertleri neydi bu adamların? İşte Rabbimiz haber veriyor ki dertleri izzet ve şerefe ulaşmak. Bu yapay tanrılarla güç kazanmak. Allah’ı güçsüz, ama tâğutları güçlü gördüler. Halbuki Allah berisinde sözünü dinledikleri o tanrıların hiç bir güç ve kuvvetleri yoktu. Ve yarın bu tanrıları onların kendilerine yaptıkları ibadetlerini, teslimiyetlerini, kulluklarını reddedecekler, inkâr edecekler ve kendilerine düşman kesilecekler. Bu alçakların kulluk yaptıkları gerek dünyada kendilerini hiç duymayan putlar, cansız varlıklar, gerekse on-lara hiçbir şey sağlamaya güçleri yetmeyen kendileri gibi âciz in-sanlar, tapındıkları, yasalarını uyguladıkları tâğutlar, gerekse kendilerine dua edip yalvardıkları, sığınmaya çalıştıkları ölmüş sâlih kişiler kıyâmet günü onlardan teberrî edip uzaklaşacaklar. Onların kendilerine kulluklarını ret edecekler. Vallahi ya Rabbi! Bu alçakların yaptıklarından bizim haberimiz yoktu! Bizi sana ortak koşarak, bizde güç kuvvet görerek bize dua eden bu zâlimlerin bu yaptıklarıyla bizim ilgimiz alâkamız yoktur. Ya Rabbi sen şahitsin ki biz hayatımız boyunca sadece sana dua ettik, sadece sana kulluk yaptık ve sadece sana kulluğa çağırdık. Hayatımız bunun ispatıdır. Bu zâlimlere de bize kulluk yapın demedik diyecekler ve onlardan uzaklaşıp Allah’a sığınacaklar. Ya da dünyada tanrılık taslayan, Allah yasalarını kaldırıp yerine kendi yasalarını yerleştiren ve insanların kendisine kul köle olmalarını isteyen, emreden zâlim tâğutlar da bakacaklar ki öbür tarafta pabuç pahalı onlar da böyle diyecekler. Bu soytarılara bize kulluk edin demedik biz ya Rabbi. Kendileri aşağılık insanlar oldukları için bizi tanrı gördüler diyecekler.
81,82. “Onlar kendilerine kuvvet ve şeref kazandırsın diye, Allah'ı bırakarak tanrılar edindiler. Hayır; tanrıları kendilerinin ibadetlerini inkâr edecekler ve onlara düşman olacaklardır.” Evet onlar dünyada kendilerine izzet ve şeref kazandırsınlar, sayelerinde menfaatler devşirsinler, âhirette de kendilerini Allah’ın azabından korusunlar diye Allah berisinde bir takım İlâhlar edindiler. Allah’ı bıraktılar da Onun dununda bir takım sahte İlâhlar, yalancı tanrılar buldular. Allah’a kulluğu bıraktılar da onlara kulluk yaptılar. Böylece onlarla izzete ulaşmayı hedeflediler. İzzet ve şerefi onlara kullukta gördüler. Yaratılışlarını, hayatlarını Allah’a borçlu oldukları halde, Rablerine şükredecekleri, kulluk edecekleri yerde o tanrılara şükrettiler, onlara kulluk ettiler. Allah’tan başkalarının sözünü dinlediler. Allah’tan başkalarının kanunlarına teslim oldular. Peki dertleri neydi bu adamların? İşte Rabbimiz haber veriyor ki dertleri izzet ve şerefe ulaşmak. Bu yapay tanrılarla güç kazanmak. Allah’ı güçsüz, ama tâğutları güçlü gördüler. Halbuki Allah berisinde sözünü dinledikleri o tanrıların hiç bir güç ve kuvvetleri yoktu. Ve yarın bu tanrıları onların kendilerine yaptıkları ibadetlerini, teslimiyetlerini, kulluklarını reddedecekler, inkâr edecekler ve kendilerine düşman kesilecekler. Bu alçakların kulluk yaptıkları gerek dünyada kendilerini hiç duymayan putlar, cansız varlıklar, gerekse on-lara hiçbir şey sağlamaya güçleri yetmeyen kendileri gibi âciz in-sanlar, tapındıkları, yasalarını uyguladıkları tâğutlar, gerekse kendilerine dua edip yalvardıkları, sığınmaya çalıştıkları ölmüş sâlih kişiler kıyâmet günü onlardan teberrî edip uzaklaşacaklar. Onların kendilerine kulluklarını ret edecekler. Vallahi ya Rabbi! Bu alçakların yaptıklarından bizim haberimiz yoktu! Bizi sana ortak koşarak, bizde güç kuvvet görerek bize dua eden bu zâlimlerin bu yaptıklarıyla bizim ilgimiz alâkamız yoktur. Ya Rabbi sen şahitsin ki biz hayatımız boyunca sadece sana dua ettik, sadece sana kulluk yaptık ve sadece sana kulluğa çağırdık. Hayatımız bunun ispatıdır. Bu zâlimlere de bize kulluk yapın demedik diyecekler ve onlardan uzaklaşıp Allah’a sığınacaklar. Ya da dünyada tanrılık taslayan, Allah yasalarını kaldırıp yerine kendi yasalarını yerleştiren ve insanların kendisine kul köle olmalarını isteyen, emreden zâlim tâğutlar da bakacaklar ki öbür tarafta pabuç pahalı onlar da böyle diyecekler. Bu soytarılara bize kulluk edin demedik biz ya Rabbi. Kendileri aşağılık insanlar oldukları için bizi tanrı gördüler diyecekler.
83, 84 “Kâfirlerin üzerine onları kışkırtan şeytanlar gönderdiğimizi bilmiyor musun? Öyleyse onların acele yok olmalarını isteme, Biz onların günlerini saydıkça sayıyoruz.” Bilmiyor musun? Kâfirler üzerine biz onları kışkırtan şeytanlar göndeririz. Onları şeytanlarla baş başa bırakırız, şeytanları onlara bitişik kılarız da o şeytanlar onları küfrettirirler. Onları günahlara, isyanlara sevk ederler, teşvik ederler. Çünkü kâfirlerin velîsi şeytandır. Kâfirlerin karar mercileri şeytandır. Gerek cin şeytanları, gerekse iki ayaklı insan şeytanları onlar adına aldıkları kararlarlarla onların küfürlerini, azgınlıklarını artırırlar. Onların azmaları, sapmaları konusunda onlara imkân ve fırsatlar sağlarlar. Onların günah yollarını açarak gü-nahlara sevk ederler. Sizler özgür insanlarsınız, sizler dilediğiniz her şeyi yapabilme haklarına sahipsiniz diyerek onları her şeye, her türlü pisliğe bulaştırmak isterler. Yiyeceklerinin, içeceklerinin, mallarının, mülklerinin ve hayatlarının pisleşmesi için ellerinden gelen her şeyi yapmaktan geri durmazlar. Öyleyse peygamberim, şeytanların kulu kölesi olmuş bu ha-inler hakkında acele etme. Helâkleri konusunda acele davranma. Çünkü biz onların günlerini saydıkça sayıyoruz. Biz onların nefeslerini sayıyoruz. Şimdilik biz onlara mühlet veriyoruz. Kendileri için belirlenmiş süre bitti mi artık onların defterlerini düreriz.
83, 84 “Kâfirlerin üzerine onları kışkırtan şeytanlar gönderdiğimizi bilmiyor musun? Öyleyse onların acele yok olmalarını isteme, Biz onların günlerini saydıkça sayıyoruz.” Bilmiyor musun? Kâfirler üzerine biz onları kışkırtan şeytanlar göndeririz. Onları şeytanlarla baş başa bırakırız, şeytanları onlara bitişik kılarız da o şeytanlar onları küfrettirirler. Onları günahlara, isyanlara sevk ederler, teşvik ederler. Çünkü kâfirlerin velîsi şeytandır. Kâfirlerin karar mercileri şeytandır. Gerek cin şeytanları, gerekse iki ayaklı insan şeytanları onlar adına aldıkları kararlarlarla onların küfürlerini, azgınlıklarını artırırlar. Onların azmaları, sapmaları konusunda onlara imkân ve fırsatlar sağlarlar. Onların günah yollarını açarak gü-nahlara sevk ederler. Sizler özgür insanlarsınız, sizler dilediğiniz her şeyi yapabilme haklarına sahipsiniz diyerek onları her şeye, her türlü pisliğe bulaştırmak isterler. Yiyeceklerinin, içeceklerinin, mallarının, mülklerinin ve hayatlarının pisleşmesi için ellerinden gelen her şeyi yapmaktan geri durmazlar. Öyleyse peygamberim, şeytanların kulu kölesi olmuş bu ha-inler hakkında acele etme. Helâkleri konusunda acele davranma. Çünkü biz onların günlerini saydıkça sayıyoruz. Biz onların nefeslerini sayıyoruz. Şimdilik biz onlara mühlet veriyoruz. Kendileri için belirlenmiş süre bitti mi artık onların defterlerini düreriz.
85,86. “Sakınanları o gün Rahmân'ın huzurunda O'na gelmiş konuklar olarak toplarız; suçluları suya götürür gibi cehenneme süreriz.” O gün muttakileri, hayatlarını Allah için yaşayanları, yolunu Allah’la bulanları, Allah’ın bu âyetlerinin rehberliğinde bir ömür tamamlayanları Rahmânın huzuruna binitler üzerinde konuklar olarak getireceğiz buyuruyor. Onlar böyleyken suçluları da hayvanları suya sürer gibi cehenneme süreceğiz.
85,86. “Sakınanları o gün Rahmân'ın huzurunda O'na gelmiş konuklar olarak toplarız; suçluları suya götürür gibi cehenneme süreriz.” O gün muttakileri, hayatlarını Allah için yaşayanları, yolunu Allah’la bulanları, Allah’ın bu âyetlerinin rehberliğinde bir ömür tamamlayanları Rahmânın huzuruna binitler üzerinde konuklar olarak getireceğiz buyuruyor. Onlar böyleyken suçluları da hayvanları suya sürer gibi cehenneme süreceğiz.
87. “Rahmân'ın katında bir ahit almış olanlardan başkası asla şefaatte bulunamayacaktır.” Rahmândan izin almamış olanların şefaatte bulunması mümkün değildir. Ancak Rahmânın izin verdikleri,Rahmânın izin verdiklerine şefaatte bulunabileceklerdir. Şefaat edilecekleri de, şefaat edecekleri de Rabbimiz belirleyecektir.
88, 89,90,91. “Bazı kimseler: “Rahmân çocuk edindi” dediler. Andolsun ki, ortaya pek kötü bir şey attınız. Rahmâna çocuk isnat etmelerinden ötürü, nerdeyse gökler parçalanacak, yer yarılacak, dağlar göçecekti.” Allah çocuk edindi dediler. Üzeyr Allah’ın oğludur dediler. Îsâ Allah’ın oğludur dediler. Melekler Allah’ın kızlarıdır dediler. Andolsun ki çok büyük şey söylediler, çok çirkin bir iddiada ortaya attılar. Nasıl diyebilirler bunu Allah’a? Ağızlarından çıkan bu söz ne büyük ne çirkin bir sözdür? Bilmeden söyledikleri bu söz ne büyük bir iftiradır Al-lah’a? Nasıl da cesaret edebiliyorlar buna? Ağızlarından çıkan bu söz Allah’ı kızdıracak, Allah’ın gazabını celp edecek en büyük bir suç, en büyük bir küfür, en büyük bir şirk ve en büyük vebali gerektirecek bir zulüm oldu, en büyük bir iftira oldu. Onların bu iftiraları karşısında gökler gazabından ve üzüntüsünden parçalanacak hale gelirken, dağlar çökecek, arz yarılacak, utançlarından tuz buz olacak hale geldiler.
88, 89,90,91. “Bazı kimseler: “Rahmân çocuk edindi” dediler. Andolsun ki, ortaya pek kötü bir şey attınız. Rahmâna çocuk isnat etmelerinden ötürü, nerdeyse gökler parçalanacak, yer yarılacak, dağlar göçecekti.” Allah çocuk edindi dediler. Üzeyr Allah’ın oğludur dediler. Îsâ Allah’ın oğludur dediler. Melekler Allah’ın kızlarıdır dediler. Andolsun ki çok büyük şey söylediler, çok çirkin bir iddiada ortaya attılar. Nasıl diyebilirler bunu Allah’a? Ağızlarından çıkan bu söz ne büyük ne çirkin bir sözdür? Bilmeden söyledikleri bu söz ne büyük bir iftiradır Al-lah’a? Nasıl da cesaret edebiliyorlar buna? Ağızlarından çıkan bu söz Allah’ı kızdıracak, Allah’ın gazabını celp edecek en büyük bir suç, en büyük bir küfür, en büyük bir şirk ve en büyük vebali gerektirecek bir zulüm oldu, en büyük bir iftira oldu. Onların bu iftiraları karşısında gökler gazabından ve üzüntüsünden parçalanacak hale gelirken, dağlar çökecek, arz yarılacak, utançlarından tuz buz olacak hale geldiler.
88, 89,90,91. “Bazı kimseler: “Rahmân çocuk edindi” dediler. Andolsun ki, ortaya pek kötü bir şey attınız. Rahmâna çocuk isnat etmelerinden ötürü, nerdeyse gökler parçalanacak, yer yarılacak, dağlar göçecekti.” Allah çocuk edindi dediler. Üzeyr Allah’ın oğludur dediler. Îsâ Allah’ın oğludur dediler. Melekler Allah’ın kızlarıdır dediler. Andolsun ki çok büyük şey söylediler, çok çirkin bir iddiada ortaya attılar. Nasıl diyebilirler bunu Allah’a? Ağızlarından çıkan bu söz ne büyük ne çirkin bir sözdür? Bilmeden söyledikleri bu söz ne büyük bir iftiradır Al-lah’a? Nasıl da cesaret edebiliyorlar buna? Ağızlarından çıkan bu söz Allah’ı kızdıracak, Allah’ın gazabını celp edecek en büyük bir suç, en büyük bir küfür, en büyük bir şirk ve en büyük vebali gerektirecek bir zulüm oldu, en büyük bir iftira oldu. Onların bu iftiraları karşısında gökler gazabından ve üzüntüsünden parçalanacak hale gelirken, dağlar çökecek, arz yarılacak, utançlarından tuz buz olacak hale geldiler.
88, 89,90,91. “Bazı kimseler: “Rahmân çocuk edindi” dediler. Andolsun ki, ortaya pek kötü bir şey attınız. Rahmâna çocuk isnat etmelerinden ötürü, nerdeyse gökler parçalanacak, yer yarılacak, dağlar göçecekti.” Allah çocuk edindi dediler. Üzeyr Allah’ın oğludur dediler. Îsâ Allah’ın oğludur dediler. Melekler Allah’ın kızlarıdır dediler. Andolsun ki çok büyük şey söylediler, çok çirkin bir iddiada ortaya attılar. Nasıl diyebilirler bunu Allah’a? Ağızlarından çıkan bu söz ne büyük ne çirkin bir sözdür? Bilmeden söyledikleri bu söz ne büyük bir iftiradır Al-lah’a? Nasıl da cesaret edebiliyorlar buna? Ağızlarından çıkan bu söz Allah’ı kızdıracak, Allah’ın gazabını celp edecek en büyük bir suç, en büyük bir küfür, en büyük bir şirk ve en büyük vebali gerektirecek bir zulüm oldu, en büyük bir iftira oldu. Onların bu iftiraları karşısında gökler gazabından ve üzüntüsünden parçalanacak hale gelirken, dağlar çökecek, arz yarılacak, utançlarından tuz buz olacak hale geldiler.
92,93. “Oysa Rahmâna çocuk edinmek yaraşmaz; çünkü göklerde ve yerde olan her şey Rahmâna baş eğmiş kul olarak gelecektir.” Halbuki Rahmân çocuk edinmez. Rahmâna evlât edinmek yakışmaz. Çünkü çocuk edinmek bir ihtiyacın, bir acziyetin gereğidir ve Rahmân için böyle bir şey asla söz konusu olamaz. Halbuki göklerdekiler ve yerdekilerin hepsi O’nundur. Göklerde ve yerde, canlı cansız ne varsa hepsi O’nun kulu ve kölesidir, hepsi Onun mülküdür. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’na boyun büküp itaat etmektedir. Tüm oğullar O’nundur, babalar O’nundur, analar O’nundur, kızlar O’nundur, gökler O’nundur, yerler O’nundur, denizler O’nundur, yıldızlar O’nundur, her şey O’nundur. Her şey Allah’ın kuludur. Tüm varlıklar O’nun iken, tüm yaratıklar O’nun kulu iken bunlardan birini veya bir kaçını kendisine oğul edinmesine ne gerek var da?
92,93. “Oysa Rahmâna çocuk edinmek yaraşmaz; çünkü göklerde ve yerde olan her şey Rahmâna baş eğmiş kul olarak gelecektir.” Halbuki Rahmân çocuk edinmez. Rahmâna evlât edinmek yakışmaz. Çünkü çocuk edinmek bir ihtiyacın, bir acziyetin gereğidir ve Rahmân için böyle bir şey asla söz konusu olamaz. Halbuki göklerdekiler ve yerdekilerin hepsi O’nundur. Göklerde ve yerde, canlı cansız ne varsa hepsi O’nun kulu ve kölesidir, hepsi Onun mülküdür. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’na boyun büküp itaat etmektedir. Tüm oğullar O’nundur, babalar O’nundur, analar O’nundur, kızlar O’nundur, gökler O’nundur, yerler O’nundur, denizler O’nundur, yıldızlar O’nundur, her şey O’nundur. Her şey Allah’ın kuludur. Tüm varlıklar O’nun iken, tüm yaratıklar O’nun kulu iken bunlardan birini veya bir kaçını kendisine oğul edinmesine ne gerek var da?
94. “Andolsun ki onların adedini bilmiş ve teker, teker saymıştır.” Andolsun ki Allah; onların adedini bilmiş, ilmiyle, kudretiyle kullarının tamamını kuşatmıştır. Kullarının tümünü bilmektedir Allah. Göklerde ve yerde olan hiçbir şey O’nun ilminden gizli kalamaz. İnsanların, yaratıklarının ihtiyaçlarını en güzel bilen Allah’tır. Onların nasıl yaşamaları gerektiğini, hayatlarını nasıl tanzim etmeleri gerektiğini, hangi kurallara uymaları gerektiğini en iyi bilen Allah’tır. Yâni kullarına nasıl bir kitap göndereceğini, nasıl bir sistem göndereceğini, onları nelerle sorumlu tutacağını en güzel bilen Allah’tır. O’nun emirleri, Onun kanunları bir ilme ve hikmete dayanmaktadır. Onda yanlışlık, onda yanılma kesinlikle yoktur. O Allah ki insanların sadece eylemlerini, amellerini değil aynı zamanda niyetlerini de bilmektedir.
95. “Kıyâmet günü hepsi O'na tek olarak gelecektir.” Herkes yalnız başına gelecektir Onun huzuruna. Tek başına hesaba çekilecektir. Krallar yalnız, kraliçeler yalnız, ağalar, paşalar yalnız, hacılar, hocalar yalnız olarak gelecekler.
96. “İnanıp yararlı iş işleyenleri Rahmân sevgili kılacaktır.” Allah’a, Allah’ın dinine, Allah’tan gelenlere Allah’ın istediği şe-kilde îman eden ve bu îmanlarını söz planında, iddia planında bırakmayarak amele dönüştüren, îman kaynaklı bir hayat yaşayan, hayatlarını îmanlarıyla düzenleyen, sâlih ameller işleyen, fıtratlarına uygun hareketlerde bulunan müminleri sevgili kılacağım diyor Rabbimiz. Ben onlar için bir sevgi peyda edeceğim. Yeryüzünde kullarımın kalplerine onların sevgisini koyacağım, herkes onları sevecek diyor Rabbimiz. Allah sevdiği sâlih kullarına onların güzel amellerinin elbisesini giydirir, amellerinin, ahlaklarının kisvesine büründürür de onları herkese sevdirir. Herkes onları, herkes saygı duyar onlara. Rasulullah efendimiz de bir hadislerinde: “...Cebrâil’e emrederek ben falan falan kullarımı seviyorum, sen de sev ve onları yerdekilere sevdir” buyurduğunu anlatır.
97. “Ey Muhammed! Biz Kur’an'ı Allah'a karşı gelmekten sakınanları müjdelemek ve inatçı milleti uyarman için senin dilinde indirerek kolaylaştırdık.” Evet ondan öğüt almak isteyen, onunla yol bulmak, hayat programlarını ona sormak, hayatlarının tüm problemlerini onunla çözümlemek ve de sonunda cennete, Allah’ın lütfuna ulaşmak isteyenleri cennetle, Allah’ın rızasıyla müjdelemen ve inatçı, Allah’a kulluğa yanaşmayan, yolunu Allah’a sormak istemeyenleri de ateşle, cehennemle uyarman için biz bu Kur’an’ı senin lisânında kolaylaştırdık di-yor Rabbimiz. Rasulullah efendimizin dilinde kolaylaştırılmıştır. Okunması kolay, öğrenilmesi kolay, anlaşılması kolay, ezberlenmesi kolay, uygulanması kolay, yaşanması kolay, istediği hayat kolay, her şeyi çok kolaydır. Allah onu bizim için kolaylaştırmıştır. Belki onu okurlar, anlarlar, zikrederler, zikir haline getirirler, hatırlarlar, kafalarında kalplerinde canlı tutarlar da hayatlarını onunla düzenlerler diye. Belki onu tezkira yaparlar, kafalarında kalplerinde hayat programı yaparlar da, haftalık ders programı gibi, günlük, aylık, haftalık sürekli bakılacak bir konuma getirirler diye Allah bizim için onu kolaylaştırmıştır. Kur’an öyle olmalıdır zaten. Kur’an anlaşılıp hayat onunla düzenlenecek ve kafalarda ve kalplerde canlı tutulacaktır. Çünkü hayat programıdır o. Ona bakılmadan, ona sorulmadan hayat yaşanmamalıdır. Çünkü bu kitap hayatımızın her bir saniyesinde bize yol gösterecek bir kitaptır. Evet Allah biz onu sizler için kolaylaştırdık diyor ama unutmayalım ki ona yönelenlere kolaydır bu kitap. Onunla ilgilenenlere kolaydır. Ona yönelenlerin hayatları kolaylaşacaktır.
98. “Onlardan önce nice nesilleri yok ettik, şimdi onlardan hiçbirini duyuyor veya hiçbir ses işitiyor musun?” Evet sûrenin önceki âyetlerinde de kendilerinden önce kendilerinden fizik olarak, ömür olarak, medeniyet olarak kendilerinden çok daha güçlü, kuvvetli nice nesilleri helâk ettiğini anlatmıştı Rabbimiz. Burada da deniyor ki, hani onlardan, o helâk edilenlerden hiçbirini duyuyor musunuz? Onlardan bir ses, bir haber, bir hareket, bir devinim duyuyor musunuz? Hani onlardan bir eser, arta kalan bir bâkîye var mı? Hani boyları posları vardı? Hani cennetleri, bağları, bahçeleri vardı? Hani evleri, apartmanları, sarayları, köşkleri vardı? Söyleyin arta kalan neleri var onların? Hiçbir şeyleri yok değil mi? Sanki onlar bu dünyada hiç insan yaşamamış.