Vegere rûpela Tefsîr-i Sa'dî

Tefsîra Sûreya Âl-î Îmrân — Ebdurehman b. Nasir es-Se’dî (Tefsîr-i Sa'dî)

200 ayetRûpel 1 / 9

1- Elif, Lâm, Mîm. 2- Allah... O’ndan başka (hak) ilâh yoktur, Hayy’dır, Kayyûm’dur. 3, 4- O, sana Kitab’ı hak ile öncekileri tasdik edici olarak indirdi. Tevrat ve İncil’i de bundan önce, insanlara yol gösterici olarak indirmişti. Furkan’ı da indirdi. Allah’ın âyetlerini inkar edenler için hiç şüphesiz şiddetli bir azap var. Allah Azizdir, intikam sahibidir. 5- Şüphe yok ki ne yerde ne de gökte hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz. 6- Rahimlerde sizi dilediği gibi şekillendiren O’dur. O’ndan başka (hak) ilâh yoktur; Azîz’dir, Hakîm’dir.

(Medine’de inmiştir, 200 âyettir)
1. “Elif, lâm, mim” bunlar anlamlarını Allah’tan başka hiçbir kimsenin bilmediği harflerdir.
2. Yüce Allah kendisinin “Hayy” yani kâmil bir hayat sahibi olduğunu, “Kayyum” yani zatı ile kâim ve kullarının hallerini idare edip düzene koyan olduğunu haber vermektedir. O, onların gerek dini hallerini gerekse de dünyevî ve kaderî hallerini idare edip düzene koymuştur.
3-4. Rasûlü Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e kendisinde hiçbir şüphe bulunmayan bir surette hak ile Kitab’ı indirmiştir. Bu Kitabın kendisi hakkı kapsamaktadır ve “öncekileri” indirilmiş kitapları da “tasdik edici olarak” indirilmiş bulunmaktadır. Yani bu kitap da ondan önceki kitapların tanıklık ettiği hususlara tanıklık etmiştir, onlara uygundur ve o kitapları getiren peygamberleri de tasdik etmiştir. Aynı şekilde “Tevrat ve İncil’i de bundan” yani bu kitaptan “önce insanlara yol gösterici olarak indirmişti.” Yüce Allah, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem ve ona indirdiği büyük Kitab ile risaleti kemale erdirmiş ve sonlandırmıştır. İndirdiği bu Kitabı sayesinde Allah bütün insanlara sapıklıklardan hidâyete çıkma ve cehaletlerden kurtulma yolunu göstermiştir. Hak ile batılı, mutluluk ile bedbahtlığı, Sırat-ı Müstakim ile cehenneme giden yolu birbirinden ayırt etmiştir. Bu Kitaba iman edip hidâyet bulan kimseler bu yolla pek çok hayır elde ederler, dünya ve âhiretin mükâfaatını kazanırlar. “Allah’ın” Kitabında ve Rasûlü vasıtası ile açık seçik bildirdiği “âyetlerini inkar edenler için hiç şüphesiz şiddetli bir azap var. Allah Azîzdir” kendisine isyan edenlere karşı “intikam sahibidir.”
5-6. Yüce Allah’ın Kayyûm oluşunun bir gereği olarak O’nun ilmi, bütün yaratılmışları kuşatmıştır. “ne yerde ne de gökte hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz” gebelerin karnındakilere varıncaya kadar her şeyi bilir. “sizi dilediği gibi” erkek ya da dişi, yaratılışı tam yahut eksik olarak “şekillendiren O’dur.” Sizler O’nun yaratmasının çeşitli aşamalarının ve hikmetinin harikulade hallerinin birinden diğerine geçersiniz. İşte kullarını bu şekilde yaratan ve onları yarattığı andan itibaren en nihaî hallerine kadar bütün aşamalarda ileri derecede itina gösteren zatın bu hususların hiçbirisinde ortağı olamaz. O nedenle de O’ndan başka hiçbir kimse de ibadete hak sahibi olamaz:“O’ndan başka (hak) ilâh yoktur.”“Azîz’dir” Gücü ile bütün mahlukatı emrine boyun eğdiren, herhangi bir eksiklikle vasfedilmekten yahut yerilmekten uzak olandır, “Hakîm’dir” yaratmasında ve şeriatında hikmeti sonsuz olandır.

1- Elif, Lâm, Mîm. 2- Allah... O’ndan başka (hak) ilâh yoktur, Hayy’dır, Kayyûm’dur. 3, 4- O, sana Kitab’ı hak ile öncekileri tasdik edici olarak indirdi. Tevrat ve İncil’i de bundan önce, insanlara yol gösterici olarak indirmişti. Furkan’ı da indirdi. Allah’ın âyetlerini inkar edenler için hiç şüphesiz şiddetli bir azap var. Allah Azizdir, intikam sahibidir. 5- Şüphe yok ki ne yerde ne de gökte hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz. 6- Rahimlerde sizi dilediği gibi şekillendiren O’dur. O’ndan başka (hak) ilâh yoktur; Azîz’dir, Hakîm’dir.

(Medine’de inmiştir, 200 âyettir)
1. “Elif, lâm, mim” bunlar anlamlarını Allah’tan başka hiçbir kimsenin bilmediği harflerdir.
2. Yüce Allah kendisinin “Hayy” yani kâmil bir hayat sahibi olduğunu, “Kayyum” yani zatı ile kâim ve kullarının hallerini idare edip düzene koyan olduğunu haber vermektedir. O, onların gerek dini hallerini gerekse de dünyevî ve kaderî hallerini idare edip düzene koymuştur.
3-4. Rasûlü Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e kendisinde hiçbir şüphe bulunmayan bir surette hak ile Kitab’ı indirmiştir. Bu Kitabın kendisi hakkı kapsamaktadır ve “öncekileri” indirilmiş kitapları da “tasdik edici olarak” indirilmiş bulunmaktadır. Yani bu kitap da ondan önceki kitapların tanıklık ettiği hususlara tanıklık etmiştir, onlara uygundur ve o kitapları getiren peygamberleri de tasdik etmiştir. Aynı şekilde “Tevrat ve İncil’i de bundan” yani bu kitaptan “önce insanlara yol gösterici olarak indirmişti.” Yüce Allah, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem ve ona indirdiği büyük Kitab ile risaleti kemale erdirmiş ve sonlandırmıştır. İndirdiği bu Kitabı sayesinde Allah bütün insanlara sapıklıklardan hidâyete çıkma ve cehaletlerden kurtulma yolunu göstermiştir. Hak ile batılı, mutluluk ile bedbahtlığı, Sırat-ı Müstakim ile cehenneme giden yolu birbirinden ayırt etmiştir. Bu Kitaba iman edip hidâyet bulan kimseler bu yolla pek çok hayır elde ederler, dünya ve âhiretin mükâfaatını kazanırlar. “Allah’ın” Kitabında ve Rasûlü vasıtası ile açık seçik bildirdiği “âyetlerini inkar edenler için hiç şüphesiz şiddetli bir azap var. Allah Azîzdir” kendisine isyan edenlere karşı “intikam sahibidir.”
5-6. Yüce Allah’ın Kayyûm oluşunun bir gereği olarak O’nun ilmi, bütün yaratılmışları kuşatmıştır. “ne yerde ne de gökte hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz” gebelerin karnındakilere varıncaya kadar her şeyi bilir. “sizi dilediği gibi” erkek ya da dişi, yaratılışı tam yahut eksik olarak “şekillendiren O’dur.” Sizler O’nun yaratmasının çeşitli aşamalarının ve hikmetinin harikulade hallerinin birinden diğerine geçersiniz. İşte kullarını bu şekilde yaratan ve onları yarattığı andan itibaren en nihaî hallerine kadar bütün aşamalarda ileri derecede itina gösteren zatın bu hususların hiçbirisinde ortağı olamaz. O nedenle de O’ndan başka hiçbir kimse de ibadete hak sahibi olamaz:“O’ndan başka (hak) ilâh yoktur.”“Azîz’dir” Gücü ile bütün mahlukatı emrine boyun eğdiren, herhangi bir eksiklikle vasfedilmekten yahut yerilmekten uzak olandır, “Hakîm’dir” yaratmasında ve şeriatında hikmeti sonsuz olandır.

1- Elif, Lâm, Mîm. 2- Allah... O’ndan başka (hak) ilâh yoktur, Hayy’dır, Kayyûm’dur. 3, 4- O, sana Kitab’ı hak ile öncekileri tasdik edici olarak indirdi. Tevrat ve İncil’i de bundan önce, insanlara yol gösterici olarak indirmişti. Furkan’ı da indirdi. Allah’ın âyetlerini inkar edenler için hiç şüphesiz şiddetli bir azap var. Allah Azizdir, intikam sahibidir. 5- Şüphe yok ki ne yerde ne de gökte hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz. 6- Rahimlerde sizi dilediği gibi şekillendiren O’dur. O’ndan başka (hak) ilâh yoktur; Azîz’dir, Hakîm’dir.

(Medine’de inmiştir, 200 âyettir)
1. “Elif, lâm, mim” bunlar anlamlarını Allah’tan başka hiçbir kimsenin bilmediği harflerdir.
2. Yüce Allah kendisinin “Hayy” yani kâmil bir hayat sahibi olduğunu, “Kayyum” yani zatı ile kâim ve kullarının hallerini idare edip düzene koyan olduğunu haber vermektedir. O, onların gerek dini hallerini gerekse de dünyevî ve kaderî hallerini idare edip düzene koymuştur.
3-4. Rasûlü Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e kendisinde hiçbir şüphe bulunmayan bir surette hak ile Kitab’ı indirmiştir. Bu Kitabın kendisi hakkı kapsamaktadır ve “öncekileri” indirilmiş kitapları da “tasdik edici olarak” indirilmiş bulunmaktadır. Yani bu kitap da ondan önceki kitapların tanıklık ettiği hususlara tanıklık etmiştir, onlara uygundur ve o kitapları getiren peygamberleri de tasdik etmiştir. Aynı şekilde “Tevrat ve İncil’i de bundan” yani bu kitaptan “önce insanlara yol gösterici olarak indirmişti.” Yüce Allah, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem ve ona indirdiği büyük Kitab ile risaleti kemale erdirmiş ve sonlandırmıştır. İndirdiği bu Kitabı sayesinde Allah bütün insanlara sapıklıklardan hidâyete çıkma ve cehaletlerden kurtulma yolunu göstermiştir. Hak ile batılı, mutluluk ile bedbahtlığı, Sırat-ı Müstakim ile cehenneme giden yolu birbirinden ayırt etmiştir. Bu Kitaba iman edip hidâyet bulan kimseler bu yolla pek çok hayır elde ederler, dünya ve âhiretin mükâfaatını kazanırlar. “Allah’ın” Kitabında ve Rasûlü vasıtası ile açık seçik bildirdiği “âyetlerini inkar edenler için hiç şüphesiz şiddetli bir azap var. Allah Azîzdir” kendisine isyan edenlere karşı “intikam sahibidir.”
5-6. Yüce Allah’ın Kayyûm oluşunun bir gereği olarak O’nun ilmi, bütün yaratılmışları kuşatmıştır. “ne yerde ne de gökte hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz” gebelerin karnındakilere varıncaya kadar her şeyi bilir. “sizi dilediği gibi” erkek ya da dişi, yaratılışı tam yahut eksik olarak “şekillendiren O’dur.” Sizler O’nun yaratmasının çeşitli aşamalarının ve hikmetinin harikulade hallerinin birinden diğerine geçersiniz. İşte kullarını bu şekilde yaratan ve onları yarattığı andan itibaren en nihaî hallerine kadar bütün aşamalarda ileri derecede itina gösteren zatın bu hususların hiçbirisinde ortağı olamaz. O nedenle de O’ndan başka hiçbir kimse de ibadete hak sahibi olamaz:“O’ndan başka (hak) ilâh yoktur.”“Azîz’dir” Gücü ile bütün mahlukatı emrine boyun eğdiren, herhangi bir eksiklikle vasfedilmekten yahut yerilmekten uzak olandır, “Hakîm’dir” yaratmasında ve şeriatında hikmeti sonsuz olandır.

1- Elif, Lâm, Mîm. 2- Allah... O’ndan başka (hak) ilâh yoktur, Hayy’dır, Kayyûm’dur. 3, 4- O, sana Kitab’ı hak ile öncekileri tasdik edici olarak indirdi. Tevrat ve İncil’i de bundan önce, insanlara yol gösterici olarak indirmişti. Furkan’ı da indirdi. Allah’ın âyetlerini inkar edenler için hiç şüphesiz şiddetli bir azap var. Allah Azizdir, intikam sahibidir. 5- Şüphe yok ki ne yerde ne de gökte hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz. 6- Rahimlerde sizi dilediği gibi şekillendiren O’dur. O’ndan başka (hak) ilâh yoktur; Azîz’dir, Hakîm’dir.

(Medine’de inmiştir, 200 âyettir)
1. “Elif, lâm, mim” bunlar anlamlarını Allah’tan başka hiçbir kimsenin bilmediği harflerdir.
2. Yüce Allah kendisinin “Hayy” yani kâmil bir hayat sahibi olduğunu, “Kayyum” yani zatı ile kâim ve kullarının hallerini idare edip düzene koyan olduğunu haber vermektedir. O, onların gerek dini hallerini gerekse de dünyevî ve kaderî hallerini idare edip düzene koymuştur.
3-4. Rasûlü Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e kendisinde hiçbir şüphe bulunmayan bir surette hak ile Kitab’ı indirmiştir. Bu Kitabın kendisi hakkı kapsamaktadır ve “öncekileri” indirilmiş kitapları da “tasdik edici olarak” indirilmiş bulunmaktadır. Yani bu kitap da ondan önceki kitapların tanıklık ettiği hususlara tanıklık etmiştir, onlara uygundur ve o kitapları getiren peygamberleri de tasdik etmiştir. Aynı şekilde “Tevrat ve İncil’i de bundan” yani bu kitaptan “önce insanlara yol gösterici olarak indirmişti.” Yüce Allah, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem ve ona indirdiği büyük Kitab ile risaleti kemale erdirmiş ve sonlandırmıştır. İndirdiği bu Kitabı sayesinde Allah bütün insanlara sapıklıklardan hidâyete çıkma ve cehaletlerden kurtulma yolunu göstermiştir. Hak ile batılı, mutluluk ile bedbahtlığı, Sırat-ı Müstakim ile cehenneme giden yolu birbirinden ayırt etmiştir. Bu Kitaba iman edip hidâyet bulan kimseler bu yolla pek çok hayır elde ederler, dünya ve âhiretin mükâfaatını kazanırlar. “Allah’ın” Kitabında ve Rasûlü vasıtası ile açık seçik bildirdiği “âyetlerini inkar edenler için hiç şüphesiz şiddetli bir azap var. Allah Azîzdir” kendisine isyan edenlere karşı “intikam sahibidir.”
5-6. Yüce Allah’ın Kayyûm oluşunun bir gereği olarak O’nun ilmi, bütün yaratılmışları kuşatmıştır. “ne yerde ne de gökte hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz” gebelerin karnındakilere varıncaya kadar her şeyi bilir. “sizi dilediği gibi” erkek ya da dişi, yaratılışı tam yahut eksik olarak “şekillendiren O’dur.” Sizler O’nun yaratmasının çeşitli aşamalarının ve hikmetinin harikulade hallerinin birinden diğerine geçersiniz. İşte kullarını bu şekilde yaratan ve onları yarattığı andan itibaren en nihaî hallerine kadar bütün aşamalarda ileri derecede itina gösteren zatın bu hususların hiçbirisinde ortağı olamaz. O nedenle de O’ndan başka hiçbir kimse de ibadete hak sahibi olamaz:“O’ndan başka (hak) ilâh yoktur.”“Azîz’dir” Gücü ile bütün mahlukatı emrine boyun eğdiren, herhangi bir eksiklikle vasfedilmekten yahut yerilmekten uzak olandır, “Hakîm’dir” yaratmasında ve şeriatında hikmeti sonsuz olandır.

1- Elif, Lâm, Mîm. 2- Allah... O’ndan başka (hak) ilâh yoktur, Hayy’dır, Kayyûm’dur. 3, 4- O, sana Kitab’ı hak ile öncekileri tasdik edici olarak indirdi. Tevrat ve İncil’i de bundan önce, insanlara yol gösterici olarak indirmişti. Furkan’ı da indirdi. Allah’ın âyetlerini inkar edenler için hiç şüphesiz şiddetli bir azap var. Allah Azizdir, intikam sahibidir. 5- Şüphe yok ki ne yerde ne de gökte hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz. 6- Rahimlerde sizi dilediği gibi şekillendiren O’dur. O’ndan başka (hak) ilâh yoktur; Azîz’dir, Hakîm’dir.

(Medine’de inmiştir, 200 âyettir)
1. “Elif, lâm, mim” bunlar anlamlarını Allah’tan başka hiçbir kimsenin bilmediği harflerdir.
2. Yüce Allah kendisinin “Hayy” yani kâmil bir hayat sahibi olduğunu, “Kayyum” yani zatı ile kâim ve kullarının hallerini idare edip düzene koyan olduğunu haber vermektedir. O, onların gerek dini hallerini gerekse de dünyevî ve kaderî hallerini idare edip düzene koymuştur.
3-4. Rasûlü Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e kendisinde hiçbir şüphe bulunmayan bir surette hak ile Kitab’ı indirmiştir. Bu Kitabın kendisi hakkı kapsamaktadır ve “öncekileri” indirilmiş kitapları da “tasdik edici olarak” indirilmiş bulunmaktadır. Yani bu kitap da ondan önceki kitapların tanıklık ettiği hususlara tanıklık etmiştir, onlara uygundur ve o kitapları getiren peygamberleri de tasdik etmiştir. Aynı şekilde “Tevrat ve İncil’i de bundan” yani bu kitaptan “önce insanlara yol gösterici olarak indirmişti.” Yüce Allah, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem ve ona indirdiği büyük Kitab ile risaleti kemale erdirmiş ve sonlandırmıştır. İndirdiği bu Kitabı sayesinde Allah bütün insanlara sapıklıklardan hidâyete çıkma ve cehaletlerden kurtulma yolunu göstermiştir. Hak ile batılı, mutluluk ile bedbahtlığı, Sırat-ı Müstakim ile cehenneme giden yolu birbirinden ayırt etmiştir. Bu Kitaba iman edip hidâyet bulan kimseler bu yolla pek çok hayır elde ederler, dünya ve âhiretin mükâfaatını kazanırlar. “Allah’ın” Kitabında ve Rasûlü vasıtası ile açık seçik bildirdiği “âyetlerini inkar edenler için hiç şüphesiz şiddetli bir azap var. Allah Azîzdir” kendisine isyan edenlere karşı “intikam sahibidir.”
5-6. Yüce Allah’ın Kayyûm oluşunun bir gereği olarak O’nun ilmi, bütün yaratılmışları kuşatmıştır. “ne yerde ne de gökte hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz” gebelerin karnındakilere varıncaya kadar her şeyi bilir. “sizi dilediği gibi” erkek ya da dişi, yaratılışı tam yahut eksik olarak “şekillendiren O’dur.” Sizler O’nun yaratmasının çeşitli aşamalarının ve hikmetinin harikulade hallerinin birinden diğerine geçersiniz. İşte kullarını bu şekilde yaratan ve onları yarattığı andan itibaren en nihaî hallerine kadar bütün aşamalarda ileri derecede itina gösteren zatın bu hususların hiçbirisinde ortağı olamaz. O nedenle de O’ndan başka hiçbir kimse de ibadete hak sahibi olamaz:“O’ndan başka (hak) ilâh yoktur.”“Azîz’dir” Gücü ile bütün mahlukatı emrine boyun eğdiren, herhangi bir eksiklikle vasfedilmekten yahut yerilmekten uzak olandır, “Hakîm’dir” yaratmasında ve şeriatında hikmeti sonsuz olandır.

1- Elif, Lâm, Mîm. 2- Allah... O’ndan başka (hak) ilâh yoktur, Hayy’dır, Kayyûm’dur. 3, 4- O, sana Kitab’ı hak ile öncekileri tasdik edici olarak indirdi. Tevrat ve İncil’i de bundan önce, insanlara yol gösterici olarak indirmişti. Furkan’ı da indirdi. Allah’ın âyetlerini inkar edenler için hiç şüphesiz şiddetli bir azap var. Allah Azizdir, intikam sahibidir. 5- Şüphe yok ki ne yerde ne de gökte hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz. 6- Rahimlerde sizi dilediği gibi şekillendiren O’dur. O’ndan başka (hak) ilâh yoktur; Azîz’dir, Hakîm’dir.

(Medine’de inmiştir, 200 âyettir)
1. “Elif, lâm, mim” bunlar anlamlarını Allah’tan başka hiçbir kimsenin bilmediği harflerdir.
2. Yüce Allah kendisinin “Hayy” yani kâmil bir hayat sahibi olduğunu, “Kayyum” yani zatı ile kâim ve kullarının hallerini idare edip düzene koyan olduğunu haber vermektedir. O, onların gerek dini hallerini gerekse de dünyevî ve kaderî hallerini idare edip düzene koymuştur.
3-4. Rasûlü Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e kendisinde hiçbir şüphe bulunmayan bir surette hak ile Kitab’ı indirmiştir. Bu Kitabın kendisi hakkı kapsamaktadır ve “öncekileri” indirilmiş kitapları da “tasdik edici olarak” indirilmiş bulunmaktadır. Yani bu kitap da ondan önceki kitapların tanıklık ettiği hususlara tanıklık etmiştir, onlara uygundur ve o kitapları getiren peygamberleri de tasdik etmiştir. Aynı şekilde “Tevrat ve İncil’i de bundan” yani bu kitaptan “önce insanlara yol gösterici olarak indirmişti.” Yüce Allah, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem ve ona indirdiği büyük Kitab ile risaleti kemale erdirmiş ve sonlandırmıştır. İndirdiği bu Kitabı sayesinde Allah bütün insanlara sapıklıklardan hidâyete çıkma ve cehaletlerden kurtulma yolunu göstermiştir. Hak ile batılı, mutluluk ile bedbahtlığı, Sırat-ı Müstakim ile cehenneme giden yolu birbirinden ayırt etmiştir. Bu Kitaba iman edip hidâyet bulan kimseler bu yolla pek çok hayır elde ederler, dünya ve âhiretin mükâfaatını kazanırlar. “Allah’ın” Kitabında ve Rasûlü vasıtası ile açık seçik bildirdiği “âyetlerini inkar edenler için hiç şüphesiz şiddetli bir azap var. Allah Azîzdir” kendisine isyan edenlere karşı “intikam sahibidir.”
5-6. Yüce Allah’ın Kayyûm oluşunun bir gereği olarak O’nun ilmi, bütün yaratılmışları kuşatmıştır. “ne yerde ne de gökte hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz” gebelerin karnındakilere varıncaya kadar her şeyi bilir. “sizi dilediği gibi” erkek ya da dişi, yaratılışı tam yahut eksik olarak “şekillendiren O’dur.” Sizler O’nun yaratmasının çeşitli aşamalarının ve hikmetinin harikulade hallerinin birinden diğerine geçersiniz. İşte kullarını bu şekilde yaratan ve onları yarattığı andan itibaren en nihaî hallerine kadar bütün aşamalarda ileri derecede itina gösteren zatın bu hususların hiçbirisinde ortağı olamaz. O nedenle de O’ndan başka hiçbir kimse de ibadete hak sahibi olamaz:“O’ndan başka (hak) ilâh yoktur.”“Azîz’dir” Gücü ile bütün mahlukatı emrine boyun eğdiren, herhangi bir eksiklikle vasfedilmekten yahut yerilmekten uzak olandır, “Hakîm’dir” yaratmasında ve şeriatında hikmeti sonsuz olandır.

7- Sana Kitabı indiren O’dur. Ondan bir kısım âyetler muhkemdir. Bunlar Kitabın anasıdır. Diğer bir kısmı da müteşabihtir. Kalbinde eğrilik bulunanlar sırf fitne aramak ve onu te’vil etmek için onun müteşabih olanına uyarlar. Halbuki onun te’vilini Allah’tan başkası bilmez. İlimde derinleşmiş olanlar ise:“Biz ona iman ettik, hepsi Rabbimiz katındandır” derler. Olgun akıllılardan başkası düşünüp öğüt almaz. 8- “Rabbimiz! Bizi doğru yola ulaştırdıktan sonra kalplerimizi saptırma! Bize katından bir rahmet bağışla! Şüphesiz Vehhâb olan yalnız Sensin!”

7. Yüce Allah, azametinin ve kayyûmiyetinin kemalinin bir tecellisi olarak bu yüce Kitab’ı indirenin yalnız kendisi olduğunu haber vermektedir. Bu, öyle bir Kitaptır ki hidâyete iletmesi, belağatı, i’cazı, insanların durumlarını ıslah edip düzeltmesi bakımından benzeri veya ona yakın bir eşi bulunmamaktadır ve bulunmayacaktır. Bu Kitap anlamları gâyet açık seçik, başkasına benzeşip karışmayan muhkem buyruklar ihtiva eder. Bu Kitabın bir bölüm âyetleri de müteşabihtir. Farklı birkaç anlama gelme ihtimali vardır; fakat muhkemlerin ışığında ele alınmadıkları sürece yalnızca müteşabihlerin ele alınması halinde iki ihtimalden herhangi birisini tayin etmek imkânı yoktur. İşte kalplerinde hastalık, eğrilik ve sapma bulunan kimseler, kötü maksatları dolayısı ile müteşabih olana uyarlar ve o buyrukları kendi batıl kanaatlerine, asılsız görüşlerine delil gösterirler. Bundan maksatları ise Kitab’ı tahrif etmek, hem başkalarını saptırsınlar, hem kendileri sapsınlar diye onu kendi meşreb ve görüşlerine uygun te’vil etmektir. İlim ehli olup o kitapta derin bilgi sahibi bulunan ve kesin yakîn ile bilginin kalplerinin derinliklerine yerleşerek salih amellerde bulunmalarını ve marifet sahibi olmalarını sağladığı kimseler ise Kur’ân-ı Kerîm’in tümünün Allah tarafından geldiğini, muhkemi ile müteşabihi ile hepsinin hak olduğunu, hakkın bünyesi içerisinde ise çelişki ve tutarsızlık olmayacağını çok iyi bilirler. Onlar muhkem buyrukların anlam itibarıyla gâyet açık ve beyanlarının da gâyet sarih olduğunu bildikleri için, eksik bilgi ve az marifet dolayısı ile şaşkınlığa düşmeye sebep teşkil eden müteşabihleri o muhkemlere havale ederler. Müteşabih buyrukları muhkemin ışığında anlamak sureti ile de Kur’ân-ı Kerîm tümüyle muhkem olur. Ayrıca onlar:“Biz ona iman ettik, hepsi Rabbimiz katındandır, derler. Olgun akıllılardan” sağlam akıl sahibi kimselerden “başkası” faydalı hususları ve isabetli bilgileri “düşünüp öğüt almaz.” İşte bu buyrukta bu şekilde davranmanın, olgun akıl sahibi olmanın alâmetlerinden olduğuna, müteşabihlere tabi olmanın da hastalıklı görüş ve basit akıl sahibi, kötü maksatlı kimselerin niteliklerinden olduğuna delil vardır. Yüce Allah’ın:“Halbuki O’nun tevilini Allah’tan başkası bilmez” buyruğunda geçen “te’vil” kelimesi ile işlerin âkıbetinin, hakikatinin ve nereye varacaklarının bilinmesi kast edilecek olursa o takdirde: “إلا اللّٰه” üzerinde vakıf yapmak gerekir. Çünkü bu anlamı ile te’vili yalnızca Allah bilir. Şâyet te’vil ile tefsir ve sözün anlamının bilinmesi kastedilir ise o takdirde vakıf yapılmadan okunması daha uygun olur. Zira o takdirde bu, “ilimde derinleşmiş olanlar” hakkında bir övgü olur. (Buna göre anlam şöyle olur:“Hâlbuki onun te’vilini (tefsirini ve anlamını) ancak Allah ve ilimde derinleşmiş olanlar bilir.”) Böylece ilimde derinleşmiş olanların muhkem ve müteşabihleri ile Kitap ve Sünnetin naslarını nasıl anlayacaklarını bildikleri ifade edilmiş olur. İşte bu konumda insanların, sapanlar ve istikamet üzere olanlar olmak üzere ikiye ayrılmaları söz konusu olduğundan dolayı ilimde derinleşmiş olanlar Yüce Allah’a iman üzere kendilerine sebat vermesini dileyerek şöylece dua ederler:
8. “Rabbimiz, Bizi doğru yola ulaştırdıktan sonra kalplerimizi saptırma” haktan batıla doğru meylettirme, çevirme; “bize katından” kendisi vasıtası ile hallerimizin ıslah olacağı “bir rahmet bağışla. Şüphesiz Vehhâb olan yalnız Sensin!” yani lütfu ve bağışı pek çok olan Sensin. İşte bu âyet-i kerime müteşabih buyruklar ile ilgili izlenmesi gereken yola bir örnek olarak gösterilebilir. Şöyle ki Yüce Allah, ilimde derinleşmiş olan kimselerin kendisinden, kendilerine hidâyet verdikten sonra kalplerini saptırmamasını istediklerini bildirmektedir. Başka bir takım âyet-i kerimelerde ise sapık kimselerin kalplerinin sapmalarına sebep teşkil eden hususları haber vermekte ve esasen bunun kendi kazandıkları ameller yüzünden olduklarını belirtmektedir:“Onlar sapıp eğrilince Allah da kalplerini saptırdı.”(es-Saff, 61/5); “Ve sonra yüz çevirip giderler, Allah da onların kalblerini ters çevirir.”(et-Tevbe, 9/127); “İlk defa ona iman etmedikleri gibi (yine iman etmezler) biz de onların kalplerini ve gözlerini (haktan) çeviririz (de onu ne görür ne de kavrarlar).”(el-En’am, 6/110) Buna göre kul, Rabbinden yüz çevirip O’nun düşmanları ile dost olur, hakkı gördüğünde haktan yüz çevirir, batılı gördüğünde onu seçip tercih edecek olursa Yüce Allah kendisi için seçtiği şeye onu yöneltir, kalbini -sapmasının bir cezası olarak- haktan saptırıp uzaklaştırır. Bununla Allah o kimseye zulmetmiş olmaz. Aksine o kendi kendisine zulmetmiştir. O bakımdan kötülüğü çokça emreden nefsinden başka hiçbir kimseyi kınamamalıdır. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır.

7- Sana Kitabı indiren O’dur. Ondan bir kısım âyetler muhkemdir. Bunlar Kitabın anasıdır. Diğer bir kısmı da müteşabihtir. Kalbinde eğrilik bulunanlar sırf fitne aramak ve onu te’vil etmek için onun müteşabih olanına uyarlar. Halbuki onun te’vilini Allah’tan başkası bilmez. İlimde derinleşmiş olanlar ise:“Biz ona iman ettik, hepsi Rabbimiz katındandır” derler. Olgun akıllılardan başkası düşünüp öğüt almaz. 8- “Rabbimiz! Bizi doğru yola ulaştırdıktan sonra kalplerimizi saptırma! Bize katından bir rahmet bağışla! Şüphesiz Vehhâb olan yalnız Sensin!”

7. Yüce Allah, azametinin ve kayyûmiyetinin kemalinin bir tecellisi olarak bu yüce Kitab’ı indirenin yalnız kendisi olduğunu haber vermektedir. Bu, öyle bir Kitaptır ki hidâyete iletmesi, belağatı, i’cazı, insanların durumlarını ıslah edip düzeltmesi bakımından benzeri veya ona yakın bir eşi bulunmamaktadır ve bulunmayacaktır. Bu Kitap anlamları gâyet açık seçik, başkasına benzeşip karışmayan muhkem buyruklar ihtiva eder. Bu Kitabın bir bölüm âyetleri de müteşabihtir. Farklı birkaç anlama gelme ihtimali vardır; fakat muhkemlerin ışığında ele alınmadıkları sürece yalnızca müteşabihlerin ele alınması halinde iki ihtimalden herhangi birisini tayin etmek imkânı yoktur. İşte kalplerinde hastalık, eğrilik ve sapma bulunan kimseler, kötü maksatları dolayısı ile müteşabih olana uyarlar ve o buyrukları kendi batıl kanaatlerine, asılsız görüşlerine delil gösterirler. Bundan maksatları ise Kitab’ı tahrif etmek, hem başkalarını saptırsınlar, hem kendileri sapsınlar diye onu kendi meşreb ve görüşlerine uygun te’vil etmektir. İlim ehli olup o kitapta derin bilgi sahibi bulunan ve kesin yakîn ile bilginin kalplerinin derinliklerine yerleşerek salih amellerde bulunmalarını ve marifet sahibi olmalarını sağladığı kimseler ise Kur’ân-ı Kerîm’in tümünün Allah tarafından geldiğini, muhkemi ile müteşabihi ile hepsinin hak olduğunu, hakkın bünyesi içerisinde ise çelişki ve tutarsızlık olmayacağını çok iyi bilirler. Onlar muhkem buyrukların anlam itibarıyla gâyet açık ve beyanlarının da gâyet sarih olduğunu bildikleri için, eksik bilgi ve az marifet dolayısı ile şaşkınlığa düşmeye sebep teşkil eden müteşabihleri o muhkemlere havale ederler. Müteşabih buyrukları muhkemin ışığında anlamak sureti ile de Kur’ân-ı Kerîm tümüyle muhkem olur. Ayrıca onlar:“Biz ona iman ettik, hepsi Rabbimiz katındandır, derler. Olgun akıllılardan” sağlam akıl sahibi kimselerden “başkası” faydalı hususları ve isabetli bilgileri “düşünüp öğüt almaz.” İşte bu buyrukta bu şekilde davranmanın, olgun akıl sahibi olmanın alâmetlerinden olduğuna, müteşabihlere tabi olmanın da hastalıklı görüş ve basit akıl sahibi, kötü maksatlı kimselerin niteliklerinden olduğuna delil vardır. Yüce Allah’ın:“Halbuki O’nun tevilini Allah’tan başkası bilmez” buyruğunda geçen “te’vil” kelimesi ile işlerin âkıbetinin, hakikatinin ve nereye varacaklarının bilinmesi kast edilecek olursa o takdirde: “إلا اللّٰه” üzerinde vakıf yapmak gerekir. Çünkü bu anlamı ile te’vili yalnızca Allah bilir. Şâyet te’vil ile tefsir ve sözün anlamının bilinmesi kastedilir ise o takdirde vakıf yapılmadan okunması daha uygun olur. Zira o takdirde bu, “ilimde derinleşmiş olanlar” hakkında bir övgü olur. (Buna göre anlam şöyle olur:“Hâlbuki onun te’vilini (tefsirini ve anlamını) ancak Allah ve ilimde derinleşmiş olanlar bilir.”) Böylece ilimde derinleşmiş olanların muhkem ve müteşabihleri ile Kitap ve Sünnetin naslarını nasıl anlayacaklarını bildikleri ifade edilmiş olur. İşte bu konumda insanların, sapanlar ve istikamet üzere olanlar olmak üzere ikiye ayrılmaları söz konusu olduğundan dolayı ilimde derinleşmiş olanlar Yüce Allah’a iman üzere kendilerine sebat vermesini dileyerek şöylece dua ederler:
8. “Rabbimiz, Bizi doğru yola ulaştırdıktan sonra kalplerimizi saptırma” haktan batıla doğru meylettirme, çevirme; “bize katından” kendisi vasıtası ile hallerimizin ıslah olacağı “bir rahmet bağışla. Şüphesiz Vehhâb olan yalnız Sensin!” yani lütfu ve bağışı pek çok olan Sensin. İşte bu âyet-i kerime müteşabih buyruklar ile ilgili izlenmesi gereken yola bir örnek olarak gösterilebilir. Şöyle ki Yüce Allah, ilimde derinleşmiş olan kimselerin kendisinden, kendilerine hidâyet verdikten sonra kalplerini saptırmamasını istediklerini bildirmektedir. Başka bir takım âyet-i kerimelerde ise sapık kimselerin kalplerinin sapmalarına sebep teşkil eden hususları haber vermekte ve esasen bunun kendi kazandıkları ameller yüzünden olduklarını belirtmektedir:“Onlar sapıp eğrilince Allah da kalplerini saptırdı.”(es-Saff, 61/5); “Ve sonra yüz çevirip giderler, Allah da onların kalblerini ters çevirir.”(et-Tevbe, 9/127); “İlk defa ona iman etmedikleri gibi (yine iman etmezler) biz de onların kalplerini ve gözlerini (haktan) çeviririz (de onu ne görür ne de kavrarlar).”(el-En’am, 6/110) Buna göre kul, Rabbinden yüz çevirip O’nun düşmanları ile dost olur, hakkı gördüğünde haktan yüz çevirir, batılı gördüğünde onu seçip tercih edecek olursa Yüce Allah kendisi için seçtiği şeye onu yöneltir, kalbini -sapmasının bir cezası olarak- haktan saptırıp uzaklaştırır. Bununla Allah o kimseye zulmetmiş olmaz. Aksine o kendi kendisine zulmetmiştir. O bakımdan kötülüğü çokça emreden nefsinden başka hiçbir kimseyi kınamamalıdır. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır.

9- “Rabbimiz; kendisinde hiçbir şüphe olmayan bir günde insanları toplayacak olan muhakkak Sensin. Elbette Allah sözünden dönmez.”

9. “Rabbimiz; kendisinde hiçbir şüphe olmayan bir günde insanları toplayacak olan muhakkak Sensin…” Bu, ilimde derinleşmiş onların sözlerinin bir devamıdır. Bu dua öldükten sonra dirilişin ve amellerin karşılığının verilmesinin ikrarı, tam bir yakîni ve Yüce Allah’ın mutlaka vaad ettiği şeyi gerçekleştireceğine imanı ihtiva etmektedir. Böyle bir iman ise bunun gereği olan ameli ve böyle bir güne tam bir hazırlığı beraberinde getirir. Öldükten sonra diriliş ve amellerin karşılığının görüleceğine dair iman kalplerin ıslahının esasıdır. Hayra rağbet edip ona yönelmenin, şerden kaçınmanın da temelidir. Bunlar ise bütün hayırların başını teşkil etmektedir.

10- Kâfirlere ne mallarının, ne de evlatlarının Allah’a karşı hiçbir faydası olmayacaktır. İşte ateşin yakacağı da onlardır. 11- Tıpkı Firavun hanedanı ve onlardan önce gelenlerin yaptıkları gibi. Âyetlerimizi yalanladılar. Allah da onları günahlarından dolayı yakalayıverdi. Allah cezası pek şiddetli olandır.

10-11. Yüce Allah Kıyamet gününü söz konusu ettikten sonra Allah’a küfredenlerin, peygamberlerini yalanlayanların cehenneme girmelerinin ve orayı boylamalarının kaçınılmaz olduğunu zikretmektedir. Bunların malları ve evlatları Allah’ın azabına karşı kendilerine herhangi bir fayda sağlamayacaktır. Dünya hayatında da başlarına, Firavun’un ve Allah’ın âyetlerini yalanlayan diğer ümmetlerin başına gelen ceza ve azapların benzerinin geleceğini bildirmektedir ki “Allah onları günahlarından dolayı yakalayıverdi” ve onlara uhrevi cezalar ile birleştirilecek şekilde dünyevi cezaları da derhal verdi. “Allah cezası pek şiddetli olandır.” Sakın O’nun cezasını küçümsemeye kalkışmayın, böyle yaparsanız küfür ve yalanlamayı sürdürmek size kolay gelir.

10- Kâfirlere ne mallarının, ne de evlatlarının Allah’a karşı hiçbir faydası olmayacaktır. İşte ateşin yakacağı da onlardır. 11- Tıpkı Firavun hanedanı ve onlardan önce gelenlerin yaptıkları gibi. Âyetlerimizi yalanladılar. Allah da onları günahlarından dolayı yakalayıverdi. Allah cezası pek şiddetli olandır.

10-11. Yüce Allah Kıyamet gününü söz konusu ettikten sonra Allah’a küfredenlerin, peygamberlerini yalanlayanların cehenneme girmelerinin ve orayı boylamalarının kaçınılmaz olduğunu zikretmektedir. Bunların malları ve evlatları Allah’ın azabına karşı kendilerine herhangi bir fayda sağlamayacaktır. Dünya hayatında da başlarına, Firavun’un ve Allah’ın âyetlerini yalanlayan diğer ümmetlerin başına gelen ceza ve azapların benzerinin geleceğini bildirmektedir ki “Allah onları günahlarından dolayı yakalayıverdi” ve onlara uhrevi cezalar ile birleştirilecek şekilde dünyevi cezaları da derhal verdi. “Allah cezası pek şiddetli olandır.” Sakın O’nun cezasını küçümsemeye kalkışmayın, böyle yaparsanız küfür ve yalanlamayı sürdürmek size kolay gelir.

12- O kâfirlere de ki:“Yakında yenileceksiniz ve toplanıp cehenneme sürüleceksiniz. O ne kötü döşektir!” 13- (Bedir’de) karşılaşan iki toplulukta sizin için gereçkten bir ibret vardır: Bir topluluk Allah yolunda savaşıyordu, diğeri ise kâfirdi ve onlar, diğerlerini (Allah yolunda savaşanları) gözleri ile kendilerinin iki katı görüyorlardı. Allah yardımı ile dilediğini destekler. Şüphesiz bunda basiret sahipleri için bir ibret vardır.

12-13. Bu buyruklar mü’minler için bir hayır ve müjde, kâfirler için de bir korkutmadır. Allah Dünya’da kafirlerin mutlaka yenileceklerini bildirmektedir. Nitekim iş Yüce Allah’ın haber verdiği şekilde gerçekleşmiş ve benzeri görülmedik bir şekilde yenik düşmüşlerdir. Yüce Allah Bedir’de meydana gelen olayları, Peygamberinin doğruluğuna, onun hak üzere bulunduğuna, düşmanlarının da batıl üzere olduklarına delalet eden ilâhi belgelerden birisi kılmıştır. O savaşta iki kesim karşı karşıya gelmişti. Mü’minler tarafı ancak üç yüz on küsür kişi idi ve hazırlıkları da azdı. Onlar az olmakla birlikte kâfirler bin kişiye yakın idiler. Ayrıca silâh ve diğer gereçleri itibari ile de hazırlıkları tamdı. Yüce Allah yardımı ile mü’minleri destekledi ve Allah’ın izni ile mü’minler kâfirleri yendi. İşte bu olayda basiret sahibi kimselere büyük bir ibret vardır. Şâyet bu, batıl ile karşılaştığında onu darmadağın ve yok eden hakkın ta kendisi olmasa idi sonucun -maddi sebeplere göre- tam aksi olması gerekirdi.

12- O kâfirlere de ki:“Yakında yenileceksiniz ve toplanıp cehenneme sürüleceksiniz. O ne kötü döşektir!” 13- (Bedir’de) karşılaşan iki toplulukta sizin için gereçkten bir ibret vardır: Bir topluluk Allah yolunda savaşıyordu, diğeri ise kâfirdi ve onlar, diğerlerini (Allah yolunda savaşanları) gözleri ile kendilerinin iki katı görüyorlardı. Allah yardımı ile dilediğini destekler. Şüphesiz bunda basiret sahipleri için bir ibret vardır.

12-13. Bu buyruklar mü’minler için bir hayır ve müjde, kâfirler için de bir korkutmadır. Allah Dünya’da kafirlerin mutlaka yenileceklerini bildirmektedir. Nitekim iş Yüce Allah’ın haber verdiği şekilde gerçekleşmiş ve benzeri görülmedik bir şekilde yenik düşmüşlerdir. Yüce Allah Bedir’de meydana gelen olayları, Peygamberinin doğruluğuna, onun hak üzere bulunduğuna, düşmanlarının da batıl üzere olduklarına delalet eden ilâhi belgelerden birisi kılmıştır. O savaşta iki kesim karşı karşıya gelmişti. Mü’minler tarafı ancak üç yüz on küsür kişi idi ve hazırlıkları da azdı. Onlar az olmakla birlikte kâfirler bin kişiye yakın idiler. Ayrıca silâh ve diğer gereçleri itibari ile de hazırlıkları tamdı. Yüce Allah yardımı ile mü’minleri destekledi ve Allah’ın izni ile mü’minler kâfirleri yendi. İşte bu olayda basiret sahibi kimselere büyük bir ibret vardır. Şâyet bu, batıl ile karşılaştığında onu darmadağın ve yok eden hakkın ta kendisi olmasa idi sonucun -maddi sebeplere göre- tam aksi olması gerekirdi.

14- Kadınlar, oğullar, yığın yığın yüklerle altın ve gümüş, salma güzel atlar, davarlar ve ekinler gibi arzulanan şeylere düşkünlük, insanlara süslü gösterildi. Bunlar dünya hayatının (geçici) faydalarıdır. Güzel dönüş yeri ise Allah nezdindedir. 15- De ki: “Size bunlardan daha hayırlısını haber vereyim mi? Takvâ sahipleri için Rableri nezdinde altlarından ırmaklar akan cennetler vardır. Orada ebedi kalacaklardır. Onlar için tertemiz zevceler ve Allah’tan da bir rıza vardır. Allah kullarını hakkıyla görendir.

14. Yüce Allah bu iki âyet-i kerimede dünya hayatını âhirete tercih hususunda insanların durumunu ve iki yurt arasındaki büyük farklılığı ve muazzam ayrılığı haber vermektedir. Yine insanlara bu dünyevi süslerin, cazip ve güzel gösterildiğini, onların da gözlerini bunlara diktiklerini, kalplerine tatlı geldiğini, nefislerin bunlarla zevk alıp lezzetlerine varmaya yöneldiklerini haber vermektedir. Her bir kesim bu türlerden birisine meyleder, bu süslü gördükleri şeyi elde etmek için bütün gayretlerini ortaya koyar ve bunun bilgilerinin vardığı son nokta olarak kabul ederler. Buna rağmen bütün bunlar dünya hayatının az olan faydasıdır ve kısa bir süre içerisinde geçip gidecektir. İşte “Bunlar dünya hayatının (geçici) faydalarıdır. Güzel dönüş yeri ise Allah nezdindedir.”
15. Daha sonra Yüce Allah, Allah’tan sakınan, O’na kulluk eden takva sahipleri için bu zevk ve lezzetlerden daha hayırlı olanlarının hazılanmış olduğunu haber vermektedir. Onlar için çeşit çeşit, hayırlı ve kalıcı nimetler hazırlanmıştır. Hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiçbir insanın hatırına bile gelmedik ebedi nimetler vardır. Onlar için Allah’tan bir razı oluş da vardır. Bu ise her şeyden daha büyüktür. Onlara her türlü rahatsızlık ve eksiklikten tertemiz kılınmış zevceler de vardır. Onların huyları güzel, yaratılışları da mükemmeldir. Zira bir şeyin nefyedilmesi (olmadığının söylenmesi) onun zıddının varlığını gerektirir. İşte bu zevcelerin rahatsızlık verici hususlardan arındırılmış olmaları da kemal sıfatları ile nitelendirilmelerini gerektirmektedir. “Allah kullarını hakkıyla görendir.” Dolaysıyla da onlardan her birisi ne için yaratılmış ise onu, o kimselere kolaylaştırır. Mutlu ve bahtiyar olanlara bu kalıcı âhiret yurdu için amelde bulunmayı kolaylaştırır. Onlar da bu dünya hayatından Allah’a ibadet ve O’na itaatte kendilerine yardım ve destek sağlayacak şeyleri alırlar. Bedbaht ve haktan yüz çeviren kimselere gelince onlar da kendilerine yaraşır amelleri işlerler, dünya hayatından razı ve memnun olur, bu hayata meyleder ve bu hayatı kalıcı kabul ederler.

14- Kadınlar, oğullar, yığın yığın yüklerle altın ve gümüş, salma güzel atlar, davarlar ve ekinler gibi arzulanan şeylere düşkünlük, insanlara süslü gösterildi. Bunlar dünya hayatının (geçici) faydalarıdır. Güzel dönüş yeri ise Allah nezdindedir. 15- De ki: “Size bunlardan daha hayırlısını haber vereyim mi? Takvâ sahipleri için Rableri nezdinde altlarından ırmaklar akan cennetler vardır. Orada ebedi kalacaklardır. Onlar için tertemiz zevceler ve Allah’tan da bir rıza vardır. Allah kullarını hakkıyla görendir.

14. Yüce Allah bu iki âyet-i kerimede dünya hayatını âhirete tercih hususunda insanların durumunu ve iki yurt arasındaki büyük farklılığı ve muazzam ayrılığı haber vermektedir. Yine insanlara bu dünyevi süslerin, cazip ve güzel gösterildiğini, onların da gözlerini bunlara diktiklerini, kalplerine tatlı geldiğini, nefislerin bunlarla zevk alıp lezzetlerine varmaya yöneldiklerini haber vermektedir. Her bir kesim bu türlerden birisine meyleder, bu süslü gördükleri şeyi elde etmek için bütün gayretlerini ortaya koyar ve bunun bilgilerinin vardığı son nokta olarak kabul ederler. Buna rağmen bütün bunlar dünya hayatının az olan faydasıdır ve kısa bir süre içerisinde geçip gidecektir. İşte “Bunlar dünya hayatının (geçici) faydalarıdır. Güzel dönüş yeri ise Allah nezdindedir.”
15. Daha sonra Yüce Allah, Allah’tan sakınan, O’na kulluk eden takva sahipleri için bu zevk ve lezzetlerden daha hayırlı olanlarının hazılanmış olduğunu haber vermektedir. Onlar için çeşit çeşit, hayırlı ve kalıcı nimetler hazırlanmıştır. Hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiçbir insanın hatırına bile gelmedik ebedi nimetler vardır. Onlar için Allah’tan bir razı oluş da vardır. Bu ise her şeyden daha büyüktür. Onlara her türlü rahatsızlık ve eksiklikten tertemiz kılınmış zevceler de vardır. Onların huyları güzel, yaratılışları da mükemmeldir. Zira bir şeyin nefyedilmesi (olmadığının söylenmesi) onun zıddının varlığını gerektirir. İşte bu zevcelerin rahatsızlık verici hususlardan arındırılmış olmaları da kemal sıfatları ile nitelendirilmelerini gerektirmektedir. “Allah kullarını hakkıyla görendir.” Dolaysıyla da onlardan her birisi ne için yaratılmış ise onu, o kimselere kolaylaştırır. Mutlu ve bahtiyar olanlara bu kalıcı âhiret yurdu için amelde bulunmayı kolaylaştırır. Onlar da bu dünya hayatından Allah’a ibadet ve O’na itaatte kendilerine yardım ve destek sağlayacak şeyleri alırlar. Bedbaht ve haktan yüz çeviren kimselere gelince onlar da kendilerine yaraşır amelleri işlerler, dünya hayatından razı ve memnun olur, bu hayata meyleder ve bu hayatı kalıcı kabul ederler.

16, 17- Onlar:“Rabbimiz, biz gerçekten iman ettik, günahlarımızı bağışla ve bizi ateş azabından koru.” diyen, sabreden, sadık olan, kunut eden, infak eden ve seher vakitlerinde mağfiret dileyen kimselerdir.

16-17. İlimde derinleşmiş, ilim ve iman ehli kimseler, günahlarının bağışlanması ve cehennem azabından korunmak için imanları ile Rablerine yalvarır ve yönelirler. İşte bu, Yüce Allah’ın sevdiği vesilelerden (tevessül çeşitlerinden)dir. Kul Rabbine, Allah’ın kendisine lütfetmiş olduğu iman ve salih amelleri vesile kılarak Allah’ın kendi üzerindeki nimetlerini -mükâfaatın elde edilmesi ve cezanın da uzaklaştırılması sureti ile- tamamlamasını ister. Daha sonra Yüce Allah bu hayırlı kullarını en güzel nitelikler ile vasfetmektedir ki bunların ilki “Allah’ın rızasını isteyerek nefsi, Allah’ın sevdiği şeylerin sınırında tutmak” demek olan sabırdır. Onlar Allah’a itaat üzere sabrederler, O’nun masiyetlerine karşı sabrederler ve can yakıcı ilahi takdire sabrederler. Söz ve fiillerde “sıdk/doğruluk” da onların sıfatlarındandır. “Sıdk”, iç ile dışın aynı olması ve Sırat-i Müstakimi izlemekte samimi ve kararlı olmak demektir. Yine “gönülden boyun eğmek ve itaat üzere devam etmek” demek olan kunût da onların sıfatları arasındadır. Hayır yollarında fakirlere ve muhtaçlara infak etmek, özellikle de seher vakitlerinde Allah’tan mağfiret dilemek de bu hayırlı kulların nitelikleri arasındadır. Bunlar gece namazlarını seher vaktine kadar devam ettirirler ve bu vakitte de oturup Yüce Allah’tan mağfiret dilerler.

16, 17- Onlar:“Rabbimiz, biz gerçekten iman ettik, günahlarımızı bağışla ve bizi ateş azabından koru.” diyen, sabreden, sadık olan, kunut eden, infak eden ve seher vakitlerinde mağfiret dileyen kimselerdir.

16-17. İlimde derinleşmiş, ilim ve iman ehli kimseler, günahlarının bağışlanması ve cehennem azabından korunmak için imanları ile Rablerine yalvarır ve yönelirler. İşte bu, Yüce Allah’ın sevdiği vesilelerden (tevessül çeşitlerinden)dir. Kul Rabbine, Allah’ın kendisine lütfetmiş olduğu iman ve salih amelleri vesile kılarak Allah’ın kendi üzerindeki nimetlerini -mükâfaatın elde edilmesi ve cezanın da uzaklaştırılması sureti ile- tamamlamasını ister. Daha sonra Yüce Allah bu hayırlı kullarını en güzel nitelikler ile vasfetmektedir ki bunların ilki “Allah’ın rızasını isteyerek nefsi, Allah’ın sevdiği şeylerin sınırında tutmak” demek olan sabırdır. Onlar Allah’a itaat üzere sabrederler, O’nun masiyetlerine karşı sabrederler ve can yakıcı ilahi takdire sabrederler. Söz ve fiillerde “sıdk/doğruluk” da onların sıfatlarındandır. “Sıdk”, iç ile dışın aynı olması ve Sırat-i Müstakimi izlemekte samimi ve kararlı olmak demektir. Yine “gönülden boyun eğmek ve itaat üzere devam etmek” demek olan kunût da onların sıfatları arasındadır. Hayır yollarında fakirlere ve muhtaçlara infak etmek, özellikle de seher vakitlerinde Allah’tan mağfiret dilemek de bu hayırlı kulların nitelikleri arasındadır. Bunlar gece namazlarını seher vaktine kadar devam ettirirler ve bu vakitte de oturup Yüce Allah’tan mağfiret dilerler.

18- Allah adaleti ortaya koyarak kendisinden başka (hak) ilâh olmadığına şehadet etti. Melekler ve ilim sahipleri de (buna şahitlik ettiler). O’ndan başka (hak) ilâh yoktur, Azîz’dir, Hakîm’dir.

18. “Allah adaleti ortaya koyarak kendisinden başka (hak) ilâh olmadığına şehadet etti.” İşte bu yüce ve mutlak egemen el-Melik’in, meleklerin ve ilim ehlinin yaptıkları şehadetlerin en büyüğüdür. Şahitlik ettikleri şey de hakkında şahitlik edilenlerin en üstün ve en değerlisidir. O da Yüce Allah’ın tevhidi ve O’nun adaleti ayakta tuttuğudur. Bu aynı zamanda şeriatın bütün hükümlerine ve amellerin karşılıklarına dair bütün ahkâma şehadet etmeyi de kapsar. Çünkü şeriat ve dinin aslı ve temeli, Yüce Allah’ı tevhid, yalnız O’na ibadet etmek, azamet ve kibriya sıfatlarına tek başına O’nun sahip olduğunu itiraf etmektir. Bunlar; şeref, izzet, kudret, celal, cömertlik sıfatları, iyilik, rahmet, ihsan, cemal ve yaratılmışlardan hiçbir kimsenin sayamayacağı, kısmen dahi kuşatamayacağı yahut ulaşamayacağı ya da O’na övgünün nihaî derecesine varamayacağı mutlak kemal sıfatlarının yalnız O’na ait olduğunu kabul etmektir. Şeriatın öngördüğü ibadetler, muamelat ve bunlara dair diğer hükümler, emir ve nehiyler gibi şeyler de mutlak adalettir. Bunlarda herhangi bir şekilde zulüm ve haksızlık yoktur. Aksine bütün bunlar son derece hikmetli ve muhkemdir. Aynı şekilde iyi ve kötü amellere verilecek karşılıkların hepsi de adalettir. “De ki: Kimin şahitliği en büyüktür. De ki: Allah...”(el-En’âm, 6/19) Buna göre Allah’ın tevhidi, dini ve amellere tespit ettiği karşılıkların verilmesi hususları, en ufak bir şüpheyi taşımayacak şekilde sabit olmuştur ve bunlar, hakikatlerin en büyüğü ve en açık olanıdır. Allah buna dair sayılamayacak ve hesap edilemeyecek kadar kat’i delil ve belgeyi ortaya koymuştur. Bu âyet-i kerimede ilim ve ilim adamlarının fazileti de ortaya çıkmaktadır. Çünkü Allah sair insanlar arasından özellikle onları zikretmiş ve onların şahitliklerini kendisinin ve meleklerin şahitliği ile birlikte söz konusu etmiş, ilim adamlarının şahitliğini Allah’ın tevhidine, dinine, amellerin karşılığının verileceğine dair en büyük delil ve belgeler arasında değerlendirmiş, böylece mükelleflerin bu adil ve doğru şahitliği kabul etmeleri gerektiğini vurgulamıştır. Yine bunun kapsamında ilim adamlarının adil oldukları, diğer insanların onlara tabi oldukları, ilim adamlarının ise kendilerine uyulması gereken önderler oldukları ortaya konmaktadır. Bu ise değeri ve kadri tespit edilemeyecek kadar büyük bir fazileti, şerefi ve üstün bir mevkiyi ifade eder.

19- Şüphesiz Allah katında din İslâmdır. Kendilerine Kitap verilenler ancak kendilerine ilim geldikten sonra aralarındaki kıskançlıktan dolayı ayrılığa düştüler. Kim Allah’ın âyetlerini inkâr ederse muhakkak Allah hesabı pek çabuk görendir.

19. “Şüphesiz Allah katında din İslâmdır.” Yüce Allah, katında kendisinden başka gerçek dinin bulunmadığı ve kendisinden başkasının makbul sayılmayacağı dinin İslam olduğunu haber veriyor. İslâm ise zahiren ve batınen Allah’ın peygamberleri vasıtası ile teşrî buyurduğu şekilde yalnızca Allah’a boyun eğmektir. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Kim İslâm’dan başka bir din ararsa o, ondan asla kabul olunmaz ve o, âhirette zarara uğrayanlardan olur.”(Âl-i İmran, 3/85) Buna göre İslâm dininden başka bir dine bağlanan kimse gerçekte Allah’a boyun eğmemiş olur. Çünkü o, Allah’ın peygamberi vasıtası ile teşrî buyurduğu yolu izlememektedir. Daha sonra Yüce Allah, Kitap ehlinin bunu bildiklerini, onların inat ederek ve kıskançlıkları sebebi ile anlaşmazlığa düşüp bu doğru yoldan saptıklarını haber vermektedir. Çünkü anlaşmazlığa düşmemelerini gerektiren ve gerçek dine bağlı kalmalarını ön gören bilgi onlara ulaşmıştır. Diğer taraftan Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem de onlara peygamber olarak geldiğinde onu tam olarak tanıdılar. Kıskançlık, haksızlık ve Allah’ın âyetlerini inkara sapmaları, onları hakka uymaktan alıkoydu. “Kim Allah’ın âyetlerini inkâr ederse muhakkak Allah hesabı pek çabuk görendir.” O halde artık bunu beklesinler, şüphesiz ki o gün gelecektir ve Allah dünyada yaptıklarının karşılığı ile onları cezalandıracaktır.

20- Şayet seninle münakaşaya kalkışırlarsa de ki:“Ben yüzümü/kendimi Allah’a teslim ettim, bana uyanlar da.” Kendilerine Kitap verilenlerle ümmilere de de ki: “Siz de İslâm/teslim oldunuz mu?” Eğer İslâm/teslim olurlarsa muhakkak hidâyet bulmuş olurlar. Şâyet yüz çevirirlerse artık sana düşen ancak tebliğdir. Allah kulları çok iyi görendir.

20. “Şayet seninle münakaşaya kalkışırlarsa…” Yüce Allah, nezdinde geçerli olacak gerçek dinin İslâm olduğunu beyan etmiş, Kitap ehli de Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ile sözlü olarak tartışmaya girişmişler, bu konuda onlara karşı susturucu deliller ortaya konulmuş, ancak onlar bu delillere karşı inatla karşı koymuşlardır. Yüce Allah bunun üzerine Peygamber’e “yüzünü” yani zahiri ve batını ile kendisini Yüce Allah’a teslim ettiğini, kendisine tabi olanların durumunun da aynı olduğunu söyleyip bunu ilan etmesini emretti. Zira onlar da bu katıksız itaat ve boyun eğme hususunda ona muvafakat etmişlerdir. Yine ona bütün insanlara, hem Kitap ehline hem de “ümmilere” yani kendilerine kitap gönderilmemiş olan Araplara ve Arap olmayanlara şöyle demesini emretmiştir: Eğer İslam/teslim olursanız, dosdoğru yol, hidâyet ve hak üzeresiniz demektir. Eğer yüz çevirecek olursanız, hesabınızı görmek Allah’a aittir. Bana düşen ancak tebliğde bulunmaktır ve ben de size tebliğimi yaptım ve delili ortaya koydum.

21- Allah’ın âyetlerini inkâr edenlere, haksız yere peygamberleri öldürenlere ve insanlar arasında adaletle emreden kimseleri öldürenlere can yakıcı bir azabı müjdele! 22- İşte onlar dünyada da, âhirette de amelleri heder olmuş kimselerdir. Onların hiçbir yardımcıları da yoktur.

21-22. Yani Allah’ın âyetlerini inkar etmek, Allah’ın peygamberlerini yalanlamak, bütün insanlar üzerinde gerçekten en büyük hakka sahip olan ve insanlara, bütün din ve akılların ittifakla kabul ettiği bir değer olan adaleti emreden peygamberleri ve hidâyet önderlerini öldürmek gibi şerleri kendilerinde toplayanlar, işte bu büyük cinâyeti işleyenler “dünyada da âhirette de amelleri heder olmuş kimselerdir.” Bundan dolayı da can yakıcı azabı hak etmişlerdir. Allah’ın azabına karşı bunlara yardımcı olacak ve onları Allah’ın azabından kurtaracak bir kimse de yoktur.

21- Allah’ın âyetlerini inkâr edenlere, haksız yere peygamberleri öldürenlere ve insanlar arasında adaletle emreden kimseleri öldürenlere can yakıcı bir azabı müjdele! 22- İşte onlar dünyada da, âhirette de amelleri heder olmuş kimselerdir. Onların hiçbir yardımcıları da yoktur.

21-22. Yani Allah’ın âyetlerini inkar etmek, Allah’ın peygamberlerini yalanlamak, bütün insanlar üzerinde gerçekten en büyük hakka sahip olan ve insanlara, bütün din ve akılların ittifakla kabul ettiği bir değer olan adaleti emreden peygamberleri ve hidâyet önderlerini öldürmek gibi şerleri kendilerinde toplayanlar, işte bu büyük cinâyeti işleyenler “dünyada da âhirette de amelleri heder olmuş kimselerdir.” Bundan dolayı da can yakıcı azabı hak etmişlerdir. Allah’ın azabına karşı bunlara yardımcı olacak ve onları Allah’ın azabından kurtaracak bir kimse de yoktur.

23- Kendilerine Kitaptan bir pay verilenleri görmedin mi? Aralarında hüküm vermesi için Allah’ın Kitabına davet olunuyorlar da sonra onlardan bir grup yüz çevirip gerisin geri gidiyor. 24- Bu onların:“Sayılı günler dışında bize asla ateş dokunmayacak” demelerindendir. Uydurageldikleri şeyler, dinleri hususunda kendilerini aldatmıştır. 25- Geleceğinde hiçbir şüphe olmayan ve herkese kazandığı -hiçbir zulme uğramaksızın- eksiksiz ödeneceği bir gün için kendilerini topladığımızda (bakalım halleri) nasıl olacak?

23. Yani sen şu “kendilerine kitaptan bir pay verilenlere” bakmaz ve yaptıklarına hayret etmez misin? “Aralarında hüküm vermesi için” Allah’ın daha önceki rasûllerine indirdiklerini tasdik eden “Allah’ın kitabına çağrılıyorlar da sonra içlerinden bir grup yüz çevirip gerisin geri gidiyor” hakka uymayıp sırt çeviriyor. Bununla sanki şöyle denmektedir:“Onları bu şekilde yüz çevirmeye iten nedir? Hâlbuki ona herkesten çok onların tabi olmaları gerekir ve Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in getirdiklerinin gerçek olduğunu bütün insanlar arasında en çok onlar bilmektedirler.” Âyet-i kerime buna dair iki sebebi söz konusu etmektedir: 24. Bunların birincisi: Kendilerinin kurtulacaklarına dair batıl şahitlikleri, kendilerini bu konuda güven altında hissetmeleri, ateşin kendi bozuk hevalarına göre belirledikleri sayılı birkaç gün dışında kendilerine dokunmayacağını ileri sürmeleridir. Sanki mülkün tedbir ve takdiri onların elindeymiş gibi! Zira onlar:“Yahudi ve hıristiyan olandan başkası asla cennete giremez”(el-Bakara, 2/111) demişlerdir. Bilindiği gibi bunlar, dinen de aklen de batıl ve geçersiz temenniler, boş kuruntulardır. İkinci sebeb ise Allah’ın âyetlerini yalanlayıp Allah’a iftirada bulunduklarından şeytan kötü amellerini kendilerine süslü ve güzel gösterdi ve onlar da buna aldandılar. Yaptıklarının hak olduğu zannına kapıldılar. Bu ise onların haktan yüz çevirişlerinin bir cezasıdır. 25. Peki, böylelerinin hali ne olacak? Allah Kıyamet gününde onları bir araya toplayıp herkese amellerinin karşılıklarını eksiksiz verdiğinde, Allah’ın adaleti de kulları arasında uygulanacağında, işte o vakit onların karşı karşıya kalacakları ceza ile kaybedecekleri hayır ve mükâfaatları takdir etmeye imkân olmayacaktır. Bunun sebebi de onların kendi elleri ile kazandıklarıdır. Yoksa “Rabbin kullara zulmedici değildir.”(Fussilet, 41/46)

23- Kendilerine Kitaptan bir pay verilenleri görmedin mi? Aralarında hüküm vermesi için Allah’ın Kitabına davet olunuyorlar da sonra onlardan bir grup yüz çevirip gerisin geri gidiyor. 24- Bu onların:“Sayılı günler dışında bize asla ateş dokunmayacak” demelerindendir. Uydurageldikleri şeyler, dinleri hususunda kendilerini aldatmıştır. 25- Geleceğinde hiçbir şüphe olmayan ve herkese kazandığı -hiçbir zulme uğramaksızın- eksiksiz ödeneceği bir gün için kendilerini topladığımızda (bakalım halleri) nasıl olacak?

23. Yani sen şu “kendilerine kitaptan bir pay verilenlere” bakmaz ve yaptıklarına hayret etmez misin? “Aralarında hüküm vermesi için” Allah’ın daha önceki rasûllerine indirdiklerini tasdik eden “Allah’ın kitabına çağrılıyorlar da sonra içlerinden bir grup yüz çevirip gerisin geri gidiyor” hakka uymayıp sırt çeviriyor. Bununla sanki şöyle denmektedir:“Onları bu şekilde yüz çevirmeye iten nedir? Hâlbuki ona herkesten çok onların tabi olmaları gerekir ve Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in getirdiklerinin gerçek olduğunu bütün insanlar arasında en çok onlar bilmektedirler.” Âyet-i kerime buna dair iki sebebi söz konusu etmektedir: 24. Bunların birincisi: Kendilerinin kurtulacaklarına dair batıl şahitlikleri, kendilerini bu konuda güven altında hissetmeleri, ateşin kendi bozuk hevalarına göre belirledikleri sayılı birkaç gün dışında kendilerine dokunmayacağını ileri sürmeleridir. Sanki mülkün tedbir ve takdiri onların elindeymiş gibi! Zira onlar:“Yahudi ve hıristiyan olandan başkası asla cennete giremez”(el-Bakara, 2/111) demişlerdir. Bilindiği gibi bunlar, dinen de aklen de batıl ve geçersiz temenniler, boş kuruntulardır. İkinci sebeb ise Allah’ın âyetlerini yalanlayıp Allah’a iftirada bulunduklarından şeytan kötü amellerini kendilerine süslü ve güzel gösterdi ve onlar da buna aldandılar. Yaptıklarının hak olduğu zannına kapıldılar. Bu ise onların haktan yüz çevirişlerinin bir cezasıdır. 25. Peki, böylelerinin hali ne olacak? Allah Kıyamet gününde onları bir araya toplayıp herkese amellerinin karşılıklarını eksiksiz verdiğinde, Allah’ın adaleti de kulları arasında uygulanacağında, işte o vakit onların karşı karşıya kalacakları ceza ile kaybedecekleri hayır ve mükâfaatları takdir etmeye imkân olmayacaktır. Bunun sebebi de onların kendi elleri ile kazandıklarıdır. Yoksa “Rabbin kullara zulmedici değildir.”(Fussilet, 41/46)

23- Kendilerine Kitaptan bir pay verilenleri görmedin mi? Aralarında hüküm vermesi için Allah’ın Kitabına davet olunuyorlar da sonra onlardan bir grup yüz çevirip gerisin geri gidiyor. 24- Bu onların:“Sayılı günler dışında bize asla ateş dokunmayacak” demelerindendir. Uydurageldikleri şeyler, dinleri hususunda kendilerini aldatmıştır. 25- Geleceğinde hiçbir şüphe olmayan ve herkese kazandığı -hiçbir zulme uğramaksızın- eksiksiz ödeneceği bir gün için kendilerini topladığımızda (bakalım halleri) nasıl olacak?

23. Yani sen şu “kendilerine kitaptan bir pay verilenlere” bakmaz ve yaptıklarına hayret etmez misin? “Aralarında hüküm vermesi için” Allah’ın daha önceki rasûllerine indirdiklerini tasdik eden “Allah’ın kitabına çağrılıyorlar da sonra içlerinden bir grup yüz çevirip gerisin geri gidiyor” hakka uymayıp sırt çeviriyor. Bununla sanki şöyle denmektedir:“Onları bu şekilde yüz çevirmeye iten nedir? Hâlbuki ona herkesten çok onların tabi olmaları gerekir ve Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in getirdiklerinin gerçek olduğunu bütün insanlar arasında en çok onlar bilmektedirler.” Âyet-i kerime buna dair iki sebebi söz konusu etmektedir: 24. Bunların birincisi: Kendilerinin kurtulacaklarına dair batıl şahitlikleri, kendilerini bu konuda güven altında hissetmeleri, ateşin kendi bozuk hevalarına göre belirledikleri sayılı birkaç gün dışında kendilerine dokunmayacağını ileri sürmeleridir. Sanki mülkün tedbir ve takdiri onların elindeymiş gibi! Zira onlar:“Yahudi ve hıristiyan olandan başkası asla cennete giremez”(el-Bakara, 2/111) demişlerdir. Bilindiği gibi bunlar, dinen de aklen de batıl ve geçersiz temenniler, boş kuruntulardır. İkinci sebeb ise Allah’ın âyetlerini yalanlayıp Allah’a iftirada bulunduklarından şeytan kötü amellerini kendilerine süslü ve güzel gösterdi ve onlar da buna aldandılar. Yaptıklarının hak olduğu zannına kapıldılar. Bu ise onların haktan yüz çevirişlerinin bir cezasıdır. 25. Peki, böylelerinin hali ne olacak? Allah Kıyamet gününde onları bir araya toplayıp herkese amellerinin karşılıklarını eksiksiz verdiğinde, Allah’ın adaleti de kulları arasında uygulanacağında, işte o vakit onların karşı karşıya kalacakları ceza ile kaybedecekleri hayır ve mükâfaatları takdir etmeye imkân olmayacaktır. Bunun sebebi de onların kendi elleri ile kazandıklarıdır. Yoksa “Rabbin kullara zulmedici değildir.”(Fussilet, 41/46)

26- De ki:“Ey hükümranlığın sahibi olan Allah’ım! Sen hükümranlığı dilediğine verirsin, dilediğinden de hükümranlığı çeker alırsın. Dilediğini aziz edersin, dilediğini de zelil edersin. Hayır (tümüyle) senin elindedir. Şüphesiz Sen her şeye kadirsin. 27- Geceyi gündüze eklersin, gündüzü de geceye eklersin. Ölüden diri çıkarırsın, diriden ölü çıkarırsın ve dilediğine de hesapsız rızık verirsin.”

26-27. Yüce Allah asaleten peygamberine tebean da ümmetine hitaben işleri çekip çevirmenin, tasarrufta bulunmanın, ulvi ve süfli alemi idare etmenin yalnızca Rabbinin hakkı olduğunu, mutlak hükümranlığın ve egemenliğin, muhkem tasarrufun sadece O’nun elinde bulunduğunu, hükümranlığı dilediğine verip dilediğinden de çekip aldığını, dilediğini aziz ve dilediğini de zelil kıldığını ilan etmesini emretmektedir. O halde durum ne Kitap ehlinin ne de başkalarının temennileri ile olacak şey değildir. Aksine emir Allah’ın emridir, tedbir onun tedbiridir. Tedbir ve idaresinde kimse O’na karşı çıkamaz. Takdirinde de yardımcıya ihtiyacı yoktur. Günleri insanlar arasında dönüp dolaştırmak sureti ile mutlak tasarrufta bulunan O olduğu gibi, bizzat zamanın kendisi üzerinde de tasarruf O’nun elindedir. Şöyle ki O, gündüzü geceye, geceyi de gündüze ekler. Yani birini ötekinin yerine geçirir ve o diğerinin yerini alır, diğer taraftan birinden eksiltip diğerine ilave eder. Böylelikle yarattıklarının maslahatlarını gerçekleştirmiş olur. Yine Yüce Allah ölüden diri çıkartır. Meselâ ekini ve ağaçları tohumlarından çıkartır. Kâfirden mü’min çıkartır. Diriden de ölü çıkartır. Meselâ ekinlerden ve ağaçlardan tohumları ve çekirdekleri, uçan kuştan da yumurtayı çıkartır... Kısacası birbirine zıt şeylerin birini diğerinden çıkartan O’dur ve her şey O’na itaatle boyun eğmiştir. Yüce Allah’ın:“Hayır (tümüyle) senin elindedir” buyruğu; hayrın tamamı Sendendir demektir. İyilikleri, hayır ve güzellikleri veren yalnız Allah’tır. Şerre gelince o, Yüce Allah’a ne sıfat olarak, ne isim olarak ne de fiil olarak izafe edilmez. Ancak şer, O’nun fiillerinin sonuçlarına, kader ve kazasının kapsamına dahildir. Hayır da şer de kaza ve kaderin kapsamı içerisindedir. Allah’ın hükümranlığında O’nun dilediğinden başkası meydana gelmez. Fakat şer (edeben) Allah’a izafe edilmez. O bakımdan “hayır ve şer senin elindedir” denmez, bunun yerine Yüce Allah’ın buyurduğu ve Rasûlünün de söylediği gibi “hayır senin elindedir” denir. Bazı müfessirlerin bu konuda “şer de aynı şekilde Allah’ın elindedir” diyerek araya bir ifade yerleştirmeleri bir yanılgıdır. Zira onlar, bunu söylerken özellikle hayrın anılmasının, Allah’ın umumi (hayrı da şerri de içine alan) kaza ve kaderine aykırı olduğunu sanmışlardır. Bu kanaatlerinin cevabı ise az önce yaptığımız açıklamadadır. “Dilediğine de hesapsız rızık verirsin” buyruğuna gelince; Yüce Allah başka âyet-i kerimelerde hangi sebeplerle Allah’ın rızkına kavuşulduğunu söz konusu etmektedir. Mesela:“Kim Allah’tan sakınırsa (takvalı olursa) Allah ona bir çıkış yolu ihsan eder ve ona ummadığı bir yerden rızık verir. Kim Allah’a tevekkül ederse O kendisine yeter”(et-Talak, 65/2-3) buyruklarında olduğu gibi. O halde kullara düşen, rızkı ancak Yüce Allah’tan talep etmek ve Allah’ın kolaylaştırıp mubah kıldığı sebepler ile rızık elde etmek için çalışmaktır.

26- De ki:“Ey hükümranlığın sahibi olan Allah’ım! Sen hükümranlığı dilediğine verirsin, dilediğinden de hükümranlığı çeker alırsın. Dilediğini aziz edersin, dilediğini de zelil edersin. Hayır (tümüyle) senin elindedir. Şüphesiz Sen her şeye kadirsin. 27- Geceyi gündüze eklersin, gündüzü de geceye eklersin. Ölüden diri çıkarırsın, diriden ölü çıkarırsın ve dilediğine de hesapsız rızık verirsin.”

26-27. Yüce Allah asaleten peygamberine tebean da ümmetine hitaben işleri çekip çevirmenin, tasarrufta bulunmanın, ulvi ve süfli alemi idare etmenin yalnızca Rabbinin hakkı olduğunu, mutlak hükümranlığın ve egemenliğin, muhkem tasarrufun sadece O’nun elinde bulunduğunu, hükümranlığı dilediğine verip dilediğinden de çekip aldığını, dilediğini aziz ve dilediğini de zelil kıldığını ilan etmesini emretmektedir. O halde durum ne Kitap ehlinin ne de başkalarının temennileri ile olacak şey değildir. Aksine emir Allah’ın emridir, tedbir onun tedbiridir. Tedbir ve idaresinde kimse O’na karşı çıkamaz. Takdirinde de yardımcıya ihtiyacı yoktur. Günleri insanlar arasında dönüp dolaştırmak sureti ile mutlak tasarrufta bulunan O olduğu gibi, bizzat zamanın kendisi üzerinde de tasarruf O’nun elindedir. Şöyle ki O, gündüzü geceye, geceyi de gündüze ekler. Yani birini ötekinin yerine geçirir ve o diğerinin yerini alır, diğer taraftan birinden eksiltip diğerine ilave eder. Böylelikle yarattıklarının maslahatlarını gerçekleştirmiş olur. Yine Yüce Allah ölüden diri çıkartır. Meselâ ekini ve ağaçları tohumlarından çıkartır. Kâfirden mü’min çıkartır. Diriden de ölü çıkartır. Meselâ ekinlerden ve ağaçlardan tohumları ve çekirdekleri, uçan kuştan da yumurtayı çıkartır... Kısacası birbirine zıt şeylerin birini diğerinden çıkartan O’dur ve her şey O’na itaatle boyun eğmiştir. Yüce Allah’ın:“Hayır (tümüyle) senin elindedir” buyruğu; hayrın tamamı Sendendir demektir. İyilikleri, hayır ve güzellikleri veren yalnız Allah’tır. Şerre gelince o, Yüce Allah’a ne sıfat olarak, ne isim olarak ne de fiil olarak izafe edilmez. Ancak şer, O’nun fiillerinin sonuçlarına, kader ve kazasının kapsamına dahildir. Hayır da şer de kaza ve kaderin kapsamı içerisindedir. Allah’ın hükümranlığında O’nun dilediğinden başkası meydana gelmez. Fakat şer (edeben) Allah’a izafe edilmez. O bakımdan “hayır ve şer senin elindedir” denmez, bunun yerine Yüce Allah’ın buyurduğu ve Rasûlünün de söylediği gibi “hayır senin elindedir” denir. Bazı müfessirlerin bu konuda “şer de aynı şekilde Allah’ın elindedir” diyerek araya bir ifade yerleştirmeleri bir yanılgıdır. Zira onlar, bunu söylerken özellikle hayrın anılmasının, Allah’ın umumi (hayrı da şerri de içine alan) kaza ve kaderine aykırı olduğunu sanmışlardır. Bu kanaatlerinin cevabı ise az önce yaptığımız açıklamadadır. “Dilediğine de hesapsız rızık verirsin” buyruğuna gelince; Yüce Allah başka âyet-i kerimelerde hangi sebeplerle Allah’ın rızkına kavuşulduğunu söz konusu etmektedir. Mesela:“Kim Allah’tan sakınırsa (takvalı olursa) Allah ona bir çıkış yolu ihsan eder ve ona ummadığı bir yerden rızık verir. Kim Allah’a tevekkül ederse O kendisine yeter”(et-Talak, 65/2-3) buyruklarında olduğu gibi. O halde kullara düşen, rızkı ancak Yüce Allah’tan talep etmek ve Allah’ın kolaylaştırıp mubah kıldığı sebepler ile rızık elde etmek için çalışmaktır.

28- Mü’minler, mü’minleri bırakıp da kâfirleri dost edinmesinler. Kim bunu yaparsa Allah ile olan bağını koparmış olur. Ancak onlardan gelecek bir zarardan korunmaya çalışmanız müstesnâ. Allah sizi kendisinden sakındırıyor. Nihâyet dönüş yalnız Allah’adır.

28. “Mü’minler, mü’minleri bırakıp da kâfirleri dost edinmesinler.” Bu, Yüce Allah’ın mü’minlere koyduğu bir yasak ve bir sakındırmadır. Onlar, mü’minleri bırakıp kâfirleri dostlar edinmemelidirler. Çünkü mü’minler birbirlerinin dostlarıdır. Allah da onların dostudur. “Kim bunu” kâfirleri dost edinmeyi “yaparsa Allah ile olan bağını koparmış olur.” Yani o Allah’tan uzaktır, Allah da ondan uzaktır. Nitekim Yüce Allah bir başka yerde:“İçinizden kim onları dost edinirse muhakkak o da onlardandır”(el-Maide, 5/51) buyurmaktadır. “Ancak onlardan gelecek bir zarardan korunmaya çalışmanız müstesnâ” buyruğu da şu demektir: Ancak kâfirlere düşmanlığınızı açıkça ortaya koymanız halinde kendinize gelecek bir zarardan korkacak olursanız, bu durumda onlarla antlaşmanız ve iyi geçinmenizde size ruhsat vardır. Yoksa beraberinde yardımlaşma ve destek vermeyi de gerektiren ve kalbi sevgi demek olan dost edinmeye ise ruhsat yoktur. “Allah sizi kendisinden sakındırıyor.” O halde siz de O’ndan korkun. O’ndan korkmayı insanlardan korkmanın önüne geçirin; çünkü kulların işlerini çekip çeviren O’dur. Onların idarelerini elinde tutan O’dur, O’na döneceklerdir ve O’nun huzuruna varacaklardır. O’ndan korkmayı ve mükâfatını ummayı başka şeylerden önde tutanları pek büyük ecirlerle mükâfatlandıracaktır. Kâfirleri ve onları dost edinenleri ise dehşetli azaplarla cezalandıracaktır.

29- De ki:“Göğüslerinizindekini gizleseniz de açığa vursanız da Allah onu bilir. Göklerde ve yerde ne varsa hepsini bilir. Allah her şeye kadirdir.” 30- Her nefis yaptığı iyiliği de işlediği kötülüğü de önüne konmuş olarak bulacağı gün ister ki işlediği kötülükle arasında uzak bir mesafe bulunsun. Allah sizi kendisinden sakındırıyor. Allah kullarına karşı Raûftur.

29. “De ki: “Göğüslerinizindekini gizleseniz de açığa vursanız da Allah onu bilir.” Yüce Allah, kullar ister gizlesinler, ister açıklasınlar kalplerde bulunan şeyleri bilgisi ile kuşattığını haber vermektedir. O’nun bilgisi göklerde ve yerde bulunan her şeyi kuşatmıştır ve gizli sanılan hiçbir şey O’na gizli değildir. Bilgisinin kuşatıcılığı ile birlikte O yücedir ve her şeye gücü yetendir. Hiçbir varlık O’nun iradesine karşı koyamaz. 30. Yüce Allah kullarının, bütün hallerinde gözetimi altında olduklarını bilmelerini gerektirecek şekilde azamet ve sıfatlarının kapsamlılığını söz konusu ettikten sonra; yine O’nun gözetimi altında olduklarını hatırlamalarını ve O’ndan korkmalarını gerektiren bir başka hususu da sözkonusu etmektedir. O da; onların hepsinin huzuruna gelecekleri gerçeğidir. O vakit de amelleri hayır olsun şer olsun hazır olacaktır. İşte o vakit hayır işlemiş olanlar, kendileri için dünyada iken gönderdiklerinden ötürü sevinecektirler. Şer ehli ise işlediklerinin hazır olduğunu görecekleri vakit pişman olacaklar ve kendileri ile o kötü amelleri arasında çok büyük bir mesafe bulunmasını arzu edeceklerdir. Kul Rabbine doğru yol aldığını, bu dünya hayatında çalışıp çabaladığını ve Rabbinin huzuruna çıkmasının ameli ile karşılaşmasının kaçınılmaz olduğunu bilecek olursa, bu hususta gereken tedbirlerini alması gerekir. Bu onun; rezil olmasını ve ceza görmesini gerektirecek amellerden sakınmasını, ebedi mutluluğu ve ilâhi mükâfaatları gerektiren salih amelleri de işleyerek hazırlanmasını gerektirir. İşte bundan dolayı Yüce Allah:“Allah sizi kendisinden sakındırıyor” diye buyurmaktadır. Çünkü size açıkladığı azametine dair sıfatları, eksiksiz adaleti, şiddetli cezalandırması bunu gerektirmektedir. Cezasının çetin olması ile birlikte O Rauftur, Rahîmdir. Kullarını korkutması, sapıklık ve fesattan uzak durmalarını söylemesi de O’nun şefkat ve rahmetindendir. Nitekim Yüce Allah bir takım suçların cezalarını söz konusu ettikten sonra:“İşte Allah bununla kullarını korkutuyor, ey Benim kullarım, Benden korkun.”(ez-Zümer, 39/16) buyurmaktadır. Allah’ın şefkat ve rahmeti onlara, izledikleri takdirde hayırlara ulaşabilecekleri yolları kolaylaştırmıştır. Yine O, şefkat ve rahmetinin gereği olarak kendilerini hoş olmayacak sonuçlara götürecek yollardan sakındırmıştır. Yüce Rabbimizden Sırat-i Müstakimi izlemeyi kolaylaştırmakla ve izleyenlerini cehenneme götüren yollardan kurtarmak suretiyle üzerimizdeki ihsanını tamamlamasını niyaz ederiz.

29- De ki:“Göğüslerinizindekini gizleseniz de açığa vursanız da Allah onu bilir. Göklerde ve yerde ne varsa hepsini bilir. Allah her şeye kadirdir.” 30- Her nefis yaptığı iyiliği de işlediği kötülüğü de önüne konmuş olarak bulacağı gün ister ki işlediği kötülükle arasında uzak bir mesafe bulunsun. Allah sizi kendisinden sakındırıyor. Allah kullarına karşı Raûftur.

29. “De ki: “Göğüslerinizindekini gizleseniz de açığa vursanız da Allah onu bilir.” Yüce Allah, kullar ister gizlesinler, ister açıklasınlar kalplerde bulunan şeyleri bilgisi ile kuşattığını haber vermektedir. O’nun bilgisi göklerde ve yerde bulunan her şeyi kuşatmıştır ve gizli sanılan hiçbir şey O’na gizli değildir. Bilgisinin kuşatıcılığı ile birlikte O yücedir ve her şeye gücü yetendir. Hiçbir varlık O’nun iradesine karşı koyamaz. 30. Yüce Allah kullarının, bütün hallerinde gözetimi altında olduklarını bilmelerini gerektirecek şekilde azamet ve sıfatlarının kapsamlılığını söz konusu ettikten sonra; yine O’nun gözetimi altında olduklarını hatırlamalarını ve O’ndan korkmalarını gerektiren bir başka hususu da sözkonusu etmektedir. O da; onların hepsinin huzuruna gelecekleri gerçeğidir. O vakit de amelleri hayır olsun şer olsun hazır olacaktır. İşte o vakit hayır işlemiş olanlar, kendileri için dünyada iken gönderdiklerinden ötürü sevinecektirler. Şer ehli ise işlediklerinin hazır olduğunu görecekleri vakit pişman olacaklar ve kendileri ile o kötü amelleri arasında çok büyük bir mesafe bulunmasını arzu edeceklerdir. Kul Rabbine doğru yol aldığını, bu dünya hayatında çalışıp çabaladığını ve Rabbinin huzuruna çıkmasının ameli ile karşılaşmasının kaçınılmaz olduğunu bilecek olursa, bu hususta gereken tedbirlerini alması gerekir. Bu onun; rezil olmasını ve ceza görmesini gerektirecek amellerden sakınmasını, ebedi mutluluğu ve ilâhi mükâfaatları gerektiren salih amelleri de işleyerek hazırlanmasını gerektirir. İşte bundan dolayı Yüce Allah:“Allah sizi kendisinden sakındırıyor” diye buyurmaktadır. Çünkü size açıkladığı azametine dair sıfatları, eksiksiz adaleti, şiddetli cezalandırması bunu gerektirmektedir. Cezasının çetin olması ile birlikte O Rauftur, Rahîmdir. Kullarını korkutması, sapıklık ve fesattan uzak durmalarını söylemesi de O’nun şefkat ve rahmetindendir. Nitekim Yüce Allah bir takım suçların cezalarını söz konusu ettikten sonra:“İşte Allah bununla kullarını korkutuyor, ey Benim kullarım, Benden korkun.”(ez-Zümer, 39/16) buyurmaktadır. Allah’ın şefkat ve rahmeti onlara, izledikleri takdirde hayırlara ulaşabilecekleri yolları kolaylaştırmıştır. Yine O, şefkat ve rahmetinin gereği olarak kendilerini hoş olmayacak sonuçlara götürecek yollardan sakındırmıştır. Yüce Rabbimizden Sırat-i Müstakimi izlemeyi kolaylaştırmakla ve izleyenlerini cehenneme götüren yollardan kurtarmak suretiyle üzerimizdeki ihsanını tamamlamasını niyaz ederiz.

31- De ki:“Eğer Allah’ı seviyorsanız Bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah Ğafurdur, Rahimdir.” 32- De ki:“Allah’a ve Rasûl’e itaat edin.” Eğer yüz çevirirlerse bilsinler ki Allah kâfirleri sevmez.

31. Bu âyet Allah’ı gerçek anlamı ile sevenler ile bunu mücerred bir iddia olarak ileri sürenlerin kendisi vasıtası ile bilinip ayırt edildiği bir ölçüdür. Zira Allah’ı sevmenin alâmeti Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e tabi olmaktır. Yüce Allah O’na ve O’nun davet ettiği şeylerin tümüne tabi olmayı kendi sevgisine ve rızasına giden bir yol olarak tespit etmiştir. Allah’ın sevgisine, rıza ve mükâfaatına mazhar olmak ancak Allah Rasûlü’nün getirmiş olduğu Kitap ve Sünneti tasdik etmek, onların emirlerine uyup yasaklarından kaçınmakla mümkün olabilir. Bunu yapanı Allah sever ve sevenlerin mükâfaatı ile mükâfatlandırır, günahlarını bağışlar ve kusurlarını örter. 32. Burada: Peki, bununla beraber Allah Rasûlüne tabi olmanın gerçek mahiyeti ve niteliği nedir? diye bir soru farz edilmiş gibidir. Böyle bir soruya da Yüce Allah şöylece cevap vermektedir:“De ki: Allah’a ve Rasûl’e” emirlerine uymak, yasaklarından kaçınmak ve verdikleri haberleri tasdik etmek sureti ile “itaat edin. Eğer” bundan “yüz çevirirlerse” işte bu küfrün tâ kendisi olur ve “bilsinler ki Allah kâfirleri sevmez.”

31- De ki:“Eğer Allah’ı seviyorsanız Bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah Ğafurdur, Rahimdir.” 32- De ki:“Allah’a ve Rasûl’e itaat edin.” Eğer yüz çevirirlerse bilsinler ki Allah kâfirleri sevmez.

31. Bu âyet Allah’ı gerçek anlamı ile sevenler ile bunu mücerred bir iddia olarak ileri sürenlerin kendisi vasıtası ile bilinip ayırt edildiği bir ölçüdür. Zira Allah’ı sevmenin alâmeti Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e tabi olmaktır. Yüce Allah O’na ve O’nun davet ettiği şeylerin tümüne tabi olmayı kendi sevgisine ve rızasına giden bir yol olarak tespit etmiştir. Allah’ın sevgisine, rıza ve mükâfaatına mazhar olmak ancak Allah Rasûlü’nün getirmiş olduğu Kitap ve Sünneti tasdik etmek, onların emirlerine uyup yasaklarından kaçınmakla mümkün olabilir. Bunu yapanı Allah sever ve sevenlerin mükâfaatı ile mükâfatlandırır, günahlarını bağışlar ve kusurlarını örter. 32. Burada: Peki, bununla beraber Allah Rasûlüne tabi olmanın gerçek mahiyeti ve niteliği nedir? diye bir soru farz edilmiş gibidir. Böyle bir soruya da Yüce Allah şöylece cevap vermektedir:“De ki: Allah’a ve Rasûl’e” emirlerine uymak, yasaklarından kaçınmak ve verdikleri haberleri tasdik etmek sureti ile “itaat edin. Eğer” bundan “yüz çevirirlerse” işte bu küfrün tâ kendisi olur ve “bilsinler ki Allah kâfirleri sevmez.”

33- Gerçekten Allah Âdem’i, Nûh’u, İbrahim ve İmrân ailelerini seçip âlemlere üstün kıldı. 34- Hepsi birbirinden gelmiş tek bir zürriyyettir. Allah hakkıyla işitendir, bilendir. 35- Hani İmran’ın hanımı:“Rabbim ben karnımdakini her kayıttan azade olarak sana adadım. Benden kabul buyur. Muhakkak Sen işitensin, bilensin.” demişti. 36- Fakat onu doğurunca:“Rabbim ben kız doğurdum -Halbuki Allah ne doğurduğunu daha iyi biliyordu- Erkek ise kız gibi değildir. Ben, adını Meryem koydum. Ben onu da zürriyetini de kovulmuş şeytandan Sana sığındırırım.” dedi. 37- Rabbi de onu güzel bir kabul ile kabul etti. Güzel bir şekilde yetiştirdi ve onu Zekeriyya’nın bakımına verdi. Zekeriya her ne zaman onun yanına mihraba girse, yanında bir rızık buluyordu. “Ey Meryem! Bu sana nereden geliyor?” dedi. O da:“O, Allah katındandır.” dedi. Şüphesiz Allah dilediğine hesapsız rızık verir. 38- Orada, Zekeriyya Rabbine dua etti:“Rabbim, bana katından tertemiz bir soy bağışla! Şüphesiz Sen duaları işitensin.” dedi. 39- O mihrabda durmuş namaz kılarken melekler ona şöyle seslendiler:“Allah sana, katından bir kelimeyi tasdik edici, efendi, nefsini sakındıran ve salihlerden bir peygamber olmak üzere Yahya’yı müjdeliyor.” 40- “Rabbim, gerçekten ben kocamış iken ve eşim de kısır olduğu halde benim nasıl bir oğlum olur?” dedi. Buyurdu ki:“Öyle, Allah dilediğini yapar.” 41- “Rabbim, bana bir alâmet ver” dedi. Buyurdu ki:“Senin alâmetin insanlarla üç gün süre ile işaret dışında konuşamamandır. Rabbini çokça an ve sabah akşam tesbih et”. 42- Hani melekler şöyle demişti:“Ey Meryem! Şüphesiz ki Allah seni seçti, seni arındırdı ve seni âlemlerin kadınlarından üstün kıldı.” 43- “Ey Meryem, Rabbine kunut et, secdeye kapan ve rükû edenlerle beraber rükû et.” 44- Bunlar sana vahyetmekte olduğumuz gayb haberlerindendir. Onlar Meryem’in bakımını hangisi üzerine alacak diye kalemlerini atarlarken sen yanlarında olmadığın gibi, onlar çekişirlerken de sen yanlarında değildin. 45- Hani melekler şöyle demişti:“Ey Meryem, Allah katından bir kelime ile seni müjdeliyor. Onun adı, Meryem oğlu İsa Mesih’tir. Dünyada da âhirette de şanı yücedir ve mukarreblerdendir. 46- Beşikte iken de yetişkinliğinde de insanlarla konuşacaktır ve salihlerdendir.” 47- Dedi ki:“Rabbim, bana hiçbir beşer dokunmamışken benim nasıl çocuğum olur?” Buyurdu ki: “Öyle, Allah dilediğini yaratır. O, bir işe hükmedince ona yalnızca “Ol” der, o da oluverir. 48- (Bir de Allah) ona kitabı, hikmeti, Tevrat’ı ve İncil’i öğretecek. 49- (Allah onu) İsrailoğullarına peygamber olarak gönderecek (ve o da şöyle diyecek): “Ben size Rabbinizden bir mucize ile geldim. Size çamurdan kuş şekli yapar ve ona üfürürüm. Allah’ın izni ile o da derhal bir kuş olur. Yine Allah’ın izni ile anadan doğma körü ve alacalıyı iyi eder ve ölüyü diriltirim. Evlerinizde yediğiniz ve biriktirdiğiniz şeyleri size haber veririm. Elbette bunlarda sizin için (büyük bir) delil vardır, eğer iman eden kimseler iseniz. 50- Benden önce gelen Tevrat’ı tasdik edici olarak ve size (önceden) haram kılınan bazı şeyleri helâl kılmak için geldim. Size Rabbinizden bir âyetle geldim. O halde Allah’tan korkup sakının ve bana itaat edin. 51- Şüphesiz Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyle ise O’na ibadet edin. Dosdoğru yol işte budur.” 52- İsa onlardan küfrü sezince:“Allah’a (giden yolda) bana yardım edecekler kimlerdir?” dedi. Havariler şöyle dediler:“Biz, Allah’ın yardımcılarıyız. Allah’a iman ettik, sen de bizim müslümanlar olduğumuza şahit ol! 53- Rabbimiz, indirdiğine iman ettik ve Rasul’e tabi olduk. Artık bizi şahitlerle beraber yaz!” 54- Onlar tuzak kurdular, Allah da tuzak kurdu. Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır. 55- O vakit Allah şöyle buyurdu:“Ey İsa! Seni vefat ettireceğim, kendime yükselteceğim ve seni o kâfirler arasından tertemiz çıkaracağım. Sana uyanları da Kıyamet gününe kadar kâfirlerin üstünde tutacağım. Sonra hepinizin dönüşü bana olacak ve Ben de ayrılığa düştüğünüz konularda aranızda hüküm vereceğim.”

33-34. Yüce Allah’ın kulları arasından seçtiği kimseler vardır. O üstün faziletlerle, yüce sıfatlarla, faydalı bilgilerle, salih amellerle ve çeşitli özelliklerle onlara ihsan ve lütufta bulunur, onları beğenip seçer. Yüce Allah bu buyruklarda bu büyük aileleri, bunların arasındaki kemal sıfatlarını elde etmiş üstün ve kâmil erkeklerin bazılarını söz konusu etmektedir. Faziletin ve hayrın bu üstün şahsiyetlerin zürriyetlerinde müteselsilen devam ettiğini, onların erkek ve kadınlarını da kapsamına aldığını ortaya koymaktadır. İşte bu Yüce Allah’ın en üstün lütuflarından, cömertlik ve kereminin en değerlilerinden birisidir. “Allah hakkıyla işitendir, bilendir.” Kimin fazilete ve üstün kılınmaya layık olduğunu çok iyi bilir. O hikmetinin gerektirdiği yerde de lütfunu ve faziletini ihsan eder. 35. Yüce Allah zikri geçen ailelerin büyüklüğünü vurguladıktan sonra Meryem ile oğlu İsa’nın kıssasını ve onların bu faziletli aileler arasında nasıl bir silsileden geldiklerini, başından sonuna kadar hangi durumlardan geçtiklerini söz konusu etmektedir. İmran’ın hanımının, Rabbine niyaz ederek, O’nun Beytini tazim ve O’na itaate devamı ihtiva eden ve Allah’ın sevdiği, O’na yakınlaştırıcı bir ibadet ile O’na yakınlaşmak niyetiyle şöyle dediğini zikretmektedir:“Rabbim ben karnımdakini her kayıttan azade olarak sana adadım.” Yani ben karnımdakini ibadet edenlerle dolup taşan ibadet evinin bir hizmetkârı olarak adadım. “Benden kabul buyur.” Bu amelimi kabul et. Yani bu amelimin temelini iman ve ihlâs kıl, hayır ve sevaplar ile onu sonuçlandır. 36. “Fakat onu doğurunca: “Rabbim ben kız doğurdum…” İmran’ın hanımının bu sözlerinde sanki bir çeşit niyaz ve bir çeşit burukluk vardır. Çünkü o adağını karnındaki yavrunun erkek olacağını düşüncesiyle yapmıştı. Erkek ise güç ve kuvvet sahibi kimselerin ortaya koydukları gibi bu işleri yaparken güçlü bir şekilde gerçekleştirir, hizmetini ve bu hizmeti gerçekleştirmek için gerekli işleri güçlü ve yetkin bir şekilde yapar. Kız ise böyle değildir. 37. Yüce Allah onun kalbinin burukluğunu gidererek adağını kabul etti ve bu kız, birçok erkekten daha doğrusu erkeklerin birçoğundan daha mükemmel ve daha eksiksiz hizmetler ifa etti. Onun varlığı ile Allah, erkekler ile elde edilenden çok daha büyük maksatları gerçekleştirdi. Bundan dolayıdır ki Yüce Allah burada:“Rabbi onu güzel bir kabul ile kabul etti. Güzel bir şekilde yetiştirdi” buyurmaktadır. Yani din, ahlâk, edep yönünden hayret edilecek bir terbiyeden geçti. Bu terbiye ile bütün halleri kemal derecesine ulaştı, bu sayede salih sözlere ve fiillere sahip oldu, gelişip kemale erdi. Allah Zekeriyya aleyhisselam’ı onun bakımıyla görevlendirdi. Bir kimsenin terbiyesini, kamil ve ıslah edici kimselerden birisinin üzerine alması Yüce Allah’ın o kuluna ihsan ettiği lütuflardan biridir. Diğer taraftan Yüce Allah, hem Meryem’e hem de Zekeriyya’ya ikramda bulunmuştur. Çünkü Meryem’e hiçbir şekilde yorulmadan, çabalamadan rızık ihsan etmişti. Bu, Yüce Allah’ın Meryem’i kendisi ile taltif ettiği bir keramettir. Zira:“Zekeriyya her ne zaman onun yanına, mihraba girse” ibadet mahalline bu ifade, Meryem’in çokça namaz kıldığına ve ibadet mahallinden ayrılmadığına işaret etmektedir. “yanında” afiyetle yiyeceği hazırlanmış “bir rızık buluyordu. “Ey Meryem! Bu sana nereden geliyor?” dedi. O da:“O, Allah katındandır.” dedi. Şüphesiz Allah dilediğine hesapsız rızık verir.” 38. Zekeriyya bu durumu, yani Allah’ın Meryem’e olan büyük iyilik ve lütfunu görünce Yüce Allah’tan çocuk sahibi olmaktan ümidini kestiği bir zamanda çocuk sahibi olmayı dilemeyi hatırına getirdi ve şöyle dua etti:“Rabbim, bana katından tertemiz bir soy bağışla!…” 39. “katından bir kelimeyi tasdik edici” Allah katından olan kelime İsa b. Meryem’dir. Zekeriyya’nın bu şerefli peygamberle müjdelenmesi aynı zamanda Meryem oğlu İsa ile müjdelenmeyi, onu tasdik etmeyi, onun risaletine dair tanıklıkta bulunmayı da ihtiva etmektedir. Allah’tan gelen bu kelime, şerefli bir kelimedir. Allah bunu özel olarak Meryem oğlu İsa’ya tahsis etmiştir. Yoksa o da esas itibari ile bütün yaratıkları kendisi ile var etmiş olduğu kelimelerinden bir kelimedir. Nitekim Yüce Allah, İsa’nın bu özelliğine şöylece dikkat çekmektedir:“Muhakkak ki İsa’nın misali Allah nezdinde Âdem’in misali gibidir. Onu topraktan yarattı, sonra ona “Ol” dedi, o da oluverdi. (Aynı şekilde İsa’ya da “Ol” dedi, o da oluverdi)”(Al-i İmran, 3/59)“efendi, nefsini sakındıran” yani doğacağı müjdelenen kişi olan Yahya, peygamberlerin en faziletlilerinden ve en şereflilerinden olan efendi birisidir. (“Nefsini sakındıran” anlamı verilen) “حصور”, bir görüşe göre çocuğu olmayan ve kadınlara karşı arzusu bulunmayan kimse demektir. Bir diğer açıklamaya göre ise günahlardan ve zarar verici arzulardan korunup muhafaza edilmiş kimse demektir ki iki anlamdan en uygun olanı da budur. “salihlerden bir peygamber” yani salih olmada üstün bir zirveye ulaşmış kimselerden. 40. “Rabbim, gerçekten ben kocamış iken ve eşim de kısır olduğu halde benim nasıl bir oğlum olur?” Bu ikisi çocuk sahibi olmaya engeldir. Peki, ey Rabbim durumum çocuk sahibi olmaya elverişli değilken hangi yolla benim oğlum olacak? “Öyle, Allah dilediğini yapar.” Yüce Allah’ın hikmeti, her bir işin bilinen sebeplerine bağlı olarak cereyan etmesini gerektirmesine rağmen bazen bu sebeplerin dışına çıkmayı gerektirdiği de olur. Çünkü O dilediğini yapandır. Sebepler kudretine boyun eğmiştir, O’nun meşiet ve iradesinin etkisi altındadır. Ne kadar güçlü olursa olsun hiçbir sebep, O’nun kudretine karşı koyamaz. 41. “Rabbim, bana bir alâmet ver” ki onunla sevineyim ve müjdeye kavuşayım. Ey Rabbim, ben bana bildirdiğin habere kesinlikle inanıyorum; ama rahmetin öncü haberleri ve lütfun mukaddimeleri ile ruh sevinir, kalp de mutmain olur. “Senin alâmetin insanlarla üç gün süre ile işaret dışında konuşamamandır.” Bu süre içerisinde sen de “Rabbini çokça an ve sabah akşam tesbih et.” Günün başında da sonunda da O’nu tesbih et. Bu süre zarfında konuşamaması, böyle bir durumda kocamış yaşlı bir erkek ile kısır bir kadından doğacak çocuğa uygun bir alâmet idi. Diğer taraftan dili ile Yüce Allah’ı anıp O’nu tesbih etmekle birlikte insanlarla konuşamaması diğer bir alâmet idi. İşte o zaman sevindi, Yüce Allah’a şükretti, sabah ve akşam vakitlerinde çokça Allah’ı anıp tesbih etti. Bu çocuğun (Yahya) dünyaya gelişi de İmran kızı Meryem’in, Zekeriyya’ya ulaşmasına vesile olduğu bereketlerden biri idi. Çünkü Yüce Allah’ın Meryem’e lütfettiği o hesapsızca verilen güzel rızık, Zekeriyya’yı Allah’a niyazda ve dilekte bulunmak için heyecana getirdi ve bu dilekte bulunmayı hatırlamasını sağladı. Sebebi de sonucu da lütfeden Yüce Allah’tır. Ancak O, sevdiği kimseler vasıtası ile sevilecek bir takım işleri takdir eder. Böylelikle Allah o kimsenin kadrini yükseltip ecrini çoğaltır. Daha sonra Yüce Allah, tekrar Meryem’i söz konusu etmeye ve ibadet ve kemalde onun çok büyük bir dereceye ulaştığına dair açıklamalara dönerek şöyle buyurmaktadır: 42. “Hani melekler şöyle demişti: Ey Meryem! Şüphesiz ki Allah seni seçti” sana üstün nitelikler ve güzel bir ahlâk verdi, buna karşılık kötü huylardan da “seni arındırdı ve seni âlemlerin kadınlarına üstün kıldı.” Bundan dolayı Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Erkeklerden kemale eren çok kişi olmuştur, kadınlardan kemale erenler ise yalnızca İmran kızı Meryem, Muzahim kızı Âsiye ve Huveylid kızı Hatice’dir. Âişe’nin sair kadınlara üstünlüğü ise tiridin diğer yemeklere üstünlüğü gibidir.” 43. Melekler bu hususta ona Allah’ın emri ile seslendiler ki o, Yüce Allah’ın nimetleri dolayısı ile sevinsin, Allah’a şükretsin, O’nun haklarını yerine getirsin ve O’na ibadet ile meşgul olsun. Bundan dolayı melekler devamla:“Ey Meryem, Rabbine kunut et” Rabbine çokça itaat et, gönülden gelen bir sevgi ile O’na boyun eğ ve bunu sürekli yap “secdeye kapan ve rüku edenlerle beraber rükû et” yani namaz kılanlarla birlikte sen de namaz kıl. Meryem de emrolunduğu her bir hususu yerine getirdi; böylelikle kemal ve olgunluğu ile belirli bir konuma yükseldi, üstün bir noktaya geldi. 44. Bu kıssa ve diğerleri Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in risaletinin en büyük delillerindendir. Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu kıssayı tafsilatlı ve gerçeğe uygun olarak bildirmiştir. Ne bir fazla ne bir eksik. Bunun böyle olması ise Kur’ân-ı Kerîm’in Aziz ve Hakim olan Allah tarafından vahiy ile bildirilmesinden ötürüdür. Yoksa insanlardan öğrenerek anlatılmış değildir. Bunun tek sebebi budur. İşte bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Bunlar sana vahyetmekte olduğumuz gayb haberlerindendir. Onlar Meryem’in bakımını hangisi üzerine alacak diye kalemlerini atarlarken sen yanlarında olmadığın gibi, onlar çekişirlerken de sen yanlarında değildin.” Annesi Meryem’i getirdiğinde hangileri onun bakımını üstlenecek diye kendi aralarında tartışmaya koyuldular. Çünkü Meryem önderlerinin ve başlarının kızı idi. Hepsi de Allah’tan hayır ve ecir kazanmak istiyorlardı. Nihâyet aralarındaki tartışma bu hususta kur’a çekme noktasına kadar geldi. Kur’a çekmek üzere kalemlerini attılar ve kur’a -Yüce Allah’ın hem Zekeriyya’ya hem de Meryem’e bir rahmeti olarak- Zekeriyya’ya çıktı. İşte ey Peygamber; bunlar olurken sen orada değildin ki bunu bilesin ve insanlara bunu anlatasın. Sana bunu bildiren ancak Allah Teala’dır. İşte kıssaların nakledilmesindeki en büyük maksat, onlardan ibret alınmasıdır. En büyük ibret ise bu kıssaları tevhide, risalete, öldükten sonra dirilişe ve bunun dışındaki diğer önemli temel konulara delil görebilmektir. 45-46. “Dünyada da âhirette de şanı yücedir ve mukarreblerdendir.” Yani dünyada da âhirette de insanlar nezdinde şerefli ve büyük bir mevkiye sahiptir. Bununla birlikte O, Allah nezdinde de yaratılmışların Yüce Allah’a en yakınları, derece itibarı ile de en üstünleri olan “mukarreb” kimselerdendir. Şüphesiz ki bu, benzersiz bir müjdedir. Bu müjdeyi daha da mükemmelleştiren bir husus ise onun: “Beşikte iken de...” insanlarla konuşmasıdır. Onun insanlarla bu şekilde konuşması Allah’ın mucizelerinden bir mucize, onun annesine ve diğer insanlara olan bir rahmetidir. Aynı şekilde İsa “yetişkinliğinde de insanlarla konuşacaktır.” Bu konuşma ise onun peygamber olarak davet ve irşad kastı ile konuşmasıdır. Beşikteki konuşması, onun doğruluğuna, peygamberliğine, annesinin ise hakkında kötü zanlardan beri olduğuna dair açık mucizelerden ve kesin delillerdendir. Yetişkinliğindeki konuşması ise insanlara oldukça büyük faydaları ihtiva eder. İnsanlar ile Rab’leri arasında Allah’ın vahyi, dininin ve şeriatının tebliği hususunda vasıta oluşunun insanlara faydası elbetteki pek büyüktür. Bununla birlikte o “salihlerdendir.” Yani öyle kimselerdendir ki Allah onların kalplerini marifeti ve muhabbeti ile dillerini övgüsü ve zikri ile azalarını da itaati ve kendi uğruna hizmet ile ıslah etmiştir. 47. “Dedi ki: “Rabbim, bana hiçbir beşer dokunmamışken benim nasıl çocuğum olur?” Çünkü bu, hayret edilecek bir husustur. “Öyle, Allah dilediğini yaratır...” Böylelikle kullar O’nun herşeye kadir olduğunu bilsinler ve O’nun iradesine hiçbir şeyin engel olamayacağını kavrasınlar. “O, bir işe hükmedince ona yalnızca “Ol” der, o da oluverir.” 48. (Bir de Allah) ona kitabı... öğretecek.” Yani kendinden önceki kitapları, insanlar arasında hüküm vermeyi öğretecek, ona peygamberlik ihsan edecektir. 49. Ve Allah onu “İsrailoğullarına peygamber olarak gönderecek” apaçık âyetlerle ve karşı konulamaz delillerle destekleyecektir. Çünkü İsa şöyle diyecekti:“Ben size Rabbinizden bir mucize ile geldim” ve bu benim gerçekten size Allah’ın göndermiş olduğu bir peygamberi olduğumu göstermektedir. Şöyle ki:“Size çamurdan kuş şekli yapar ve ona üfürürüm. Allah’ın izni ile o da derhal bir kuş olur. Yine Allah’ın izni ile anadan doğma körü” âyet-i kerimedeki “الأكمه”; hem görme yetisini hem de gözlerini tamamıyla kaybetmiş, gözleri silme kör olan kimse demektir. “alacalıyı iyi eder ve ölüyü diriltirim. Evlerinizde yediğiniz ve biriktirdiğiniz şeyleri size haber veririm. Elbette bunlarda” sözü geçen hususlarda (büyük bir) delil vardır, eğer iman eden kimseler iseniz.” 50-51. “Benden önce gelen Tevrat’ı tasdik edici olarak...” Yüce Allah onu iki tür mucize ve delille desteklemiştir. İlki peygamber olmayanların göstermesine imkân olmayan harikulade haller. İkincisi de onun getirdiği risalet, davet ve din ki bu da Tevrat ve önceki peyamberlerin dinidir. İşte bu da doğru söyleyenlerin doğruluğunun en büyük bir delilidir. Çünkü eğer o yalan söyleyen kimselerden olsa idi, onun getirdiklerinin, peygamberlerin getirdiğine muhalif olması, inanç esaslarında ve fer’î meselelerde onlarla çelişmesi gerekirdi. İşte böylelikle onun Allah’ın peygamberi olduğu ve onun getirdiklerinin de hiçbir şüphe söz konusu olmayan hakkın tâ kendisi olduğu ortaya çıkmıştır. “ve size (önceden) haram kılınan bazı şeyleri helâl kılmak için geldim” yani üzerinizdeki bazı ağır yükleri, sırtınızdaki sorumlulukları hafifletmeye geldim. “O halde Allah’tan korkup sakının ve bana itaat edin. Şüphesiz Allah benim de Rabbim sizin de Rabbinizdir. Öyle ise O’na ibadet edin.” İşte bütün peygamberlerin kendisine davet ettikleri şey budur. Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmaksızın yalnızca O’na ibadet etmek ve peygamberlere itaat etmek. İşte dosdoğru yol budur ve bu yol, izleyeni Naîm cennetlerine ulaştırır. 52. İsrailoğullarının çeşitli fırkaları İsa hakkında görüş ayrılığına düştüler. Onlardan kimisi ona iman edip tabi oldu; kimisi de küfredip yalanladı ve annesini de Yahudiler gibi fuhuş işlemekle itham etti. “İsa onlardan küfrü” ve davetini reddetmek üzere ittifak üzere olduklarını “sezince” İsrailoğullarına kendisini desteklemeye teşvik eden bir üslûpla şöyle dedi: “Allah’a (giden yolda) bana yardım edecekler kimlerdir? Havariler” yani yardımcıları “şöyle dediler: Biz, Allah’ın yardımcılarıyız. Allah’a iman ettik, sen de bizim müslümanlar olduğumuza şahit ol!” Bu da Yüce Allah’ın hem onlara hem de İsa’ya bir lütfudur. Çünkü havarilere kendisine iman edip itaatine boyun eğmelerini, peygamberine de yardımcı olmalarını ilham etmişti. 53. “Rabbimiz, indirdiğine iman ettik ve Rasul’e tabi olduk” Bu da Yüce Allah’ın bütün indirdiklerine imana ve rasûlüne de itaate tam bir bağlılığı ifade eder. “Artık bizi” senin vahdaniyetine, peygamberinin risaletine, dininin hak ve gerçek olduğuna dair şahitlik eden “şahitlerle beraber yaz!” 54. İsa’nın küfürlerini sezdiği kimselere gelince onlar İsrailoğullarının çoğunluğunu teşkil ediyorlardı. İşte “onlar” İsa’ya “tuzak kurdulur. Allah da” onlara “tuzak kurdu. Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır.” İsrailoğulları İsa’yı öldürüp onu haça germek konusunda görüş birliğine vardılar; ancak yakaladıkları kimse İsa’ya benzer gösterildi ve böylelikle onlar İsa’ya benzettikleri kimseyi yakaladılar. Allah da İsa’ya hitaben şöyle buyurdu: 55. “Seni vefat ettireceğim, kendime yükselteceğim ve seni o kâfirler arasından tertemiz çıkaracağım.” Böylece Yüce Allah İsa’yı kendisine yükseltti, kâfirler arasından onu tertemiz çıkardı, onlar ise İsa sandıkları bir başkasını öldürüp çarmıha gerdiler ve böylelikle büyük bir günah işlediler. Bu ümmetin son dönemlerinde Meryem oğlu İsa aleyhisselam adaletli bir yönetici olarak inecektir. Domuzu öldürecek, haçı kıracak, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in getirdiklerine tâbî olacaktır. Yalancılar da aldanış ve aldatmalarının farkına varacak, kendilerinin aldandıklarını ve aldanışa düştüklerini anlayacaklardır. “Sana uyanları da Kıyamet gününe kadar kâfirlerin üstünde tutacağım.” İsa’ya uyanlardan kasıt ona iman eden ve Yüce Allah’ın İsa’nın dininden sapanlara karşı kendilerine yardım ve destek verdiği kimselerdir. Daha sonra Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in ümmeti geldiğinde artık gerçek manada ona tâbî olanlar onlar oldular. Allah da onlara destek verdi ve bütün kâfirlere karşı onlara yardımcı oldu. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in kendilerine getirmiş olduğu din ile onlara üstünlük ve zafer verdi:“Allah içinizden iman edip salih amel işleyenlere onları kesinlikle yeryüzünde halife kılacağını vaat etti...”(en-Nur, 24/55) Ancak Yüce Allah’ın hikmetinde adalet de vardır ki O’nun hikmeti şunu hükme bağlamıştır: Dine sımsıkı yapışan kimselere Allah apaçık bir zafer verir ve onlara yardımcı olur. O’nun emir ve yasaklarını terk edip şeriatını bir kenara atan, O’na isyan etmek cesaretini gösteren kimseleri ise cezalandırır ve düşmanları ona musallat kılar. Allah Azîzdir, Hakimdir. “Sonra hepinizin dönüşü bana olacak ve Ben de ayrılığa düştüğünüz konularda aranızda hüküm vereceğim.”

Yüce Allah onlara ne yapacağını beyan ederek şöyle buyurmaktadır:

33- Gerçekten Allah Âdem’i, Nûh’u, İbrahim ve İmrân ailelerini seçip âlemlere üstün kıldı. 34- Hepsi birbirinden gelmiş tek bir zürriyyettir. Allah hakkıyla işitendir, bilendir. 35- Hani İmran’ın hanımı:“Rabbim ben karnımdakini her kayıttan azade olarak sana adadım. Benden kabul buyur. Muhakkak Sen işitensin, bilensin.” demişti. 36- Fakat onu doğurunca:“Rabbim ben kız doğurdum -Halbuki Allah ne doğurduğunu daha iyi biliyordu- Erkek ise kız gibi değildir. Ben, adını Meryem koydum. Ben onu da zürriyetini de kovulmuş şeytandan Sana sığındırırım.” dedi. 37- Rabbi de onu güzel bir kabul ile kabul etti. Güzel bir şekilde yetiştirdi ve onu Zekeriyya’nın bakımına verdi. Zekeriya her ne zaman onun yanına mihraba girse, yanında bir rızık buluyordu. “Ey Meryem! Bu sana nereden geliyor?” dedi. O da:“O, Allah katındandır.” dedi. Şüphesiz Allah dilediğine hesapsız rızık verir. 38- Orada, Zekeriyya Rabbine dua etti:“Rabbim, bana katından tertemiz bir soy bağışla! Şüphesiz Sen duaları işitensin.” dedi. 39- O mihrabda durmuş namaz kılarken melekler ona şöyle seslendiler:“Allah sana, katından bir kelimeyi tasdik edici, efendi, nefsini sakındıran ve salihlerden bir peygamber olmak üzere Yahya’yı müjdeliyor.” 40- “Rabbim, gerçekten ben kocamış iken ve eşim de kısır olduğu halde benim nasıl bir oğlum olur?” dedi. Buyurdu ki:“Öyle, Allah dilediğini yapar.” 41- “Rabbim, bana bir alâmet ver” dedi. Buyurdu ki:“Senin alâmetin insanlarla üç gün süre ile işaret dışında konuşamamandır. Rabbini çokça an ve sabah akşam tesbih et”. 42- Hani melekler şöyle demişti:“Ey Meryem! Şüphesiz ki Allah seni seçti, seni arındırdı ve seni âlemlerin kadınlarından üstün kıldı.” 43- “Ey Meryem, Rabbine kunut et, secdeye kapan ve rükû edenlerle beraber rükû et.” 44- Bunlar sana vahyetmekte olduğumuz gayb haberlerindendir. Onlar Meryem’in bakımını hangisi üzerine alacak diye kalemlerini atarlarken sen yanlarında olmadığın gibi, onlar çekişirlerken de sen yanlarında değildin. 45- Hani melekler şöyle demişti:“Ey Meryem, Allah katından bir kelime ile seni müjdeliyor. Onun adı, Meryem oğlu İsa Mesih’tir. Dünyada da âhirette de şanı yücedir ve mukarreblerdendir. 46- Beşikte iken de yetişkinliğinde de insanlarla konuşacaktır ve salihlerdendir.” 47- Dedi ki:“Rabbim, bana hiçbir beşer dokunmamışken benim nasıl çocuğum olur?” Buyurdu ki: “Öyle, Allah dilediğini yaratır. O, bir işe hükmedince ona yalnızca “Ol” der, o da oluverir. 48- (Bir de Allah) ona kitabı, hikmeti, Tevrat’ı ve İncil’i öğretecek. 49- (Allah onu) İsrailoğullarına peygamber olarak gönderecek (ve o da şöyle diyecek): “Ben size Rabbinizden bir mucize ile geldim. Size çamurdan kuş şekli yapar ve ona üfürürüm. Allah’ın izni ile o da derhal bir kuş olur. Yine Allah’ın izni ile anadan doğma körü ve alacalıyı iyi eder ve ölüyü diriltirim. Evlerinizde yediğiniz ve biriktirdiğiniz şeyleri size haber veririm. Elbette bunlarda sizin için (büyük bir) delil vardır, eğer iman eden kimseler iseniz. 50- Benden önce gelen Tevrat’ı tasdik edici olarak ve size (önceden) haram kılınan bazı şeyleri helâl kılmak için geldim. Size Rabbinizden bir âyetle geldim. O halde Allah’tan korkup sakının ve bana itaat edin. 51- Şüphesiz Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyle ise O’na ibadet edin. Dosdoğru yol işte budur.” 52- İsa onlardan küfrü sezince:“Allah’a (giden yolda) bana yardım edecekler kimlerdir?” dedi. Havariler şöyle dediler:“Biz, Allah’ın yardımcılarıyız. Allah’a iman ettik, sen de bizim müslümanlar olduğumuza şahit ol! 53- Rabbimiz, indirdiğine iman ettik ve Rasul’e tabi olduk. Artık bizi şahitlerle beraber yaz!” 54- Onlar tuzak kurdular, Allah da tuzak kurdu. Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır. 55- O vakit Allah şöyle buyurdu:“Ey İsa! Seni vefat ettireceğim, kendime yükselteceğim ve seni o kâfirler arasından tertemiz çıkaracağım. Sana uyanları da Kıyamet gününe kadar kâfirlerin üstünde tutacağım. Sonra hepinizin dönüşü bana olacak ve Ben de ayrılığa düştüğünüz konularda aranızda hüküm vereceğim.”

33-34. Yüce Allah’ın kulları arasından seçtiği kimseler vardır. O üstün faziletlerle, yüce sıfatlarla, faydalı bilgilerle, salih amellerle ve çeşitli özelliklerle onlara ihsan ve lütufta bulunur, onları beğenip seçer. Yüce Allah bu buyruklarda bu büyük aileleri, bunların arasındaki kemal sıfatlarını elde etmiş üstün ve kâmil erkeklerin bazılarını söz konusu etmektedir. Faziletin ve hayrın bu üstün şahsiyetlerin zürriyetlerinde müteselsilen devam ettiğini, onların erkek ve kadınlarını da kapsamına aldığını ortaya koymaktadır. İşte bu Yüce Allah’ın en üstün lütuflarından, cömertlik ve kereminin en değerlilerinden birisidir. “Allah hakkıyla işitendir, bilendir.” Kimin fazilete ve üstün kılınmaya layık olduğunu çok iyi bilir. O hikmetinin gerektirdiği yerde de lütfunu ve faziletini ihsan eder. 35. Yüce Allah zikri geçen ailelerin büyüklüğünü vurguladıktan sonra Meryem ile oğlu İsa’nın kıssasını ve onların bu faziletli aileler arasında nasıl bir silsileden geldiklerini, başından sonuna kadar hangi durumlardan geçtiklerini söz konusu etmektedir. İmran’ın hanımının, Rabbine niyaz ederek, O’nun Beytini tazim ve O’na itaate devamı ihtiva eden ve Allah’ın sevdiği, O’na yakınlaştırıcı bir ibadet ile O’na yakınlaşmak niyetiyle şöyle dediğini zikretmektedir:“Rabbim ben karnımdakini her kayıttan azade olarak sana adadım.” Yani ben karnımdakini ibadet edenlerle dolup taşan ibadet evinin bir hizmetkârı olarak adadım. “Benden kabul buyur.” Bu amelimi kabul et. Yani bu amelimin temelini iman ve ihlâs kıl, hayır ve sevaplar ile onu sonuçlandır. 36. “Fakat onu doğurunca: “Rabbim ben kız doğurdum…” İmran’ın hanımının bu sözlerinde sanki bir çeşit niyaz ve bir çeşit burukluk vardır. Çünkü o adağını karnındaki yavrunun erkek olacağını düşüncesiyle yapmıştı. Erkek ise güç ve kuvvet sahibi kimselerin ortaya koydukları gibi bu işleri yaparken güçlü bir şekilde gerçekleştirir, hizmetini ve bu hizmeti gerçekleştirmek için gerekli işleri güçlü ve yetkin bir şekilde yapar. Kız ise böyle değildir. 37. Yüce Allah onun kalbinin burukluğunu gidererek adağını kabul etti ve bu kız, birçok erkekten daha doğrusu erkeklerin birçoğundan daha mükemmel ve daha eksiksiz hizmetler ifa etti. Onun varlığı ile Allah, erkekler ile elde edilenden çok daha büyük maksatları gerçekleştirdi. Bundan dolayıdır ki Yüce Allah burada:“Rabbi onu güzel bir kabul ile kabul etti. Güzel bir şekilde yetiştirdi” buyurmaktadır. Yani din, ahlâk, edep yönünden hayret edilecek bir terbiyeden geçti. Bu terbiye ile bütün halleri kemal derecesine ulaştı, bu sayede salih sözlere ve fiillere sahip oldu, gelişip kemale erdi. Allah Zekeriyya aleyhisselam’ı onun bakımıyla görevlendirdi. Bir kimsenin terbiyesini, kamil ve ıslah edici kimselerden birisinin üzerine alması Yüce Allah’ın o kuluna ihsan ettiği lütuflardan biridir. Diğer taraftan Yüce Allah, hem Meryem’e hem de Zekeriyya’ya ikramda bulunmuştur. Çünkü Meryem’e hiçbir şekilde yorulmadan, çabalamadan rızık ihsan etmişti. Bu, Yüce Allah’ın Meryem’i kendisi ile taltif ettiği bir keramettir. Zira:“Zekeriyya her ne zaman onun yanına, mihraba girse” ibadet mahalline bu ifade, Meryem’in çokça namaz kıldığına ve ibadet mahallinden ayrılmadığına işaret etmektedir. “yanında” afiyetle yiyeceği hazırlanmış “bir rızık buluyordu. “Ey Meryem! Bu sana nereden geliyor?” dedi. O da:“O, Allah katındandır.” dedi. Şüphesiz Allah dilediğine hesapsız rızık verir.” 38. Zekeriyya bu durumu, yani Allah’ın Meryem’e olan büyük iyilik ve lütfunu görünce Yüce Allah’tan çocuk sahibi olmaktan ümidini kestiği bir zamanda çocuk sahibi olmayı dilemeyi hatırına getirdi ve şöyle dua etti:“Rabbim, bana katından tertemiz bir soy bağışla!…” 39. “katından bir kelimeyi tasdik edici” Allah katından olan kelime İsa b. Meryem’dir. Zekeriyya’nın bu şerefli peygamberle müjdelenmesi aynı zamanda Meryem oğlu İsa ile müjdelenmeyi, onu tasdik etmeyi, onun risaletine dair tanıklıkta bulunmayı da ihtiva etmektedir. Allah’tan gelen bu kelime, şerefli bir kelimedir. Allah bunu özel olarak Meryem oğlu İsa’ya tahsis etmiştir. Yoksa o da esas itibari ile bütün yaratıkları kendisi ile var etmiş olduğu kelimelerinden bir kelimedir. Nitekim Yüce Allah, İsa’nın bu özelliğine şöylece dikkat çekmektedir:“Muhakkak ki İsa’nın misali Allah nezdinde Âdem’in misali gibidir. Onu topraktan yarattı, sonra ona “Ol” dedi, o da oluverdi. (Aynı şekilde İsa’ya da “Ol” dedi, o da oluverdi)”(Al-i İmran, 3/59)“efendi, nefsini sakındıran” yani doğacağı müjdelenen kişi olan Yahya, peygamberlerin en faziletlilerinden ve en şereflilerinden olan efendi birisidir. (“Nefsini sakındıran” anlamı verilen) “حصور”, bir görüşe göre çocuğu olmayan ve kadınlara karşı arzusu bulunmayan kimse demektir. Bir diğer açıklamaya göre ise günahlardan ve zarar verici arzulardan korunup muhafaza edilmiş kimse demektir ki iki anlamdan en uygun olanı da budur. “salihlerden bir peygamber” yani salih olmada üstün bir zirveye ulaşmış kimselerden. 40. “Rabbim, gerçekten ben kocamış iken ve eşim de kısır olduğu halde benim nasıl bir oğlum olur?” Bu ikisi çocuk sahibi olmaya engeldir. Peki, ey Rabbim durumum çocuk sahibi olmaya elverişli değilken hangi yolla benim oğlum olacak? “Öyle, Allah dilediğini yapar.” Yüce Allah’ın hikmeti, her bir işin bilinen sebeplerine bağlı olarak cereyan etmesini gerektirmesine rağmen bazen bu sebeplerin dışına çıkmayı gerektirdiği de olur. Çünkü O dilediğini yapandır. Sebepler kudretine boyun eğmiştir, O’nun meşiet ve iradesinin etkisi altındadır. Ne kadar güçlü olursa olsun hiçbir sebep, O’nun kudretine karşı koyamaz. 41. “Rabbim, bana bir alâmet ver” ki onunla sevineyim ve müjdeye kavuşayım. Ey Rabbim, ben bana bildirdiğin habere kesinlikle inanıyorum; ama rahmetin öncü haberleri ve lütfun mukaddimeleri ile ruh sevinir, kalp de mutmain olur. “Senin alâmetin insanlarla üç gün süre ile işaret dışında konuşamamandır.” Bu süre içerisinde sen de “Rabbini çokça an ve sabah akşam tesbih et.” Günün başında da sonunda da O’nu tesbih et. Bu süre zarfında konuşamaması, böyle bir durumda kocamış yaşlı bir erkek ile kısır bir kadından doğacak çocuğa uygun bir alâmet idi. Diğer taraftan dili ile Yüce Allah’ı anıp O’nu tesbih etmekle birlikte insanlarla konuşamaması diğer bir alâmet idi. İşte o zaman sevindi, Yüce Allah’a şükretti, sabah ve akşam vakitlerinde çokça Allah’ı anıp tesbih etti. Bu çocuğun (Yahya) dünyaya gelişi de İmran kızı Meryem’in, Zekeriyya’ya ulaşmasına vesile olduğu bereketlerden biri idi. Çünkü Yüce Allah’ın Meryem’e lütfettiği o hesapsızca verilen güzel rızık, Zekeriyya’yı Allah’a niyazda ve dilekte bulunmak için heyecana getirdi ve bu dilekte bulunmayı hatırlamasını sağladı. Sebebi de sonucu da lütfeden Yüce Allah’tır. Ancak O, sevdiği kimseler vasıtası ile sevilecek bir takım işleri takdir eder. Böylelikle Allah o kimsenin kadrini yükseltip ecrini çoğaltır. Daha sonra Yüce Allah, tekrar Meryem’i söz konusu etmeye ve ibadet ve kemalde onun çok büyük bir dereceye ulaştığına dair açıklamalara dönerek şöyle buyurmaktadır: 42. “Hani melekler şöyle demişti: Ey Meryem! Şüphesiz ki Allah seni seçti” sana üstün nitelikler ve güzel bir ahlâk verdi, buna karşılık kötü huylardan da “seni arındırdı ve seni âlemlerin kadınlarına üstün kıldı.” Bundan dolayı Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Erkeklerden kemale eren çok kişi olmuştur, kadınlardan kemale erenler ise yalnızca İmran kızı Meryem, Muzahim kızı Âsiye ve Huveylid kızı Hatice’dir. Âişe’nin sair kadınlara üstünlüğü ise tiridin diğer yemeklere üstünlüğü gibidir.” 43. Melekler bu hususta ona Allah’ın emri ile seslendiler ki o, Yüce Allah’ın nimetleri dolayısı ile sevinsin, Allah’a şükretsin, O’nun haklarını yerine getirsin ve O’na ibadet ile meşgul olsun. Bundan dolayı melekler devamla:“Ey Meryem, Rabbine kunut et” Rabbine çokça itaat et, gönülden gelen bir sevgi ile O’na boyun eğ ve bunu sürekli yap “secdeye kapan ve rüku edenlerle beraber rükû et” yani namaz kılanlarla birlikte sen de namaz kıl. Meryem de emrolunduğu her bir hususu yerine getirdi; böylelikle kemal ve olgunluğu ile belirli bir konuma yükseldi, üstün bir noktaya geldi. 44. Bu kıssa ve diğerleri Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in risaletinin en büyük delillerindendir. Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu kıssayı tafsilatlı ve gerçeğe uygun olarak bildirmiştir. Ne bir fazla ne bir eksik. Bunun böyle olması ise Kur’ân-ı Kerîm’in Aziz ve Hakim olan Allah tarafından vahiy ile bildirilmesinden ötürüdür. Yoksa insanlardan öğrenerek anlatılmış değildir. Bunun tek sebebi budur. İşte bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Bunlar sana vahyetmekte olduğumuz gayb haberlerindendir. Onlar Meryem’in bakımını hangisi üzerine alacak diye kalemlerini atarlarken sen yanlarında olmadığın gibi, onlar çekişirlerken de sen yanlarında değildin.” Annesi Meryem’i getirdiğinde hangileri onun bakımını üstlenecek diye kendi aralarında tartışmaya koyuldular. Çünkü Meryem önderlerinin ve başlarının kızı idi. Hepsi de Allah’tan hayır ve ecir kazanmak istiyorlardı. Nihâyet aralarındaki tartışma bu hususta kur’a çekme noktasına kadar geldi. Kur’a çekmek üzere kalemlerini attılar ve kur’a -Yüce Allah’ın hem Zekeriyya’ya hem de Meryem’e bir rahmeti olarak- Zekeriyya’ya çıktı. İşte ey Peygamber; bunlar olurken sen orada değildin ki bunu bilesin ve insanlara bunu anlatasın. Sana bunu bildiren ancak Allah Teala’dır. İşte kıssaların nakledilmesindeki en büyük maksat, onlardan ibret alınmasıdır. En büyük ibret ise bu kıssaları tevhide, risalete, öldükten sonra dirilişe ve bunun dışındaki diğer önemli temel konulara delil görebilmektir. 45-46. “Dünyada da âhirette de şanı yücedir ve mukarreblerdendir.” Yani dünyada da âhirette de insanlar nezdinde şerefli ve büyük bir mevkiye sahiptir. Bununla birlikte O, Allah nezdinde de yaratılmışların Yüce Allah’a en yakınları, derece itibarı ile de en üstünleri olan “mukarreb” kimselerdendir. Şüphesiz ki bu, benzersiz bir müjdedir. Bu müjdeyi daha da mükemmelleştiren bir husus ise onun: “Beşikte iken de...” insanlarla konuşmasıdır. Onun insanlarla bu şekilde konuşması Allah’ın mucizelerinden bir mucize, onun annesine ve diğer insanlara olan bir rahmetidir. Aynı şekilde İsa “yetişkinliğinde de insanlarla konuşacaktır.” Bu konuşma ise onun peygamber olarak davet ve irşad kastı ile konuşmasıdır. Beşikteki konuşması, onun doğruluğuna, peygamberliğine, annesinin ise hakkında kötü zanlardan beri olduğuna dair açık mucizelerden ve kesin delillerdendir. Yetişkinliğindeki konuşması ise insanlara oldukça büyük faydaları ihtiva eder. İnsanlar ile Rab’leri arasında Allah’ın vahyi, dininin ve şeriatının tebliği hususunda vasıta oluşunun insanlara faydası elbetteki pek büyüktür. Bununla birlikte o “salihlerdendir.” Yani öyle kimselerdendir ki Allah onların kalplerini marifeti ve muhabbeti ile dillerini övgüsü ve zikri ile azalarını da itaati ve kendi uğruna hizmet ile ıslah etmiştir. 47. “Dedi ki: “Rabbim, bana hiçbir beşer dokunmamışken benim nasıl çocuğum olur?” Çünkü bu, hayret edilecek bir husustur. “Öyle, Allah dilediğini yaratır...” Böylelikle kullar O’nun herşeye kadir olduğunu bilsinler ve O’nun iradesine hiçbir şeyin engel olamayacağını kavrasınlar. “O, bir işe hükmedince ona yalnızca “Ol” der, o da oluverir.” 48. (Bir de Allah) ona kitabı... öğretecek.” Yani kendinden önceki kitapları, insanlar arasında hüküm vermeyi öğretecek, ona peygamberlik ihsan edecektir. 49. Ve Allah onu “İsrailoğullarına peygamber olarak gönderecek” apaçık âyetlerle ve karşı konulamaz delillerle destekleyecektir. Çünkü İsa şöyle diyecekti:“Ben size Rabbinizden bir mucize ile geldim” ve bu benim gerçekten size Allah’ın göndermiş olduğu bir peygamberi olduğumu göstermektedir. Şöyle ki:“Size çamurdan kuş şekli yapar ve ona üfürürüm. Allah’ın izni ile o da derhal bir kuş olur. Yine Allah’ın izni ile anadan doğma körü” âyet-i kerimedeki “الأكمه”; hem görme yetisini hem de gözlerini tamamıyla kaybetmiş, gözleri silme kör olan kimse demektir. “alacalıyı iyi eder ve ölüyü diriltirim. Evlerinizde yediğiniz ve biriktirdiğiniz şeyleri size haber veririm. Elbette bunlarda” sözü geçen hususlarda (büyük bir) delil vardır, eğer iman eden kimseler iseniz.” 50-51. “Benden önce gelen Tevrat’ı tasdik edici olarak...” Yüce Allah onu iki tür mucize ve delille desteklemiştir. İlki peygamber olmayanların göstermesine imkân olmayan harikulade haller. İkincisi de onun getirdiği risalet, davet ve din ki bu da Tevrat ve önceki peyamberlerin dinidir. İşte bu da doğru söyleyenlerin doğruluğunun en büyük bir delilidir. Çünkü eğer o yalan söyleyen kimselerden olsa idi, onun getirdiklerinin, peygamberlerin getirdiğine muhalif olması, inanç esaslarında ve fer’î meselelerde onlarla çelişmesi gerekirdi. İşte böylelikle onun Allah’ın peygamberi olduğu ve onun getirdiklerinin de hiçbir şüphe söz konusu olmayan hakkın tâ kendisi olduğu ortaya çıkmıştır. “ve size (önceden) haram kılınan bazı şeyleri helâl kılmak için geldim” yani üzerinizdeki bazı ağır yükleri, sırtınızdaki sorumlulukları hafifletmeye geldim. “O halde Allah’tan korkup sakının ve bana itaat edin. Şüphesiz Allah benim de Rabbim sizin de Rabbinizdir. Öyle ise O’na ibadet edin.” İşte bütün peygamberlerin kendisine davet ettikleri şey budur. Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmaksızın yalnızca O’na ibadet etmek ve peygamberlere itaat etmek. İşte dosdoğru yol budur ve bu yol, izleyeni Naîm cennetlerine ulaştırır. 52. İsrailoğullarının çeşitli fırkaları İsa hakkında görüş ayrılığına düştüler. Onlardan kimisi ona iman edip tabi oldu; kimisi de küfredip yalanladı ve annesini de Yahudiler gibi fuhuş işlemekle itham etti. “İsa onlardan küfrü” ve davetini reddetmek üzere ittifak üzere olduklarını “sezince” İsrailoğullarına kendisini desteklemeye teşvik eden bir üslûpla şöyle dedi: “Allah’a (giden yolda) bana yardım edecekler kimlerdir? Havariler” yani yardımcıları “şöyle dediler: Biz, Allah’ın yardımcılarıyız. Allah’a iman ettik, sen de bizim müslümanlar olduğumuza şahit ol!” Bu da Yüce Allah’ın hem onlara hem de İsa’ya bir lütfudur. Çünkü havarilere kendisine iman edip itaatine boyun eğmelerini, peygamberine de yardımcı olmalarını ilham etmişti. 53. “Rabbimiz, indirdiğine iman ettik ve Rasul’e tabi olduk” Bu da Yüce Allah’ın bütün indirdiklerine imana ve rasûlüne de itaate tam bir bağlılığı ifade eder. “Artık bizi” senin vahdaniyetine, peygamberinin risaletine, dininin hak ve gerçek olduğuna dair şahitlik eden “şahitlerle beraber yaz!” 54. İsa’nın küfürlerini sezdiği kimselere gelince onlar İsrailoğullarının çoğunluğunu teşkil ediyorlardı. İşte “onlar” İsa’ya “tuzak kurdulur. Allah da” onlara “tuzak kurdu. Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır.” İsrailoğulları İsa’yı öldürüp onu haça germek konusunda görüş birliğine vardılar; ancak yakaladıkları kimse İsa’ya benzer gösterildi ve böylelikle onlar İsa’ya benzettikleri kimseyi yakaladılar. Allah da İsa’ya hitaben şöyle buyurdu: 55. “Seni vefat ettireceğim, kendime yükselteceğim ve seni o kâfirler arasından tertemiz çıkaracağım.” Böylece Yüce Allah İsa’yı kendisine yükseltti, kâfirler arasından onu tertemiz çıkardı, onlar ise İsa sandıkları bir başkasını öldürüp çarmıha gerdiler ve böylelikle büyük bir günah işlediler. Bu ümmetin son dönemlerinde Meryem oğlu İsa aleyhisselam adaletli bir yönetici olarak inecektir. Domuzu öldürecek, haçı kıracak, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in getirdiklerine tâbî olacaktır. Yalancılar da aldanış ve aldatmalarının farkına varacak, kendilerinin aldandıklarını ve aldanışa düştüklerini anlayacaklardır. “Sana uyanları da Kıyamet gününe kadar kâfirlerin üstünde tutacağım.” İsa’ya uyanlardan kasıt ona iman eden ve Yüce Allah’ın İsa’nın dininden sapanlara karşı kendilerine yardım ve destek verdiği kimselerdir. Daha sonra Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in ümmeti geldiğinde artık gerçek manada ona tâbî olanlar onlar oldular. Allah da onlara destek verdi ve bütün kâfirlere karşı onlara yardımcı oldu. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in kendilerine getirmiş olduğu din ile onlara üstünlük ve zafer verdi:“Allah içinizden iman edip salih amel işleyenlere onları kesinlikle yeryüzünde halife kılacağını vaat etti...”(en-Nur, 24/55) Ancak Yüce Allah’ın hikmetinde adalet de vardır ki O’nun hikmeti şunu hükme bağlamıştır: Dine sımsıkı yapışan kimselere Allah apaçık bir zafer verir ve onlara yardımcı olur. O’nun emir ve yasaklarını terk edip şeriatını bir kenara atan, O’na isyan etmek cesaretini gösteren kimseleri ise cezalandırır ve düşmanları ona musallat kılar. Allah Azîzdir, Hakimdir. “Sonra hepinizin dönüşü bana olacak ve Ben de ayrılığa düştüğünüz konularda aranızda hüküm vereceğim.”

Yüce Allah onlara ne yapacağını beyan ederek şöyle buyurmaktadır: