Vegere rûpela Tefsîr-i Sa'dî

Tefsîra Sûreya Mearic — Ebdurehman b. Nasir es-Se’dî (Tefsîr-i Sa'dî)

44 ayetRûpel 2 / 2

19- Gerçekten insan çok hırslı ve sabırsız olarak yaratılmıştır. 20- Başına kötülük geldi mi sızlanıp feryat eder. 21- İyiliğe kavuştu mu da cimri kesilir. 22- Ancak namaz kılanlar müstesnâ. 23- Onlar namazlarına devam ederler. 24- Mallarında belli bir hak vardır; 25- Dilenen ve dilenmeyen yoksul için ayrılmış. 26- Onlar, hesap gününü tasdik ederler. 27- Onlar, Rablerinin azabından korkarlar. 28- Çünkü Rablerinin azabından yana güven altında olunmaz. 29- Onlar, mahrem yerlerini (haram ilişkiden) korurlar. 30- Ancak eşleri yahut sahip oldukları (cariyeler) hariç. (Onlarla ilişki kurarlar ve) bundan dolayı da kınanmazlar. 31- Ama her kim bunun ötesinde bir yol arasa, işte onlar sınırı aşanlardır. 32- Onlar, emanetlerine ve ahitlerine riâyet ederler. 33- Onlar, şahitliklerini dosdoğru yerine getirirler. 34- Onlar, namazlarını gereği gibi kılarlar. 35- İşte bunlar, cennetlerde ağırlanırlar.

19. Bu buyruklar, insanın tabiatı itibari ile sahip olduğu niteliklerini dile getirmekte ve onun hem çok hırslı hem de sabırsız olduğunu belirtmektedir: 20. “Başına kötülük geldi mi sızlanıp feryat eder.” Yani o, herhangi bir tatsızlık, bir hastalıkla karşılaşırsa veya sevdiği bir mal, yakın akraba yahut evladı elinden gidecek olursa tahammül göstermez. Bu yolda sabretmez, Allah’ın takdir ettiği hükmüne rızı göstermez. 21. “İyiliğe kavuştu mu da cimri kesilir.” Allah’ın kendisine verdiğinden infak etmez, Allah’ın bunca nimet ve iyiliğine karşı Allah’a şükretmez. Yani o, darlık ve sıkıntı zamanlarında sabretmez, bolluk ve rahatlık zamanlarında da iyilik yapmaz.
22. “Ancak namaz kılanlar müstesnâ.” Burada belirtilen vasıflara sahip olan namaz kılanlar, kendilerine hayır gelip dokunacak olursa Allah’a şükrederler ve Allah’ın kendilerine ihsan ettiklerinden infak ederler. Başlarına kötülük gelecek olursa da sabrederler ve bunun mükâfatını Allah’tan beklerler. 23. “Onlar namazlarına devam ederler” Yani onlar namazlarını vakitlerinde, şartlarına uygun ve onu tamamlayıcı hususlara da riâyet ederek devamlı kılarlar. Onlar namazı eda etmeyen yahut da bazen kılan bazan kılmayan yahut da eksik bir şekilde kılanlara benzemezler.
24-25. “Mallarında” zekât ve sadaka kabilinden “belli bir hak vardır.” İnsanlardan “dilenen ve dilenmeyen yoksul” insanlardan hiçbir şey dilenmeyen dolayısı ile farkına varılamayan ve kendisine tasaddukta bulunulmayanlar “için ayrılmış.”
26. “Onlar hesap gününü tasdik ederler.” Allah’ın bildirdiği, peygamberlerinin haber verdiği üzere öldükten sonra dirilişi ve amellerin karşılığının verileceğini tasdik ederler. Buna kesinlikle inanırlar. Bundan dolayı âhirete hazırlanırlar ve onun için yapılması gerekenleri yaparlar. Kıyamet gününü tasdik etmek, peygamberleri tasdik etmeyi ve onlara verilen Kitaplara da inanmayı gerektirmektedir.
27-28. “Onlar Rablerinin azabından korkarlar.” Bundan dolayı da Allah’ın azabına yakınlaştırıcı her bir şeyi terk ederler. “Çünkü Rablerinin azabından yana güven altında olunmaz.” O, kendisinden korkulan ve sakınılması gereken bir azaptır.
29. “Onlar, mahrem yerlerini (haram ilişkiden) korurlar.” Zina, Lût kavminin işi, kadınlara arka organdan veya hayız (ay hali) iken yaklaşmak vb. gibi haram bir şekilde ilişki kurmazlar. Aynı şekilde mahrem yerlerinin başkaları tarafından görülmesine yahut dokunulmasına müsaade etmezler. Diğer taraftan hayasızlık işlemeye davet eden haram yolları da terk ederler. 30. “Ancak eşleri yahut sahip oldukları (cariyeler) hariç. (Onlarla ilişki kurarlar ve) bundan” ekinin geldiği (çocuğun doğduğu) yerden onlarla ilişki kurmalarından dolayı “kınanmazlar.” 31. “Ama her kim bunun ötesinde bir yol arasa” yani hanımından ve cariyesinden başkasını isterse “işte onlar sınırı aşanlardır.” Allah’ın helâl kıldığı sınırları çiğneyerek haram kıldığı işleri yapanlardır. Bu âyet-i kerime, mut’a nikânının haram olduğuna delildir. Çünkü mut’a nikahı ile sahip olunan eş, zevce edinilmek kastı ile alınmaz, ayrıca o, cariye de değildir.
32. “Onlar emanetlerine ve ahitlerine riâyet ederler.” Onları gereken şekilde korurlar. Emanetlerin eksiksiz olarak sahiplerine geri verilmesi, bunlara gereken riâyetin gösterilmesi ve gereklerinin yerine getirilmesi için gayret ederler. Bu buyruk, kulun kendisi ile Rabbi arasındaki O’ndan başkasının bilmediği gizli mükellefiyetleri ve yine kul ile insanlar arasında olan malî konuları ve sırları olmak üzere her türlü emaneti kapsamına almaktadır. Aynı şekilde ahit kavramı da Allah ile ahitleşilen hususları da insanlar ile ahitleşilerek verilen sözleri de kapsamına almaktadır. Kul, ahdin gereklerini yerine getirmekten dolayı sorgulanacaktır: Onu eksiksiz ifa edip yerine getirdi mi yoksa onu reddederek ve gereğini yerine getirmeyerek hainlik mi etti diye
33. “Onlar şahitliklerini dosdoğru yerine getirirler.” Sadece bildiklerini fazlasız ve eksiksiz olarak, hiçbir şey gizlemeksizin söyler, yakın arkadaş ve buna benzer herhangi bir kimseyi kayırmaksızın şahitlik ederler. Bu şahitliklerinden de sadece Allah’ın rızasını gözetirler. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Şahitliği Allah için dosdoğru yapın.”(et-Talâk, 65/2); “Ey iman edenler! Adaleti titizlikle ayakta tutanlar ve Allah için şahitlik edenler olun. Kendinizin yahut ana-babanızın ve yakınlarınızın aleyhine dahi olsa...”(en-Nisâ, 4/135)
34. “Onlar” en mükemmel şekilde ona devam etmek sureti ile “namazlarını gereği gibi kılarlar.”
35. “İşte bunlar” yani bu niteliklere sahip olanlar; “cennetlerde ağırlanırlar.” Allah onlara canların çektiği, gözlerin zevk alacağı ebedi nimetler ve pek çok lütuf ihsan etmiş olacaktır. Onlar, bu nimetler içerisinde ebedi kalacaklardır. Sonuç olarak Yüce Allah, bahtiyar ve hayır ehli kimseleri bu mükemmel sıfatlarla, bu üstün ve güzel ahlâk ile vasfetmiş, namaz, namazı devamlı kılmak gibi bedeni ibadetleri yerine getirmek, her türlü hayırın başı olan Allah’tan korkmak gibi kalbî amelleri yerine getirmek, malî ibadetlerde bulunmak, doğru bir inanç ve faziletli ahlâk sahibi olmak, Allah’a ve O’nun yarattıklarına karşı adaletli davranmak, haklarını ve emanetlerini korumak sureti ile ihsan sahibi olmak, mahrem yerlerini Allah’ın hoşlanmadığı hususlardan korumak sureti ile mükemmel iffet sahibi olmakla nitelendirmiş bulunmaktadır.

19- Gerçekten insan çok hırslı ve sabırsız olarak yaratılmıştır. 20- Başına kötülük geldi mi sızlanıp feryat eder. 21- İyiliğe kavuştu mu da cimri kesilir. 22- Ancak namaz kılanlar müstesnâ. 23- Onlar namazlarına devam ederler. 24- Mallarında belli bir hak vardır; 25- Dilenen ve dilenmeyen yoksul için ayrılmış. 26- Onlar, hesap gününü tasdik ederler. 27- Onlar, Rablerinin azabından korkarlar. 28- Çünkü Rablerinin azabından yana güven altında olunmaz. 29- Onlar, mahrem yerlerini (haram ilişkiden) korurlar. 30- Ancak eşleri yahut sahip oldukları (cariyeler) hariç. (Onlarla ilişki kurarlar ve) bundan dolayı da kınanmazlar. 31- Ama her kim bunun ötesinde bir yol arasa, işte onlar sınırı aşanlardır. 32- Onlar, emanetlerine ve ahitlerine riâyet ederler. 33- Onlar, şahitliklerini dosdoğru yerine getirirler. 34- Onlar, namazlarını gereği gibi kılarlar. 35- İşte bunlar, cennetlerde ağırlanırlar.

19. Bu buyruklar, insanın tabiatı itibari ile sahip olduğu niteliklerini dile getirmekte ve onun hem çok hırslı hem de sabırsız olduğunu belirtmektedir: 20. “Başına kötülük geldi mi sızlanıp feryat eder.” Yani o, herhangi bir tatsızlık, bir hastalıkla karşılaşırsa veya sevdiği bir mal, yakın akraba yahut evladı elinden gidecek olursa tahammül göstermez. Bu yolda sabretmez, Allah’ın takdir ettiği hükmüne rızı göstermez. 21. “İyiliğe kavuştu mu da cimri kesilir.” Allah’ın kendisine verdiğinden infak etmez, Allah’ın bunca nimet ve iyiliğine karşı Allah’a şükretmez. Yani o, darlık ve sıkıntı zamanlarında sabretmez, bolluk ve rahatlık zamanlarında da iyilik yapmaz.
22. “Ancak namaz kılanlar müstesnâ.” Burada belirtilen vasıflara sahip olan namaz kılanlar, kendilerine hayır gelip dokunacak olursa Allah’a şükrederler ve Allah’ın kendilerine ihsan ettiklerinden infak ederler. Başlarına kötülük gelecek olursa da sabrederler ve bunun mükâfatını Allah’tan beklerler. 23. “Onlar namazlarına devam ederler” Yani onlar namazlarını vakitlerinde, şartlarına uygun ve onu tamamlayıcı hususlara da riâyet ederek devamlı kılarlar. Onlar namazı eda etmeyen yahut da bazen kılan bazan kılmayan yahut da eksik bir şekilde kılanlara benzemezler.
24-25. “Mallarında” zekât ve sadaka kabilinden “belli bir hak vardır.” İnsanlardan “dilenen ve dilenmeyen yoksul” insanlardan hiçbir şey dilenmeyen dolayısı ile farkına varılamayan ve kendisine tasaddukta bulunulmayanlar “için ayrılmış.”
26. “Onlar hesap gününü tasdik ederler.” Allah’ın bildirdiği, peygamberlerinin haber verdiği üzere öldükten sonra dirilişi ve amellerin karşılığının verileceğini tasdik ederler. Buna kesinlikle inanırlar. Bundan dolayı âhirete hazırlanırlar ve onun için yapılması gerekenleri yaparlar. Kıyamet gününü tasdik etmek, peygamberleri tasdik etmeyi ve onlara verilen Kitaplara da inanmayı gerektirmektedir.
27-28. “Onlar Rablerinin azabından korkarlar.” Bundan dolayı da Allah’ın azabına yakınlaştırıcı her bir şeyi terk ederler. “Çünkü Rablerinin azabından yana güven altında olunmaz.” O, kendisinden korkulan ve sakınılması gereken bir azaptır.
29. “Onlar, mahrem yerlerini (haram ilişkiden) korurlar.” Zina, Lût kavminin işi, kadınlara arka organdan veya hayız (ay hali) iken yaklaşmak vb. gibi haram bir şekilde ilişki kurmazlar. Aynı şekilde mahrem yerlerinin başkaları tarafından görülmesine yahut dokunulmasına müsaade etmezler. Diğer taraftan hayasızlık işlemeye davet eden haram yolları da terk ederler. 30. “Ancak eşleri yahut sahip oldukları (cariyeler) hariç. (Onlarla ilişki kurarlar ve) bundan” ekinin geldiği (çocuğun doğduğu) yerden onlarla ilişki kurmalarından dolayı “kınanmazlar.” 31. “Ama her kim bunun ötesinde bir yol arasa” yani hanımından ve cariyesinden başkasını isterse “işte onlar sınırı aşanlardır.” Allah’ın helâl kıldığı sınırları çiğneyerek haram kıldığı işleri yapanlardır. Bu âyet-i kerime, mut’a nikânının haram olduğuna delildir. Çünkü mut’a nikahı ile sahip olunan eş, zevce edinilmek kastı ile alınmaz, ayrıca o, cariye de değildir.
32. “Onlar emanetlerine ve ahitlerine riâyet ederler.” Onları gereken şekilde korurlar. Emanetlerin eksiksiz olarak sahiplerine geri verilmesi, bunlara gereken riâyetin gösterilmesi ve gereklerinin yerine getirilmesi için gayret ederler. Bu buyruk, kulun kendisi ile Rabbi arasındaki O’ndan başkasının bilmediği gizli mükellefiyetleri ve yine kul ile insanlar arasında olan malî konuları ve sırları olmak üzere her türlü emaneti kapsamına almaktadır. Aynı şekilde ahit kavramı da Allah ile ahitleşilen hususları da insanlar ile ahitleşilerek verilen sözleri de kapsamına almaktadır. Kul, ahdin gereklerini yerine getirmekten dolayı sorgulanacaktır: Onu eksiksiz ifa edip yerine getirdi mi yoksa onu reddederek ve gereğini yerine getirmeyerek hainlik mi etti diye
33. “Onlar şahitliklerini dosdoğru yerine getirirler.” Sadece bildiklerini fazlasız ve eksiksiz olarak, hiçbir şey gizlemeksizin söyler, yakın arkadaş ve buna benzer herhangi bir kimseyi kayırmaksızın şahitlik ederler. Bu şahitliklerinden de sadece Allah’ın rızasını gözetirler. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Şahitliği Allah için dosdoğru yapın.”(et-Talâk, 65/2); “Ey iman edenler! Adaleti titizlikle ayakta tutanlar ve Allah için şahitlik edenler olun. Kendinizin yahut ana-babanızın ve yakınlarınızın aleyhine dahi olsa...”(en-Nisâ, 4/135)
34. “Onlar” en mükemmel şekilde ona devam etmek sureti ile “namazlarını gereği gibi kılarlar.”
35. “İşte bunlar” yani bu niteliklere sahip olanlar; “cennetlerde ağırlanırlar.” Allah onlara canların çektiği, gözlerin zevk alacağı ebedi nimetler ve pek çok lütuf ihsan etmiş olacaktır. Onlar, bu nimetler içerisinde ebedi kalacaklardır. Sonuç olarak Yüce Allah, bahtiyar ve hayır ehli kimseleri bu mükemmel sıfatlarla, bu üstün ve güzel ahlâk ile vasfetmiş, namaz, namazı devamlı kılmak gibi bedeni ibadetleri yerine getirmek, her türlü hayırın başı olan Allah’tan korkmak gibi kalbî amelleri yerine getirmek, malî ibadetlerde bulunmak, doğru bir inanç ve faziletli ahlâk sahibi olmak, Allah’a ve O’nun yarattıklarına karşı adaletli davranmak, haklarını ve emanetlerini korumak sureti ile ihsan sahibi olmak, mahrem yerlerini Allah’ın hoşlanmadığı hususlardan korumak sureti ile mükemmel iffet sahibi olmakla nitelendirmiş bulunmaktadır.

19- Gerçekten insan çok hırslı ve sabırsız olarak yaratılmıştır. 20- Başına kötülük geldi mi sızlanıp feryat eder. 21- İyiliğe kavuştu mu da cimri kesilir. 22- Ancak namaz kılanlar müstesnâ. 23- Onlar namazlarına devam ederler. 24- Mallarında belli bir hak vardır; 25- Dilenen ve dilenmeyen yoksul için ayrılmış. 26- Onlar, hesap gününü tasdik ederler. 27- Onlar, Rablerinin azabından korkarlar. 28- Çünkü Rablerinin azabından yana güven altında olunmaz. 29- Onlar, mahrem yerlerini (haram ilişkiden) korurlar. 30- Ancak eşleri yahut sahip oldukları (cariyeler) hariç. (Onlarla ilişki kurarlar ve) bundan dolayı da kınanmazlar. 31- Ama her kim bunun ötesinde bir yol arasa, işte onlar sınırı aşanlardır. 32- Onlar, emanetlerine ve ahitlerine riâyet ederler. 33- Onlar, şahitliklerini dosdoğru yerine getirirler. 34- Onlar, namazlarını gereği gibi kılarlar. 35- İşte bunlar, cennetlerde ağırlanırlar.

19. Bu buyruklar, insanın tabiatı itibari ile sahip olduğu niteliklerini dile getirmekte ve onun hem çok hırslı hem de sabırsız olduğunu belirtmektedir: 20. “Başına kötülük geldi mi sızlanıp feryat eder.” Yani o, herhangi bir tatsızlık, bir hastalıkla karşılaşırsa veya sevdiği bir mal, yakın akraba yahut evladı elinden gidecek olursa tahammül göstermez. Bu yolda sabretmez, Allah’ın takdir ettiği hükmüne rızı göstermez. 21. “İyiliğe kavuştu mu da cimri kesilir.” Allah’ın kendisine verdiğinden infak etmez, Allah’ın bunca nimet ve iyiliğine karşı Allah’a şükretmez. Yani o, darlık ve sıkıntı zamanlarında sabretmez, bolluk ve rahatlık zamanlarında da iyilik yapmaz.
22. “Ancak namaz kılanlar müstesnâ.” Burada belirtilen vasıflara sahip olan namaz kılanlar, kendilerine hayır gelip dokunacak olursa Allah’a şükrederler ve Allah’ın kendilerine ihsan ettiklerinden infak ederler. Başlarına kötülük gelecek olursa da sabrederler ve bunun mükâfatını Allah’tan beklerler. 23. “Onlar namazlarına devam ederler” Yani onlar namazlarını vakitlerinde, şartlarına uygun ve onu tamamlayıcı hususlara da riâyet ederek devamlı kılarlar. Onlar namazı eda etmeyen yahut da bazen kılan bazan kılmayan yahut da eksik bir şekilde kılanlara benzemezler.
24-25. “Mallarında” zekât ve sadaka kabilinden “belli bir hak vardır.” İnsanlardan “dilenen ve dilenmeyen yoksul” insanlardan hiçbir şey dilenmeyen dolayısı ile farkına varılamayan ve kendisine tasaddukta bulunulmayanlar “için ayrılmış.”
26. “Onlar hesap gününü tasdik ederler.” Allah’ın bildirdiği, peygamberlerinin haber verdiği üzere öldükten sonra dirilişi ve amellerin karşılığının verileceğini tasdik ederler. Buna kesinlikle inanırlar. Bundan dolayı âhirete hazırlanırlar ve onun için yapılması gerekenleri yaparlar. Kıyamet gününü tasdik etmek, peygamberleri tasdik etmeyi ve onlara verilen Kitaplara da inanmayı gerektirmektedir.
27-28. “Onlar Rablerinin azabından korkarlar.” Bundan dolayı da Allah’ın azabına yakınlaştırıcı her bir şeyi terk ederler. “Çünkü Rablerinin azabından yana güven altında olunmaz.” O, kendisinden korkulan ve sakınılması gereken bir azaptır.
29. “Onlar, mahrem yerlerini (haram ilişkiden) korurlar.” Zina, Lût kavminin işi, kadınlara arka organdan veya hayız (ay hali) iken yaklaşmak vb. gibi haram bir şekilde ilişki kurmazlar. Aynı şekilde mahrem yerlerinin başkaları tarafından görülmesine yahut dokunulmasına müsaade etmezler. Diğer taraftan hayasızlık işlemeye davet eden haram yolları da terk ederler. 30. “Ancak eşleri yahut sahip oldukları (cariyeler) hariç. (Onlarla ilişki kurarlar ve) bundan” ekinin geldiği (çocuğun doğduğu) yerden onlarla ilişki kurmalarından dolayı “kınanmazlar.” 31. “Ama her kim bunun ötesinde bir yol arasa” yani hanımından ve cariyesinden başkasını isterse “işte onlar sınırı aşanlardır.” Allah’ın helâl kıldığı sınırları çiğneyerek haram kıldığı işleri yapanlardır. Bu âyet-i kerime, mut’a nikânının haram olduğuna delildir. Çünkü mut’a nikahı ile sahip olunan eş, zevce edinilmek kastı ile alınmaz, ayrıca o, cariye de değildir.
32. “Onlar emanetlerine ve ahitlerine riâyet ederler.” Onları gereken şekilde korurlar. Emanetlerin eksiksiz olarak sahiplerine geri verilmesi, bunlara gereken riâyetin gösterilmesi ve gereklerinin yerine getirilmesi için gayret ederler. Bu buyruk, kulun kendisi ile Rabbi arasındaki O’ndan başkasının bilmediği gizli mükellefiyetleri ve yine kul ile insanlar arasında olan malî konuları ve sırları olmak üzere her türlü emaneti kapsamına almaktadır. Aynı şekilde ahit kavramı da Allah ile ahitleşilen hususları da insanlar ile ahitleşilerek verilen sözleri de kapsamına almaktadır. Kul, ahdin gereklerini yerine getirmekten dolayı sorgulanacaktır: Onu eksiksiz ifa edip yerine getirdi mi yoksa onu reddederek ve gereğini yerine getirmeyerek hainlik mi etti diye
33. “Onlar şahitliklerini dosdoğru yerine getirirler.” Sadece bildiklerini fazlasız ve eksiksiz olarak, hiçbir şey gizlemeksizin söyler, yakın arkadaş ve buna benzer herhangi bir kimseyi kayırmaksızın şahitlik ederler. Bu şahitliklerinden de sadece Allah’ın rızasını gözetirler. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Şahitliği Allah için dosdoğru yapın.”(et-Talâk, 65/2); “Ey iman edenler! Adaleti titizlikle ayakta tutanlar ve Allah için şahitlik edenler olun. Kendinizin yahut ana-babanızın ve yakınlarınızın aleyhine dahi olsa...”(en-Nisâ, 4/135)
34. “Onlar” en mükemmel şekilde ona devam etmek sureti ile “namazlarını gereği gibi kılarlar.”
35. “İşte bunlar” yani bu niteliklere sahip olanlar; “cennetlerde ağırlanırlar.” Allah onlara canların çektiği, gözlerin zevk alacağı ebedi nimetler ve pek çok lütuf ihsan etmiş olacaktır. Onlar, bu nimetler içerisinde ebedi kalacaklardır. Sonuç olarak Yüce Allah, bahtiyar ve hayır ehli kimseleri bu mükemmel sıfatlarla, bu üstün ve güzel ahlâk ile vasfetmiş, namaz, namazı devamlı kılmak gibi bedeni ibadetleri yerine getirmek, her türlü hayırın başı olan Allah’tan korkmak gibi kalbî amelleri yerine getirmek, malî ibadetlerde bulunmak, doğru bir inanç ve faziletli ahlâk sahibi olmak, Allah’a ve O’nun yarattıklarına karşı adaletli davranmak, haklarını ve emanetlerini korumak sureti ile ihsan sahibi olmak, mahrem yerlerini Allah’ın hoşlanmadığı hususlardan korumak sureti ile mükemmel iffet sahibi olmakla nitelendirmiş bulunmaktadır.

19- Gerçekten insan çok hırslı ve sabırsız olarak yaratılmıştır. 20- Başına kötülük geldi mi sızlanıp feryat eder. 21- İyiliğe kavuştu mu da cimri kesilir. 22- Ancak namaz kılanlar müstesnâ. 23- Onlar namazlarına devam ederler. 24- Mallarında belli bir hak vardır; 25- Dilenen ve dilenmeyen yoksul için ayrılmış. 26- Onlar, hesap gününü tasdik ederler. 27- Onlar, Rablerinin azabından korkarlar. 28- Çünkü Rablerinin azabından yana güven altında olunmaz. 29- Onlar, mahrem yerlerini (haram ilişkiden) korurlar. 30- Ancak eşleri yahut sahip oldukları (cariyeler) hariç. (Onlarla ilişki kurarlar ve) bundan dolayı da kınanmazlar. 31- Ama her kim bunun ötesinde bir yol arasa, işte onlar sınırı aşanlardır. 32- Onlar, emanetlerine ve ahitlerine riâyet ederler. 33- Onlar, şahitliklerini dosdoğru yerine getirirler. 34- Onlar, namazlarını gereği gibi kılarlar. 35- İşte bunlar, cennetlerde ağırlanırlar.

19. Bu buyruklar, insanın tabiatı itibari ile sahip olduğu niteliklerini dile getirmekte ve onun hem çok hırslı hem de sabırsız olduğunu belirtmektedir: 20. “Başına kötülük geldi mi sızlanıp feryat eder.” Yani o, herhangi bir tatsızlık, bir hastalıkla karşılaşırsa veya sevdiği bir mal, yakın akraba yahut evladı elinden gidecek olursa tahammül göstermez. Bu yolda sabretmez, Allah’ın takdir ettiği hükmüne rızı göstermez. 21. “İyiliğe kavuştu mu da cimri kesilir.” Allah’ın kendisine verdiğinden infak etmez, Allah’ın bunca nimet ve iyiliğine karşı Allah’a şükretmez. Yani o, darlık ve sıkıntı zamanlarında sabretmez, bolluk ve rahatlık zamanlarında da iyilik yapmaz.
22. “Ancak namaz kılanlar müstesnâ.” Burada belirtilen vasıflara sahip olan namaz kılanlar, kendilerine hayır gelip dokunacak olursa Allah’a şükrederler ve Allah’ın kendilerine ihsan ettiklerinden infak ederler. Başlarına kötülük gelecek olursa da sabrederler ve bunun mükâfatını Allah’tan beklerler. 23. “Onlar namazlarına devam ederler” Yani onlar namazlarını vakitlerinde, şartlarına uygun ve onu tamamlayıcı hususlara da riâyet ederek devamlı kılarlar. Onlar namazı eda etmeyen yahut da bazen kılan bazan kılmayan yahut da eksik bir şekilde kılanlara benzemezler.
24-25. “Mallarında” zekât ve sadaka kabilinden “belli bir hak vardır.” İnsanlardan “dilenen ve dilenmeyen yoksul” insanlardan hiçbir şey dilenmeyen dolayısı ile farkına varılamayan ve kendisine tasaddukta bulunulmayanlar “için ayrılmış.”
26. “Onlar hesap gününü tasdik ederler.” Allah’ın bildirdiği, peygamberlerinin haber verdiği üzere öldükten sonra dirilişi ve amellerin karşılığının verileceğini tasdik ederler. Buna kesinlikle inanırlar. Bundan dolayı âhirete hazırlanırlar ve onun için yapılması gerekenleri yaparlar. Kıyamet gününü tasdik etmek, peygamberleri tasdik etmeyi ve onlara verilen Kitaplara da inanmayı gerektirmektedir.
27-28. “Onlar Rablerinin azabından korkarlar.” Bundan dolayı da Allah’ın azabına yakınlaştırıcı her bir şeyi terk ederler. “Çünkü Rablerinin azabından yana güven altında olunmaz.” O, kendisinden korkulan ve sakınılması gereken bir azaptır.
29. “Onlar, mahrem yerlerini (haram ilişkiden) korurlar.” Zina, Lût kavminin işi, kadınlara arka organdan veya hayız (ay hali) iken yaklaşmak vb. gibi haram bir şekilde ilişki kurmazlar. Aynı şekilde mahrem yerlerinin başkaları tarafından görülmesine yahut dokunulmasına müsaade etmezler. Diğer taraftan hayasızlık işlemeye davet eden haram yolları da terk ederler. 30. “Ancak eşleri yahut sahip oldukları (cariyeler) hariç. (Onlarla ilişki kurarlar ve) bundan” ekinin geldiği (çocuğun doğduğu) yerden onlarla ilişki kurmalarından dolayı “kınanmazlar.” 31. “Ama her kim bunun ötesinde bir yol arasa” yani hanımından ve cariyesinden başkasını isterse “işte onlar sınırı aşanlardır.” Allah’ın helâl kıldığı sınırları çiğneyerek haram kıldığı işleri yapanlardır. Bu âyet-i kerime, mut’a nikânının haram olduğuna delildir. Çünkü mut’a nikahı ile sahip olunan eş, zevce edinilmek kastı ile alınmaz, ayrıca o, cariye de değildir.
32. “Onlar emanetlerine ve ahitlerine riâyet ederler.” Onları gereken şekilde korurlar. Emanetlerin eksiksiz olarak sahiplerine geri verilmesi, bunlara gereken riâyetin gösterilmesi ve gereklerinin yerine getirilmesi için gayret ederler. Bu buyruk, kulun kendisi ile Rabbi arasındaki O’ndan başkasının bilmediği gizli mükellefiyetleri ve yine kul ile insanlar arasında olan malî konuları ve sırları olmak üzere her türlü emaneti kapsamına almaktadır. Aynı şekilde ahit kavramı da Allah ile ahitleşilen hususları da insanlar ile ahitleşilerek verilen sözleri de kapsamına almaktadır. Kul, ahdin gereklerini yerine getirmekten dolayı sorgulanacaktır: Onu eksiksiz ifa edip yerine getirdi mi yoksa onu reddederek ve gereğini yerine getirmeyerek hainlik mi etti diye
33. “Onlar şahitliklerini dosdoğru yerine getirirler.” Sadece bildiklerini fazlasız ve eksiksiz olarak, hiçbir şey gizlemeksizin söyler, yakın arkadaş ve buna benzer herhangi bir kimseyi kayırmaksızın şahitlik ederler. Bu şahitliklerinden de sadece Allah’ın rızasını gözetirler. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Şahitliği Allah için dosdoğru yapın.”(et-Talâk, 65/2); “Ey iman edenler! Adaleti titizlikle ayakta tutanlar ve Allah için şahitlik edenler olun. Kendinizin yahut ana-babanızın ve yakınlarınızın aleyhine dahi olsa...”(en-Nisâ, 4/135)
34. “Onlar” en mükemmel şekilde ona devam etmek sureti ile “namazlarını gereği gibi kılarlar.”
35. “İşte bunlar” yani bu niteliklere sahip olanlar; “cennetlerde ağırlanırlar.” Allah onlara canların çektiği, gözlerin zevk alacağı ebedi nimetler ve pek çok lütuf ihsan etmiş olacaktır. Onlar, bu nimetler içerisinde ebedi kalacaklardır. Sonuç olarak Yüce Allah, bahtiyar ve hayır ehli kimseleri bu mükemmel sıfatlarla, bu üstün ve güzel ahlâk ile vasfetmiş, namaz, namazı devamlı kılmak gibi bedeni ibadetleri yerine getirmek, her türlü hayırın başı olan Allah’tan korkmak gibi kalbî amelleri yerine getirmek, malî ibadetlerde bulunmak, doğru bir inanç ve faziletli ahlâk sahibi olmak, Allah’a ve O’nun yarattıklarına karşı adaletli davranmak, haklarını ve emanetlerini korumak sureti ile ihsan sahibi olmak, mahrem yerlerini Allah’ın hoşlanmadığı hususlardan korumak sureti ile mükemmel iffet sahibi olmakla nitelendirmiş bulunmaktadır.

19- Gerçekten insan çok hırslı ve sabırsız olarak yaratılmıştır. 20- Başına kötülük geldi mi sızlanıp feryat eder. 21- İyiliğe kavuştu mu da cimri kesilir. 22- Ancak namaz kılanlar müstesnâ. 23- Onlar namazlarına devam ederler. 24- Mallarında belli bir hak vardır; 25- Dilenen ve dilenmeyen yoksul için ayrılmış. 26- Onlar, hesap gününü tasdik ederler. 27- Onlar, Rablerinin azabından korkarlar. 28- Çünkü Rablerinin azabından yana güven altında olunmaz. 29- Onlar, mahrem yerlerini (haram ilişkiden) korurlar. 30- Ancak eşleri yahut sahip oldukları (cariyeler) hariç. (Onlarla ilişki kurarlar ve) bundan dolayı da kınanmazlar. 31- Ama her kim bunun ötesinde bir yol arasa, işte onlar sınırı aşanlardır. 32- Onlar, emanetlerine ve ahitlerine riâyet ederler. 33- Onlar, şahitliklerini dosdoğru yerine getirirler. 34- Onlar, namazlarını gereği gibi kılarlar. 35- İşte bunlar, cennetlerde ağırlanırlar.

19. Bu buyruklar, insanın tabiatı itibari ile sahip olduğu niteliklerini dile getirmekte ve onun hem çok hırslı hem de sabırsız olduğunu belirtmektedir: 20. “Başına kötülük geldi mi sızlanıp feryat eder.” Yani o, herhangi bir tatsızlık, bir hastalıkla karşılaşırsa veya sevdiği bir mal, yakın akraba yahut evladı elinden gidecek olursa tahammül göstermez. Bu yolda sabretmez, Allah’ın takdir ettiği hükmüne rızı göstermez. 21. “İyiliğe kavuştu mu da cimri kesilir.” Allah’ın kendisine verdiğinden infak etmez, Allah’ın bunca nimet ve iyiliğine karşı Allah’a şükretmez. Yani o, darlık ve sıkıntı zamanlarında sabretmez, bolluk ve rahatlık zamanlarında da iyilik yapmaz.
22. “Ancak namaz kılanlar müstesnâ.” Burada belirtilen vasıflara sahip olan namaz kılanlar, kendilerine hayır gelip dokunacak olursa Allah’a şükrederler ve Allah’ın kendilerine ihsan ettiklerinden infak ederler. Başlarına kötülük gelecek olursa da sabrederler ve bunun mükâfatını Allah’tan beklerler. 23. “Onlar namazlarına devam ederler” Yani onlar namazlarını vakitlerinde, şartlarına uygun ve onu tamamlayıcı hususlara da riâyet ederek devamlı kılarlar. Onlar namazı eda etmeyen yahut da bazen kılan bazan kılmayan yahut da eksik bir şekilde kılanlara benzemezler.
24-25. “Mallarında” zekât ve sadaka kabilinden “belli bir hak vardır.” İnsanlardan “dilenen ve dilenmeyen yoksul” insanlardan hiçbir şey dilenmeyen dolayısı ile farkına varılamayan ve kendisine tasaddukta bulunulmayanlar “için ayrılmış.”
26. “Onlar hesap gününü tasdik ederler.” Allah’ın bildirdiği, peygamberlerinin haber verdiği üzere öldükten sonra dirilişi ve amellerin karşılığının verileceğini tasdik ederler. Buna kesinlikle inanırlar. Bundan dolayı âhirete hazırlanırlar ve onun için yapılması gerekenleri yaparlar. Kıyamet gününü tasdik etmek, peygamberleri tasdik etmeyi ve onlara verilen Kitaplara da inanmayı gerektirmektedir.
27-28. “Onlar Rablerinin azabından korkarlar.” Bundan dolayı da Allah’ın azabına yakınlaştırıcı her bir şeyi terk ederler. “Çünkü Rablerinin azabından yana güven altında olunmaz.” O, kendisinden korkulan ve sakınılması gereken bir azaptır.
29. “Onlar, mahrem yerlerini (haram ilişkiden) korurlar.” Zina, Lût kavminin işi, kadınlara arka organdan veya hayız (ay hali) iken yaklaşmak vb. gibi haram bir şekilde ilişki kurmazlar. Aynı şekilde mahrem yerlerinin başkaları tarafından görülmesine yahut dokunulmasına müsaade etmezler. Diğer taraftan hayasızlık işlemeye davet eden haram yolları da terk ederler. 30. “Ancak eşleri yahut sahip oldukları (cariyeler) hariç. (Onlarla ilişki kurarlar ve) bundan” ekinin geldiği (çocuğun doğduğu) yerden onlarla ilişki kurmalarından dolayı “kınanmazlar.” 31. “Ama her kim bunun ötesinde bir yol arasa” yani hanımından ve cariyesinden başkasını isterse “işte onlar sınırı aşanlardır.” Allah’ın helâl kıldığı sınırları çiğneyerek haram kıldığı işleri yapanlardır. Bu âyet-i kerime, mut’a nikânının haram olduğuna delildir. Çünkü mut’a nikahı ile sahip olunan eş, zevce edinilmek kastı ile alınmaz, ayrıca o, cariye de değildir.
32. “Onlar emanetlerine ve ahitlerine riâyet ederler.” Onları gereken şekilde korurlar. Emanetlerin eksiksiz olarak sahiplerine geri verilmesi, bunlara gereken riâyetin gösterilmesi ve gereklerinin yerine getirilmesi için gayret ederler. Bu buyruk, kulun kendisi ile Rabbi arasındaki O’ndan başkasının bilmediği gizli mükellefiyetleri ve yine kul ile insanlar arasında olan malî konuları ve sırları olmak üzere her türlü emaneti kapsamına almaktadır. Aynı şekilde ahit kavramı da Allah ile ahitleşilen hususları da insanlar ile ahitleşilerek verilen sözleri de kapsamına almaktadır. Kul, ahdin gereklerini yerine getirmekten dolayı sorgulanacaktır: Onu eksiksiz ifa edip yerine getirdi mi yoksa onu reddederek ve gereğini yerine getirmeyerek hainlik mi etti diye
33. “Onlar şahitliklerini dosdoğru yerine getirirler.” Sadece bildiklerini fazlasız ve eksiksiz olarak, hiçbir şey gizlemeksizin söyler, yakın arkadaş ve buna benzer herhangi bir kimseyi kayırmaksızın şahitlik ederler. Bu şahitliklerinden de sadece Allah’ın rızasını gözetirler. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Şahitliği Allah için dosdoğru yapın.”(et-Talâk, 65/2); “Ey iman edenler! Adaleti titizlikle ayakta tutanlar ve Allah için şahitlik edenler olun. Kendinizin yahut ana-babanızın ve yakınlarınızın aleyhine dahi olsa...”(en-Nisâ, 4/135)
34. “Onlar” en mükemmel şekilde ona devam etmek sureti ile “namazlarını gereği gibi kılarlar.”
35. “İşte bunlar” yani bu niteliklere sahip olanlar; “cennetlerde ağırlanırlar.” Allah onlara canların çektiği, gözlerin zevk alacağı ebedi nimetler ve pek çok lütuf ihsan etmiş olacaktır. Onlar, bu nimetler içerisinde ebedi kalacaklardır. Sonuç olarak Yüce Allah, bahtiyar ve hayır ehli kimseleri bu mükemmel sıfatlarla, bu üstün ve güzel ahlâk ile vasfetmiş, namaz, namazı devamlı kılmak gibi bedeni ibadetleri yerine getirmek, her türlü hayırın başı olan Allah’tan korkmak gibi kalbî amelleri yerine getirmek, malî ibadetlerde bulunmak, doğru bir inanç ve faziletli ahlâk sahibi olmak, Allah’a ve O’nun yarattıklarına karşı adaletli davranmak, haklarını ve emanetlerini korumak sureti ile ihsan sahibi olmak, mahrem yerlerini Allah’ın hoşlanmadığı hususlardan korumak sureti ile mükemmel iffet sahibi olmakla nitelendirmiş bulunmaktadır.

19- Gerçekten insan çok hırslı ve sabırsız olarak yaratılmıştır. 20- Başına kötülük geldi mi sızlanıp feryat eder. 21- İyiliğe kavuştu mu da cimri kesilir. 22- Ancak namaz kılanlar müstesnâ. 23- Onlar namazlarına devam ederler. 24- Mallarında belli bir hak vardır; 25- Dilenen ve dilenmeyen yoksul için ayrılmış. 26- Onlar, hesap gününü tasdik ederler. 27- Onlar, Rablerinin azabından korkarlar. 28- Çünkü Rablerinin azabından yana güven altında olunmaz. 29- Onlar, mahrem yerlerini (haram ilişkiden) korurlar. 30- Ancak eşleri yahut sahip oldukları (cariyeler) hariç. (Onlarla ilişki kurarlar ve) bundan dolayı da kınanmazlar. 31- Ama her kim bunun ötesinde bir yol arasa, işte onlar sınırı aşanlardır. 32- Onlar, emanetlerine ve ahitlerine riâyet ederler. 33- Onlar, şahitliklerini dosdoğru yerine getirirler. 34- Onlar, namazlarını gereği gibi kılarlar. 35- İşte bunlar, cennetlerde ağırlanırlar.

19. Bu buyruklar, insanın tabiatı itibari ile sahip olduğu niteliklerini dile getirmekte ve onun hem çok hırslı hem de sabırsız olduğunu belirtmektedir: 20. “Başına kötülük geldi mi sızlanıp feryat eder.” Yani o, herhangi bir tatsızlık, bir hastalıkla karşılaşırsa veya sevdiği bir mal, yakın akraba yahut evladı elinden gidecek olursa tahammül göstermez. Bu yolda sabretmez, Allah’ın takdir ettiği hükmüne rızı göstermez. 21. “İyiliğe kavuştu mu da cimri kesilir.” Allah’ın kendisine verdiğinden infak etmez, Allah’ın bunca nimet ve iyiliğine karşı Allah’a şükretmez. Yani o, darlık ve sıkıntı zamanlarında sabretmez, bolluk ve rahatlık zamanlarında da iyilik yapmaz.
22. “Ancak namaz kılanlar müstesnâ.” Burada belirtilen vasıflara sahip olan namaz kılanlar, kendilerine hayır gelip dokunacak olursa Allah’a şükrederler ve Allah’ın kendilerine ihsan ettiklerinden infak ederler. Başlarına kötülük gelecek olursa da sabrederler ve bunun mükâfatını Allah’tan beklerler. 23. “Onlar namazlarına devam ederler” Yani onlar namazlarını vakitlerinde, şartlarına uygun ve onu tamamlayıcı hususlara da riâyet ederek devamlı kılarlar. Onlar namazı eda etmeyen yahut da bazen kılan bazan kılmayan yahut da eksik bir şekilde kılanlara benzemezler.
24-25. “Mallarında” zekât ve sadaka kabilinden “belli bir hak vardır.” İnsanlardan “dilenen ve dilenmeyen yoksul” insanlardan hiçbir şey dilenmeyen dolayısı ile farkına varılamayan ve kendisine tasaddukta bulunulmayanlar “için ayrılmış.”
26. “Onlar hesap gününü tasdik ederler.” Allah’ın bildirdiği, peygamberlerinin haber verdiği üzere öldükten sonra dirilişi ve amellerin karşılığının verileceğini tasdik ederler. Buna kesinlikle inanırlar. Bundan dolayı âhirete hazırlanırlar ve onun için yapılması gerekenleri yaparlar. Kıyamet gününü tasdik etmek, peygamberleri tasdik etmeyi ve onlara verilen Kitaplara da inanmayı gerektirmektedir.
27-28. “Onlar Rablerinin azabından korkarlar.” Bundan dolayı da Allah’ın azabına yakınlaştırıcı her bir şeyi terk ederler. “Çünkü Rablerinin azabından yana güven altında olunmaz.” O, kendisinden korkulan ve sakınılması gereken bir azaptır.
29. “Onlar, mahrem yerlerini (haram ilişkiden) korurlar.” Zina, Lût kavminin işi, kadınlara arka organdan veya hayız (ay hali) iken yaklaşmak vb. gibi haram bir şekilde ilişki kurmazlar. Aynı şekilde mahrem yerlerinin başkaları tarafından görülmesine yahut dokunulmasına müsaade etmezler. Diğer taraftan hayasızlık işlemeye davet eden haram yolları da terk ederler. 30. “Ancak eşleri yahut sahip oldukları (cariyeler) hariç. (Onlarla ilişki kurarlar ve) bundan” ekinin geldiği (çocuğun doğduğu) yerden onlarla ilişki kurmalarından dolayı “kınanmazlar.” 31. “Ama her kim bunun ötesinde bir yol arasa” yani hanımından ve cariyesinden başkasını isterse “işte onlar sınırı aşanlardır.” Allah’ın helâl kıldığı sınırları çiğneyerek haram kıldığı işleri yapanlardır. Bu âyet-i kerime, mut’a nikânının haram olduğuna delildir. Çünkü mut’a nikahı ile sahip olunan eş, zevce edinilmek kastı ile alınmaz, ayrıca o, cariye de değildir.
32. “Onlar emanetlerine ve ahitlerine riâyet ederler.” Onları gereken şekilde korurlar. Emanetlerin eksiksiz olarak sahiplerine geri verilmesi, bunlara gereken riâyetin gösterilmesi ve gereklerinin yerine getirilmesi için gayret ederler. Bu buyruk, kulun kendisi ile Rabbi arasındaki O’ndan başkasının bilmediği gizli mükellefiyetleri ve yine kul ile insanlar arasında olan malî konuları ve sırları olmak üzere her türlü emaneti kapsamına almaktadır. Aynı şekilde ahit kavramı da Allah ile ahitleşilen hususları da insanlar ile ahitleşilerek verilen sözleri de kapsamına almaktadır. Kul, ahdin gereklerini yerine getirmekten dolayı sorgulanacaktır: Onu eksiksiz ifa edip yerine getirdi mi yoksa onu reddederek ve gereğini yerine getirmeyerek hainlik mi etti diye
33. “Onlar şahitliklerini dosdoğru yerine getirirler.” Sadece bildiklerini fazlasız ve eksiksiz olarak, hiçbir şey gizlemeksizin söyler, yakın arkadaş ve buna benzer herhangi bir kimseyi kayırmaksızın şahitlik ederler. Bu şahitliklerinden de sadece Allah’ın rızasını gözetirler. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Şahitliği Allah için dosdoğru yapın.”(et-Talâk, 65/2); “Ey iman edenler! Adaleti titizlikle ayakta tutanlar ve Allah için şahitlik edenler olun. Kendinizin yahut ana-babanızın ve yakınlarınızın aleyhine dahi olsa...”(en-Nisâ, 4/135)
34. “Onlar” en mükemmel şekilde ona devam etmek sureti ile “namazlarını gereği gibi kılarlar.”
35. “İşte bunlar” yani bu niteliklere sahip olanlar; “cennetlerde ağırlanırlar.” Allah onlara canların çektiği, gözlerin zevk alacağı ebedi nimetler ve pek çok lütuf ihsan etmiş olacaktır. Onlar, bu nimetler içerisinde ebedi kalacaklardır. Sonuç olarak Yüce Allah, bahtiyar ve hayır ehli kimseleri bu mükemmel sıfatlarla, bu üstün ve güzel ahlâk ile vasfetmiş, namaz, namazı devamlı kılmak gibi bedeni ibadetleri yerine getirmek, her türlü hayırın başı olan Allah’tan korkmak gibi kalbî amelleri yerine getirmek, malî ibadetlerde bulunmak, doğru bir inanç ve faziletli ahlâk sahibi olmak, Allah’a ve O’nun yarattıklarına karşı adaletli davranmak, haklarını ve emanetlerini korumak sureti ile ihsan sahibi olmak, mahrem yerlerini Allah’ın hoşlanmadığı hususlardan korumak sureti ile mükemmel iffet sahibi olmakla nitelendirmiş bulunmaktadır.

19- Gerçekten insan çok hırslı ve sabırsız olarak yaratılmıştır. 20- Başına kötülük geldi mi sızlanıp feryat eder. 21- İyiliğe kavuştu mu da cimri kesilir. 22- Ancak namaz kılanlar müstesnâ. 23- Onlar namazlarına devam ederler. 24- Mallarında belli bir hak vardır; 25- Dilenen ve dilenmeyen yoksul için ayrılmış. 26- Onlar, hesap gününü tasdik ederler. 27- Onlar, Rablerinin azabından korkarlar. 28- Çünkü Rablerinin azabından yana güven altında olunmaz. 29- Onlar, mahrem yerlerini (haram ilişkiden) korurlar. 30- Ancak eşleri yahut sahip oldukları (cariyeler) hariç. (Onlarla ilişki kurarlar ve) bundan dolayı da kınanmazlar. 31- Ama her kim bunun ötesinde bir yol arasa, işte onlar sınırı aşanlardır. 32- Onlar, emanetlerine ve ahitlerine riâyet ederler. 33- Onlar, şahitliklerini dosdoğru yerine getirirler. 34- Onlar, namazlarını gereği gibi kılarlar. 35- İşte bunlar, cennetlerde ağırlanırlar.

19. Bu buyruklar, insanın tabiatı itibari ile sahip olduğu niteliklerini dile getirmekte ve onun hem çok hırslı hem de sabırsız olduğunu belirtmektedir: 20. “Başına kötülük geldi mi sızlanıp feryat eder.” Yani o, herhangi bir tatsızlık, bir hastalıkla karşılaşırsa veya sevdiği bir mal, yakın akraba yahut evladı elinden gidecek olursa tahammül göstermez. Bu yolda sabretmez, Allah’ın takdir ettiği hükmüne rızı göstermez. 21. “İyiliğe kavuştu mu da cimri kesilir.” Allah’ın kendisine verdiğinden infak etmez, Allah’ın bunca nimet ve iyiliğine karşı Allah’a şükretmez. Yani o, darlık ve sıkıntı zamanlarında sabretmez, bolluk ve rahatlık zamanlarında da iyilik yapmaz.
22. “Ancak namaz kılanlar müstesnâ.” Burada belirtilen vasıflara sahip olan namaz kılanlar, kendilerine hayır gelip dokunacak olursa Allah’a şükrederler ve Allah’ın kendilerine ihsan ettiklerinden infak ederler. Başlarına kötülük gelecek olursa da sabrederler ve bunun mükâfatını Allah’tan beklerler. 23. “Onlar namazlarına devam ederler” Yani onlar namazlarını vakitlerinde, şartlarına uygun ve onu tamamlayıcı hususlara da riâyet ederek devamlı kılarlar. Onlar namazı eda etmeyen yahut da bazen kılan bazan kılmayan yahut da eksik bir şekilde kılanlara benzemezler.
24-25. “Mallarında” zekât ve sadaka kabilinden “belli bir hak vardır.” İnsanlardan “dilenen ve dilenmeyen yoksul” insanlardan hiçbir şey dilenmeyen dolayısı ile farkına varılamayan ve kendisine tasaddukta bulunulmayanlar “için ayrılmış.”
26. “Onlar hesap gününü tasdik ederler.” Allah’ın bildirdiği, peygamberlerinin haber verdiği üzere öldükten sonra dirilişi ve amellerin karşılığının verileceğini tasdik ederler. Buna kesinlikle inanırlar. Bundan dolayı âhirete hazırlanırlar ve onun için yapılması gerekenleri yaparlar. Kıyamet gününü tasdik etmek, peygamberleri tasdik etmeyi ve onlara verilen Kitaplara da inanmayı gerektirmektedir.
27-28. “Onlar Rablerinin azabından korkarlar.” Bundan dolayı da Allah’ın azabına yakınlaştırıcı her bir şeyi terk ederler. “Çünkü Rablerinin azabından yana güven altında olunmaz.” O, kendisinden korkulan ve sakınılması gereken bir azaptır.
29. “Onlar, mahrem yerlerini (haram ilişkiden) korurlar.” Zina, Lût kavminin işi, kadınlara arka organdan veya hayız (ay hali) iken yaklaşmak vb. gibi haram bir şekilde ilişki kurmazlar. Aynı şekilde mahrem yerlerinin başkaları tarafından görülmesine yahut dokunulmasına müsaade etmezler. Diğer taraftan hayasızlık işlemeye davet eden haram yolları da terk ederler. 30. “Ancak eşleri yahut sahip oldukları (cariyeler) hariç. (Onlarla ilişki kurarlar ve) bundan” ekinin geldiği (çocuğun doğduğu) yerden onlarla ilişki kurmalarından dolayı “kınanmazlar.” 31. “Ama her kim bunun ötesinde bir yol arasa” yani hanımından ve cariyesinden başkasını isterse “işte onlar sınırı aşanlardır.” Allah’ın helâl kıldığı sınırları çiğneyerek haram kıldığı işleri yapanlardır. Bu âyet-i kerime, mut’a nikânının haram olduğuna delildir. Çünkü mut’a nikahı ile sahip olunan eş, zevce edinilmek kastı ile alınmaz, ayrıca o, cariye de değildir.
32. “Onlar emanetlerine ve ahitlerine riâyet ederler.” Onları gereken şekilde korurlar. Emanetlerin eksiksiz olarak sahiplerine geri verilmesi, bunlara gereken riâyetin gösterilmesi ve gereklerinin yerine getirilmesi için gayret ederler. Bu buyruk, kulun kendisi ile Rabbi arasındaki O’ndan başkasının bilmediği gizli mükellefiyetleri ve yine kul ile insanlar arasında olan malî konuları ve sırları olmak üzere her türlü emaneti kapsamına almaktadır. Aynı şekilde ahit kavramı da Allah ile ahitleşilen hususları da insanlar ile ahitleşilerek verilen sözleri de kapsamına almaktadır. Kul, ahdin gereklerini yerine getirmekten dolayı sorgulanacaktır: Onu eksiksiz ifa edip yerine getirdi mi yoksa onu reddederek ve gereğini yerine getirmeyerek hainlik mi etti diye
33. “Onlar şahitliklerini dosdoğru yerine getirirler.” Sadece bildiklerini fazlasız ve eksiksiz olarak, hiçbir şey gizlemeksizin söyler, yakın arkadaş ve buna benzer herhangi bir kimseyi kayırmaksızın şahitlik ederler. Bu şahitliklerinden de sadece Allah’ın rızasını gözetirler. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Şahitliği Allah için dosdoğru yapın.”(et-Talâk, 65/2); “Ey iman edenler! Adaleti titizlikle ayakta tutanlar ve Allah için şahitlik edenler olun. Kendinizin yahut ana-babanızın ve yakınlarınızın aleyhine dahi olsa...”(en-Nisâ, 4/135)
34. “Onlar” en mükemmel şekilde ona devam etmek sureti ile “namazlarını gereği gibi kılarlar.”
35. “İşte bunlar” yani bu niteliklere sahip olanlar; “cennetlerde ağırlanırlar.” Allah onlara canların çektiği, gözlerin zevk alacağı ebedi nimetler ve pek çok lütuf ihsan etmiş olacaktır. Onlar, bu nimetler içerisinde ebedi kalacaklardır. Sonuç olarak Yüce Allah, bahtiyar ve hayır ehli kimseleri bu mükemmel sıfatlarla, bu üstün ve güzel ahlâk ile vasfetmiş, namaz, namazı devamlı kılmak gibi bedeni ibadetleri yerine getirmek, her türlü hayırın başı olan Allah’tan korkmak gibi kalbî amelleri yerine getirmek, malî ibadetlerde bulunmak, doğru bir inanç ve faziletli ahlâk sahibi olmak, Allah’a ve O’nun yarattıklarına karşı adaletli davranmak, haklarını ve emanetlerini korumak sureti ile ihsan sahibi olmak, mahrem yerlerini Allah’ın hoşlanmadığı hususlardan korumak sureti ile mükemmel iffet sahibi olmakla nitelendirmiş bulunmaktadır.

19- Gerçekten insan çok hırslı ve sabırsız olarak yaratılmıştır. 20- Başına kötülük geldi mi sızlanıp feryat eder. 21- İyiliğe kavuştu mu da cimri kesilir. 22- Ancak namaz kılanlar müstesnâ. 23- Onlar namazlarına devam ederler. 24- Mallarında belli bir hak vardır; 25- Dilenen ve dilenmeyen yoksul için ayrılmış. 26- Onlar, hesap gününü tasdik ederler. 27- Onlar, Rablerinin azabından korkarlar. 28- Çünkü Rablerinin azabından yana güven altında olunmaz. 29- Onlar, mahrem yerlerini (haram ilişkiden) korurlar. 30- Ancak eşleri yahut sahip oldukları (cariyeler) hariç. (Onlarla ilişki kurarlar ve) bundan dolayı da kınanmazlar. 31- Ama her kim bunun ötesinde bir yol arasa, işte onlar sınırı aşanlardır. 32- Onlar, emanetlerine ve ahitlerine riâyet ederler. 33- Onlar, şahitliklerini dosdoğru yerine getirirler. 34- Onlar, namazlarını gereği gibi kılarlar. 35- İşte bunlar, cennetlerde ağırlanırlar.

19. Bu buyruklar, insanın tabiatı itibari ile sahip olduğu niteliklerini dile getirmekte ve onun hem çok hırslı hem de sabırsız olduğunu belirtmektedir: 20. “Başına kötülük geldi mi sızlanıp feryat eder.” Yani o, herhangi bir tatsızlık, bir hastalıkla karşılaşırsa veya sevdiği bir mal, yakın akraba yahut evladı elinden gidecek olursa tahammül göstermez. Bu yolda sabretmez, Allah’ın takdir ettiği hükmüne rızı göstermez. 21. “İyiliğe kavuştu mu da cimri kesilir.” Allah’ın kendisine verdiğinden infak etmez, Allah’ın bunca nimet ve iyiliğine karşı Allah’a şükretmez. Yani o, darlık ve sıkıntı zamanlarında sabretmez, bolluk ve rahatlık zamanlarında da iyilik yapmaz.
22. “Ancak namaz kılanlar müstesnâ.” Burada belirtilen vasıflara sahip olan namaz kılanlar, kendilerine hayır gelip dokunacak olursa Allah’a şükrederler ve Allah’ın kendilerine ihsan ettiklerinden infak ederler. Başlarına kötülük gelecek olursa da sabrederler ve bunun mükâfatını Allah’tan beklerler. 23. “Onlar namazlarına devam ederler” Yani onlar namazlarını vakitlerinde, şartlarına uygun ve onu tamamlayıcı hususlara da riâyet ederek devamlı kılarlar. Onlar namazı eda etmeyen yahut da bazen kılan bazan kılmayan yahut da eksik bir şekilde kılanlara benzemezler.
24-25. “Mallarında” zekât ve sadaka kabilinden “belli bir hak vardır.” İnsanlardan “dilenen ve dilenmeyen yoksul” insanlardan hiçbir şey dilenmeyen dolayısı ile farkına varılamayan ve kendisine tasaddukta bulunulmayanlar “için ayrılmış.”
26. “Onlar hesap gününü tasdik ederler.” Allah’ın bildirdiği, peygamberlerinin haber verdiği üzere öldükten sonra dirilişi ve amellerin karşılığının verileceğini tasdik ederler. Buna kesinlikle inanırlar. Bundan dolayı âhirete hazırlanırlar ve onun için yapılması gerekenleri yaparlar. Kıyamet gününü tasdik etmek, peygamberleri tasdik etmeyi ve onlara verilen Kitaplara da inanmayı gerektirmektedir.
27-28. “Onlar Rablerinin azabından korkarlar.” Bundan dolayı da Allah’ın azabına yakınlaştırıcı her bir şeyi terk ederler. “Çünkü Rablerinin azabından yana güven altında olunmaz.” O, kendisinden korkulan ve sakınılması gereken bir azaptır.
29. “Onlar, mahrem yerlerini (haram ilişkiden) korurlar.” Zina, Lût kavminin işi, kadınlara arka organdan veya hayız (ay hali) iken yaklaşmak vb. gibi haram bir şekilde ilişki kurmazlar. Aynı şekilde mahrem yerlerinin başkaları tarafından görülmesine yahut dokunulmasına müsaade etmezler. Diğer taraftan hayasızlık işlemeye davet eden haram yolları da terk ederler. 30. “Ancak eşleri yahut sahip oldukları (cariyeler) hariç. (Onlarla ilişki kurarlar ve) bundan” ekinin geldiği (çocuğun doğduğu) yerden onlarla ilişki kurmalarından dolayı “kınanmazlar.” 31. “Ama her kim bunun ötesinde bir yol arasa” yani hanımından ve cariyesinden başkasını isterse “işte onlar sınırı aşanlardır.” Allah’ın helâl kıldığı sınırları çiğneyerek haram kıldığı işleri yapanlardır. Bu âyet-i kerime, mut’a nikânının haram olduğuna delildir. Çünkü mut’a nikahı ile sahip olunan eş, zevce edinilmek kastı ile alınmaz, ayrıca o, cariye de değildir.
32. “Onlar emanetlerine ve ahitlerine riâyet ederler.” Onları gereken şekilde korurlar. Emanetlerin eksiksiz olarak sahiplerine geri verilmesi, bunlara gereken riâyetin gösterilmesi ve gereklerinin yerine getirilmesi için gayret ederler. Bu buyruk, kulun kendisi ile Rabbi arasındaki O’ndan başkasının bilmediği gizli mükellefiyetleri ve yine kul ile insanlar arasında olan malî konuları ve sırları olmak üzere her türlü emaneti kapsamına almaktadır. Aynı şekilde ahit kavramı da Allah ile ahitleşilen hususları da insanlar ile ahitleşilerek verilen sözleri de kapsamına almaktadır. Kul, ahdin gereklerini yerine getirmekten dolayı sorgulanacaktır: Onu eksiksiz ifa edip yerine getirdi mi yoksa onu reddederek ve gereğini yerine getirmeyerek hainlik mi etti diye
33. “Onlar şahitliklerini dosdoğru yerine getirirler.” Sadece bildiklerini fazlasız ve eksiksiz olarak, hiçbir şey gizlemeksizin söyler, yakın arkadaş ve buna benzer herhangi bir kimseyi kayırmaksızın şahitlik ederler. Bu şahitliklerinden de sadece Allah’ın rızasını gözetirler. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Şahitliği Allah için dosdoğru yapın.”(et-Talâk, 65/2); “Ey iman edenler! Adaleti titizlikle ayakta tutanlar ve Allah için şahitlik edenler olun. Kendinizin yahut ana-babanızın ve yakınlarınızın aleyhine dahi olsa...”(en-Nisâ, 4/135)
34. “Onlar” en mükemmel şekilde ona devam etmek sureti ile “namazlarını gereği gibi kılarlar.”
35. “İşte bunlar” yani bu niteliklere sahip olanlar; “cennetlerde ağırlanırlar.” Allah onlara canların çektiği, gözlerin zevk alacağı ebedi nimetler ve pek çok lütuf ihsan etmiş olacaktır. Onlar, bu nimetler içerisinde ebedi kalacaklardır. Sonuç olarak Yüce Allah, bahtiyar ve hayır ehli kimseleri bu mükemmel sıfatlarla, bu üstün ve güzel ahlâk ile vasfetmiş, namaz, namazı devamlı kılmak gibi bedeni ibadetleri yerine getirmek, her türlü hayırın başı olan Allah’tan korkmak gibi kalbî amelleri yerine getirmek, malî ibadetlerde bulunmak, doğru bir inanç ve faziletli ahlâk sahibi olmak, Allah’a ve O’nun yarattıklarına karşı adaletli davranmak, haklarını ve emanetlerini korumak sureti ile ihsan sahibi olmak, mahrem yerlerini Allah’ın hoşlanmadığı hususlardan korumak sureti ile mükemmel iffet sahibi olmakla nitelendirmiş bulunmaktadır.

19- Gerçekten insan çok hırslı ve sabırsız olarak yaratılmıştır. 20- Başına kötülük geldi mi sızlanıp feryat eder. 21- İyiliğe kavuştu mu da cimri kesilir. 22- Ancak namaz kılanlar müstesnâ. 23- Onlar namazlarına devam ederler. 24- Mallarında belli bir hak vardır; 25- Dilenen ve dilenmeyen yoksul için ayrılmış. 26- Onlar, hesap gününü tasdik ederler. 27- Onlar, Rablerinin azabından korkarlar. 28- Çünkü Rablerinin azabından yana güven altında olunmaz. 29- Onlar, mahrem yerlerini (haram ilişkiden) korurlar. 30- Ancak eşleri yahut sahip oldukları (cariyeler) hariç. (Onlarla ilişki kurarlar ve) bundan dolayı da kınanmazlar. 31- Ama her kim bunun ötesinde bir yol arasa, işte onlar sınırı aşanlardır. 32- Onlar, emanetlerine ve ahitlerine riâyet ederler. 33- Onlar, şahitliklerini dosdoğru yerine getirirler. 34- Onlar, namazlarını gereği gibi kılarlar. 35- İşte bunlar, cennetlerde ağırlanırlar.

19. Bu buyruklar, insanın tabiatı itibari ile sahip olduğu niteliklerini dile getirmekte ve onun hem çok hırslı hem de sabırsız olduğunu belirtmektedir: 20. “Başına kötülük geldi mi sızlanıp feryat eder.” Yani o, herhangi bir tatsızlık, bir hastalıkla karşılaşırsa veya sevdiği bir mal, yakın akraba yahut evladı elinden gidecek olursa tahammül göstermez. Bu yolda sabretmez, Allah’ın takdir ettiği hükmüne rızı göstermez. 21. “İyiliğe kavuştu mu da cimri kesilir.” Allah’ın kendisine verdiğinden infak etmez, Allah’ın bunca nimet ve iyiliğine karşı Allah’a şükretmez. Yani o, darlık ve sıkıntı zamanlarında sabretmez, bolluk ve rahatlık zamanlarında da iyilik yapmaz.
22. “Ancak namaz kılanlar müstesnâ.” Burada belirtilen vasıflara sahip olan namaz kılanlar, kendilerine hayır gelip dokunacak olursa Allah’a şükrederler ve Allah’ın kendilerine ihsan ettiklerinden infak ederler. Başlarına kötülük gelecek olursa da sabrederler ve bunun mükâfatını Allah’tan beklerler. 23. “Onlar namazlarına devam ederler” Yani onlar namazlarını vakitlerinde, şartlarına uygun ve onu tamamlayıcı hususlara da riâyet ederek devamlı kılarlar. Onlar namazı eda etmeyen yahut da bazen kılan bazan kılmayan yahut da eksik bir şekilde kılanlara benzemezler.
24-25. “Mallarında” zekât ve sadaka kabilinden “belli bir hak vardır.” İnsanlardan “dilenen ve dilenmeyen yoksul” insanlardan hiçbir şey dilenmeyen dolayısı ile farkına varılamayan ve kendisine tasaddukta bulunulmayanlar “için ayrılmış.”
26. “Onlar hesap gününü tasdik ederler.” Allah’ın bildirdiği, peygamberlerinin haber verdiği üzere öldükten sonra dirilişi ve amellerin karşılığının verileceğini tasdik ederler. Buna kesinlikle inanırlar. Bundan dolayı âhirete hazırlanırlar ve onun için yapılması gerekenleri yaparlar. Kıyamet gününü tasdik etmek, peygamberleri tasdik etmeyi ve onlara verilen Kitaplara da inanmayı gerektirmektedir.
27-28. “Onlar Rablerinin azabından korkarlar.” Bundan dolayı da Allah’ın azabına yakınlaştırıcı her bir şeyi terk ederler. “Çünkü Rablerinin azabından yana güven altında olunmaz.” O, kendisinden korkulan ve sakınılması gereken bir azaptır.
29. “Onlar, mahrem yerlerini (haram ilişkiden) korurlar.” Zina, Lût kavminin işi, kadınlara arka organdan veya hayız (ay hali) iken yaklaşmak vb. gibi haram bir şekilde ilişki kurmazlar. Aynı şekilde mahrem yerlerinin başkaları tarafından görülmesine yahut dokunulmasına müsaade etmezler. Diğer taraftan hayasızlık işlemeye davet eden haram yolları da terk ederler. 30. “Ancak eşleri yahut sahip oldukları (cariyeler) hariç. (Onlarla ilişki kurarlar ve) bundan” ekinin geldiği (çocuğun doğduğu) yerden onlarla ilişki kurmalarından dolayı “kınanmazlar.” 31. “Ama her kim bunun ötesinde bir yol arasa” yani hanımından ve cariyesinden başkasını isterse “işte onlar sınırı aşanlardır.” Allah’ın helâl kıldığı sınırları çiğneyerek haram kıldığı işleri yapanlardır. Bu âyet-i kerime, mut’a nikânının haram olduğuna delildir. Çünkü mut’a nikahı ile sahip olunan eş, zevce edinilmek kastı ile alınmaz, ayrıca o, cariye de değildir.
32. “Onlar emanetlerine ve ahitlerine riâyet ederler.” Onları gereken şekilde korurlar. Emanetlerin eksiksiz olarak sahiplerine geri verilmesi, bunlara gereken riâyetin gösterilmesi ve gereklerinin yerine getirilmesi için gayret ederler. Bu buyruk, kulun kendisi ile Rabbi arasındaki O’ndan başkasının bilmediği gizli mükellefiyetleri ve yine kul ile insanlar arasında olan malî konuları ve sırları olmak üzere her türlü emaneti kapsamına almaktadır. Aynı şekilde ahit kavramı da Allah ile ahitleşilen hususları da insanlar ile ahitleşilerek verilen sözleri de kapsamına almaktadır. Kul, ahdin gereklerini yerine getirmekten dolayı sorgulanacaktır: Onu eksiksiz ifa edip yerine getirdi mi yoksa onu reddederek ve gereğini yerine getirmeyerek hainlik mi etti diye
33. “Onlar şahitliklerini dosdoğru yerine getirirler.” Sadece bildiklerini fazlasız ve eksiksiz olarak, hiçbir şey gizlemeksizin söyler, yakın arkadaş ve buna benzer herhangi bir kimseyi kayırmaksızın şahitlik ederler. Bu şahitliklerinden de sadece Allah’ın rızasını gözetirler. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Şahitliği Allah için dosdoğru yapın.”(et-Talâk, 65/2); “Ey iman edenler! Adaleti titizlikle ayakta tutanlar ve Allah için şahitlik edenler olun. Kendinizin yahut ana-babanızın ve yakınlarınızın aleyhine dahi olsa...”(en-Nisâ, 4/135)
34. “Onlar” en mükemmel şekilde ona devam etmek sureti ile “namazlarını gereği gibi kılarlar.”
35. “İşte bunlar” yani bu niteliklere sahip olanlar; “cennetlerde ağırlanırlar.” Allah onlara canların çektiği, gözlerin zevk alacağı ebedi nimetler ve pek çok lütuf ihsan etmiş olacaktır. Onlar, bu nimetler içerisinde ebedi kalacaklardır. Sonuç olarak Yüce Allah, bahtiyar ve hayır ehli kimseleri bu mükemmel sıfatlarla, bu üstün ve güzel ahlâk ile vasfetmiş, namaz, namazı devamlı kılmak gibi bedeni ibadetleri yerine getirmek, her türlü hayırın başı olan Allah’tan korkmak gibi kalbî amelleri yerine getirmek, malî ibadetlerde bulunmak, doğru bir inanç ve faziletli ahlâk sahibi olmak, Allah’a ve O’nun yarattıklarına karşı adaletli davranmak, haklarını ve emanetlerini korumak sureti ile ihsan sahibi olmak, mahrem yerlerini Allah’ın hoşlanmadığı hususlardan korumak sureti ile mükemmel iffet sahibi olmakla nitelendirmiş bulunmaktadır.

19- Gerçekten insan çok hırslı ve sabırsız olarak yaratılmıştır. 20- Başına kötülük geldi mi sızlanıp feryat eder. 21- İyiliğe kavuştu mu da cimri kesilir. 22- Ancak namaz kılanlar müstesnâ. 23- Onlar namazlarına devam ederler. 24- Mallarında belli bir hak vardır; 25- Dilenen ve dilenmeyen yoksul için ayrılmış. 26- Onlar, hesap gününü tasdik ederler. 27- Onlar, Rablerinin azabından korkarlar. 28- Çünkü Rablerinin azabından yana güven altında olunmaz. 29- Onlar, mahrem yerlerini (haram ilişkiden) korurlar. 30- Ancak eşleri yahut sahip oldukları (cariyeler) hariç. (Onlarla ilişki kurarlar ve) bundan dolayı da kınanmazlar. 31- Ama her kim bunun ötesinde bir yol arasa, işte onlar sınırı aşanlardır. 32- Onlar, emanetlerine ve ahitlerine riâyet ederler. 33- Onlar, şahitliklerini dosdoğru yerine getirirler. 34- Onlar, namazlarını gereği gibi kılarlar. 35- İşte bunlar, cennetlerde ağırlanırlar.

19. Bu buyruklar, insanın tabiatı itibari ile sahip olduğu niteliklerini dile getirmekte ve onun hem çok hırslı hem de sabırsız olduğunu belirtmektedir: 20. “Başına kötülük geldi mi sızlanıp feryat eder.” Yani o, herhangi bir tatsızlık, bir hastalıkla karşılaşırsa veya sevdiği bir mal, yakın akraba yahut evladı elinden gidecek olursa tahammül göstermez. Bu yolda sabretmez, Allah’ın takdir ettiği hükmüne rızı göstermez. 21. “İyiliğe kavuştu mu da cimri kesilir.” Allah’ın kendisine verdiğinden infak etmez, Allah’ın bunca nimet ve iyiliğine karşı Allah’a şükretmez. Yani o, darlık ve sıkıntı zamanlarında sabretmez, bolluk ve rahatlık zamanlarında da iyilik yapmaz.
22. “Ancak namaz kılanlar müstesnâ.” Burada belirtilen vasıflara sahip olan namaz kılanlar, kendilerine hayır gelip dokunacak olursa Allah’a şükrederler ve Allah’ın kendilerine ihsan ettiklerinden infak ederler. Başlarına kötülük gelecek olursa da sabrederler ve bunun mükâfatını Allah’tan beklerler. 23. “Onlar namazlarına devam ederler” Yani onlar namazlarını vakitlerinde, şartlarına uygun ve onu tamamlayıcı hususlara da riâyet ederek devamlı kılarlar. Onlar namazı eda etmeyen yahut da bazen kılan bazan kılmayan yahut da eksik bir şekilde kılanlara benzemezler.
24-25. “Mallarında” zekât ve sadaka kabilinden “belli bir hak vardır.” İnsanlardan “dilenen ve dilenmeyen yoksul” insanlardan hiçbir şey dilenmeyen dolayısı ile farkına varılamayan ve kendisine tasaddukta bulunulmayanlar “için ayrılmış.”
26. “Onlar hesap gününü tasdik ederler.” Allah’ın bildirdiği, peygamberlerinin haber verdiği üzere öldükten sonra dirilişi ve amellerin karşılığının verileceğini tasdik ederler. Buna kesinlikle inanırlar. Bundan dolayı âhirete hazırlanırlar ve onun için yapılması gerekenleri yaparlar. Kıyamet gününü tasdik etmek, peygamberleri tasdik etmeyi ve onlara verilen Kitaplara da inanmayı gerektirmektedir.
27-28. “Onlar Rablerinin azabından korkarlar.” Bundan dolayı da Allah’ın azabına yakınlaştırıcı her bir şeyi terk ederler. “Çünkü Rablerinin azabından yana güven altında olunmaz.” O, kendisinden korkulan ve sakınılması gereken bir azaptır.
29. “Onlar, mahrem yerlerini (haram ilişkiden) korurlar.” Zina, Lût kavminin işi, kadınlara arka organdan veya hayız (ay hali) iken yaklaşmak vb. gibi haram bir şekilde ilişki kurmazlar. Aynı şekilde mahrem yerlerinin başkaları tarafından görülmesine yahut dokunulmasına müsaade etmezler. Diğer taraftan hayasızlık işlemeye davet eden haram yolları da terk ederler. 30. “Ancak eşleri yahut sahip oldukları (cariyeler) hariç. (Onlarla ilişki kurarlar ve) bundan” ekinin geldiği (çocuğun doğduğu) yerden onlarla ilişki kurmalarından dolayı “kınanmazlar.” 31. “Ama her kim bunun ötesinde bir yol arasa” yani hanımından ve cariyesinden başkasını isterse “işte onlar sınırı aşanlardır.” Allah’ın helâl kıldığı sınırları çiğneyerek haram kıldığı işleri yapanlardır. Bu âyet-i kerime, mut’a nikânının haram olduğuna delildir. Çünkü mut’a nikahı ile sahip olunan eş, zevce edinilmek kastı ile alınmaz, ayrıca o, cariye de değildir.
32. “Onlar emanetlerine ve ahitlerine riâyet ederler.” Onları gereken şekilde korurlar. Emanetlerin eksiksiz olarak sahiplerine geri verilmesi, bunlara gereken riâyetin gösterilmesi ve gereklerinin yerine getirilmesi için gayret ederler. Bu buyruk, kulun kendisi ile Rabbi arasındaki O’ndan başkasının bilmediği gizli mükellefiyetleri ve yine kul ile insanlar arasında olan malî konuları ve sırları olmak üzere her türlü emaneti kapsamına almaktadır. Aynı şekilde ahit kavramı da Allah ile ahitleşilen hususları da insanlar ile ahitleşilerek verilen sözleri de kapsamına almaktadır. Kul, ahdin gereklerini yerine getirmekten dolayı sorgulanacaktır: Onu eksiksiz ifa edip yerine getirdi mi yoksa onu reddederek ve gereğini yerine getirmeyerek hainlik mi etti diye
33. “Onlar şahitliklerini dosdoğru yerine getirirler.” Sadece bildiklerini fazlasız ve eksiksiz olarak, hiçbir şey gizlemeksizin söyler, yakın arkadaş ve buna benzer herhangi bir kimseyi kayırmaksızın şahitlik ederler. Bu şahitliklerinden de sadece Allah’ın rızasını gözetirler. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Şahitliği Allah için dosdoğru yapın.”(et-Talâk, 65/2); “Ey iman edenler! Adaleti titizlikle ayakta tutanlar ve Allah için şahitlik edenler olun. Kendinizin yahut ana-babanızın ve yakınlarınızın aleyhine dahi olsa...”(en-Nisâ, 4/135)
34. “Onlar” en mükemmel şekilde ona devam etmek sureti ile “namazlarını gereği gibi kılarlar.”
35. “İşte bunlar” yani bu niteliklere sahip olanlar; “cennetlerde ağırlanırlar.” Allah onlara canların çektiği, gözlerin zevk alacağı ebedi nimetler ve pek çok lütuf ihsan etmiş olacaktır. Onlar, bu nimetler içerisinde ebedi kalacaklardır. Sonuç olarak Yüce Allah, bahtiyar ve hayır ehli kimseleri bu mükemmel sıfatlarla, bu üstün ve güzel ahlâk ile vasfetmiş, namaz, namazı devamlı kılmak gibi bedeni ibadetleri yerine getirmek, her türlü hayırın başı olan Allah’tan korkmak gibi kalbî amelleri yerine getirmek, malî ibadetlerde bulunmak, doğru bir inanç ve faziletli ahlâk sahibi olmak, Allah’a ve O’nun yarattıklarına karşı adaletli davranmak, haklarını ve emanetlerini korumak sureti ile ihsan sahibi olmak, mahrem yerlerini Allah’ın hoşlanmadığı hususlardan korumak sureti ile mükemmel iffet sahibi olmakla nitelendirmiş bulunmaktadır.

19- Gerçekten insan çok hırslı ve sabırsız olarak yaratılmıştır. 20- Başına kötülük geldi mi sızlanıp feryat eder. 21- İyiliğe kavuştu mu da cimri kesilir. 22- Ancak namaz kılanlar müstesnâ. 23- Onlar namazlarına devam ederler. 24- Mallarında belli bir hak vardır; 25- Dilenen ve dilenmeyen yoksul için ayrılmış. 26- Onlar, hesap gününü tasdik ederler. 27- Onlar, Rablerinin azabından korkarlar. 28- Çünkü Rablerinin azabından yana güven altında olunmaz. 29- Onlar, mahrem yerlerini (haram ilişkiden) korurlar. 30- Ancak eşleri yahut sahip oldukları (cariyeler) hariç. (Onlarla ilişki kurarlar ve) bundan dolayı da kınanmazlar. 31- Ama her kim bunun ötesinde bir yol arasa, işte onlar sınırı aşanlardır. 32- Onlar, emanetlerine ve ahitlerine riâyet ederler. 33- Onlar, şahitliklerini dosdoğru yerine getirirler. 34- Onlar, namazlarını gereği gibi kılarlar. 35- İşte bunlar, cennetlerde ağırlanırlar.

19. Bu buyruklar, insanın tabiatı itibari ile sahip olduğu niteliklerini dile getirmekte ve onun hem çok hırslı hem de sabırsız olduğunu belirtmektedir: 20. “Başına kötülük geldi mi sızlanıp feryat eder.” Yani o, herhangi bir tatsızlık, bir hastalıkla karşılaşırsa veya sevdiği bir mal, yakın akraba yahut evladı elinden gidecek olursa tahammül göstermez. Bu yolda sabretmez, Allah’ın takdir ettiği hükmüne rızı göstermez. 21. “İyiliğe kavuştu mu da cimri kesilir.” Allah’ın kendisine verdiğinden infak etmez, Allah’ın bunca nimet ve iyiliğine karşı Allah’a şükretmez. Yani o, darlık ve sıkıntı zamanlarında sabretmez, bolluk ve rahatlık zamanlarında da iyilik yapmaz.
22. “Ancak namaz kılanlar müstesnâ.” Burada belirtilen vasıflara sahip olan namaz kılanlar, kendilerine hayır gelip dokunacak olursa Allah’a şükrederler ve Allah’ın kendilerine ihsan ettiklerinden infak ederler. Başlarına kötülük gelecek olursa da sabrederler ve bunun mükâfatını Allah’tan beklerler. 23. “Onlar namazlarına devam ederler” Yani onlar namazlarını vakitlerinde, şartlarına uygun ve onu tamamlayıcı hususlara da riâyet ederek devamlı kılarlar. Onlar namazı eda etmeyen yahut da bazen kılan bazan kılmayan yahut da eksik bir şekilde kılanlara benzemezler.
24-25. “Mallarında” zekât ve sadaka kabilinden “belli bir hak vardır.” İnsanlardan “dilenen ve dilenmeyen yoksul” insanlardan hiçbir şey dilenmeyen dolayısı ile farkına varılamayan ve kendisine tasaddukta bulunulmayanlar “için ayrılmış.”
26. “Onlar hesap gününü tasdik ederler.” Allah’ın bildirdiği, peygamberlerinin haber verdiği üzere öldükten sonra dirilişi ve amellerin karşılığının verileceğini tasdik ederler. Buna kesinlikle inanırlar. Bundan dolayı âhirete hazırlanırlar ve onun için yapılması gerekenleri yaparlar. Kıyamet gününü tasdik etmek, peygamberleri tasdik etmeyi ve onlara verilen Kitaplara da inanmayı gerektirmektedir.
27-28. “Onlar Rablerinin azabından korkarlar.” Bundan dolayı da Allah’ın azabına yakınlaştırıcı her bir şeyi terk ederler. “Çünkü Rablerinin azabından yana güven altında olunmaz.” O, kendisinden korkulan ve sakınılması gereken bir azaptır.
29. “Onlar, mahrem yerlerini (haram ilişkiden) korurlar.” Zina, Lût kavminin işi, kadınlara arka organdan veya hayız (ay hali) iken yaklaşmak vb. gibi haram bir şekilde ilişki kurmazlar. Aynı şekilde mahrem yerlerinin başkaları tarafından görülmesine yahut dokunulmasına müsaade etmezler. Diğer taraftan hayasızlık işlemeye davet eden haram yolları da terk ederler. 30. “Ancak eşleri yahut sahip oldukları (cariyeler) hariç. (Onlarla ilişki kurarlar ve) bundan” ekinin geldiği (çocuğun doğduğu) yerden onlarla ilişki kurmalarından dolayı “kınanmazlar.” 31. “Ama her kim bunun ötesinde bir yol arasa” yani hanımından ve cariyesinden başkasını isterse “işte onlar sınırı aşanlardır.” Allah’ın helâl kıldığı sınırları çiğneyerek haram kıldığı işleri yapanlardır. Bu âyet-i kerime, mut’a nikânının haram olduğuna delildir. Çünkü mut’a nikahı ile sahip olunan eş, zevce edinilmek kastı ile alınmaz, ayrıca o, cariye de değildir.
32. “Onlar emanetlerine ve ahitlerine riâyet ederler.” Onları gereken şekilde korurlar. Emanetlerin eksiksiz olarak sahiplerine geri verilmesi, bunlara gereken riâyetin gösterilmesi ve gereklerinin yerine getirilmesi için gayret ederler. Bu buyruk, kulun kendisi ile Rabbi arasındaki O’ndan başkasının bilmediği gizli mükellefiyetleri ve yine kul ile insanlar arasında olan malî konuları ve sırları olmak üzere her türlü emaneti kapsamına almaktadır. Aynı şekilde ahit kavramı da Allah ile ahitleşilen hususları da insanlar ile ahitleşilerek verilen sözleri de kapsamına almaktadır. Kul, ahdin gereklerini yerine getirmekten dolayı sorgulanacaktır: Onu eksiksiz ifa edip yerine getirdi mi yoksa onu reddederek ve gereğini yerine getirmeyerek hainlik mi etti diye
33. “Onlar şahitliklerini dosdoğru yerine getirirler.” Sadece bildiklerini fazlasız ve eksiksiz olarak, hiçbir şey gizlemeksizin söyler, yakın arkadaş ve buna benzer herhangi bir kimseyi kayırmaksızın şahitlik ederler. Bu şahitliklerinden de sadece Allah’ın rızasını gözetirler. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Şahitliği Allah için dosdoğru yapın.”(et-Talâk, 65/2); “Ey iman edenler! Adaleti titizlikle ayakta tutanlar ve Allah için şahitlik edenler olun. Kendinizin yahut ana-babanızın ve yakınlarınızın aleyhine dahi olsa...”(en-Nisâ, 4/135)
34. “Onlar” en mükemmel şekilde ona devam etmek sureti ile “namazlarını gereği gibi kılarlar.”
35. “İşte bunlar” yani bu niteliklere sahip olanlar; “cennetlerde ağırlanırlar.” Allah onlara canların çektiği, gözlerin zevk alacağı ebedi nimetler ve pek çok lütuf ihsan etmiş olacaktır. Onlar, bu nimetler içerisinde ebedi kalacaklardır. Sonuç olarak Yüce Allah, bahtiyar ve hayır ehli kimseleri bu mükemmel sıfatlarla, bu üstün ve güzel ahlâk ile vasfetmiş, namaz, namazı devamlı kılmak gibi bedeni ibadetleri yerine getirmek, her türlü hayırın başı olan Allah’tan korkmak gibi kalbî amelleri yerine getirmek, malî ibadetlerde bulunmak, doğru bir inanç ve faziletli ahlâk sahibi olmak, Allah’a ve O’nun yarattıklarına karşı adaletli davranmak, haklarını ve emanetlerini korumak sureti ile ihsan sahibi olmak, mahrem yerlerini Allah’ın hoşlanmadığı hususlardan korumak sureti ile mükemmel iffet sahibi olmakla nitelendirmiş bulunmaktadır.

36,37- Şu kâfirlere ne oluyor ki dağınık guplar halinde sağdan ve soldan (sözlerinle alay etmek için) sana doğru koşuyorlar. 38- Onların her biri (iman etmeden) Naîm cennetine konacağını mı ümit ediyor? 39- Asla! Gerçek şu ki Biz, onları bildikleri o şeyden yarattık.

36-37. Yüce Allah, kâfirlerin aldanışını da beyan etmek üzere şöyle buyurmaktadır:“Şu kâfirlere ne oluyor ki dağınık guplar halinde sağdan ve soldan” her birisi elindekiyle şımarmış halde çeşitli gruplar halinde (sözlerinle alay etmek için) sana doğru koşuyorlar.” 38. “Onların her biri Naîm cennetine konacağını mı ümit ediyor?” Yani onlar, küfürden ve âlemlerin Rabbini inkâr etmekten başka bir iş işlememişken böyle bir şeyi nasıl ümit edebilirler? Bundan dolayı şöyle buyurmaktadır: 39. “Asla!” Yani durum onların temenni ettikleri gibi değildir ve arzuladıklarını kendi güçleri ile de elde edemezler. “Hayır, Gerçek şu ki Biz onları bildikleri o şeyden yarattık.” Yani göğüs kemiği ile bel çıkan ve hızlıca atılan bir sudan yaratıldılar. Onlar zayıf varlıklardır. Kendilerine bir fayda sağlayamazlar, gelecek bir zararı önleyemezler, öldüremezler, hayat veremezler ve öldükten sonra da diriltemezler.

36,37- Şu kâfirlere ne oluyor ki dağınık guplar halinde sağdan ve soldan (sözlerinle alay etmek için) sana doğru koşuyorlar. 38- Onların her biri (iman etmeden) Naîm cennetine konacağını mı ümit ediyor? 39- Asla! Gerçek şu ki Biz, onları bildikleri o şeyden yarattık.

36-37. Yüce Allah, kâfirlerin aldanışını da beyan etmek üzere şöyle buyurmaktadır:“Şu kâfirlere ne oluyor ki dağınık guplar halinde sağdan ve soldan” her birisi elindekiyle şımarmış halde çeşitli gruplar halinde (sözlerinle alay etmek için) sana doğru koşuyorlar.” 38. “Onların her biri Naîm cennetine konacağını mı ümit ediyor?” Yani onlar, küfürden ve âlemlerin Rabbini inkâr etmekten başka bir iş işlememişken böyle bir şeyi nasıl ümit edebilirler? Bundan dolayı şöyle buyurmaktadır: 39. “Asla!” Yani durum onların temenni ettikleri gibi değildir ve arzuladıklarını kendi güçleri ile de elde edemezler. “Hayır, Gerçek şu ki Biz onları bildikleri o şeyden yarattık.” Yani göğüs kemiği ile bel çıkan ve hızlıca atılan bir sudan yaratıldılar. Onlar zayıf varlıklardır. Kendilerine bir fayda sağlayamazlar, gelecek bir zararı önleyemezler, öldüremezler, hayat veremezler ve öldükten sonra da diriltemezler.

36,37- Şu kâfirlere ne oluyor ki dağınık guplar halinde sağdan ve soldan (sözlerinle alay etmek için) sana doğru koşuyorlar. 38- Onların her biri (iman etmeden) Naîm cennetine konacağını mı ümit ediyor? 39- Asla! Gerçek şu ki Biz, onları bildikleri o şeyden yarattık.

36-37. Yüce Allah, kâfirlerin aldanışını da beyan etmek üzere şöyle buyurmaktadır:“Şu kâfirlere ne oluyor ki dağınık guplar halinde sağdan ve soldan” her birisi elindekiyle şımarmış halde çeşitli gruplar halinde (sözlerinle alay etmek için) sana doğru koşuyorlar.” 38. “Onların her biri Naîm cennetine konacağını mı ümit ediyor?” Yani onlar, küfürden ve âlemlerin Rabbini inkâr etmekten başka bir iş işlememişken böyle bir şeyi nasıl ümit edebilirler? Bundan dolayı şöyle buyurmaktadır: 39. “Asla!” Yani durum onların temenni ettikleri gibi değildir ve arzuladıklarını kendi güçleri ile de elde edemezler. “Hayır, Gerçek şu ki Biz onları bildikleri o şeyden yarattık.” Yani göğüs kemiği ile bel çıkan ve hızlıca atılan bir sudan yaratıldılar. Onlar zayıf varlıklardır. Kendilerine bir fayda sağlayamazlar, gelecek bir zararı önleyemezler, öldüremezler, hayat veremezler ve öldükten sonra da diriltemezler.

36,37- Şu kâfirlere ne oluyor ki dağınık guplar halinde sağdan ve soldan (sözlerinle alay etmek için) sana doğru koşuyorlar. 38- Onların her biri (iman etmeden) Naîm cennetine konacağını mı ümit ediyor? 39- Asla! Gerçek şu ki Biz, onları bildikleri o şeyden yarattık.

36-37. Yüce Allah, kâfirlerin aldanışını da beyan etmek üzere şöyle buyurmaktadır:“Şu kâfirlere ne oluyor ki dağınık guplar halinde sağdan ve soldan” her birisi elindekiyle şımarmış halde çeşitli gruplar halinde (sözlerinle alay etmek için) sana doğru koşuyorlar.” 38. “Onların her biri Naîm cennetine konacağını mı ümit ediyor?” Yani onlar, küfürden ve âlemlerin Rabbini inkâr etmekten başka bir iş işlememişken böyle bir şeyi nasıl ümit edebilirler? Bundan dolayı şöyle buyurmaktadır: 39. “Asla!” Yani durum onların temenni ettikleri gibi değildir ve arzuladıklarını kendi güçleri ile de elde edemezler. “Hayır, Gerçek şu ki Biz onları bildikleri o şeyden yarattık.” Yani göğüs kemiği ile bel çıkan ve hızlıca atılan bir sudan yaratıldılar. Onlar zayıf varlıklardır. Kendilerine bir fayda sağlayamazlar, gelecek bir zararı önleyemezler, öldüremezler, hayat veremezler ve öldükten sonra da diriltemezler.

40,41- Doğuların ve batıların Rabbine yemin ederim ki Biz, onların yerine onlardan hayırlı olanları getirmeye kesinlikle kadiriz ve Biz kesinlikle aciz değiliz. 42- O halde bırak onları tehdit edildikleri güne kavuşuncaya kadar (batıl işlerine) dalıp oyalansınlar 43- O gün onlar sanki dikili bir hedefe hızla gidiyorlarmış gibi kabirlerinden süratle çıkarlar. 44- Gözleri öne düşmüş, kendilerini de bir zillet kaplamış olacak. İşte bu, onların (dünyadayken) tehdit edildikleri gündür.

40-41. Bu buyrukla Yüce Allah güneşin, ayın ve yıldızların doğdukları ve battıkları yerlere yemin etmektedir. Çünkü bunlar, öldükten sonra dirilişe ve Allah’ın onların benzerlerini bizzat oldukları halleri ile getirmeye kadir olduğuna dair apaçık delil ve belgeler ihtiva etmektedirler. Nitekim Yüce Allah, bir başka yerde şöyle buyurmaktadır:“…sizi bilemeyeceğiniz bir şekilde yeniden yaratmaktan (da aciz değiliz).”(el-Vâkıa, 56/61)“Ve Biz kesinlikle aciz değiliz.” Bizim tekrar yaratmayı dilediğimiz hiç kimse bizden kaçamaz ve Bizi âciz bırakamaz.
42. Öldükten sonra diriliş ve amellerin karşılığının verileceğinin kesinliği açıkça ortaya çıktığına göre bunlar yalanlamayı sürdürecek ve Allah’ın âyetlerine boyun eğmemeye devam edecek olurlarsa “O halde bırak onları tehdit edildikleri güne kavuşuncaya kadar (batıl işlerine) dalıp oyalansınlar.” Batıl sözlere, bozuk inançlara dalıp gitsinler. Dinleri ile oyalansınlar. Yesinler, içsinler, davarlar gibi faydalansınlar. Şüphesiz Allah onlara o günde öyle ibretli cezalar ve intikamlar hazırlamıştır ki bunlar, onların batıla dalıp oyalanmalarının bir sonucudur.
43. Daha sonra Yüce Allah, yaratılmışların kendilerine haber verilen günle karşılaşacakları vakit hallerini söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:“O gün onlar sanki dikili bir hedefe hızla gidiyorlarmış gibi” davet edenin çağrısına uyarak “kabirlerinden süratle çıkarlar.” Onlar, bu koşuşlarıyla sanki belli bir işarete, alamete doğru gidiyorlar gibidirler. Bu halde davetçinin çağrısına karşı gelme veya başka bir tarafa sapma imkânını bulamayacaklardır. Aksine âlemlerin Rabbinin huzuruna zelil ve emre boyun eğmiş olarak geleceklerdir. 44. “Gözleri öne düşmüş, kendilerini de bir zillet kaplamış olacak.” Çünkü bu zillet ve endişe kalplerini büsbütün sarmış ve istila etmiş olacaktır. Bundan dolayı gözleri aşağı doğru bakacak, hareketsiz kalacaklar ve sesleri kesilmiş olacaktır. "İşte bu” hal ve âkıbet “onların (dünyadayken) tehdit edildikleri gündür.” Allah’ın vaadini de tehdidini de eksiksiz yerine getirmesi ise kaçınılmaz bir şeydir.

Meâric Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Yüce Allah’a hamd-ü senâlar olsun.

40,41- Doğuların ve batıların Rabbine yemin ederim ki Biz, onların yerine onlardan hayırlı olanları getirmeye kesinlikle kadiriz ve Biz kesinlikle aciz değiliz. 42- O halde bırak onları tehdit edildikleri güne kavuşuncaya kadar (batıl işlerine) dalıp oyalansınlar 43- O gün onlar sanki dikili bir hedefe hızla gidiyorlarmış gibi kabirlerinden süratle çıkarlar. 44- Gözleri öne düşmüş, kendilerini de bir zillet kaplamış olacak. İşte bu, onların (dünyadayken) tehdit edildikleri gündür.

40-41. Bu buyrukla Yüce Allah güneşin, ayın ve yıldızların doğdukları ve battıkları yerlere yemin etmektedir. Çünkü bunlar, öldükten sonra dirilişe ve Allah’ın onların benzerlerini bizzat oldukları halleri ile getirmeye kadir olduğuna dair apaçık delil ve belgeler ihtiva etmektedirler. Nitekim Yüce Allah, bir başka yerde şöyle buyurmaktadır:“…sizi bilemeyeceğiniz bir şekilde yeniden yaratmaktan (da aciz değiliz).”(el-Vâkıa, 56/61)“Ve Biz kesinlikle aciz değiliz.” Bizim tekrar yaratmayı dilediğimiz hiç kimse bizden kaçamaz ve Bizi âciz bırakamaz.
42. Öldükten sonra diriliş ve amellerin karşılığının verileceğinin kesinliği açıkça ortaya çıktığına göre bunlar yalanlamayı sürdürecek ve Allah’ın âyetlerine boyun eğmemeye devam edecek olurlarsa “O halde bırak onları tehdit edildikleri güne kavuşuncaya kadar (batıl işlerine) dalıp oyalansınlar.” Batıl sözlere, bozuk inançlara dalıp gitsinler. Dinleri ile oyalansınlar. Yesinler, içsinler, davarlar gibi faydalansınlar. Şüphesiz Allah onlara o günde öyle ibretli cezalar ve intikamlar hazırlamıştır ki bunlar, onların batıla dalıp oyalanmalarının bir sonucudur.
43. Daha sonra Yüce Allah, yaratılmışların kendilerine haber verilen günle karşılaşacakları vakit hallerini söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:“O gün onlar sanki dikili bir hedefe hızla gidiyorlarmış gibi” davet edenin çağrısına uyarak “kabirlerinden süratle çıkarlar.” Onlar, bu koşuşlarıyla sanki belli bir işarete, alamete doğru gidiyorlar gibidirler. Bu halde davetçinin çağrısına karşı gelme veya başka bir tarafa sapma imkânını bulamayacaklardır. Aksine âlemlerin Rabbinin huzuruna zelil ve emre boyun eğmiş olarak geleceklerdir. 44. “Gözleri öne düşmüş, kendilerini de bir zillet kaplamış olacak.” Çünkü bu zillet ve endişe kalplerini büsbütün sarmış ve istila etmiş olacaktır. Bundan dolayı gözleri aşağı doğru bakacak, hareketsiz kalacaklar ve sesleri kesilmiş olacaktır. "İşte bu” hal ve âkıbet “onların (dünyadayken) tehdit edildikleri gündür.” Allah’ın vaadini de tehdidini de eksiksiz yerine getirmesi ise kaçınılmaz bir şeydir.

Meâric Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Yüce Allah’a hamd-ü senâlar olsun.

40,41- Doğuların ve batıların Rabbine yemin ederim ki Biz, onların yerine onlardan hayırlı olanları getirmeye kesinlikle kadiriz ve Biz kesinlikle aciz değiliz. 42- O halde bırak onları tehdit edildikleri güne kavuşuncaya kadar (batıl işlerine) dalıp oyalansınlar 43- O gün onlar sanki dikili bir hedefe hızla gidiyorlarmış gibi kabirlerinden süratle çıkarlar. 44- Gözleri öne düşmüş, kendilerini de bir zillet kaplamış olacak. İşte bu, onların (dünyadayken) tehdit edildikleri gündür.

40-41. Bu buyrukla Yüce Allah güneşin, ayın ve yıldızların doğdukları ve battıkları yerlere yemin etmektedir. Çünkü bunlar, öldükten sonra dirilişe ve Allah’ın onların benzerlerini bizzat oldukları halleri ile getirmeye kadir olduğuna dair apaçık delil ve belgeler ihtiva etmektedirler. Nitekim Yüce Allah, bir başka yerde şöyle buyurmaktadır:“…sizi bilemeyeceğiniz bir şekilde yeniden yaratmaktan (da aciz değiliz).”(el-Vâkıa, 56/61)“Ve Biz kesinlikle aciz değiliz.” Bizim tekrar yaratmayı dilediğimiz hiç kimse bizden kaçamaz ve Bizi âciz bırakamaz.
42. Öldükten sonra diriliş ve amellerin karşılığının verileceğinin kesinliği açıkça ortaya çıktığına göre bunlar yalanlamayı sürdürecek ve Allah’ın âyetlerine boyun eğmemeye devam edecek olurlarsa “O halde bırak onları tehdit edildikleri güne kavuşuncaya kadar (batıl işlerine) dalıp oyalansınlar.” Batıl sözlere, bozuk inançlara dalıp gitsinler. Dinleri ile oyalansınlar. Yesinler, içsinler, davarlar gibi faydalansınlar. Şüphesiz Allah onlara o günde öyle ibretli cezalar ve intikamlar hazırlamıştır ki bunlar, onların batıla dalıp oyalanmalarının bir sonucudur.
43. Daha sonra Yüce Allah, yaratılmışların kendilerine haber verilen günle karşılaşacakları vakit hallerini söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:“O gün onlar sanki dikili bir hedefe hızla gidiyorlarmış gibi” davet edenin çağrısına uyarak “kabirlerinden süratle çıkarlar.” Onlar, bu koşuşlarıyla sanki belli bir işarete, alamete doğru gidiyorlar gibidirler. Bu halde davetçinin çağrısına karşı gelme veya başka bir tarafa sapma imkânını bulamayacaklardır. Aksine âlemlerin Rabbinin huzuruna zelil ve emre boyun eğmiş olarak geleceklerdir. 44. “Gözleri öne düşmüş, kendilerini de bir zillet kaplamış olacak.” Çünkü bu zillet ve endişe kalplerini büsbütün sarmış ve istila etmiş olacaktır. Bundan dolayı gözleri aşağı doğru bakacak, hareketsiz kalacaklar ve sesleri kesilmiş olacaktır. "İşte bu” hal ve âkıbet “onların (dünyadayken) tehdit edildikleri gündür.” Allah’ın vaadini de tehdidini de eksiksiz yerine getirmesi ise kaçınılmaz bir şeydir.

Meâric Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Yüce Allah’a hamd-ü senâlar olsun.

40,41- Doğuların ve batıların Rabbine yemin ederim ki Biz, onların yerine onlardan hayırlı olanları getirmeye kesinlikle kadiriz ve Biz kesinlikle aciz değiliz. 42- O halde bırak onları tehdit edildikleri güne kavuşuncaya kadar (batıl işlerine) dalıp oyalansınlar 43- O gün onlar sanki dikili bir hedefe hızla gidiyorlarmış gibi kabirlerinden süratle çıkarlar. 44- Gözleri öne düşmüş, kendilerini de bir zillet kaplamış olacak. İşte bu, onların (dünyadayken) tehdit edildikleri gündür.

40-41. Bu buyrukla Yüce Allah güneşin, ayın ve yıldızların doğdukları ve battıkları yerlere yemin etmektedir. Çünkü bunlar, öldükten sonra dirilişe ve Allah’ın onların benzerlerini bizzat oldukları halleri ile getirmeye kadir olduğuna dair apaçık delil ve belgeler ihtiva etmektedirler. Nitekim Yüce Allah, bir başka yerde şöyle buyurmaktadır:“…sizi bilemeyeceğiniz bir şekilde yeniden yaratmaktan (da aciz değiliz).”(el-Vâkıa, 56/61)“Ve Biz kesinlikle aciz değiliz.” Bizim tekrar yaratmayı dilediğimiz hiç kimse bizden kaçamaz ve Bizi âciz bırakamaz.
42. Öldükten sonra diriliş ve amellerin karşılığının verileceğinin kesinliği açıkça ortaya çıktığına göre bunlar yalanlamayı sürdürecek ve Allah’ın âyetlerine boyun eğmemeye devam edecek olurlarsa “O halde bırak onları tehdit edildikleri güne kavuşuncaya kadar (batıl işlerine) dalıp oyalansınlar.” Batıl sözlere, bozuk inançlara dalıp gitsinler. Dinleri ile oyalansınlar. Yesinler, içsinler, davarlar gibi faydalansınlar. Şüphesiz Allah onlara o günde öyle ibretli cezalar ve intikamlar hazırlamıştır ki bunlar, onların batıla dalıp oyalanmalarının bir sonucudur.
43. Daha sonra Yüce Allah, yaratılmışların kendilerine haber verilen günle karşılaşacakları vakit hallerini söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:“O gün onlar sanki dikili bir hedefe hızla gidiyorlarmış gibi” davet edenin çağrısına uyarak “kabirlerinden süratle çıkarlar.” Onlar, bu koşuşlarıyla sanki belli bir işarete, alamete doğru gidiyorlar gibidirler. Bu halde davetçinin çağrısına karşı gelme veya başka bir tarafa sapma imkânını bulamayacaklardır. Aksine âlemlerin Rabbinin huzuruna zelil ve emre boyun eğmiş olarak geleceklerdir. 44. “Gözleri öne düşmüş, kendilerini de bir zillet kaplamış olacak.” Çünkü bu zillet ve endişe kalplerini büsbütün sarmış ve istila etmiş olacaktır. Bundan dolayı gözleri aşağı doğru bakacak, hareketsiz kalacaklar ve sesleri kesilmiş olacaktır. "İşte bu” hal ve âkıbet “onların (dünyadayken) tehdit edildikleri gündür.” Allah’ın vaadini de tehdidini de eksiksiz yerine getirmesi ise kaçınılmaz bir şeydir.

Meâric Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Yüce Allah’a hamd-ü senâlar olsun.

40,41- Doğuların ve batıların Rabbine yemin ederim ki Biz, onların yerine onlardan hayırlı olanları getirmeye kesinlikle kadiriz ve Biz kesinlikle aciz değiliz. 42- O halde bırak onları tehdit edildikleri güne kavuşuncaya kadar (batıl işlerine) dalıp oyalansınlar 43- O gün onlar sanki dikili bir hedefe hızla gidiyorlarmış gibi kabirlerinden süratle çıkarlar. 44- Gözleri öne düşmüş, kendilerini de bir zillet kaplamış olacak. İşte bu, onların (dünyadayken) tehdit edildikleri gündür.

40-41. Bu buyrukla Yüce Allah güneşin, ayın ve yıldızların doğdukları ve battıkları yerlere yemin etmektedir. Çünkü bunlar, öldükten sonra dirilişe ve Allah’ın onların benzerlerini bizzat oldukları halleri ile getirmeye kadir olduğuna dair apaçık delil ve belgeler ihtiva etmektedirler. Nitekim Yüce Allah, bir başka yerde şöyle buyurmaktadır:“…sizi bilemeyeceğiniz bir şekilde yeniden yaratmaktan (da aciz değiliz).”(el-Vâkıa, 56/61)“Ve Biz kesinlikle aciz değiliz.” Bizim tekrar yaratmayı dilediğimiz hiç kimse bizden kaçamaz ve Bizi âciz bırakamaz.
42. Öldükten sonra diriliş ve amellerin karşılığının verileceğinin kesinliği açıkça ortaya çıktığına göre bunlar yalanlamayı sürdürecek ve Allah’ın âyetlerine boyun eğmemeye devam edecek olurlarsa “O halde bırak onları tehdit edildikleri güne kavuşuncaya kadar (batıl işlerine) dalıp oyalansınlar.” Batıl sözlere, bozuk inançlara dalıp gitsinler. Dinleri ile oyalansınlar. Yesinler, içsinler, davarlar gibi faydalansınlar. Şüphesiz Allah onlara o günde öyle ibretli cezalar ve intikamlar hazırlamıştır ki bunlar, onların batıla dalıp oyalanmalarının bir sonucudur.
43. Daha sonra Yüce Allah, yaratılmışların kendilerine haber verilen günle karşılaşacakları vakit hallerini söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:“O gün onlar sanki dikili bir hedefe hızla gidiyorlarmış gibi” davet edenin çağrısına uyarak “kabirlerinden süratle çıkarlar.” Onlar, bu koşuşlarıyla sanki belli bir işarete, alamete doğru gidiyorlar gibidirler. Bu halde davetçinin çağrısına karşı gelme veya başka bir tarafa sapma imkânını bulamayacaklardır. Aksine âlemlerin Rabbinin huzuruna zelil ve emre boyun eğmiş olarak geleceklerdir. 44. “Gözleri öne düşmüş, kendilerini de bir zillet kaplamış olacak.” Çünkü bu zillet ve endişe kalplerini büsbütün sarmış ve istila etmiş olacaktır. Bundan dolayı gözleri aşağı doğru bakacak, hareketsiz kalacaklar ve sesleri kesilmiş olacaktır. "İşte bu” hal ve âkıbet “onların (dünyadayken) tehdit edildikleri gündür.” Allah’ın vaadini de tehdidini de eksiksiz yerine getirmesi ise kaçınılmaz bir şeydir.

Meâric Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Yüce Allah’a hamd-ü senâlar olsun.