Vegere rûpela Besâirü'l-Kur'ân

Tefsîra Sûreya Rahmân — Alî Kuçuk (Besâirü'l-Kur'ân)

78 ayetRûpel 2 / 2
43-45. “İşte suçluların yalanladıkları cehennem bu-dur. Onlar, cehennem ateşiyle kaynar su arasında dolaşır dururlar. Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?” “İşte mücrimlerin, suçluların yalanladıkları, yalan saydıkları, yok farz ettikleri, ciddiye almadıkları, hesaba katmadıkları cehennem budur.” İşte dünyada Allah’a savaş açarak, Allah’ı ve dinini, Allah’ı ve hayat programını reddederek kendi hevâ ve hevesleri istikâmetinde bir hayat yaşayanların yalanladıkları cehennem... İşte şu anda gözlerinin önünde duruyor. İşte hayatlarını cehennemin, azabın, sorgulamanın, dirilişin yokluğu inancına bina edenler şu anda inkâr ettikleri, olmaz dedikleri cehennemle karşı karşıya gelmişlerdir. Haydi bakalım yalanladığınız, gelmez dediğiniz, olmaz dediğiniz o cehenneme girin de nasılmış bir görün. Bir bakın bakalım şimdi ne diyeceksiniz? Şimdi nasıl yorumlayacaksınız? Gerçekten var mıymış, yok muymuş? Yalan mıymış, gerçek miymiş? Onlar orada o cehennem ateşiyle kaynar su arasında dolaşır dururlar. Ateşle kaynar sular arasında döner dururlar. Ne zamana kadar? Sonsuza kadar, ebedîyen, hiç çıkmamacasına, hiç kurtulmamacasına. Ateşin hararetiyle soğuk bir su arayacaklar, serinletici bir pınar arayacaklar. Pınarlar görecekler, su bulduk ümidiyle onlara koşacaklar, hararetlerini söndürebilmek için çılgınca gidecekler, ama varıp görecekler ki kaynar su. Çaresiz içecekler onu ve susuzluk hastalığına yakalanacaklar. İçtikçe içen ve bir türlü doymayan develere dönecekler. İçtikleri kaynar su bu sefer onların midelerini parçalayacak, barsakları parçalanacak arkalarından çıkacak. İşte böyle devam eden bir hayat. Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız? Kâfirler, zalimler, suçlular için bunlar vardır. Ama tabii âhirette olanlar sadece bunlar değildir. İkili bir anlatım özelliğine sahip olan Rabbimizin kitabı, bakın bundan sonra cennete gidecek kullarının durumlarını anlatmaya başlayacak:
43-45. “İşte suçluların yalanladıkları cehennem bu-dur. Onlar, cehennem ateşiyle kaynar su arasında dolaşır dururlar. Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?” “İşte mücrimlerin, suçluların yalanladıkları, yalan saydıkları, yok farz ettikleri, ciddiye almadıkları, hesaba katmadıkları cehennem budur.” İşte dünyada Allah’a savaş açarak, Allah’ı ve dinini, Allah’ı ve hayat programını reddederek kendi hevâ ve hevesleri istikâmetinde bir hayat yaşayanların yalanladıkları cehennem... İşte şu anda gözlerinin önünde duruyor. İşte hayatlarını cehennemin, azabın, sorgulamanın, dirilişin yokluğu inancına bina edenler şu anda inkâr ettikleri, olmaz dedikleri cehennemle karşı karşıya gelmişlerdir. Haydi bakalım yalanladığınız, gelmez dediğiniz, olmaz dediğiniz o cehenneme girin de nasılmış bir görün. Bir bakın bakalım şimdi ne diyeceksiniz? Şimdi nasıl yorumlayacaksınız? Gerçekten var mıymış, yok muymuş? Yalan mıymış, gerçek miymiş? Onlar orada o cehennem ateşiyle kaynar su arasında dolaşır dururlar. Ateşle kaynar sular arasında döner dururlar. Ne zamana kadar? Sonsuza kadar, ebedîyen, hiç çıkmamacasına, hiç kurtulmamacasına. Ateşin hararetiyle soğuk bir su arayacaklar, serinletici bir pınar arayacaklar. Pınarlar görecekler, su bulduk ümidiyle onlara koşacaklar, hararetlerini söndürebilmek için çılgınca gidecekler, ama varıp görecekler ki kaynar su. Çaresiz içecekler onu ve susuzluk hastalığına yakalanacaklar. İçtikçe içen ve bir türlü doymayan develere dönecekler. İçtikleri kaynar su bu sefer onların midelerini parçalayacak, barsakları parçalanacak arkalarından çıkacak. İşte böyle devam eden bir hayat. Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız? Kâfirler, zalimler, suçlular için bunlar vardır. Ama tabii âhirette olanlar sadece bunlar değildir. İkili bir anlatım özelliğine sahip olan Rabbimizin kitabı, bakın bundan sonra cennete gidecek kullarının durumlarını anlatmaya başlayacak:
43-45. “İşte suçluların yalanladıkları cehennem bu-dur. Onlar, cehennem ateşiyle kaynar su arasında dolaşır dururlar. Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?” “İşte mücrimlerin, suçluların yalanladıkları, yalan saydıkları, yok farz ettikleri, ciddiye almadıkları, hesaba katmadıkları cehennem budur.” İşte dünyada Allah’a savaş açarak, Allah’ı ve dinini, Allah’ı ve hayat programını reddederek kendi hevâ ve hevesleri istikâmetinde bir hayat yaşayanların yalanladıkları cehennem... İşte şu anda gözlerinin önünde duruyor. İşte hayatlarını cehennemin, azabın, sorgulamanın, dirilişin yokluğu inancına bina edenler şu anda inkâr ettikleri, olmaz dedikleri cehennemle karşı karşıya gelmişlerdir. Haydi bakalım yalanladığınız, gelmez dediğiniz, olmaz dediğiniz o cehenneme girin de nasılmış bir görün. Bir bakın bakalım şimdi ne diyeceksiniz? Şimdi nasıl yorumlayacaksınız? Gerçekten var mıymış, yok muymuş? Yalan mıymış, gerçek miymiş? Onlar orada o cehennem ateşiyle kaynar su arasında dolaşır dururlar. Ateşle kaynar sular arasında döner dururlar. Ne zamana kadar? Sonsuza kadar, ebedîyen, hiç çıkmamacasına, hiç kurtulmamacasına. Ateşin hararetiyle soğuk bir su arayacaklar, serinletici bir pınar arayacaklar. Pınarlar görecekler, su bulduk ümidiyle onlara koşacaklar, hararetlerini söndürebilmek için çılgınca gidecekler, ama varıp görecekler ki kaynar su. Çaresiz içecekler onu ve susuzluk hastalığına yakalanacaklar. İçtikçe içen ve bir türlü doymayan develere dönecekler. İçtikleri kaynar su bu sefer onların midelerini parçalayacak, barsakları parçalanacak arkalarından çıkacak. İşte böyle devam eden bir hayat. Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız? Kâfirler, zalimler, suçlular için bunlar vardır. Ama tabii âhirette olanlar sadece bunlar değildir. İkili bir anlatım özelliğine sahip olan Rabbimizin kitabı, bakın bundan sonra cennete gidecek kullarının durumlarını anlatmaya başlayacak:
46-47. “Rabbine karşı durmaktan korkan kimseye iki cennet vardır. Öyleyken Rabbinizin nimetlerinden han-gisini yalanlarsınız?” Rabbine karşı durmaktan, Rabbine karşı gelmekten, Rabbiyle çatışma içine girmekten korkan kimseler için de iki cennet vardır. Rabbinin huzurunda durmaktan korkan, Rabbinin huzurunda O’nun sorgulamasından korkan, Rabbin huzurunda vereceği hesabın endişesiyle tir tir titreyen kimseler için iki tane cennet vardır. Yani dünyadayken Allah kontrolü altında, Allah murâkabesi altında olduğunun farkında olarak, sürekli Allah’ın kendisini gözetlediğinin bilincinde olarak bir hayat yaşayan, Allah beni görüyor, Allah beni işitiyor, Allah be-nim yaptıklarıma şahittir diyerek tavırlarını ona göre ayarlayan, sözlerine dikkat eden, hayatına dikkat eden kimseler için iki cennet vardır, diyor Rabbimiz. Rasûlullah Efendimizin bir hadislerinin beyanıyla, “ihsan makamında olan, kendisi Allah’ı görmese bile Allah’ın her an ken-disini gördüğü şuuru içinde bir hayat yaşayan mü’minler için iki cennet vardır.” Yarın Allah huzurunda, Allah mahkemesinde durup tüm yaptıklarının, yaşadığı hayatın hesabını verme konusunda tir tir titreyen, “ya Rabbimi razı edememişsem? Ya Rabbimin istediği gibi ameller işleyememişsem? Ya Rabbimin gazabına maruz kalırsam? Ya amellerim beğenilmez de cehenneme yuvarlanırsam?” diye Allah huzurundaki hesabın korkusu içinde Rabbine lâyık ameller işlemeye çalışan mü’minler için iki cennet vardır, buyuruyor Rabbimiz. Ya da Rabbinin makamından korkanlara, Rabbinin konumundan korkanlara iki cennet vardır. Yani bu dünyada Allah karşısında kötü bir konuma düşmekten korkanlara iki cennet vardır. Toplum karşısında, ana-baba, âdetler, konu-komşu, âmir, müdür, moda, yönetmelikler karşısında kötü bir konuma düşmekten değil, Allah karşısında kötü bir konuma düşmekten korkanlar… Yani “el âlem ne der acaba? İnsanlar benim hakkımda ne düşünürler acaba? Müdürüm, âmirim ne der acaba?” değil de, “Rabbim ne der acaba?” diye korkan, Allah karşısında kötü bir duruma düşmekten, Allah’ın hoşnutluğunu, Allah’ın rızasını kaybetmekten, Allah’ı üzmekten ve darıltmaktan tir tir titreyen mü’minler için iki cennet vardır. Yaptığı her işinde, her eyleminde sadece Allah’ı düşünür ve O’nu hesap edenler için iki cennet vardır, diyor Rabbimiz. Öyleyse Rabbinizin hangi nimetini yalan sayarsınız?
46-47. “Rabbine karşı durmaktan korkan kimseye iki cennet vardır. Öyleyken Rabbinizin nimetlerinden han-gisini yalanlarsınız?” Rabbine karşı durmaktan, Rabbine karşı gelmekten, Rabbiyle çatışma içine girmekten korkan kimseler için de iki cennet vardır. Rabbinin huzurunda durmaktan korkan, Rabbinin huzurunda O’nun sorgulamasından korkan, Rabbin huzurunda vereceği hesabın endişesiyle tir tir titreyen kimseler için iki tane cennet vardır. Yani dünyadayken Allah kontrolü altında, Allah murâkabesi altında olduğunun farkında olarak, sürekli Allah’ın kendisini gözetlediğinin bilincinde olarak bir hayat yaşayan, Allah beni görüyor, Allah beni işitiyor, Allah be-nim yaptıklarıma şahittir diyerek tavırlarını ona göre ayarlayan, sözlerine dikkat eden, hayatına dikkat eden kimseler için iki cennet vardır, diyor Rabbimiz. Rasûlullah Efendimizin bir hadislerinin beyanıyla, “ihsan makamında olan, kendisi Allah’ı görmese bile Allah’ın her an ken-disini gördüğü şuuru içinde bir hayat yaşayan mü’minler için iki cennet vardır.” Yarın Allah huzurunda, Allah mahkemesinde durup tüm yaptıklarının, yaşadığı hayatın hesabını verme konusunda tir tir titreyen, “ya Rabbimi razı edememişsem? Ya Rabbimin istediği gibi ameller işleyememişsem? Ya Rabbimin gazabına maruz kalırsam? Ya amellerim beğenilmez de cehenneme yuvarlanırsam?” diye Allah huzurundaki hesabın korkusu içinde Rabbine lâyık ameller işlemeye çalışan mü’minler için iki cennet vardır, buyuruyor Rabbimiz. Ya da Rabbinin makamından korkanlara, Rabbinin konumundan korkanlara iki cennet vardır. Yani bu dünyada Allah karşısında kötü bir konuma düşmekten korkanlara iki cennet vardır. Toplum karşısında, ana-baba, âdetler, konu-komşu, âmir, müdür, moda, yönetmelikler karşısında kötü bir konuma düşmekten değil, Allah karşısında kötü bir konuma düşmekten korkanlar… Yani “el âlem ne der acaba? İnsanlar benim hakkımda ne düşünürler acaba? Müdürüm, âmirim ne der acaba?” değil de, “Rabbim ne der acaba?” diye korkan, Allah karşısında kötü bir duruma düşmekten, Allah’ın hoşnutluğunu, Allah’ın rızasını kaybetmekten, Allah’ı üzmekten ve darıltmaktan tir tir titreyen mü’minler için iki cennet vardır. Yaptığı her işinde, her eyleminde sadece Allah’ı düşünür ve O’nu hesap edenler için iki cennet vardır, diyor Rabbimiz. Öyleyse Rabbinizin hangi nimetini yalan sayarsınız?
48-51. “Bu iki cennet türlü ağaçlarla doludur. Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız? Bu cennetlerde akan iki kaynak vardır. Öyleyken, Rabbi-nizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?” Bu iki cennetin ikisinde de türlü türlü ağaçlar vardır. Çeşit çeşit meyve ağaçları, güzel yeşillikler vardır. Böyle iken Rabbinizin hangi nimetini yalanlarsınız? Yine o cennetlerde akan kaynaklar, nehirler, ırmaklar vardır. Ya zeminlerinden ırmaklar akan cennetler, ya da o mü’minlerin kendi taht-ı tasarruflarında ırmaklar akıp giden cennetler vardır. Kendi emirlerine verilmiş, kendi arzularına âmâde kılınmış bal, su, süt ve şarap ırmakları vardır o cennetlerde. İşte cennetlik mü’minlerin durumu ve işte cehennemliklerin durumu… İşte Allah için yaşanan bir hayatın sonucu ve işte Allah’ı hesaba katmadan yaşanan bir hayatın sonucu… İşte bu âyetlerde sonuçları, âhiretleri bakımından mü’minlerle kâfirler arasında bir değerlendirme görüyoruz. Âkıbetleri yönünden mü’minlerle kâfirler birbirlerinden farklıdırlar. Dünyada dünya nimetlerinden istifade açısından her iki taraf da birbirine benzerken, yaşadıkları bu hayatın sonunda karşılaşacakları âkıbetler açısından farklıdırlar. Mü’minler altlarından ırmaklar akan cennetlere uçarlarken, kâfirler de cehenneme akacak, cehenneme dolacaklardır. Velâyetlerini Allah’a verip hayatlarını O’nun belirlediği yasalar çerçevesinde yaşayanlar velîlerinin kendilerine hazırladığı konaklara yerleştirilirken, velâyetlerini Allah’a vermeyerek kendi ellerinde tutanlar, kendi hayatlarını kendileri düzenlemeye kalkışanlar, ya da velâyetlerini Allah’tan başkalarına verip onların kendileri adına belirledikleri yasalara tâbi olanlar da sonunda velîlerinin gittiği yere gitmek zorunda kalacaklardır. Çünkü o velîlerin hiçbirisinin o kullarına sunabilecekleri cennetleri yoktur. Bütün bunları duyduktan sonra gerçekten insanın aklı almıyor. Bütün bu müjdeleri, bütün bu nimetleri duydukları halde bu insanlar nasıl kâfir olabiliyorlar? Gerçekten anlamak mümkün değil... Rabbi-mizin kitabında haber verdiği bütün bu nimetler, bütün bu lütuflar kâfirlerin kulağına gittiği, kâfirler bunları duydukları halde, hayret ki yine de âhireti inkâr etmeye sebep bulabiliyorlar. Hayret ki, cenneti gündeme almadan bir hayat yaşayabiliyorlar.
48-51. “Bu iki cennet türlü ağaçlarla doludur. Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız? Bu cennetlerde akan iki kaynak vardır. Öyleyken, Rabbi-nizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?” Bu iki cennetin ikisinde de türlü türlü ağaçlar vardır. Çeşit çeşit meyve ağaçları, güzel yeşillikler vardır. Böyle iken Rabbinizin hangi nimetini yalanlarsınız? Yine o cennetlerde akan kaynaklar, nehirler, ırmaklar vardır. Ya zeminlerinden ırmaklar akan cennetler, ya da o mü’minlerin kendi taht-ı tasarruflarında ırmaklar akıp giden cennetler vardır. Kendi emirlerine verilmiş, kendi arzularına âmâde kılınmış bal, su, süt ve şarap ırmakları vardır o cennetlerde. İşte cennetlik mü’minlerin durumu ve işte cehennemliklerin durumu… İşte Allah için yaşanan bir hayatın sonucu ve işte Allah’ı hesaba katmadan yaşanan bir hayatın sonucu… İşte bu âyetlerde sonuçları, âhiretleri bakımından mü’minlerle kâfirler arasında bir değerlendirme görüyoruz. Âkıbetleri yönünden mü’minlerle kâfirler birbirlerinden farklıdırlar. Dünyada dünya nimetlerinden istifade açısından her iki taraf da birbirine benzerken, yaşadıkları bu hayatın sonunda karşılaşacakları âkıbetler açısından farklıdırlar. Mü’minler altlarından ırmaklar akan cennetlere uçarlarken, kâfirler de cehenneme akacak, cehenneme dolacaklardır. Velâyetlerini Allah’a verip hayatlarını O’nun belirlediği yasalar çerçevesinde yaşayanlar velîlerinin kendilerine hazırladığı konaklara yerleştirilirken, velâyetlerini Allah’a vermeyerek kendi ellerinde tutanlar, kendi hayatlarını kendileri düzenlemeye kalkışanlar, ya da velâyetlerini Allah’tan başkalarına verip onların kendileri adına belirledikleri yasalara tâbi olanlar da sonunda velîlerinin gittiği yere gitmek zorunda kalacaklardır. Çünkü o velîlerin hiçbirisinin o kullarına sunabilecekleri cennetleri yoktur. Bütün bunları duyduktan sonra gerçekten insanın aklı almıyor. Bütün bu müjdeleri, bütün bu nimetleri duydukları halde bu insanlar nasıl kâfir olabiliyorlar? Gerçekten anlamak mümkün değil... Rabbi-mizin kitabında haber verdiği bütün bu nimetler, bütün bu lütuflar kâfirlerin kulağına gittiği, kâfirler bunları duydukları halde, hayret ki yine de âhireti inkâr etmeye sebep bulabiliyorlar. Hayret ki, cenneti gündeme almadan bir hayat yaşayabiliyorlar.
48-51. “Bu iki cennet türlü ağaçlarla doludur. Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız? Bu cennetlerde akan iki kaynak vardır. Öyleyken, Rabbi-nizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?” Bu iki cennetin ikisinde de türlü türlü ağaçlar vardır. Çeşit çeşit meyve ağaçları, güzel yeşillikler vardır. Böyle iken Rabbinizin hangi nimetini yalanlarsınız? Yine o cennetlerde akan kaynaklar, nehirler, ırmaklar vardır. Ya zeminlerinden ırmaklar akan cennetler, ya da o mü’minlerin kendi taht-ı tasarruflarında ırmaklar akıp giden cennetler vardır. Kendi emirlerine verilmiş, kendi arzularına âmâde kılınmış bal, su, süt ve şarap ırmakları vardır o cennetlerde. İşte cennetlik mü’minlerin durumu ve işte cehennemliklerin durumu… İşte Allah için yaşanan bir hayatın sonucu ve işte Allah’ı hesaba katmadan yaşanan bir hayatın sonucu… İşte bu âyetlerde sonuçları, âhiretleri bakımından mü’minlerle kâfirler arasında bir değerlendirme görüyoruz. Âkıbetleri yönünden mü’minlerle kâfirler birbirlerinden farklıdırlar. Dünyada dünya nimetlerinden istifade açısından her iki taraf da birbirine benzerken, yaşadıkları bu hayatın sonunda karşılaşacakları âkıbetler açısından farklıdırlar. Mü’minler altlarından ırmaklar akan cennetlere uçarlarken, kâfirler de cehenneme akacak, cehenneme dolacaklardır. Velâyetlerini Allah’a verip hayatlarını O’nun belirlediği yasalar çerçevesinde yaşayanlar velîlerinin kendilerine hazırladığı konaklara yerleştirilirken, velâyetlerini Allah’a vermeyerek kendi ellerinde tutanlar, kendi hayatlarını kendileri düzenlemeye kalkışanlar, ya da velâyetlerini Allah’tan başkalarına verip onların kendileri adına belirledikleri yasalara tâbi olanlar da sonunda velîlerinin gittiği yere gitmek zorunda kalacaklardır. Çünkü o velîlerin hiçbirisinin o kullarına sunabilecekleri cennetleri yoktur. Bütün bunları duyduktan sonra gerçekten insanın aklı almıyor. Bütün bu müjdeleri, bütün bu nimetleri duydukları halde bu insanlar nasıl kâfir olabiliyorlar? Gerçekten anlamak mümkün değil... Rabbi-mizin kitabında haber verdiği bütün bu nimetler, bütün bu lütuflar kâfirlerin kulağına gittiği, kâfirler bunları duydukları halde, hayret ki yine de âhireti inkâr etmeye sebep bulabiliyorlar. Hayret ki, cenneti gündeme almadan bir hayat yaşayabiliyorlar.
48-51. “Bu iki cennet türlü ağaçlarla doludur. Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız? Bu cennetlerde akan iki kaynak vardır. Öyleyken, Rabbi-nizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?” Bu iki cennetin ikisinde de türlü türlü ağaçlar vardır. Çeşit çeşit meyve ağaçları, güzel yeşillikler vardır. Böyle iken Rabbinizin hangi nimetini yalanlarsınız? Yine o cennetlerde akan kaynaklar, nehirler, ırmaklar vardır. Ya zeminlerinden ırmaklar akan cennetler, ya da o mü’minlerin kendi taht-ı tasarruflarında ırmaklar akıp giden cennetler vardır. Kendi emirlerine verilmiş, kendi arzularına âmâde kılınmış bal, su, süt ve şarap ırmakları vardır o cennetlerde. İşte cennetlik mü’minlerin durumu ve işte cehennemliklerin durumu… İşte Allah için yaşanan bir hayatın sonucu ve işte Allah’ı hesaba katmadan yaşanan bir hayatın sonucu… İşte bu âyetlerde sonuçları, âhiretleri bakımından mü’minlerle kâfirler arasında bir değerlendirme görüyoruz. Âkıbetleri yönünden mü’minlerle kâfirler birbirlerinden farklıdırlar. Dünyada dünya nimetlerinden istifade açısından her iki taraf da birbirine benzerken, yaşadıkları bu hayatın sonunda karşılaşacakları âkıbetler açısından farklıdırlar. Mü’minler altlarından ırmaklar akan cennetlere uçarlarken, kâfirler de cehenneme akacak, cehenneme dolacaklardır. Velâyetlerini Allah’a verip hayatlarını O’nun belirlediği yasalar çerçevesinde yaşayanlar velîlerinin kendilerine hazırladığı konaklara yerleştirilirken, velâyetlerini Allah’a vermeyerek kendi ellerinde tutanlar, kendi hayatlarını kendileri düzenlemeye kalkışanlar, ya da velâyetlerini Allah’tan başkalarına verip onların kendileri adına belirledikleri yasalara tâbi olanlar da sonunda velîlerinin gittiği yere gitmek zorunda kalacaklardır. Çünkü o velîlerin hiçbirisinin o kullarına sunabilecekleri cennetleri yoktur. Bütün bunları duyduktan sonra gerçekten insanın aklı almıyor. Bütün bu müjdeleri, bütün bu nimetleri duydukları halde bu insanlar nasıl kâfir olabiliyorlar? Gerçekten anlamak mümkün değil... Rabbi-mizin kitabında haber verdiği bütün bu nimetler, bütün bu lütuflar kâfirlerin kulağına gittiği, kâfirler bunları duydukları halde, hayret ki yine de âhireti inkâr etmeye sebep bulabiliyorlar. Hayret ki, cenneti gündeme almadan bir hayat yaşayabiliyorlar.
52-53. “Bu cennetlerde her türlü meyveden çift çift vardır. Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?” Yine bu cennetlerde her çeşit meyveler vardır. Meyvelerin her türü, her çeşidi vardır orada. Üzümünden narına, portakalından muzuna, kayısısından şeftalisine ve de şu anda bizim bilmediğimiz, ancak orada görüp bileceğimiz her çeşit meyveler vardır. İnsanın canının çektiği, iştahını kabartan her tür meyveler. Hem o meyvelerin dev-şirimi hazırdır. Yani ne çağla, ne çiçek, ne de korukta değildir, solgun, çürük de değildir. Kitabımızın bir başka âyetinin beyanıyla böyle dökme, zibil gibi meyveler vardır orada. Her tarafa dökülmüş, yayılmış, istediğiniz kadar alabileceğiniz, yiyebileceğiniz meyveler… Hemen koparılmaya, devşirilmeye, yenilmeye hazır meyveler... Ulaşımında güçlük olmayan, ellere uzak olmayan, dikeni, budağı, çekirdeği olmayan, insana zahmet vermeyen meyvelerdir onlar… İstedikleri miktarda, özellikte, tatta, renkte, istedikleri büyüklükte ve olgunlukta meyveler vardır onlar için. Öyleyken Rabbinizin hangi nimetini yalanlıyorsu-nuz?
52-53. “Bu cennetlerde her türlü meyveden çift çift vardır. Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?” Yine bu cennetlerde her çeşit meyveler vardır. Meyvelerin her türü, her çeşidi vardır orada. Üzümünden narına, portakalından muzuna, kayısısından şeftalisine ve de şu anda bizim bilmediğimiz, ancak orada görüp bileceğimiz her çeşit meyveler vardır. İnsanın canının çektiği, iştahını kabartan her tür meyveler. Hem o meyvelerin dev-şirimi hazırdır. Yani ne çağla, ne çiçek, ne de korukta değildir, solgun, çürük de değildir. Kitabımızın bir başka âyetinin beyanıyla böyle dökme, zibil gibi meyveler vardır orada. Her tarafa dökülmüş, yayılmış, istediğiniz kadar alabileceğiniz, yiyebileceğiniz meyveler… Hemen koparılmaya, devşirilmeye, yenilmeye hazır meyveler... Ulaşımında güçlük olmayan, ellere uzak olmayan, dikeni, budağı, çekirdeği olmayan, insana zahmet vermeyen meyvelerdir onlar… İstedikleri miktarda, özellikte, tatta, renkte, istedikleri büyüklükte ve olgunlukta meyveler vardır onlar için. Öyleyken Rabbinizin hangi nimetini yalanlıyorsu-nuz?
54-55. “Orada, örtüleri parlak atlastan yataklara yaslanırlar; iki cennetin meyvelerini de kolayca toplarlar. Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?” Orada o mü’minler örtüleri parlak atlastan yatakların, döşeklerin, minderlerin, sergilerin üzerine oturacaklar. O oturdukları sergilerin iç astarları ipekten olacak. İçleri böyleyse, varın siz bir de dışarıdan görünen kısımlarını düşünün. Bu iki cennetin meyveleri de yaklaştırılmıştır. İnsanların hemen koparabilecekleri kadar onlara yakınlık kazandırılmıştır. Eğer ayakta iseler çok yakınlarına, oturuyor, ya da yatıyorlarsa ellerine, ağızlarına yakınlaştırılmıştır. Meyveler onlara doğru sarkmış, eğilmiş kendilerini o mü’minlere arz etmişlerdir. Mü’minler dünyada olduğu gibi asla orada onlara ulaşabilme zahmeti çekmeyecekler. O halde Rabbinizin hangi nimetini yalan sayarsınız?
54-55. “Orada, örtüleri parlak atlastan yataklara yaslanırlar; iki cennetin meyvelerini de kolayca toplarlar. Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?” Orada o mü’minler örtüleri parlak atlastan yatakların, döşeklerin, minderlerin, sergilerin üzerine oturacaklar. O oturdukları sergilerin iç astarları ipekten olacak. İçleri böyleyse, varın siz bir de dışarıdan görünen kısımlarını düşünün. Bu iki cennetin meyveleri de yaklaştırılmıştır. İnsanların hemen koparabilecekleri kadar onlara yakınlık kazandırılmıştır. Eğer ayakta iseler çok yakınlarına, oturuyor, ya da yatıyorlarsa ellerine, ağızlarına yakınlaştırılmıştır. Meyveler onlara doğru sarkmış, eğilmiş kendilerini o mü’minlere arz etmişlerdir. Mü’minler dünyada olduğu gibi asla orada onlara ulaşabilme zahmeti çekmeyecekler. O halde Rabbinizin hangi nimetini yalan sayarsınız?
56-59. “Oralarda, bakışlarını yalnız erkeklerine çevirmiş, daha önce ne insan ve ne cinlerin dokunmuş oldu-ğu eşler vardır. Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız? Onlar yakut ve mercan gibidirler. Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?” Orada yine gözlerini, gönüllerini, bakışlarını sadece kocalarına, efendilerine çevirmiş, gözleri efendilerinden başkasını görmeyen, gönülleri efendilerinden başkasına kaymayan eşler, kadınlar vardır. Kocalarına düşkün, efendilerine meftun kadınlardır onlar. Kocalarına olan sevgilerinden, aşklarından, hicaplarından, hayâlarından, iffetlerinden ötürü gözlerini sadece kocalarına çevirmiş, gönüllerini onlara vermiş, onlardan başkasını hiçbir zaman görmeyen kadınlardır onlar. Veya bir başka mânâsıyla kocalarının bakışlarını, arzularını sadece kendi üzerlerine çekmiş kadınlar vardır orada. Kocalarını baş-kalarına bakmayacak biçimde sükûne erdirmiş güzeller güzeli kadınlardır onlar. Rabbimiz bu dünyada kendisine kendisinin istediği gibi kul olmuş, kitabına, kendi yasalarına teslim olmuş, takva ve teslimiyet içinde Müslümanca bir hayatın kavgasını veren ve sonunda cenneti kazanan mü’mine hanımlara orada, o cennette öyle bir güzellik verecek ki, orada kocaları onlardan gözlerini ayıramayacaklardır. Onlara baktıkları zaman başka hiçbir kadına bakma gereği duymayacaklardır. Tarifi imkânsız olan o güzellikleriyle o mü’mine hanımlar, kocalarının bakışlarını sadece kendi üzerlerine çekeceklerdir. Bu kadınların orada üç özelliliğinden söz ediyor Rabbimiz. Bunlardan birincisi iffet ve hayâ özelliğidir. Dünyada iffet ve haya sahibiydiler onlar, orada da iffet ve hayâ abidesi olacaklar. Dünyada Allah’ın istediği gibi tertemizdiler, orada da tertemiz olacaklar. Dünyada kocalarından başkalarına bakmıyor, bakışlarını aşağıya eğiyor, gazz-ı basar yapıyor, gözlerinin bakış alanını kocalarıyla sınırlandırıyorlardı, orada da bu temizliklerini sürdürecek, kocalarından başkalarına bakmayacaklar. Veya bu temizliklerinin karşılığı olarak Rabbimizin kendilerine verdiği tarifi imkânsız güzellikleriyle kocalarının bakışlarını sadece kendi üzerlerine çekeceklerdir. Bir başka özellikleri de bunlara daha önce ne bir insan, ne de bir cin eli değmemiştir. Hiçbir cin, ya da insan bakışına muhatap olmamış, sanki onlar bir yerde saklanmış, muhafaza edilmiş, güneş görmemiş, hiçbir kimsenin bakışına açılma-mış, hiçbir gözün bakışı üzerlerine düşmemiş ve sadece kocaları için açılmış namuslu kadınlardır onlar. Durum böyleyken Rabbinizin hangi nimetine yalan dersiniz? Sanki onlar akıllara durgunluk verecek, kalpleri durduracak güzellikte yakut ve mercan gibidirler. Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız? Bu dünyada Allah’ın istediği gibi bir hayat yaşayan mü’minlerin cennetteki mükâfatlarıdır bütün bunlar. Unutmayalım ki burada Allah’ın istediği gibi bir hayat yaşamayan erkekler de, kadınlar da bütün bu nimetlerden mahrum olacaklar. Burada Allah’ın istediği gibi tertemiz kalmayı beceremeyenler, harama uçkur çözenler tüm bu Allah nimetlerinden mahrum kalacaklardır. O zaman hesabımızı güzel yapmak zorundayız. Unutmayalım ki:
56-59. “Oralarda, bakışlarını yalnız erkeklerine çevirmiş, daha önce ne insan ve ne cinlerin dokunmuş oldu-ğu eşler vardır. Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız? Onlar yakut ve mercan gibidirler. Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?” Orada yine gözlerini, gönüllerini, bakışlarını sadece kocalarına, efendilerine çevirmiş, gözleri efendilerinden başkasını görmeyen, gönülleri efendilerinden başkasına kaymayan eşler, kadınlar vardır. Kocalarına düşkün, efendilerine meftun kadınlardır onlar. Kocalarına olan sevgilerinden, aşklarından, hicaplarından, hayâlarından, iffetlerinden ötürü gözlerini sadece kocalarına çevirmiş, gönüllerini onlara vermiş, onlardan başkasını hiçbir zaman görmeyen kadınlardır onlar. Veya bir başka mânâsıyla kocalarının bakışlarını, arzularını sadece kendi üzerlerine çekmiş kadınlar vardır orada. Kocalarını baş-kalarına bakmayacak biçimde sükûne erdirmiş güzeller güzeli kadınlardır onlar. Rabbimiz bu dünyada kendisine kendisinin istediği gibi kul olmuş, kitabına, kendi yasalarına teslim olmuş, takva ve teslimiyet içinde Müslümanca bir hayatın kavgasını veren ve sonunda cenneti kazanan mü’mine hanımlara orada, o cennette öyle bir güzellik verecek ki, orada kocaları onlardan gözlerini ayıramayacaklardır. Onlara baktıkları zaman başka hiçbir kadına bakma gereği duymayacaklardır. Tarifi imkânsız olan o güzellikleriyle o mü’mine hanımlar, kocalarının bakışlarını sadece kendi üzerlerine çekeceklerdir. Bu kadınların orada üç özelliliğinden söz ediyor Rabbimiz. Bunlardan birincisi iffet ve hayâ özelliğidir. Dünyada iffet ve haya sahibiydiler onlar, orada da iffet ve hayâ abidesi olacaklar. Dünyada Allah’ın istediği gibi tertemizdiler, orada da tertemiz olacaklar. Dünyada kocalarından başkalarına bakmıyor, bakışlarını aşağıya eğiyor, gazz-ı basar yapıyor, gözlerinin bakış alanını kocalarıyla sınırlandırıyorlardı, orada da bu temizliklerini sürdürecek, kocalarından başkalarına bakmayacaklar. Veya bu temizliklerinin karşılığı olarak Rabbimizin kendilerine verdiği tarifi imkânsız güzellikleriyle kocalarının bakışlarını sadece kendi üzerlerine çekeceklerdir. Bir başka özellikleri de bunlara daha önce ne bir insan, ne de bir cin eli değmemiştir. Hiçbir cin, ya da insan bakışına muhatap olmamış, sanki onlar bir yerde saklanmış, muhafaza edilmiş, güneş görmemiş, hiçbir kimsenin bakışına açılma-mış, hiçbir gözün bakışı üzerlerine düşmemiş ve sadece kocaları için açılmış namuslu kadınlardır onlar. Durum böyleyken Rabbinizin hangi nimetine yalan dersiniz? Sanki onlar akıllara durgunluk verecek, kalpleri durduracak güzellikte yakut ve mercan gibidirler. Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız? Bu dünyada Allah’ın istediği gibi bir hayat yaşayan mü’minlerin cennetteki mükâfatlarıdır bütün bunlar. Unutmayalım ki burada Allah’ın istediği gibi bir hayat yaşamayan erkekler de, kadınlar da bütün bu nimetlerden mahrum olacaklar. Burada Allah’ın istediği gibi tertemiz kalmayı beceremeyenler, harama uçkur çözenler tüm bu Allah nimetlerinden mahrum kalacaklardır. O zaman hesabımızı güzel yapmak zorundayız. Unutmayalım ki:
56-59. “Oralarda, bakışlarını yalnız erkeklerine çevirmiş, daha önce ne insan ve ne cinlerin dokunmuş oldu-ğu eşler vardır. Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız? Onlar yakut ve mercan gibidirler. Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?” Orada yine gözlerini, gönüllerini, bakışlarını sadece kocalarına, efendilerine çevirmiş, gözleri efendilerinden başkasını görmeyen, gönülleri efendilerinden başkasına kaymayan eşler, kadınlar vardır. Kocalarına düşkün, efendilerine meftun kadınlardır onlar. Kocalarına olan sevgilerinden, aşklarından, hicaplarından, hayâlarından, iffetlerinden ötürü gözlerini sadece kocalarına çevirmiş, gönüllerini onlara vermiş, onlardan başkasını hiçbir zaman görmeyen kadınlardır onlar. Veya bir başka mânâsıyla kocalarının bakışlarını, arzularını sadece kendi üzerlerine çekmiş kadınlar vardır orada. Kocalarını baş-kalarına bakmayacak biçimde sükûne erdirmiş güzeller güzeli kadınlardır onlar. Rabbimiz bu dünyada kendisine kendisinin istediği gibi kul olmuş, kitabına, kendi yasalarına teslim olmuş, takva ve teslimiyet içinde Müslümanca bir hayatın kavgasını veren ve sonunda cenneti kazanan mü’mine hanımlara orada, o cennette öyle bir güzellik verecek ki, orada kocaları onlardan gözlerini ayıramayacaklardır. Onlara baktıkları zaman başka hiçbir kadına bakma gereği duymayacaklardır. Tarifi imkânsız olan o güzellikleriyle o mü’mine hanımlar, kocalarının bakışlarını sadece kendi üzerlerine çekeceklerdir. Bu kadınların orada üç özelliliğinden söz ediyor Rabbimiz. Bunlardan birincisi iffet ve hayâ özelliğidir. Dünyada iffet ve haya sahibiydiler onlar, orada da iffet ve hayâ abidesi olacaklar. Dünyada Allah’ın istediği gibi tertemizdiler, orada da tertemiz olacaklar. Dünyada kocalarından başkalarına bakmıyor, bakışlarını aşağıya eğiyor, gazz-ı basar yapıyor, gözlerinin bakış alanını kocalarıyla sınırlandırıyorlardı, orada da bu temizliklerini sürdürecek, kocalarından başkalarına bakmayacaklar. Veya bu temizliklerinin karşılığı olarak Rabbimizin kendilerine verdiği tarifi imkânsız güzellikleriyle kocalarının bakışlarını sadece kendi üzerlerine çekeceklerdir. Bir başka özellikleri de bunlara daha önce ne bir insan, ne de bir cin eli değmemiştir. Hiçbir cin, ya da insan bakışına muhatap olmamış, sanki onlar bir yerde saklanmış, muhafaza edilmiş, güneş görmemiş, hiçbir kimsenin bakışına açılma-mış, hiçbir gözün bakışı üzerlerine düşmemiş ve sadece kocaları için açılmış namuslu kadınlardır onlar. Durum böyleyken Rabbinizin hangi nimetine yalan dersiniz? Sanki onlar akıllara durgunluk verecek, kalpleri durduracak güzellikte yakut ve mercan gibidirler. Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız? Bu dünyada Allah’ın istediği gibi bir hayat yaşayan mü’minlerin cennetteki mükâfatlarıdır bütün bunlar. Unutmayalım ki burada Allah’ın istediği gibi bir hayat yaşamayan erkekler de, kadınlar da bütün bu nimetlerden mahrum olacaklar. Burada Allah’ın istediği gibi tertemiz kalmayı beceremeyenler, harama uçkur çözenler tüm bu Allah nimetlerinden mahrum kalacaklardır. O zaman hesabımızı güzel yapmak zorundayız. Unutmayalım ki:
56-59. “Oralarda, bakışlarını yalnız erkeklerine çevirmiş, daha önce ne insan ve ne cinlerin dokunmuş oldu-ğu eşler vardır. Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız? Onlar yakut ve mercan gibidirler. Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?” Orada yine gözlerini, gönüllerini, bakışlarını sadece kocalarına, efendilerine çevirmiş, gözleri efendilerinden başkasını görmeyen, gönülleri efendilerinden başkasına kaymayan eşler, kadınlar vardır. Kocalarına düşkün, efendilerine meftun kadınlardır onlar. Kocalarına olan sevgilerinden, aşklarından, hicaplarından, hayâlarından, iffetlerinden ötürü gözlerini sadece kocalarına çevirmiş, gönüllerini onlara vermiş, onlardan başkasını hiçbir zaman görmeyen kadınlardır onlar. Veya bir başka mânâsıyla kocalarının bakışlarını, arzularını sadece kendi üzerlerine çekmiş kadınlar vardır orada. Kocalarını baş-kalarına bakmayacak biçimde sükûne erdirmiş güzeller güzeli kadınlardır onlar. Rabbimiz bu dünyada kendisine kendisinin istediği gibi kul olmuş, kitabına, kendi yasalarına teslim olmuş, takva ve teslimiyet içinde Müslümanca bir hayatın kavgasını veren ve sonunda cenneti kazanan mü’mine hanımlara orada, o cennette öyle bir güzellik verecek ki, orada kocaları onlardan gözlerini ayıramayacaklardır. Onlara baktıkları zaman başka hiçbir kadına bakma gereği duymayacaklardır. Tarifi imkânsız olan o güzellikleriyle o mü’mine hanımlar, kocalarının bakışlarını sadece kendi üzerlerine çekeceklerdir. Bu kadınların orada üç özelliliğinden söz ediyor Rabbimiz. Bunlardan birincisi iffet ve hayâ özelliğidir. Dünyada iffet ve haya sahibiydiler onlar, orada da iffet ve hayâ abidesi olacaklar. Dünyada Allah’ın istediği gibi tertemizdiler, orada da tertemiz olacaklar. Dünyada kocalarından başkalarına bakmıyor, bakışlarını aşağıya eğiyor, gazz-ı basar yapıyor, gözlerinin bakış alanını kocalarıyla sınırlandırıyorlardı, orada da bu temizliklerini sürdürecek, kocalarından başkalarına bakmayacaklar. Veya bu temizliklerinin karşılığı olarak Rabbimizin kendilerine verdiği tarifi imkânsız güzellikleriyle kocalarının bakışlarını sadece kendi üzerlerine çekeceklerdir. Bir başka özellikleri de bunlara daha önce ne bir insan, ne de bir cin eli değmemiştir. Hiçbir cin, ya da insan bakışına muhatap olmamış, sanki onlar bir yerde saklanmış, muhafaza edilmiş, güneş görmemiş, hiçbir kimsenin bakışına açılma-mış, hiçbir gözün bakışı üzerlerine düşmemiş ve sadece kocaları için açılmış namuslu kadınlardır onlar. Durum böyleyken Rabbinizin hangi nimetine yalan dersiniz? Sanki onlar akıllara durgunluk verecek, kalpleri durduracak güzellikte yakut ve mercan gibidirler. Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız? Bu dünyada Allah’ın istediği gibi bir hayat yaşayan mü’minlerin cennetteki mükâfatlarıdır bütün bunlar. Unutmayalım ki burada Allah’ın istediği gibi bir hayat yaşamayan erkekler de, kadınlar da bütün bu nimetlerden mahrum olacaklar. Burada Allah’ın istediği gibi tertemiz kalmayı beceremeyenler, harama uçkur çözenler tüm bu Allah nimetlerinden mahrum kalacaklardır. O zaman hesabımızı güzel yapmak zorundayız. Unutmayalım ki:
60-61. “İyiliğin karşılığı ancak iyilik değil midir? Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?” İhsanın karşılığı ihsan olmaz mı? İyiliğin karşılığı iyilik değil mi-dir? Kulluğun ve itaatin karşılığı ihsan değil midir? Dünyada Rablerini görüyormuşçasına O’na kulluk yapanların, Rablerinin yasalarını çiğnememek, sınırlarını tecavüz etmemek, gazabına maruz kalmamak için bir ömür çırpınanların karşılığı ihsan değil midir? Dünyada her an Allah kontrolü altında olduklarının bilincinde bir kulluk hayatı yaşayan, kendilerini, amellerini, niyetlerini, hayatlarını Rabblerine beğendirmeye çalışan kulların, muhsinlerin hakkı değil midir ihsan? İhsan Allah’ı görüyormuşçasına Ona kulluk yapmaktır. İhsan tüm hayatı Allah huzurunda, Allah kontrolünde ve Allah için yaşamaktır. İhsan her an Allah’ın kendisini gördüğü şuuru içinde olmak ve yaptıklarının tümünü O’na lâyık ve O’nun adına yapmaya çalışmak demektir. Kişinin yaptığı her şeyi, attığı her adımı, konuştuğu her cümleyi Allah huzurunda Allah kontrolünde yapma şuuru içinde olmasıdır. Rasûlullah Efendimizin bir hadislerinden öğreniyoruz ki; imanın en üstünü kişinin her nerede olursa olsun Allah’ı yanı başında bilmesidir. İnsanın bu şuuru elde etmesidir. Farz edin ki arabanızla bir yere gidiyorsunuz. Yanınızdaki arkadaşlarınızdan birisi; arkanda trafikler var! diye sizi uyarsa biraz daha dikkatli davranırsınız değil mi? Veya dükkanda ticaret yapan birisine; “maliyeciler burada!” dendiği zaman biraz daha farklı davranır değil mi? Veya; “bu yolda radar var!” İkazını alan bir sürücü biraz daha kendisine çeki düzen verecektir değil mi? İşte ihsan budur ve bu şuura eren kimse, her an Allah huzurunda ve Allah kontrolünde olduğunu bilen kimse tüm davranışlarına dikkat edecek, tüm yaptıklarını Allah’a lâyık yapmaya çalışacaktır. İşte bu ihsan dediğimiz Allah’ı görüyormuşçasına O’na kulluk İslâm’ın en büyük kaidelerinden birisidir. İslâm tüm kanunlarını işte bu kaide üzerine bina eder. Siyasal, ekonomik, hukuki, içtimaî, ferdî ailevi tüm yasalarını bu esasın üzerine bina eder. İnsanların birbirleriyle münasebetleri, insanların diğer varlıklarla münasebetleri, insanların Rabbiyle münasebetleri, savaş, barış her şey bu esasa bina edilir. Tüm ilişkilerinde tüm kararlarında ve davranışlarında kişi kendisini yaratan, kendisini yaşatan Rabbinin huzurunda ve karşısında olduğunu unutmaz. Bütün kalbiyle bütün varlığıyla bütün benliğiyle, zahiriyle batınıyla, içiyle dışıyla, zamanıyla mekanıyla Allah huzurundadır. Hani Allah’ın Resûlü Cibril hadisinde: “Her ne kadar sen onu görmüyorsan da O seni görüyor ya” buyuruyordu. İşte bu duygu insanın ruhunu, bedenini her şeyini kaplayan bir ürpertidir. Bu şuuru kavrayan bir mü’min her an Rabbinin basîret nazarının mevcudatın her zerresine nüfuz ettiğini iliklerine kadar hissedecek ve hayatına çeki düzen verecektir. Her şeyden haberdar olan her şeyi gören ve her şeye nüfuz eden gözün sürekli murakabesi altında bulunmanın korkusu içinde samimi bir kalple ona yönelecek, hiç bir zaman hiç bir eyleminin O’ndan gizli kalmadığını anlayacak, O’nun göremeyeceği bir harekette bulunmasının mümkün olmadığını kavrayacak, içini dışını temizleyip O’na lâyık hale getirecek, O’nun rızasını kazanmak için elinden gelen her şeyi yapmak için çırpınacaktır. İhsan, hayatın her şeyinde ihsan. Hayatın her bir bölümünde ihsan isteniyor bizden. Savaşırken ihsan, öldürürken ihsan, ölürken ihsan, infak ederken ihsan, kurban keserken, yerken, yedirirken, namaz kılarken, oruç tutarken, haccederken, savaşırken, barışırken hep ihsan isteniyor bizden. Yani hayatı Allah için yaşamak isteniyor. İhsan budur işte. Hayatı Allah için ve Allah’ın gördüğü şuuru içinde yaşamak. İşte Allah böyle kendisini görürcesine kendisine kulluk yapanları sever. Allah’ın her an ve her zaman kendisini kontrol ettiğine inanan ve her an Allah huzurunda bir hayat yaşadığı bilincine eren bir müslüman elbette tüm yaptıklarını Allah’a lâyık yapmaya çalışacaktır. Bu murakabe mü’mini tek başına iken de insanlar arasında iken de hiç bırakmayacak ve siyasetinde, iktisadında, ticaretinde, alışverişinde, dersinde, sohbetinde, almasında, vermesinde, küsmesinde barışmasında hep etkili olacaktır. Mü’min tüm hayatında sadece Rab-bine, Rabbinin rızasına teveccüh edecek ve böylece hep Allah huzurunda bulunduğunun şuurunda olan mü’minin tüm yaptıkları, tüm hayatı ibâdete dönüşecektir. Şimdi böyle bir mü’minin yalan söylemesi, insanları kandırması, Allah’ın kendisinden istediği emirleri konusunda tembellik yapması, zarar olduğunu bildiği bir eylemi gerçekleştirmesi, Allah’ın kullarını günaha sokacak bir kıyafetle sokağa çıkması, yeryüzünde fitne ve fesada yönelmesi, çevresindekilere zulmetmesi asla mümkün olmayacaktır. Böylece her an ve her zeminde Allah tarafından ihata edildiğinin şuurunda olan mü’min kendisinden uzak olana asla teveccüh etmeyecek, kendisinden uzak olanlara dua etmeyecek, daraldığı bunaldığı zaman Allah’tan başkalarını imdadına çağırmayacaktır. Bir de Rabbinin kendisine bu kadar yakın olduğunu bilen ve bunun şuurunda olan bir mü’min kendisini daima kuvvetli hissedecek ve şartlar ne olursa olsun hiç bir şeyden ve hiç kimseden korkmamayı becerebilecektir. İşte dünyada muhsince bir hayat yaşayanlara tüm bu nimetlerini ihsanda bulunuyor Rabbimiz. Öyleyse Rabbinizin hangi nimetlerine yalan diyebilirsiniz?
60-61. “İyiliğin karşılığı ancak iyilik değil midir? Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?” İhsanın karşılığı ihsan olmaz mı? İyiliğin karşılığı iyilik değil mi-dir? Kulluğun ve itaatin karşılığı ihsan değil midir? Dünyada Rablerini görüyormuşçasına O’na kulluk yapanların, Rablerinin yasalarını çiğnememek, sınırlarını tecavüz etmemek, gazabına maruz kalmamak için bir ömür çırpınanların karşılığı ihsan değil midir? Dünyada her an Allah kontrolü altında olduklarının bilincinde bir kulluk hayatı yaşayan, kendilerini, amellerini, niyetlerini, hayatlarını Rabblerine beğendirmeye çalışan kulların, muhsinlerin hakkı değil midir ihsan? İhsan Allah’ı görüyormuşçasına Ona kulluk yapmaktır. İhsan tüm hayatı Allah huzurunda, Allah kontrolünde ve Allah için yaşamaktır. İhsan her an Allah’ın kendisini gördüğü şuuru içinde olmak ve yaptıklarının tümünü O’na lâyık ve O’nun adına yapmaya çalışmak demektir. Kişinin yaptığı her şeyi, attığı her adımı, konuştuğu her cümleyi Allah huzurunda Allah kontrolünde yapma şuuru içinde olmasıdır. Rasûlullah Efendimizin bir hadislerinden öğreniyoruz ki; imanın en üstünü kişinin her nerede olursa olsun Allah’ı yanı başında bilmesidir. İnsanın bu şuuru elde etmesidir. Farz edin ki arabanızla bir yere gidiyorsunuz. Yanınızdaki arkadaşlarınızdan birisi; arkanda trafikler var! diye sizi uyarsa biraz daha dikkatli davranırsınız değil mi? Veya dükkanda ticaret yapan birisine; “maliyeciler burada!” dendiği zaman biraz daha farklı davranır değil mi? Veya; “bu yolda radar var!” İkazını alan bir sürücü biraz daha kendisine çeki düzen verecektir değil mi? İşte ihsan budur ve bu şuura eren kimse, her an Allah huzurunda ve Allah kontrolünde olduğunu bilen kimse tüm davranışlarına dikkat edecek, tüm yaptıklarını Allah’a lâyık yapmaya çalışacaktır. İşte bu ihsan dediğimiz Allah’ı görüyormuşçasına O’na kulluk İslâm’ın en büyük kaidelerinden birisidir. İslâm tüm kanunlarını işte bu kaide üzerine bina eder. Siyasal, ekonomik, hukuki, içtimaî, ferdî ailevi tüm yasalarını bu esasın üzerine bina eder. İnsanların birbirleriyle münasebetleri, insanların diğer varlıklarla münasebetleri, insanların Rabbiyle münasebetleri, savaş, barış her şey bu esasa bina edilir. Tüm ilişkilerinde tüm kararlarında ve davranışlarında kişi kendisini yaratan, kendisini yaşatan Rabbinin huzurunda ve karşısında olduğunu unutmaz. Bütün kalbiyle bütün varlığıyla bütün benliğiyle, zahiriyle batınıyla, içiyle dışıyla, zamanıyla mekanıyla Allah huzurundadır. Hani Allah’ın Resûlü Cibril hadisinde: “Her ne kadar sen onu görmüyorsan da O seni görüyor ya” buyuruyordu. İşte bu duygu insanın ruhunu, bedenini her şeyini kaplayan bir ürpertidir. Bu şuuru kavrayan bir mü’min her an Rabbinin basîret nazarının mevcudatın her zerresine nüfuz ettiğini iliklerine kadar hissedecek ve hayatına çeki düzen verecektir. Her şeyden haberdar olan her şeyi gören ve her şeye nüfuz eden gözün sürekli murakabesi altında bulunmanın korkusu içinde samimi bir kalple ona yönelecek, hiç bir zaman hiç bir eyleminin O’ndan gizli kalmadığını anlayacak, O’nun göremeyeceği bir harekette bulunmasının mümkün olmadığını kavrayacak, içini dışını temizleyip O’na lâyık hale getirecek, O’nun rızasını kazanmak için elinden gelen her şeyi yapmak için çırpınacaktır. İhsan, hayatın her şeyinde ihsan. Hayatın her bir bölümünde ihsan isteniyor bizden. Savaşırken ihsan, öldürürken ihsan, ölürken ihsan, infak ederken ihsan, kurban keserken, yerken, yedirirken, namaz kılarken, oruç tutarken, haccederken, savaşırken, barışırken hep ihsan isteniyor bizden. Yani hayatı Allah için yaşamak isteniyor. İhsan budur işte. Hayatı Allah için ve Allah’ın gördüğü şuuru içinde yaşamak. İşte Allah böyle kendisini görürcesine kendisine kulluk yapanları sever. Allah’ın her an ve her zaman kendisini kontrol ettiğine inanan ve her an Allah huzurunda bir hayat yaşadığı bilincine eren bir müslüman elbette tüm yaptıklarını Allah’a lâyık yapmaya çalışacaktır. Bu murakabe mü’mini tek başına iken de insanlar arasında iken de hiç bırakmayacak ve siyasetinde, iktisadında, ticaretinde, alışverişinde, dersinde, sohbetinde, almasında, vermesinde, küsmesinde barışmasında hep etkili olacaktır. Mü’min tüm hayatında sadece Rab-bine, Rabbinin rızasına teveccüh edecek ve böylece hep Allah huzurunda bulunduğunun şuurunda olan mü’minin tüm yaptıkları, tüm hayatı ibâdete dönüşecektir. Şimdi böyle bir mü’minin yalan söylemesi, insanları kandırması, Allah’ın kendisinden istediği emirleri konusunda tembellik yapması, zarar olduğunu bildiği bir eylemi gerçekleştirmesi, Allah’ın kullarını günaha sokacak bir kıyafetle sokağa çıkması, yeryüzünde fitne ve fesada yönelmesi, çevresindekilere zulmetmesi asla mümkün olmayacaktır. Böylece her an ve her zeminde Allah tarafından ihata edildiğinin şuurunda olan mü’min kendisinden uzak olana asla teveccüh etmeyecek, kendisinden uzak olanlara dua etmeyecek, daraldığı bunaldığı zaman Allah’tan başkalarını imdadına çağırmayacaktır. Bir de Rabbinin kendisine bu kadar yakın olduğunu bilen ve bunun şuurunda olan bir mü’min kendisini daima kuvvetli hissedecek ve şartlar ne olursa olsun hiç bir şeyden ve hiç kimseden korkmamayı becerebilecektir. İşte dünyada muhsince bir hayat yaşayanlara tüm bu nimetlerini ihsanda bulunuyor Rabbimiz. Öyleyse Rabbinizin hangi nimetlerine yalan diyebilirsiniz?
62-63. “Bu iki cennetten başka iki cennet daha vardır. Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?” Bu iki cennetin dışında onlara iki cennet daha verilecektir. Onlar için iki cennet daha vardır. Bunlar oda içinde oda olabileceği gibi, cennet içinde cennet anlamına da gelebilecektir. Ya da verilen iki cennetin dışında ayrıca iki cennet daha verilecek demektir. Yani önceki verilen iki cennetin alt kademesi olarak onlara iki cennet daha verilecektir. Veya kitabımızın başka âyetlerinin beyanıyla mukarra-bûn, sabikûn, ashabu’l-yemin gibi özelliklere sahip mü’minlere çeşitli derecelerde cennetler verilecektir. Öyleyse Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlarsınız?
62-63. “Bu iki cennetten başka iki cennet daha vardır. Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?” Bu iki cennetin dışında onlara iki cennet daha verilecektir. Onlar için iki cennet daha vardır. Bunlar oda içinde oda olabileceği gibi, cennet içinde cennet anlamına da gelebilecektir. Ya da verilen iki cennetin dışında ayrıca iki cennet daha verilecek demektir. Yani önceki verilen iki cennetin alt kademesi olarak onlara iki cennet daha verilecektir. Veya kitabımızın başka âyetlerinin beyanıyla mukarra-bûn, sabikûn, ashabu’l-yemin gibi özelliklere sahip mü’minlere çeşitli derecelerde cennetler verilecektir. Öyleyse Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlarsınız?
64-69. “Renkleri koyu yeşildir. Öyleyken, Rabbini-zin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız? İkisinde de durmadan fışkıran iki kaynak vardır. Öyleyken, Rabbini-zin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız? İkisinde de türlü türlü meyveler, hurmalıklar ve nar ağaçları vardır. Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?” Bu iki cennetlerde öyle yeşillikler vardır ki, koyu yeşildir onlar. Ağaçlar iyi sulandığı için sürekli kopkoyu bir yeşillik içindedir. Bakanların gözlerine sürûr, gönüllerine huzur verecek, bediî zevklerini okşayacak yeşillikte, tazelikte ve canlılıktadır. Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlarsınız? İkisinde de durmadan fışkıran, devamlı akıp duran pınarlar, çağlayanlar vardır. Hal böyleyken Rabbinizin hangi nimetini yalanlarsınız? Yine o iki cennette de türlü türlü meyveler, hurmalıklar, nar ağaçları vardır. Bunların ilk bakışta görünüşleri dünyadaki hurmalara, narlara benzeyecek, ama yenildiği zaman onlarla hiç alâkası olmayan çok farklı tatlarda, çok farklı güzelliklerde olacaklar. Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlarsınız?
64-69. “Renkleri koyu yeşildir. Öyleyken, Rabbini-zin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız? İkisinde de durmadan fışkıran iki kaynak vardır. Öyleyken, Rabbini-zin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız? İkisinde de türlü türlü meyveler, hurmalıklar ve nar ağaçları vardır. Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?” Bu iki cennetlerde öyle yeşillikler vardır ki, koyu yeşildir onlar. Ağaçlar iyi sulandığı için sürekli kopkoyu bir yeşillik içindedir. Bakanların gözlerine sürûr, gönüllerine huzur verecek, bediî zevklerini okşayacak yeşillikte, tazelikte ve canlılıktadır. Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlarsınız? İkisinde de durmadan fışkıran, devamlı akıp duran pınarlar, çağlayanlar vardır. Hal böyleyken Rabbinizin hangi nimetini yalanlarsınız? Yine o iki cennette de türlü türlü meyveler, hurmalıklar, nar ağaçları vardır. Bunların ilk bakışta görünüşleri dünyadaki hurmalara, narlara benzeyecek, ama yenildiği zaman onlarla hiç alâkası olmayan çok farklı tatlarda, çok farklı güzelliklerde olacaklar. Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlarsınız?
64-69. “Renkleri koyu yeşildir. Öyleyken, Rabbini-zin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız? İkisinde de durmadan fışkıran iki kaynak vardır. Öyleyken, Rabbini-zin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız? İkisinde de türlü türlü meyveler, hurmalıklar ve nar ağaçları vardır. Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?” Bu iki cennetlerde öyle yeşillikler vardır ki, koyu yeşildir onlar. Ağaçlar iyi sulandığı için sürekli kopkoyu bir yeşillik içindedir. Bakanların gözlerine sürûr, gönüllerine huzur verecek, bediî zevklerini okşayacak yeşillikte, tazelikte ve canlılıktadır. Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlarsınız? İkisinde de durmadan fışkıran, devamlı akıp duran pınarlar, çağlayanlar vardır. Hal böyleyken Rabbinizin hangi nimetini yalanlarsınız? Yine o iki cennette de türlü türlü meyveler, hurmalıklar, nar ağaçları vardır. Bunların ilk bakışta görünüşleri dünyadaki hurmalara, narlara benzeyecek, ama yenildiği zaman onlarla hiç alâkası olmayan çok farklı tatlarda, çok farklı güzelliklerde olacaklar. Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlarsınız?
64-69. “Renkleri koyu yeşildir. Öyleyken, Rabbini-zin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız? İkisinde de durmadan fışkıran iki kaynak vardır. Öyleyken, Rabbini-zin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız? İkisinde de türlü türlü meyveler, hurmalıklar ve nar ağaçları vardır. Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?” Bu iki cennetlerde öyle yeşillikler vardır ki, koyu yeşildir onlar. Ağaçlar iyi sulandığı için sürekli kopkoyu bir yeşillik içindedir. Bakanların gözlerine sürûr, gönüllerine huzur verecek, bediî zevklerini okşayacak yeşillikte, tazelikte ve canlılıktadır. Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlarsınız? İkisinde de durmadan fışkıran, devamlı akıp duran pınarlar, çağlayanlar vardır. Hal böyleyken Rabbinizin hangi nimetini yalanlarsınız? Yine o iki cennette de türlü türlü meyveler, hurmalıklar, nar ağaçları vardır. Bunların ilk bakışta görünüşleri dünyadaki hurmalara, narlara benzeyecek, ama yenildiği zaman onlarla hiç alâkası olmayan çok farklı tatlarda, çok farklı güzelliklerde olacaklar. Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlarsınız?
64-69. “Renkleri koyu yeşildir. Öyleyken, Rabbini-zin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız? İkisinde de durmadan fışkıran iki kaynak vardır. Öyleyken, Rabbini-zin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız? İkisinde de türlü türlü meyveler, hurmalıklar ve nar ağaçları vardır. Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?” Bu iki cennetlerde öyle yeşillikler vardır ki, koyu yeşildir onlar. Ağaçlar iyi sulandığı için sürekli kopkoyu bir yeşillik içindedir. Bakanların gözlerine sürûr, gönüllerine huzur verecek, bediî zevklerini okşayacak yeşillikte, tazelikte ve canlılıktadır. Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlarsınız? İkisinde de durmadan fışkıran, devamlı akıp duran pınarlar, çağlayanlar vardır. Hal böyleyken Rabbinizin hangi nimetini yalanlarsınız? Yine o iki cennette de türlü türlü meyveler, hurmalıklar, nar ağaçları vardır. Bunların ilk bakışta görünüşleri dünyadaki hurmalara, narlara benzeyecek, ama yenildiği zaman onlarla hiç alâkası olmayan çok farklı tatlarda, çok farklı güzelliklerde olacaklar. Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlarsınız?
64-69. “Renkleri koyu yeşildir. Öyleyken, Rabbini-zin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız? İkisinde de durmadan fışkıran iki kaynak vardır. Öyleyken, Rabbini-zin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız? İkisinde de türlü türlü meyveler, hurmalıklar ve nar ağaçları vardır. Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?” Bu iki cennetlerde öyle yeşillikler vardır ki, koyu yeşildir onlar. Ağaçlar iyi sulandığı için sürekli kopkoyu bir yeşillik içindedir. Bakanların gözlerine sürûr, gönüllerine huzur verecek, bediî zevklerini okşayacak yeşillikte, tazelikte ve canlılıktadır. Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlarsınız? İkisinde de durmadan fışkıran, devamlı akıp duran pınarlar, çağlayanlar vardır. Hal böyleyken Rabbinizin hangi nimetini yalanlarsınız? Yine o iki cennette de türlü türlü meyveler, hurmalıklar, nar ağaçları vardır. Bunların ilk bakışta görünüşleri dünyadaki hurmalara, narlara benzeyecek, ama yenildiği zaman onlarla hiç alâkası olmayan çok farklı tatlarda, çok farklı güzelliklerde olacaklar. Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlarsınız?
70-73. “Oralarda iyi huylu güzel kadınlar vardır. Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız? Çadırlar içinde ceylan gözlüler vardır. Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?” Yine orada, o cennetlerde iyi huylu, güzel kadınlar vardır. Fitne-fesat, dedikodu, gıybet bilmez, itaatsizlik, serkeşlik tanımaz, tertemiz huylu kadınlar vardır. Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlarsınız? Bu nimetlerin hangisini göz ardı edip arkaya atabilirsiniz? Hangisini değersiz görebilirsiniz? Hangisini arzu etmezsiniz? Hangisini küçük ve değersiz görebilirsiniz? Aynı zamanda o hûriler, o ceylan gözlüler çadırların içindedirler. Çadırlar içinde ceylan gözlü dilberler vardır. Sadece çadırlarının içinde duran, o çadırlara mahsus, sadece erkeklerini gözleyen, gözlerinin siyahı çok siyah, beyazı da çok beyaz güzeller vardır. Sadece kocalarını gözleyen, sadece onlara hizmet eden, sadece onlardan zevk alan, sadece onlar için hazırlanıp süslenen dilberler vardır. Öyleyken Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlarsınız?
70-73. “Oralarda iyi huylu güzel kadınlar vardır. Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız? Çadırlar içinde ceylan gözlüler vardır. Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?” Yine orada, o cennetlerde iyi huylu, güzel kadınlar vardır. Fitne-fesat, dedikodu, gıybet bilmez, itaatsizlik, serkeşlik tanımaz, tertemiz huylu kadınlar vardır. Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlarsınız? Bu nimetlerin hangisini göz ardı edip arkaya atabilirsiniz? Hangisini değersiz görebilirsiniz? Hangisini arzu etmezsiniz? Hangisini küçük ve değersiz görebilirsiniz? Aynı zamanda o hûriler, o ceylan gözlüler çadırların içindedirler. Çadırlar içinde ceylan gözlü dilberler vardır. Sadece çadırlarının içinde duran, o çadırlara mahsus, sadece erkeklerini gözleyen, gözlerinin siyahı çok siyah, beyazı da çok beyaz güzeller vardır. Sadece kocalarını gözleyen, sadece onlara hizmet eden, sadece onlardan zevk alan, sadece onlar için hazırlanıp süslenen dilberler vardır. Öyleyken Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlarsınız?
70-73. “Oralarda iyi huylu güzel kadınlar vardır. Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız? Çadırlar içinde ceylan gözlüler vardır. Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?” Yine orada, o cennetlerde iyi huylu, güzel kadınlar vardır. Fitne-fesat, dedikodu, gıybet bilmez, itaatsizlik, serkeşlik tanımaz, tertemiz huylu kadınlar vardır. Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlarsınız? Bu nimetlerin hangisini göz ardı edip arkaya atabilirsiniz? Hangisini değersiz görebilirsiniz? Hangisini arzu etmezsiniz? Hangisini küçük ve değersiz görebilirsiniz? Aynı zamanda o hûriler, o ceylan gözlüler çadırların içindedirler. Çadırlar içinde ceylan gözlü dilberler vardır. Sadece çadırlarının içinde duran, o çadırlara mahsus, sadece erkeklerini gözleyen, gözlerinin siyahı çok siyah, beyazı da çok beyaz güzeller vardır. Sadece kocalarını gözleyen, sadece onlara hizmet eden, sadece onlardan zevk alan, sadece onlar için hazırlanıp süslenen dilberler vardır. Öyleyken Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlarsınız?
70-73. “Oralarda iyi huylu güzel kadınlar vardır. Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız? Çadırlar içinde ceylan gözlüler vardır. Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?” Yine orada, o cennetlerde iyi huylu, güzel kadınlar vardır. Fitne-fesat, dedikodu, gıybet bilmez, itaatsizlik, serkeşlik tanımaz, tertemiz huylu kadınlar vardır. Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlarsınız? Bu nimetlerin hangisini göz ardı edip arkaya atabilirsiniz? Hangisini değersiz görebilirsiniz? Hangisini arzu etmezsiniz? Hangisini küçük ve değersiz görebilirsiniz? Aynı zamanda o hûriler, o ceylan gözlüler çadırların içindedirler. Çadırlar içinde ceylan gözlü dilberler vardır. Sadece çadırlarının içinde duran, o çadırlara mahsus, sadece erkeklerini gözleyen, gözlerinin siyahı çok siyah, beyazı da çok beyaz güzeller vardır. Sadece kocalarını gözleyen, sadece onlara hizmet eden, sadece onlardan zevk alan, sadece onlar için hazırlanıp süslenen dilberler vardır. Öyleyken Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlarsınız?
74-75. “Oralara daha önce insan da, cin de dokunmamıştır. Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?” Daha önce hiçbir cin ve insan eli değmemiş tertemiz, bâkire kadınlardır onlar. Tıpkı dünyada olduğu gibi namus, iffet ve hayâ timsali kadınlardır onlar. Gözlerin görmediği, kulakların duymadığı, kimsenin güzelliklerini hayal bile edemeyeceği kadınlar… Hal böyleyken Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlarsınız?
74-75. “Oralara daha önce insan da, cin de dokunmamıştır. Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?” Daha önce hiçbir cin ve insan eli değmemiş tertemiz, bâkire kadınlardır onlar. Tıpkı dünyada olduğu gibi namus, iffet ve hayâ timsali kadınlardır onlar. Gözlerin görmediği, kulakların duymadığı, kimsenin güzelliklerini hayal bile edemeyeceği kadınlar… Hal böyleyken Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlarsınız?
76-77. “Cennetlikler orada yeşil yastıklara ve harikulâde işlemeli döşeklere yaslanırlar. Öyleyken, Rabbini-zin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?” Orada mü’minler ipekten yapılmış yeşil döşemelerin, harikulâde işlemeli yeşil yastıkların üzerine otururlar, yaslanırlar. Nâdide halıların üzerine yaslanıp otururlar. Dünyada insanların bir ömür boyu elde edebilmek için arkasından koştuğu halıların, döşemelerin üzerine otururlar orada. Keyif çatarlar, zevklenirler. Hiçbir sıkıntı çekmez, hiçbir mahrumiyet tatmazlar. Öyleyken Rabbinizin hangi nimetlerini yalan sayarsınız?
76-77. “Cennetlikler orada yeşil yastıklara ve harikulâde işlemeli döşeklere yaslanırlar. Öyleyken, Rabbini-zin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?” Orada mü’minler ipekten yapılmış yeşil döşemelerin, harikulâde işlemeli yeşil yastıkların üzerine otururlar, yaslanırlar. Nâdide halıların üzerine yaslanıp otururlar. Dünyada insanların bir ömür boyu elde edebilmek için arkasından koştuğu halıların, döşemelerin üzerine otururlar orada. Keyif çatarlar, zevklenirler. Hiçbir sıkıntı çekmez, hiçbir mahrumiyet tatmazlar. Öyleyken Rabbinizin hangi nimetlerini yalan sayarsınız?
78. “Büyük ve pek cömert olan Rabbinin adı ne yü-cedir!” İşte çok yüce, işte sonsuz ikram sahibi olan, lütfu ve ihsanına sınır olmayan, haşmeti, ululuğu da çok yüce olan Rabbinin ismi ne yüce oldu! Ne mübarek oldu! Ne bereketli, ne ulu oldu! Çünkü bütün bu nimetleri hazırlamak, bütün bu nimetlere güç yetirmek sadece ulu olan, çok yüce olan Allah’a mahsustur. Böyle bir Celâl sıfatına, böyle bir azâmete, böyle bir ihsan ve ikram özelliğine sahip olmayan birinin bütün bunları hazırlaması asla mümkün değildir. Güç kudret sahibi, celâl, ikram sahibi olmayan birinin ne böyle bir cehennem hazırlamaya, ne de böyle akla hayale gelmedik nimetler dolu bir cennet hazırlamaya gücü yeter. Rabbimiz bu sûresinde mü’min kulları için hazırladığı cennetlerini ve nimetlerini anlattı. Sonra da buyurdu ki, işte böyle bir Allah’ın adı yücedir, işte böyle bir Allah’ın ismi mübarektir. Yüceltilmesi, mü-bâreklenmesi, tebrik edilmesi, kulluk edilmesi, teşekkür edilmesi gereken sadece O’dur. Velî kabul edilip kararları uygulanması, çektiği yere gidilmesi, adı yüceltilmesi, hamd edilmesi gereken sadece O’-dur. Allah tüm noksan sıfatlardan münezzehtir. İşte böyle bir Allah’a kul olmak, böyle bir Allah’ı dinlemek, böyle bir Allah’ın istediği hayatı yaşamak zorundayız. İşte kendimizi böyle bir Allah’a sevdirmek, beğendirmek, böyle bir Allah’ın gazabından korumak zorundayız. İşte hayat, işte fırsat, işte dünya ve işte hayatın sahibi Allah... Buyurun, eğer cehennem istiyorsanız ona yönelik bir hayat yaşayın, yok eğer böyle güzel bir cennet istiyorsanız O’na kulluğa koşun, O’-nun istediği bir hayatı yaşamaya ve kendinizi O’na beğendirmeye çalışın. Yaşadığınız bu hayatın sonunda nereyi istiyorsanız ona göre he-sap yapın. Allah yardımcımız olsun. Vel hamdü lillahi Rabbi’l âlemîn.