Vegere rûpela Tefsîr-i Sa'dî

Tefsîra Sûreya Înfîtar — Ebdurehman b. Nasir es-Se’dî (Tefsîr-i Sa'dî)

19 ayet

1- Gök yarıldığı zaman, 2- Yıldızlar saçıldığı zaman, 3- Denizler taşıp birbirine katıldığı zaman, 4- Kabirlerin altı(ndakiler) üstüne getirildiği zaman, 5- Herkes önce yaptığı ve geriye bıraktığı ne varsa hepsini bilmiş olacaktır.

(Mekke’de inmiştir. 19 âyettir)

Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile.

1-3. Yani semâ çatlayıp yarıldığı, yıldızları etrafa dağıldığı ve güzellikleri kaybolduğu, denizler kaynayıp taşarak tek bir deniz haline getirildiği zaman; 4-5. Kabirler içerisindeki ölüler dışarı çıkartılmak sureti ile alt-üst edildiği ve Allah’ın huzurunda amellerinin karşılıklarının verilmesi için de hesaplarının görüleceği yere haşredildikleri zaman; İşte o vakit perde açılacak, gizlilikler ortadan kalkacak, her bir nefis sahip olduğu kârı ve zararı bilmiş olacaktır. İşte o vakit, zalim kendi elleriyle yaptıklarını görüp de ebedi bedbahtlığın kaçınılmaz olduğunu ve sonsuz azaptan kurtulmanın imkânsızlığını gördüğünde pişmanlıktan ellerini ısıracaktır. İşte o vakit salih ameller işlemiş bulunan takvâ sahipleri, pek büyük kurtuluşa mazhar olacak, ebedi nimetlere nail olacak ve cehennem azabından kurtulacaklardır.

1- Gök yarıldığı zaman, 2- Yıldızlar saçıldığı zaman, 3- Denizler taşıp birbirine katıldığı zaman, 4- Kabirlerin altı(ndakiler) üstüne getirildiği zaman, 5- Herkes önce yaptığı ve geriye bıraktığı ne varsa hepsini bilmiş olacaktır.

(Mekke’de inmiştir. 19 âyettir)

Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile.

1-3. Yani semâ çatlayıp yarıldığı, yıldızları etrafa dağıldığı ve güzellikleri kaybolduğu, denizler kaynayıp taşarak tek bir deniz haline getirildiği zaman; 4-5. Kabirler içerisindeki ölüler dışarı çıkartılmak sureti ile alt-üst edildiği ve Allah’ın huzurunda amellerinin karşılıklarının verilmesi için de hesaplarının görüleceği yere haşredildikleri zaman; İşte o vakit perde açılacak, gizlilikler ortadan kalkacak, her bir nefis sahip olduğu kârı ve zararı bilmiş olacaktır. İşte o vakit, zalim kendi elleriyle yaptıklarını görüp de ebedi bedbahtlığın kaçınılmaz olduğunu ve sonsuz azaptan kurtulmanın imkânsızlığını gördüğünde pişmanlıktan ellerini ısıracaktır. İşte o vakit salih ameller işlemiş bulunan takvâ sahipleri, pek büyük kurtuluşa mazhar olacak, ebedi nimetlere nail olacak ve cehennem azabından kurtulacaklardır.

1- Gök yarıldığı zaman, 2- Yıldızlar saçıldığı zaman, 3- Denizler taşıp birbirine katıldığı zaman, 4- Kabirlerin altı(ndakiler) üstüne getirildiği zaman, 5- Herkes önce yaptığı ve geriye bıraktığı ne varsa hepsini bilmiş olacaktır.

(Mekke’de inmiştir. 19 âyettir)

Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile.

1-3. Yani semâ çatlayıp yarıldığı, yıldızları etrafa dağıldığı ve güzellikleri kaybolduğu, denizler kaynayıp taşarak tek bir deniz haline getirildiği zaman; 4-5. Kabirler içerisindeki ölüler dışarı çıkartılmak sureti ile alt-üst edildiği ve Allah’ın huzurunda amellerinin karşılıklarının verilmesi için de hesaplarının görüleceği yere haşredildikleri zaman; İşte o vakit perde açılacak, gizlilikler ortadan kalkacak, her bir nefis sahip olduğu kârı ve zararı bilmiş olacaktır. İşte o vakit, zalim kendi elleriyle yaptıklarını görüp de ebedi bedbahtlığın kaçınılmaz olduğunu ve sonsuz azaptan kurtulmanın imkânsızlığını gördüğünde pişmanlıktan ellerini ısıracaktır. İşte o vakit salih ameller işlemiş bulunan takvâ sahipleri, pek büyük kurtuluşa mazhar olacak, ebedi nimetlere nail olacak ve cehennem azabından kurtulacaklardır.

1- Gök yarıldığı zaman, 2- Yıldızlar saçıldığı zaman, 3- Denizler taşıp birbirine katıldığı zaman, 4- Kabirlerin altı(ndakiler) üstüne getirildiği zaman, 5- Herkes önce yaptığı ve geriye bıraktığı ne varsa hepsini bilmiş olacaktır.

(Mekke’de inmiştir. 19 âyettir)

Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile.

1-3. Yani semâ çatlayıp yarıldığı, yıldızları etrafa dağıldığı ve güzellikleri kaybolduğu, denizler kaynayıp taşarak tek bir deniz haline getirildiği zaman; 4-5. Kabirler içerisindeki ölüler dışarı çıkartılmak sureti ile alt-üst edildiği ve Allah’ın huzurunda amellerinin karşılıklarının verilmesi için de hesaplarının görüleceği yere haşredildikleri zaman; İşte o vakit perde açılacak, gizlilikler ortadan kalkacak, her bir nefis sahip olduğu kârı ve zararı bilmiş olacaktır. İşte o vakit, zalim kendi elleriyle yaptıklarını görüp de ebedi bedbahtlığın kaçınılmaz olduğunu ve sonsuz azaptan kurtulmanın imkânsızlığını gördüğünde pişmanlıktan ellerini ısıracaktır. İşte o vakit salih ameller işlemiş bulunan takvâ sahipleri, pek büyük kurtuluşa mazhar olacak, ebedi nimetlere nail olacak ve cehennem azabından kurtulacaklardır.

1- Gök yarıldığı zaman, 2- Yıldızlar saçıldığı zaman, 3- Denizler taşıp birbirine katıldığı zaman, 4- Kabirlerin altı(ndakiler) üstüne getirildiği zaman, 5- Herkes önce yaptığı ve geriye bıraktığı ne varsa hepsini bilmiş olacaktır.

(Mekke’de inmiştir. 19 âyettir)

Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile.

1-3. Yani semâ çatlayıp yarıldığı, yıldızları etrafa dağıldığı ve güzellikleri kaybolduğu, denizler kaynayıp taşarak tek bir deniz haline getirildiği zaman; 4-5. Kabirler içerisindeki ölüler dışarı çıkartılmak sureti ile alt-üst edildiği ve Allah’ın huzurunda amellerinin karşılıklarının verilmesi için de hesaplarının görüleceği yere haşredildikleri zaman; İşte o vakit perde açılacak, gizlilikler ortadan kalkacak, her bir nefis sahip olduğu kârı ve zararı bilmiş olacaktır. İşte o vakit, zalim kendi elleriyle yaptıklarını görüp de ebedi bedbahtlığın kaçınılmaz olduğunu ve sonsuz azaptan kurtulmanın imkânsızlığını gördüğünde pişmanlıktan ellerini ısıracaktır. İşte o vakit salih ameller işlemiş bulunan takvâ sahipleri, pek büyük kurtuluşa mazhar olacak, ebedi nimetlere nail olacak ve cehennem azabından kurtulacaklardır.

6- Ey insan! O kerim Rabbine karşı seni aldatan nedir? 7- O ki seni yarattı, yaratılışını da düzgün ve birbiriyle uyumlu kıldı. 8- Dilediği bir suretle sana şekil verdi. 9- Asla! Bilakis siz, hesabı yalanlıyorsunuz. 10- Halbuki üzerinizde bekçiler, 11- Çok şerefli yazıcılar vardır. 12- Onlar, her yaptığınızı bilirler.

6. Yüce Allah, kendisine karşı kusurlu davranan, kendisine isyan etme cesaretini gösteren insana azarla karışık hitap ederek şöyle buyurmaktadır: "Ey insan! O kerim Rabbine karşı seni aldatan nedir?” Sen, O’nun haklarını mı hafife olıyorsun yoksa azabını mı küçümsüyorsun yoksa O’nun, amellerin karşılığını vereceğine imanın mı yok? 7. “O ki seni” en güzel şekilde “yarattı.” Yoksa seni yaratan O değil mi? “Yaratılışını da düzgün ve birbiriyle uyumlu kıldı.” En güzel şekilde, en hoş bir görünüşte, dimdik ve son derece uyumlu ölçülerde, her bir azanı yerli yerince yarattı. Bu nimetleri sana ihsan edene karşı nankörlük etmek yahut bunca iyilikleri verenin iyiliklerini inkâr etmek sana yakışır mı? Şüphesiz ki bu, senin cahilliğinden, zulmünden, inadından ve ahmaklığından kaynaklanmaktadır. 8. O, senin suretini bir köpek, eşek veya buna benzer bir hayvan suretinde kılmadığı için Allah’a hamdetmelisin. Bundan dolayı Yüce Allah, şöyle buyurmaktadır:“Dilediği bir suretle sana şekil verdi.”
9-12. “Hayır! Bilakis siz hesabı yalanlıyorsunuz.” Bunca öğütlere ve hatırlatmalara rağmen hâlâ hesabı, amellerin karşılığının görüleceğini yalanlamaya devam ediyorsunuz. Oysa yaptıklarınızdan dolayı hesaba çekilmeniz kaçınılmaz bir şeydir. Zaten Yüce Allah, üzerinize şerefli meleklerini görevlendirmiştir, bunlar söylediklerinizi ve yaptıklarınızı yazarlar ve bunları çok iyi bilirler. Bunun kapsamına hem kalbî fiiller, hem azaların fiilleri girmektedir. O halde size yakışan bu meleklere saygılı olmaktır.

6- Ey insan! O kerim Rabbine karşı seni aldatan nedir? 7- O ki seni yarattı, yaratılışını da düzgün ve birbiriyle uyumlu kıldı. 8- Dilediği bir suretle sana şekil verdi. 9- Asla! Bilakis siz, hesabı yalanlıyorsunuz. 10- Halbuki üzerinizde bekçiler, 11- Çok şerefli yazıcılar vardır. 12- Onlar, her yaptığınızı bilirler.

6. Yüce Allah, kendisine karşı kusurlu davranan, kendisine isyan etme cesaretini gösteren insana azarla karışık hitap ederek şöyle buyurmaktadır: "Ey insan! O kerim Rabbine karşı seni aldatan nedir?” Sen, O’nun haklarını mı hafife olıyorsun yoksa azabını mı küçümsüyorsun yoksa O’nun, amellerin karşılığını vereceğine imanın mı yok? 7. “O ki seni” en güzel şekilde “yarattı.” Yoksa seni yaratan O değil mi? “Yaratılışını da düzgün ve birbiriyle uyumlu kıldı.” En güzel şekilde, en hoş bir görünüşte, dimdik ve son derece uyumlu ölçülerde, her bir azanı yerli yerince yarattı. Bu nimetleri sana ihsan edene karşı nankörlük etmek yahut bunca iyilikleri verenin iyiliklerini inkâr etmek sana yakışır mı? Şüphesiz ki bu, senin cahilliğinden, zulmünden, inadından ve ahmaklığından kaynaklanmaktadır. 8. O, senin suretini bir köpek, eşek veya buna benzer bir hayvan suretinde kılmadığı için Allah’a hamdetmelisin. Bundan dolayı Yüce Allah, şöyle buyurmaktadır:“Dilediği bir suretle sana şekil verdi.”
9-12. “Hayır! Bilakis siz hesabı yalanlıyorsunuz.” Bunca öğütlere ve hatırlatmalara rağmen hâlâ hesabı, amellerin karşılığının görüleceğini yalanlamaya devam ediyorsunuz. Oysa yaptıklarınızdan dolayı hesaba çekilmeniz kaçınılmaz bir şeydir. Zaten Yüce Allah, üzerinize şerefli meleklerini görevlendirmiştir, bunlar söylediklerinizi ve yaptıklarınızı yazarlar ve bunları çok iyi bilirler. Bunun kapsamına hem kalbî fiiller, hem azaların fiilleri girmektedir. O halde size yakışan bu meleklere saygılı olmaktır.

6- Ey insan! O kerim Rabbine karşı seni aldatan nedir? 7- O ki seni yarattı, yaratılışını da düzgün ve birbiriyle uyumlu kıldı. 8- Dilediği bir suretle sana şekil verdi. 9- Asla! Bilakis siz, hesabı yalanlıyorsunuz. 10- Halbuki üzerinizde bekçiler, 11- Çok şerefli yazıcılar vardır. 12- Onlar, her yaptığınızı bilirler.

6. Yüce Allah, kendisine karşı kusurlu davranan, kendisine isyan etme cesaretini gösteren insana azarla karışık hitap ederek şöyle buyurmaktadır: "Ey insan! O kerim Rabbine karşı seni aldatan nedir?” Sen, O’nun haklarını mı hafife olıyorsun yoksa azabını mı küçümsüyorsun yoksa O’nun, amellerin karşılığını vereceğine imanın mı yok? 7. “O ki seni” en güzel şekilde “yarattı.” Yoksa seni yaratan O değil mi? “Yaratılışını da düzgün ve birbiriyle uyumlu kıldı.” En güzel şekilde, en hoş bir görünüşte, dimdik ve son derece uyumlu ölçülerde, her bir azanı yerli yerince yarattı. Bu nimetleri sana ihsan edene karşı nankörlük etmek yahut bunca iyilikleri verenin iyiliklerini inkâr etmek sana yakışır mı? Şüphesiz ki bu, senin cahilliğinden, zulmünden, inadından ve ahmaklığından kaynaklanmaktadır. 8. O, senin suretini bir köpek, eşek veya buna benzer bir hayvan suretinde kılmadığı için Allah’a hamdetmelisin. Bundan dolayı Yüce Allah, şöyle buyurmaktadır:“Dilediği bir suretle sana şekil verdi.”
9-12. “Hayır! Bilakis siz hesabı yalanlıyorsunuz.” Bunca öğütlere ve hatırlatmalara rağmen hâlâ hesabı, amellerin karşılığının görüleceğini yalanlamaya devam ediyorsunuz. Oysa yaptıklarınızdan dolayı hesaba çekilmeniz kaçınılmaz bir şeydir. Zaten Yüce Allah, üzerinize şerefli meleklerini görevlendirmiştir, bunlar söylediklerinizi ve yaptıklarınızı yazarlar ve bunları çok iyi bilirler. Bunun kapsamına hem kalbî fiiller, hem azaların fiilleri girmektedir. O halde size yakışan bu meleklere saygılı olmaktır.

6- Ey insan! O kerim Rabbine karşı seni aldatan nedir? 7- O ki seni yarattı, yaratılışını da düzgün ve birbiriyle uyumlu kıldı. 8- Dilediği bir suretle sana şekil verdi. 9- Asla! Bilakis siz, hesabı yalanlıyorsunuz. 10- Halbuki üzerinizde bekçiler, 11- Çok şerefli yazıcılar vardır. 12- Onlar, her yaptığınızı bilirler.

6. Yüce Allah, kendisine karşı kusurlu davranan, kendisine isyan etme cesaretini gösteren insana azarla karışık hitap ederek şöyle buyurmaktadır: "Ey insan! O kerim Rabbine karşı seni aldatan nedir?” Sen, O’nun haklarını mı hafife olıyorsun yoksa azabını mı küçümsüyorsun yoksa O’nun, amellerin karşılığını vereceğine imanın mı yok? 7. “O ki seni” en güzel şekilde “yarattı.” Yoksa seni yaratan O değil mi? “Yaratılışını da düzgün ve birbiriyle uyumlu kıldı.” En güzel şekilde, en hoş bir görünüşte, dimdik ve son derece uyumlu ölçülerde, her bir azanı yerli yerince yarattı. Bu nimetleri sana ihsan edene karşı nankörlük etmek yahut bunca iyilikleri verenin iyiliklerini inkâr etmek sana yakışır mı? Şüphesiz ki bu, senin cahilliğinden, zulmünden, inadından ve ahmaklığından kaynaklanmaktadır. 8. O, senin suretini bir köpek, eşek veya buna benzer bir hayvan suretinde kılmadığı için Allah’a hamdetmelisin. Bundan dolayı Yüce Allah, şöyle buyurmaktadır:“Dilediği bir suretle sana şekil verdi.”
9-12. “Hayır! Bilakis siz hesabı yalanlıyorsunuz.” Bunca öğütlere ve hatırlatmalara rağmen hâlâ hesabı, amellerin karşılığının görüleceğini yalanlamaya devam ediyorsunuz. Oysa yaptıklarınızdan dolayı hesaba çekilmeniz kaçınılmaz bir şeydir. Zaten Yüce Allah, üzerinize şerefli meleklerini görevlendirmiştir, bunlar söylediklerinizi ve yaptıklarınızı yazarlar ve bunları çok iyi bilirler. Bunun kapsamına hem kalbî fiiller, hem azaların fiilleri girmektedir. O halde size yakışan bu meleklere saygılı olmaktır.

6- Ey insan! O kerim Rabbine karşı seni aldatan nedir? 7- O ki seni yarattı, yaratılışını da düzgün ve birbiriyle uyumlu kıldı. 8- Dilediği bir suretle sana şekil verdi. 9- Asla! Bilakis siz, hesabı yalanlıyorsunuz. 10- Halbuki üzerinizde bekçiler, 11- Çok şerefli yazıcılar vardır. 12- Onlar, her yaptığınızı bilirler.

6. Yüce Allah, kendisine karşı kusurlu davranan, kendisine isyan etme cesaretini gösteren insana azarla karışık hitap ederek şöyle buyurmaktadır: "Ey insan! O kerim Rabbine karşı seni aldatan nedir?” Sen, O’nun haklarını mı hafife olıyorsun yoksa azabını mı küçümsüyorsun yoksa O’nun, amellerin karşılığını vereceğine imanın mı yok? 7. “O ki seni” en güzel şekilde “yarattı.” Yoksa seni yaratan O değil mi? “Yaratılışını da düzgün ve birbiriyle uyumlu kıldı.” En güzel şekilde, en hoş bir görünüşte, dimdik ve son derece uyumlu ölçülerde, her bir azanı yerli yerince yarattı. Bu nimetleri sana ihsan edene karşı nankörlük etmek yahut bunca iyilikleri verenin iyiliklerini inkâr etmek sana yakışır mı? Şüphesiz ki bu, senin cahilliğinden, zulmünden, inadından ve ahmaklığından kaynaklanmaktadır. 8. O, senin suretini bir köpek, eşek veya buna benzer bir hayvan suretinde kılmadığı için Allah’a hamdetmelisin. Bundan dolayı Yüce Allah, şöyle buyurmaktadır:“Dilediği bir suretle sana şekil verdi.”
9-12. “Hayır! Bilakis siz hesabı yalanlıyorsunuz.” Bunca öğütlere ve hatırlatmalara rağmen hâlâ hesabı, amellerin karşılığının görüleceğini yalanlamaya devam ediyorsunuz. Oysa yaptıklarınızdan dolayı hesaba çekilmeniz kaçınılmaz bir şeydir. Zaten Yüce Allah, üzerinize şerefli meleklerini görevlendirmiştir, bunlar söylediklerinizi ve yaptıklarınızı yazarlar ve bunları çok iyi bilirler. Bunun kapsamına hem kalbî fiiller, hem azaların fiilleri girmektedir. O halde size yakışan bu meleklere saygılı olmaktır.

6- Ey insan! O kerim Rabbine karşı seni aldatan nedir? 7- O ki seni yarattı, yaratılışını da düzgün ve birbiriyle uyumlu kıldı. 8- Dilediği bir suretle sana şekil verdi. 9- Asla! Bilakis siz, hesabı yalanlıyorsunuz. 10- Halbuki üzerinizde bekçiler, 11- Çok şerefli yazıcılar vardır. 12- Onlar, her yaptığınızı bilirler.

6. Yüce Allah, kendisine karşı kusurlu davranan, kendisine isyan etme cesaretini gösteren insana azarla karışık hitap ederek şöyle buyurmaktadır: "Ey insan! O kerim Rabbine karşı seni aldatan nedir?” Sen, O’nun haklarını mı hafife olıyorsun yoksa azabını mı küçümsüyorsun yoksa O’nun, amellerin karşılığını vereceğine imanın mı yok? 7. “O ki seni” en güzel şekilde “yarattı.” Yoksa seni yaratan O değil mi? “Yaratılışını da düzgün ve birbiriyle uyumlu kıldı.” En güzel şekilde, en hoş bir görünüşte, dimdik ve son derece uyumlu ölçülerde, her bir azanı yerli yerince yarattı. Bu nimetleri sana ihsan edene karşı nankörlük etmek yahut bunca iyilikleri verenin iyiliklerini inkâr etmek sana yakışır mı? Şüphesiz ki bu, senin cahilliğinden, zulmünden, inadından ve ahmaklığından kaynaklanmaktadır. 8. O, senin suretini bir köpek, eşek veya buna benzer bir hayvan suretinde kılmadığı için Allah’a hamdetmelisin. Bundan dolayı Yüce Allah, şöyle buyurmaktadır:“Dilediği bir suretle sana şekil verdi.”
9-12. “Hayır! Bilakis siz hesabı yalanlıyorsunuz.” Bunca öğütlere ve hatırlatmalara rağmen hâlâ hesabı, amellerin karşılığının görüleceğini yalanlamaya devam ediyorsunuz. Oysa yaptıklarınızdan dolayı hesaba çekilmeniz kaçınılmaz bir şeydir. Zaten Yüce Allah, üzerinize şerefli meleklerini görevlendirmiştir, bunlar söylediklerinizi ve yaptıklarınızı yazarlar ve bunları çok iyi bilirler. Bunun kapsamına hem kalbî fiiller, hem azaların fiilleri girmektedir. O halde size yakışan bu meleklere saygılı olmaktır.

6- Ey insan! O kerim Rabbine karşı seni aldatan nedir? 7- O ki seni yarattı, yaratılışını da düzgün ve birbiriyle uyumlu kıldı. 8- Dilediği bir suretle sana şekil verdi. 9- Asla! Bilakis siz, hesabı yalanlıyorsunuz. 10- Halbuki üzerinizde bekçiler, 11- Çok şerefli yazıcılar vardır. 12- Onlar, her yaptığınızı bilirler.

6. Yüce Allah, kendisine karşı kusurlu davranan, kendisine isyan etme cesaretini gösteren insana azarla karışık hitap ederek şöyle buyurmaktadır: "Ey insan! O kerim Rabbine karşı seni aldatan nedir?” Sen, O’nun haklarını mı hafife olıyorsun yoksa azabını mı küçümsüyorsun yoksa O’nun, amellerin karşılığını vereceğine imanın mı yok? 7. “O ki seni” en güzel şekilde “yarattı.” Yoksa seni yaratan O değil mi? “Yaratılışını da düzgün ve birbiriyle uyumlu kıldı.” En güzel şekilde, en hoş bir görünüşte, dimdik ve son derece uyumlu ölçülerde, her bir azanı yerli yerince yarattı. Bu nimetleri sana ihsan edene karşı nankörlük etmek yahut bunca iyilikleri verenin iyiliklerini inkâr etmek sana yakışır mı? Şüphesiz ki bu, senin cahilliğinden, zulmünden, inadından ve ahmaklığından kaynaklanmaktadır. 8. O, senin suretini bir köpek, eşek veya buna benzer bir hayvan suretinde kılmadığı için Allah’a hamdetmelisin. Bundan dolayı Yüce Allah, şöyle buyurmaktadır:“Dilediği bir suretle sana şekil verdi.”
9-12. “Hayır! Bilakis siz hesabı yalanlıyorsunuz.” Bunca öğütlere ve hatırlatmalara rağmen hâlâ hesabı, amellerin karşılığının görüleceğini yalanlamaya devam ediyorsunuz. Oysa yaptıklarınızdan dolayı hesaba çekilmeniz kaçınılmaz bir şeydir. Zaten Yüce Allah, üzerinize şerefli meleklerini görevlendirmiştir, bunlar söylediklerinizi ve yaptıklarınızı yazarlar ve bunları çok iyi bilirler. Bunun kapsamına hem kalbî fiiller, hem azaların fiilleri girmektedir. O halde size yakışan bu meleklere saygılı olmaktır.

13- İyi ve itaatkar müminler, hiç şüphesiz nimetler içindedirler. 14- Kötü ve günahkarlar ise hiç şüphesiz cehennemdedirler. 15- Onlar, hesap günü oraya gireceklerdir. 16- Ve bir daha oradan ayrılmayacaklardır. 17- Hesap gününün ne olduğunu sen nereden bilebilirsin ki? 18- Evet; hesap gününün ne olduğunu sen nereden bilebilirsin ki? 19- O gün kimse kimseye en ufak bir fayda sağlama imkanına sahip değildir. O gün emir/hüküm yalnız Allah’ındır.

13. Burada “İyi ve itaatkar müminler”(ٱلۡأَبۡرَارَ )”dan kasıt, Allah’ın haklarını da kullarının haklarını da yerine getiren, kalbî amellerinde ve azalarının yaptıkları amellerde iyilikten ayrılmayanlardır. Bunların mükâfatı da hem dünya yurdunda, hem berzah/kabir aleminde, hem de ebedilik yurdunda kalbî, ruhî ve bedenî nimetlere nail olmaktır. 14. Allah’ın haklarını ve kullarının haklarını gereği gibi yerine getirmeyerek bu konuda kusurlu davranan “kötü ve günahkarlar”a gelince bunların kalpleri de kötüdür, amelleri de kötüdür ve bunlar “hiç şüphesiz cehennemdedirler.” Gerek dünya yurdunda, gerek berzah aleminde, gerekse de ebedilik yurdunda can yakıcı bir azap görürler. 15. “Onlar, hesap günü oraya gireceklerdir.” Yani amellerin karşılığının verileceği o günde, en çetin azaba uğratılmak üzere orayı boylayacaklardır. 16. “Ve bir daha oradan ayrılmayacaklardır.” Aksine sürekli orada kalacaklar, oradan başka bir yere çıkıp gidemeyeceklerdir. 17-18. “Hesap gününün ne olduğunu sen nereden bilebilirsin ki? Evet; hesap gününün ne olduğunu sen nereden bilebilirsin ki?” Bu ifadeler ile zihinleri alak bullak eden o pek çetin günün dehşeti ifade edilmektedir. 19. “O gün kimse kimseye en ufak bir fayda sağlama imkanına sahip değildir.” İsterse bu kişi, onun yakın bir akrabası, candan bir sevdiği olsun. Çünkü herkes, kendi nefsi ile uğraşacaktır. Kendi nefsinin kurtuluşundan başka bir şey düşünmeyecektir. "O gün emir/hüküm yalnız Allah’ındır.” Kulları arasında O hüküm verecektir. Mazlumun zalimdeki hakkını alıp sahibine verecektir. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır. İnfitâr Sûresinin tefsiri burada sona ermektedir.

***

13- İyi ve itaatkar müminler, hiç şüphesiz nimetler içindedirler. 14- Kötü ve günahkarlar ise hiç şüphesiz cehennemdedirler. 15- Onlar, hesap günü oraya gireceklerdir. 16- Ve bir daha oradan ayrılmayacaklardır. 17- Hesap gününün ne olduğunu sen nereden bilebilirsin ki? 18- Evet; hesap gününün ne olduğunu sen nereden bilebilirsin ki? 19- O gün kimse kimseye en ufak bir fayda sağlama imkanına sahip değildir. O gün emir/hüküm yalnız Allah’ındır.

13. Burada “İyi ve itaatkar müminler”(ٱلۡأَبۡرَارَ )”dan kasıt, Allah’ın haklarını da kullarının haklarını da yerine getiren, kalbî amellerinde ve azalarının yaptıkları amellerde iyilikten ayrılmayanlardır. Bunların mükâfatı da hem dünya yurdunda, hem berzah/kabir aleminde, hem de ebedilik yurdunda kalbî, ruhî ve bedenî nimetlere nail olmaktır. 14. Allah’ın haklarını ve kullarının haklarını gereği gibi yerine getirmeyerek bu konuda kusurlu davranan “kötü ve günahkarlar”a gelince bunların kalpleri de kötüdür, amelleri de kötüdür ve bunlar “hiç şüphesiz cehennemdedirler.” Gerek dünya yurdunda, gerek berzah aleminde, gerekse de ebedilik yurdunda can yakıcı bir azap görürler. 15. “Onlar, hesap günü oraya gireceklerdir.” Yani amellerin karşılığının verileceği o günde, en çetin azaba uğratılmak üzere orayı boylayacaklardır. 16. “Ve bir daha oradan ayrılmayacaklardır.” Aksine sürekli orada kalacaklar, oradan başka bir yere çıkıp gidemeyeceklerdir. 17-18. “Hesap gününün ne olduğunu sen nereden bilebilirsin ki? Evet; hesap gününün ne olduğunu sen nereden bilebilirsin ki?” Bu ifadeler ile zihinleri alak bullak eden o pek çetin günün dehşeti ifade edilmektedir. 19. “O gün kimse kimseye en ufak bir fayda sağlama imkanına sahip değildir.” İsterse bu kişi, onun yakın bir akrabası, candan bir sevdiği olsun. Çünkü herkes, kendi nefsi ile uğraşacaktır. Kendi nefsinin kurtuluşundan başka bir şey düşünmeyecektir. "O gün emir/hüküm yalnız Allah’ındır.” Kulları arasında O hüküm verecektir. Mazlumun zalimdeki hakkını alıp sahibine verecektir. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır. İnfitâr Sûresinin tefsiri burada sona ermektedir.

***

13- İyi ve itaatkar müminler, hiç şüphesiz nimetler içindedirler. 14- Kötü ve günahkarlar ise hiç şüphesiz cehennemdedirler. 15- Onlar, hesap günü oraya gireceklerdir. 16- Ve bir daha oradan ayrılmayacaklardır. 17- Hesap gününün ne olduğunu sen nereden bilebilirsin ki? 18- Evet; hesap gününün ne olduğunu sen nereden bilebilirsin ki? 19- O gün kimse kimseye en ufak bir fayda sağlama imkanına sahip değildir. O gün emir/hüküm yalnız Allah’ındır.

13. Burada “İyi ve itaatkar müminler”(ٱلۡأَبۡرَارَ )”dan kasıt, Allah’ın haklarını da kullarının haklarını da yerine getiren, kalbî amellerinde ve azalarının yaptıkları amellerde iyilikten ayrılmayanlardır. Bunların mükâfatı da hem dünya yurdunda, hem berzah/kabir aleminde, hem de ebedilik yurdunda kalbî, ruhî ve bedenî nimetlere nail olmaktır. 14. Allah’ın haklarını ve kullarının haklarını gereği gibi yerine getirmeyerek bu konuda kusurlu davranan “kötü ve günahkarlar”a gelince bunların kalpleri de kötüdür, amelleri de kötüdür ve bunlar “hiç şüphesiz cehennemdedirler.” Gerek dünya yurdunda, gerek berzah aleminde, gerekse de ebedilik yurdunda can yakıcı bir azap görürler. 15. “Onlar, hesap günü oraya gireceklerdir.” Yani amellerin karşılığının verileceği o günde, en çetin azaba uğratılmak üzere orayı boylayacaklardır. 16. “Ve bir daha oradan ayrılmayacaklardır.” Aksine sürekli orada kalacaklar, oradan başka bir yere çıkıp gidemeyeceklerdir. 17-18. “Hesap gününün ne olduğunu sen nereden bilebilirsin ki? Evet; hesap gününün ne olduğunu sen nereden bilebilirsin ki?” Bu ifadeler ile zihinleri alak bullak eden o pek çetin günün dehşeti ifade edilmektedir. 19. “O gün kimse kimseye en ufak bir fayda sağlama imkanına sahip değildir.” İsterse bu kişi, onun yakın bir akrabası, candan bir sevdiği olsun. Çünkü herkes, kendi nefsi ile uğraşacaktır. Kendi nefsinin kurtuluşundan başka bir şey düşünmeyecektir. "O gün emir/hüküm yalnız Allah’ındır.” Kulları arasında O hüküm verecektir. Mazlumun zalimdeki hakkını alıp sahibine verecektir. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır. İnfitâr Sûresinin tefsiri burada sona ermektedir.

***

13- İyi ve itaatkar müminler, hiç şüphesiz nimetler içindedirler. 14- Kötü ve günahkarlar ise hiç şüphesiz cehennemdedirler. 15- Onlar, hesap günü oraya gireceklerdir. 16- Ve bir daha oradan ayrılmayacaklardır. 17- Hesap gününün ne olduğunu sen nereden bilebilirsin ki? 18- Evet; hesap gününün ne olduğunu sen nereden bilebilirsin ki? 19- O gün kimse kimseye en ufak bir fayda sağlama imkanına sahip değildir. O gün emir/hüküm yalnız Allah’ındır.

13. Burada “İyi ve itaatkar müminler”(ٱلۡأَبۡرَارَ )”dan kasıt, Allah’ın haklarını da kullarının haklarını da yerine getiren, kalbî amellerinde ve azalarının yaptıkları amellerde iyilikten ayrılmayanlardır. Bunların mükâfatı da hem dünya yurdunda, hem berzah/kabir aleminde, hem de ebedilik yurdunda kalbî, ruhî ve bedenî nimetlere nail olmaktır. 14. Allah’ın haklarını ve kullarının haklarını gereği gibi yerine getirmeyerek bu konuda kusurlu davranan “kötü ve günahkarlar”a gelince bunların kalpleri de kötüdür, amelleri de kötüdür ve bunlar “hiç şüphesiz cehennemdedirler.” Gerek dünya yurdunda, gerek berzah aleminde, gerekse de ebedilik yurdunda can yakıcı bir azap görürler. 15. “Onlar, hesap günü oraya gireceklerdir.” Yani amellerin karşılığının verileceği o günde, en çetin azaba uğratılmak üzere orayı boylayacaklardır. 16. “Ve bir daha oradan ayrılmayacaklardır.” Aksine sürekli orada kalacaklar, oradan başka bir yere çıkıp gidemeyeceklerdir. 17-18. “Hesap gününün ne olduğunu sen nereden bilebilirsin ki? Evet; hesap gününün ne olduğunu sen nereden bilebilirsin ki?” Bu ifadeler ile zihinleri alak bullak eden o pek çetin günün dehşeti ifade edilmektedir. 19. “O gün kimse kimseye en ufak bir fayda sağlama imkanına sahip değildir.” İsterse bu kişi, onun yakın bir akrabası, candan bir sevdiği olsun. Çünkü herkes, kendi nefsi ile uğraşacaktır. Kendi nefsinin kurtuluşundan başka bir şey düşünmeyecektir. "O gün emir/hüküm yalnız Allah’ındır.” Kulları arasında O hüküm verecektir. Mazlumun zalimdeki hakkını alıp sahibine verecektir. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır. İnfitâr Sûresinin tefsiri burada sona ermektedir.

***

13- İyi ve itaatkar müminler, hiç şüphesiz nimetler içindedirler. 14- Kötü ve günahkarlar ise hiç şüphesiz cehennemdedirler. 15- Onlar, hesap günü oraya gireceklerdir. 16- Ve bir daha oradan ayrılmayacaklardır. 17- Hesap gününün ne olduğunu sen nereden bilebilirsin ki? 18- Evet; hesap gününün ne olduğunu sen nereden bilebilirsin ki? 19- O gün kimse kimseye en ufak bir fayda sağlama imkanına sahip değildir. O gün emir/hüküm yalnız Allah’ındır.

13. Burada “İyi ve itaatkar müminler”(ٱلۡأَبۡرَارَ )”dan kasıt, Allah’ın haklarını da kullarının haklarını da yerine getiren, kalbî amellerinde ve azalarının yaptıkları amellerde iyilikten ayrılmayanlardır. Bunların mükâfatı da hem dünya yurdunda, hem berzah/kabir aleminde, hem de ebedilik yurdunda kalbî, ruhî ve bedenî nimetlere nail olmaktır. 14. Allah’ın haklarını ve kullarının haklarını gereği gibi yerine getirmeyerek bu konuda kusurlu davranan “kötü ve günahkarlar”a gelince bunların kalpleri de kötüdür, amelleri de kötüdür ve bunlar “hiç şüphesiz cehennemdedirler.” Gerek dünya yurdunda, gerek berzah aleminde, gerekse de ebedilik yurdunda can yakıcı bir azap görürler. 15. “Onlar, hesap günü oraya gireceklerdir.” Yani amellerin karşılığının verileceği o günde, en çetin azaba uğratılmak üzere orayı boylayacaklardır. 16. “Ve bir daha oradan ayrılmayacaklardır.” Aksine sürekli orada kalacaklar, oradan başka bir yere çıkıp gidemeyeceklerdir. 17-18. “Hesap gününün ne olduğunu sen nereden bilebilirsin ki? Evet; hesap gününün ne olduğunu sen nereden bilebilirsin ki?” Bu ifadeler ile zihinleri alak bullak eden o pek çetin günün dehşeti ifade edilmektedir. 19. “O gün kimse kimseye en ufak bir fayda sağlama imkanına sahip değildir.” İsterse bu kişi, onun yakın bir akrabası, candan bir sevdiği olsun. Çünkü herkes, kendi nefsi ile uğraşacaktır. Kendi nefsinin kurtuluşundan başka bir şey düşünmeyecektir. "O gün emir/hüküm yalnız Allah’ındır.” Kulları arasında O hüküm verecektir. Mazlumun zalimdeki hakkını alıp sahibine verecektir. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır. İnfitâr Sûresinin tefsiri burada sona ermektedir.

***

13- İyi ve itaatkar müminler, hiç şüphesiz nimetler içindedirler. 14- Kötü ve günahkarlar ise hiç şüphesiz cehennemdedirler. 15- Onlar, hesap günü oraya gireceklerdir. 16- Ve bir daha oradan ayrılmayacaklardır. 17- Hesap gününün ne olduğunu sen nereden bilebilirsin ki? 18- Evet; hesap gününün ne olduğunu sen nereden bilebilirsin ki? 19- O gün kimse kimseye en ufak bir fayda sağlama imkanına sahip değildir. O gün emir/hüküm yalnız Allah’ındır.

13. Burada “İyi ve itaatkar müminler”(ٱلۡأَبۡرَارَ )”dan kasıt, Allah’ın haklarını da kullarının haklarını da yerine getiren, kalbî amellerinde ve azalarının yaptıkları amellerde iyilikten ayrılmayanlardır. Bunların mükâfatı da hem dünya yurdunda, hem berzah/kabir aleminde, hem de ebedilik yurdunda kalbî, ruhî ve bedenî nimetlere nail olmaktır. 14. Allah’ın haklarını ve kullarının haklarını gereği gibi yerine getirmeyerek bu konuda kusurlu davranan “kötü ve günahkarlar”a gelince bunların kalpleri de kötüdür, amelleri de kötüdür ve bunlar “hiç şüphesiz cehennemdedirler.” Gerek dünya yurdunda, gerek berzah aleminde, gerekse de ebedilik yurdunda can yakıcı bir azap görürler. 15. “Onlar, hesap günü oraya gireceklerdir.” Yani amellerin karşılığının verileceği o günde, en çetin azaba uğratılmak üzere orayı boylayacaklardır. 16. “Ve bir daha oradan ayrılmayacaklardır.” Aksine sürekli orada kalacaklar, oradan başka bir yere çıkıp gidemeyeceklerdir. 17-18. “Hesap gününün ne olduğunu sen nereden bilebilirsin ki? Evet; hesap gününün ne olduğunu sen nereden bilebilirsin ki?” Bu ifadeler ile zihinleri alak bullak eden o pek çetin günün dehşeti ifade edilmektedir. 19. “O gün kimse kimseye en ufak bir fayda sağlama imkanına sahip değildir.” İsterse bu kişi, onun yakın bir akrabası, candan bir sevdiği olsun. Çünkü herkes, kendi nefsi ile uğraşacaktır. Kendi nefsinin kurtuluşundan başka bir şey düşünmeyecektir. "O gün emir/hüküm yalnız Allah’ındır.” Kulları arasında O hüküm verecektir. Mazlumun zalimdeki hakkını alıp sahibine verecektir. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır. İnfitâr Sûresinin tefsiri burada sona ermektedir.

***

13- İyi ve itaatkar müminler, hiç şüphesiz nimetler içindedirler. 14- Kötü ve günahkarlar ise hiç şüphesiz cehennemdedirler. 15- Onlar, hesap günü oraya gireceklerdir. 16- Ve bir daha oradan ayrılmayacaklardır. 17- Hesap gününün ne olduğunu sen nereden bilebilirsin ki? 18- Evet; hesap gününün ne olduğunu sen nereden bilebilirsin ki? 19- O gün kimse kimseye en ufak bir fayda sağlama imkanına sahip değildir. O gün emir/hüküm yalnız Allah’ındır.

13. Burada “İyi ve itaatkar müminler”(ٱلۡأَبۡرَارَ )”dan kasıt, Allah’ın haklarını da kullarının haklarını da yerine getiren, kalbî amellerinde ve azalarının yaptıkları amellerde iyilikten ayrılmayanlardır. Bunların mükâfatı da hem dünya yurdunda, hem berzah/kabir aleminde, hem de ebedilik yurdunda kalbî, ruhî ve bedenî nimetlere nail olmaktır. 14. Allah’ın haklarını ve kullarının haklarını gereği gibi yerine getirmeyerek bu konuda kusurlu davranan “kötü ve günahkarlar”a gelince bunların kalpleri de kötüdür, amelleri de kötüdür ve bunlar “hiç şüphesiz cehennemdedirler.” Gerek dünya yurdunda, gerek berzah aleminde, gerekse de ebedilik yurdunda can yakıcı bir azap görürler. 15. “Onlar, hesap günü oraya gireceklerdir.” Yani amellerin karşılığının verileceği o günde, en çetin azaba uğratılmak üzere orayı boylayacaklardır. 16. “Ve bir daha oradan ayrılmayacaklardır.” Aksine sürekli orada kalacaklar, oradan başka bir yere çıkıp gidemeyeceklerdir. 17-18. “Hesap gününün ne olduğunu sen nereden bilebilirsin ki? Evet; hesap gününün ne olduğunu sen nereden bilebilirsin ki?” Bu ifadeler ile zihinleri alak bullak eden o pek çetin günün dehşeti ifade edilmektedir. 19. “O gün kimse kimseye en ufak bir fayda sağlama imkanına sahip değildir.” İsterse bu kişi, onun yakın bir akrabası, candan bir sevdiği olsun. Çünkü herkes, kendi nefsi ile uğraşacaktır. Kendi nefsinin kurtuluşundan başka bir şey düşünmeyecektir. "O gün emir/hüküm yalnız Allah’ındır.” Kulları arasında O hüküm verecektir. Mazlumun zalimdeki hakkını alıp sahibine verecektir. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır. İnfitâr Sûresinin tefsiri burada sona ermektedir.

***