Vegere rûpela Tefsîr-i Sa'dî

Tefsîra Sûreya Nâzîât — Ebdurehman b. Nasir es-Se’dî (Tefsîr-i Sa'dî)

46 ayetRûpel 1 / 2

1- Andolsun (kâfirlerin ruhlarını) şiddetle çekip çıkaranlara, 2- (Mü’minlerin ruhlarını) yumuşaklıkla çıkaranlara, 3- Yüzüp gidenlere, 4- Yarışıp geçenlere, 5- İşleri düzenleyip yürüten (melek)lere ki... 6- O gün sarsan (birinci üfürüş) sarsacak. 7- Arkasından onu izleyen (ikinci üfürüş) izleyecek. 8- O gün birtakım kalpler şiddetle çarpacaktır. 9- Gözleri de zillet içinde yere bakacaktır. 10- Onlar derler ki:“Biz, tekrar ilk halimize mi döndürüleceğiz?!” 11- “Hem de çürümüş kemikler olduktan sonra mı?!” 12- “Öyleyse bu, (bizim için) ziyanlı bir dönüş olacaktır!” 13- Halbuki o (diriliş), ancak tek bir haykırışa bakar. 14- Bir de bakmışsın ki hepsi (dirilerek) toprağın yüzüne çıkmışlar bile!

(Mekke’de inmiştir. 46 âyettir)

Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile.

Burada melâike-i kiram ve onların Allah’ın emirlerine tam anlamı ile bağlılıklarına delil teşkil eden ve o emirleri yerine getirmekteki süratlerini ifade eden birtakım fiillerine yemin edilmektedir. Kendisi hakkında yemin edilen şeyin ise amellerin karşılığının görülmesi ve öldükten sonra diriliş olması ihtimali vardır. Buna delil, bundan sonra Kıyametin çeşitli hallerinin söz konusu edilmesidir. Kendisi hakkında yemin edilenin de kendisi ile yemin edilenin de aynı şey, yani melekler olma ihtimali de vardır. Çünkü onlara iman etmek, imanın altı esasından birisidir. Ayrıca burada onların fiillerinin söz konusu edilmesi, meleklerin ölüm esnasında, ondan önce ve ondan sonra amellerin karşılıkları konusunda üstlendikleri bir görevi de ihtiva etmektedir. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: 1. “Andolsun şiddetle çekip çıkaranlara.” Bunlar, ruhları şiddetle çekip çıkaran ve onları çıkarmak işine adeta dalan meleklerdir. Tâ ki ruh bedeninden çıksın ve amelinin karşılığını görsün. 2. “Yumuşaklıkla çıkaranlara.” Bunlar da meleklerdir. Bunlar da ruhları tam bir güçle ve şevkle çekip alırlar. Yahut da yumuşaklıkla çıkarmak mü’min ruhlar için, şiddetle çekip çıkarmak da kâfir ruhlar için söz konusu olabilir. 3. “Yüzüp gidenlere” Yani havada inip çıkarak gidip gelenlere; 4. “Yarışıp geçenlere” başkalarını geride bırakarak Yüce Allah’ın emrini yerine getirmeye çalışanlara ve vahyi Allah’ın peygamberlerine ulaştırmak için şeytanları -o vahiyden hırsızlayarak bir şey almasınlar diye- geride bırakanlara. 5. “İşleri düzenleyip yürütenlere ki…” Bunlar da Yüce Allah’ın, ulvi ve süfli âlemin pek çok işlerini idare etmek üzere görevlendirmiş olduğu meleklerdir ki yağmurlar, bitkiler, rüzgarlar, denizler, ceninler, canlılar, cennet, cehennem vs. bunlardan bazılarıdır.
6-7. “O gün sarsan” kıyametin kopması “sarsacak; arkasından onu izleyen (ikinci üfürüş) yani hemen onun akabinde gelen ikinci sarsıntı “izleyecek.” 8-9. “O gün birtakım kalpler” görüp işittiklerinin korkusu ile dehşete kapıldığından “şiddetle çarpacaktır.”“Gözleri de zillet içinde yere bakacaktır.” Hakir ve zelil bir şekilde bakacaktır. Korku kalplerine hakim olacak, yürekleri dehşetle yerinden oynayacak. Üzüntü ve keder onları kuşatmış, pişmanlık dört bir yanlarını sarmış olacaktır.
10-11. Dünyada iken kâfirler yalanlamak sureti ile “derler ki: “Biz, tekrar ilk halimize mi döndürüleceğiz? Hem de çürümüş” ve dağılmış “kemikler olduktan sonra mı?” 12. “Öyleyse bu, (bizim için) ziyanlı bir dönüş olacaktır.” Yani Allah’ın öldükten sonra kendilerini diriltmesini, çürümüş kemikler haline geldikten sonra onları tekrar yaratmasını, Allah’ın kudretini bilmediklerinden ve O’na karşı küstahlıklarından dolayı uzak bir ihtimal olarak gördüler. Yüce Allah ise bu işin kendisi için son derece kolay olduğunu açıklamak üzere şöyle buyurmaktadır: 13. “Halbuki o, ancak bir tek haykırıştır.” Bir defa Sûr’a üfürülecektir. 14. “Bir de bakmışsın ki hepsi” bütün yaratılmışlar “toprağın yüzüne çıkmışlar bile!” Ayağa kalkıp bekleyecekler. Yüce Allah, onları bir araya toplayacak, adaletli hükmü ile aralarında hükmedecek ve amellerinin karşılığını onlara verecektir.

1- Andolsun (kâfirlerin ruhlarını) şiddetle çekip çıkaranlara, 2- (Mü’minlerin ruhlarını) yumuşaklıkla çıkaranlara, 3- Yüzüp gidenlere, 4- Yarışıp geçenlere, 5- İşleri düzenleyip yürüten (melek)lere ki... 6- O gün sarsan (birinci üfürüş) sarsacak. 7- Arkasından onu izleyen (ikinci üfürüş) izleyecek. 8- O gün birtakım kalpler şiddetle çarpacaktır. 9- Gözleri de zillet içinde yere bakacaktır. 10- Onlar derler ki:“Biz, tekrar ilk halimize mi döndürüleceğiz?!” 11- “Hem de çürümüş kemikler olduktan sonra mı?!” 12- “Öyleyse bu, (bizim için) ziyanlı bir dönüş olacaktır!” 13- Halbuki o (diriliş), ancak tek bir haykırışa bakar. 14- Bir de bakmışsın ki hepsi (dirilerek) toprağın yüzüne çıkmışlar bile!

(Mekke’de inmiştir. 46 âyettir)

Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile.

Burada melâike-i kiram ve onların Allah’ın emirlerine tam anlamı ile bağlılıklarına delil teşkil eden ve o emirleri yerine getirmekteki süratlerini ifade eden birtakım fiillerine yemin edilmektedir. Kendisi hakkında yemin edilen şeyin ise amellerin karşılığının görülmesi ve öldükten sonra diriliş olması ihtimali vardır. Buna delil, bundan sonra Kıyametin çeşitli hallerinin söz konusu edilmesidir. Kendisi hakkında yemin edilenin de kendisi ile yemin edilenin de aynı şey, yani melekler olma ihtimali de vardır. Çünkü onlara iman etmek, imanın altı esasından birisidir. Ayrıca burada onların fiillerinin söz konusu edilmesi, meleklerin ölüm esnasında, ondan önce ve ondan sonra amellerin karşılıkları konusunda üstlendikleri bir görevi de ihtiva etmektedir. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: 1. “Andolsun şiddetle çekip çıkaranlara.” Bunlar, ruhları şiddetle çekip çıkaran ve onları çıkarmak işine adeta dalan meleklerdir. Tâ ki ruh bedeninden çıksın ve amelinin karşılığını görsün. 2. “Yumuşaklıkla çıkaranlara.” Bunlar da meleklerdir. Bunlar da ruhları tam bir güçle ve şevkle çekip alırlar. Yahut da yumuşaklıkla çıkarmak mü’min ruhlar için, şiddetle çekip çıkarmak da kâfir ruhlar için söz konusu olabilir. 3. “Yüzüp gidenlere” Yani havada inip çıkarak gidip gelenlere; 4. “Yarışıp geçenlere” başkalarını geride bırakarak Yüce Allah’ın emrini yerine getirmeye çalışanlara ve vahyi Allah’ın peygamberlerine ulaştırmak için şeytanları -o vahiyden hırsızlayarak bir şey almasınlar diye- geride bırakanlara. 5. “İşleri düzenleyip yürütenlere ki…” Bunlar da Yüce Allah’ın, ulvi ve süfli âlemin pek çok işlerini idare etmek üzere görevlendirmiş olduğu meleklerdir ki yağmurlar, bitkiler, rüzgarlar, denizler, ceninler, canlılar, cennet, cehennem vs. bunlardan bazılarıdır.
6-7. “O gün sarsan” kıyametin kopması “sarsacak; arkasından onu izleyen (ikinci üfürüş) yani hemen onun akabinde gelen ikinci sarsıntı “izleyecek.” 8-9. “O gün birtakım kalpler” görüp işittiklerinin korkusu ile dehşete kapıldığından “şiddetle çarpacaktır.”“Gözleri de zillet içinde yere bakacaktır.” Hakir ve zelil bir şekilde bakacaktır. Korku kalplerine hakim olacak, yürekleri dehşetle yerinden oynayacak. Üzüntü ve keder onları kuşatmış, pişmanlık dört bir yanlarını sarmış olacaktır.
10-11. Dünyada iken kâfirler yalanlamak sureti ile “derler ki: “Biz, tekrar ilk halimize mi döndürüleceğiz? Hem de çürümüş” ve dağılmış “kemikler olduktan sonra mı?” 12. “Öyleyse bu, (bizim için) ziyanlı bir dönüş olacaktır.” Yani Allah’ın öldükten sonra kendilerini diriltmesini, çürümüş kemikler haline geldikten sonra onları tekrar yaratmasını, Allah’ın kudretini bilmediklerinden ve O’na karşı küstahlıklarından dolayı uzak bir ihtimal olarak gördüler. Yüce Allah ise bu işin kendisi için son derece kolay olduğunu açıklamak üzere şöyle buyurmaktadır: 13. “Halbuki o, ancak bir tek haykırıştır.” Bir defa Sûr’a üfürülecektir. 14. “Bir de bakmışsın ki hepsi” bütün yaratılmışlar “toprağın yüzüne çıkmışlar bile!” Ayağa kalkıp bekleyecekler. Yüce Allah, onları bir araya toplayacak, adaletli hükmü ile aralarında hükmedecek ve amellerinin karşılığını onlara verecektir.

1- Andolsun (kâfirlerin ruhlarını) şiddetle çekip çıkaranlara, 2- (Mü’minlerin ruhlarını) yumuşaklıkla çıkaranlara, 3- Yüzüp gidenlere, 4- Yarışıp geçenlere, 5- İşleri düzenleyip yürüten (melek)lere ki... 6- O gün sarsan (birinci üfürüş) sarsacak. 7- Arkasından onu izleyen (ikinci üfürüş) izleyecek. 8- O gün birtakım kalpler şiddetle çarpacaktır. 9- Gözleri de zillet içinde yere bakacaktır. 10- Onlar derler ki:“Biz, tekrar ilk halimize mi döndürüleceğiz?!” 11- “Hem de çürümüş kemikler olduktan sonra mı?!” 12- “Öyleyse bu, (bizim için) ziyanlı bir dönüş olacaktır!” 13- Halbuki o (diriliş), ancak tek bir haykırışa bakar. 14- Bir de bakmışsın ki hepsi (dirilerek) toprağın yüzüne çıkmışlar bile!

(Mekke’de inmiştir. 46 âyettir)

Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile.

Burada melâike-i kiram ve onların Allah’ın emirlerine tam anlamı ile bağlılıklarına delil teşkil eden ve o emirleri yerine getirmekteki süratlerini ifade eden birtakım fiillerine yemin edilmektedir. Kendisi hakkında yemin edilen şeyin ise amellerin karşılığının görülmesi ve öldükten sonra diriliş olması ihtimali vardır. Buna delil, bundan sonra Kıyametin çeşitli hallerinin söz konusu edilmesidir. Kendisi hakkında yemin edilenin de kendisi ile yemin edilenin de aynı şey, yani melekler olma ihtimali de vardır. Çünkü onlara iman etmek, imanın altı esasından birisidir. Ayrıca burada onların fiillerinin söz konusu edilmesi, meleklerin ölüm esnasında, ondan önce ve ondan sonra amellerin karşılıkları konusunda üstlendikleri bir görevi de ihtiva etmektedir. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: 1. “Andolsun şiddetle çekip çıkaranlara.” Bunlar, ruhları şiddetle çekip çıkaran ve onları çıkarmak işine adeta dalan meleklerdir. Tâ ki ruh bedeninden çıksın ve amelinin karşılığını görsün. 2. “Yumuşaklıkla çıkaranlara.” Bunlar da meleklerdir. Bunlar da ruhları tam bir güçle ve şevkle çekip alırlar. Yahut da yumuşaklıkla çıkarmak mü’min ruhlar için, şiddetle çekip çıkarmak da kâfir ruhlar için söz konusu olabilir. 3. “Yüzüp gidenlere” Yani havada inip çıkarak gidip gelenlere; 4. “Yarışıp geçenlere” başkalarını geride bırakarak Yüce Allah’ın emrini yerine getirmeye çalışanlara ve vahyi Allah’ın peygamberlerine ulaştırmak için şeytanları -o vahiyden hırsızlayarak bir şey almasınlar diye- geride bırakanlara. 5. “İşleri düzenleyip yürütenlere ki…” Bunlar da Yüce Allah’ın, ulvi ve süfli âlemin pek çok işlerini idare etmek üzere görevlendirmiş olduğu meleklerdir ki yağmurlar, bitkiler, rüzgarlar, denizler, ceninler, canlılar, cennet, cehennem vs. bunlardan bazılarıdır.
6-7. “O gün sarsan” kıyametin kopması “sarsacak; arkasından onu izleyen (ikinci üfürüş) yani hemen onun akabinde gelen ikinci sarsıntı “izleyecek.” 8-9. “O gün birtakım kalpler” görüp işittiklerinin korkusu ile dehşete kapıldığından “şiddetle çarpacaktır.”“Gözleri de zillet içinde yere bakacaktır.” Hakir ve zelil bir şekilde bakacaktır. Korku kalplerine hakim olacak, yürekleri dehşetle yerinden oynayacak. Üzüntü ve keder onları kuşatmış, pişmanlık dört bir yanlarını sarmış olacaktır.
10-11. Dünyada iken kâfirler yalanlamak sureti ile “derler ki: “Biz, tekrar ilk halimize mi döndürüleceğiz? Hem de çürümüş” ve dağılmış “kemikler olduktan sonra mı?” 12. “Öyleyse bu, (bizim için) ziyanlı bir dönüş olacaktır.” Yani Allah’ın öldükten sonra kendilerini diriltmesini, çürümüş kemikler haline geldikten sonra onları tekrar yaratmasını, Allah’ın kudretini bilmediklerinden ve O’na karşı küstahlıklarından dolayı uzak bir ihtimal olarak gördüler. Yüce Allah ise bu işin kendisi için son derece kolay olduğunu açıklamak üzere şöyle buyurmaktadır: 13. “Halbuki o, ancak bir tek haykırıştır.” Bir defa Sûr’a üfürülecektir. 14. “Bir de bakmışsın ki hepsi” bütün yaratılmışlar “toprağın yüzüne çıkmışlar bile!” Ayağa kalkıp bekleyecekler. Yüce Allah, onları bir araya toplayacak, adaletli hükmü ile aralarında hükmedecek ve amellerinin karşılığını onlara verecektir.

1- Andolsun (kâfirlerin ruhlarını) şiddetle çekip çıkaranlara, 2- (Mü’minlerin ruhlarını) yumuşaklıkla çıkaranlara, 3- Yüzüp gidenlere, 4- Yarışıp geçenlere, 5- İşleri düzenleyip yürüten (melek)lere ki... 6- O gün sarsan (birinci üfürüş) sarsacak. 7- Arkasından onu izleyen (ikinci üfürüş) izleyecek. 8- O gün birtakım kalpler şiddetle çarpacaktır. 9- Gözleri de zillet içinde yere bakacaktır. 10- Onlar derler ki:“Biz, tekrar ilk halimize mi döndürüleceğiz?!” 11- “Hem de çürümüş kemikler olduktan sonra mı?!” 12- “Öyleyse bu, (bizim için) ziyanlı bir dönüş olacaktır!” 13- Halbuki o (diriliş), ancak tek bir haykırışa bakar. 14- Bir de bakmışsın ki hepsi (dirilerek) toprağın yüzüne çıkmışlar bile!

(Mekke’de inmiştir. 46 âyettir)

Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile.

Burada melâike-i kiram ve onların Allah’ın emirlerine tam anlamı ile bağlılıklarına delil teşkil eden ve o emirleri yerine getirmekteki süratlerini ifade eden birtakım fiillerine yemin edilmektedir. Kendisi hakkında yemin edilen şeyin ise amellerin karşılığının görülmesi ve öldükten sonra diriliş olması ihtimali vardır. Buna delil, bundan sonra Kıyametin çeşitli hallerinin söz konusu edilmesidir. Kendisi hakkında yemin edilenin de kendisi ile yemin edilenin de aynı şey, yani melekler olma ihtimali de vardır. Çünkü onlara iman etmek, imanın altı esasından birisidir. Ayrıca burada onların fiillerinin söz konusu edilmesi, meleklerin ölüm esnasında, ondan önce ve ondan sonra amellerin karşılıkları konusunda üstlendikleri bir görevi de ihtiva etmektedir. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: 1. “Andolsun şiddetle çekip çıkaranlara.” Bunlar, ruhları şiddetle çekip çıkaran ve onları çıkarmak işine adeta dalan meleklerdir. Tâ ki ruh bedeninden çıksın ve amelinin karşılığını görsün. 2. “Yumuşaklıkla çıkaranlara.” Bunlar da meleklerdir. Bunlar da ruhları tam bir güçle ve şevkle çekip alırlar. Yahut da yumuşaklıkla çıkarmak mü’min ruhlar için, şiddetle çekip çıkarmak da kâfir ruhlar için söz konusu olabilir. 3. “Yüzüp gidenlere” Yani havada inip çıkarak gidip gelenlere; 4. “Yarışıp geçenlere” başkalarını geride bırakarak Yüce Allah’ın emrini yerine getirmeye çalışanlara ve vahyi Allah’ın peygamberlerine ulaştırmak için şeytanları -o vahiyden hırsızlayarak bir şey almasınlar diye- geride bırakanlara. 5. “İşleri düzenleyip yürütenlere ki…” Bunlar da Yüce Allah’ın, ulvi ve süfli âlemin pek çok işlerini idare etmek üzere görevlendirmiş olduğu meleklerdir ki yağmurlar, bitkiler, rüzgarlar, denizler, ceninler, canlılar, cennet, cehennem vs. bunlardan bazılarıdır.
6-7. “O gün sarsan” kıyametin kopması “sarsacak; arkasından onu izleyen (ikinci üfürüş) yani hemen onun akabinde gelen ikinci sarsıntı “izleyecek.” 8-9. “O gün birtakım kalpler” görüp işittiklerinin korkusu ile dehşete kapıldığından “şiddetle çarpacaktır.”“Gözleri de zillet içinde yere bakacaktır.” Hakir ve zelil bir şekilde bakacaktır. Korku kalplerine hakim olacak, yürekleri dehşetle yerinden oynayacak. Üzüntü ve keder onları kuşatmış, pişmanlık dört bir yanlarını sarmış olacaktır.
10-11. Dünyada iken kâfirler yalanlamak sureti ile “derler ki: “Biz, tekrar ilk halimize mi döndürüleceğiz? Hem de çürümüş” ve dağılmış “kemikler olduktan sonra mı?” 12. “Öyleyse bu, (bizim için) ziyanlı bir dönüş olacaktır.” Yani Allah’ın öldükten sonra kendilerini diriltmesini, çürümüş kemikler haline geldikten sonra onları tekrar yaratmasını, Allah’ın kudretini bilmediklerinden ve O’na karşı küstahlıklarından dolayı uzak bir ihtimal olarak gördüler. Yüce Allah ise bu işin kendisi için son derece kolay olduğunu açıklamak üzere şöyle buyurmaktadır: 13. “Halbuki o, ancak bir tek haykırıştır.” Bir defa Sûr’a üfürülecektir. 14. “Bir de bakmışsın ki hepsi” bütün yaratılmışlar “toprağın yüzüne çıkmışlar bile!” Ayağa kalkıp bekleyecekler. Yüce Allah, onları bir araya toplayacak, adaletli hükmü ile aralarında hükmedecek ve amellerinin karşılığını onlara verecektir.

1- Andolsun (kâfirlerin ruhlarını) şiddetle çekip çıkaranlara, 2- (Mü’minlerin ruhlarını) yumuşaklıkla çıkaranlara, 3- Yüzüp gidenlere, 4- Yarışıp geçenlere, 5- İşleri düzenleyip yürüten (melek)lere ki... 6- O gün sarsan (birinci üfürüş) sarsacak. 7- Arkasından onu izleyen (ikinci üfürüş) izleyecek. 8- O gün birtakım kalpler şiddetle çarpacaktır. 9- Gözleri de zillet içinde yere bakacaktır. 10- Onlar derler ki:“Biz, tekrar ilk halimize mi döndürüleceğiz?!” 11- “Hem de çürümüş kemikler olduktan sonra mı?!” 12- “Öyleyse bu, (bizim için) ziyanlı bir dönüş olacaktır!” 13- Halbuki o (diriliş), ancak tek bir haykırışa bakar. 14- Bir de bakmışsın ki hepsi (dirilerek) toprağın yüzüne çıkmışlar bile!

(Mekke’de inmiştir. 46 âyettir)

Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile.

Burada melâike-i kiram ve onların Allah’ın emirlerine tam anlamı ile bağlılıklarına delil teşkil eden ve o emirleri yerine getirmekteki süratlerini ifade eden birtakım fiillerine yemin edilmektedir. Kendisi hakkında yemin edilen şeyin ise amellerin karşılığının görülmesi ve öldükten sonra diriliş olması ihtimali vardır. Buna delil, bundan sonra Kıyametin çeşitli hallerinin söz konusu edilmesidir. Kendisi hakkında yemin edilenin de kendisi ile yemin edilenin de aynı şey, yani melekler olma ihtimali de vardır. Çünkü onlara iman etmek, imanın altı esasından birisidir. Ayrıca burada onların fiillerinin söz konusu edilmesi, meleklerin ölüm esnasında, ondan önce ve ondan sonra amellerin karşılıkları konusunda üstlendikleri bir görevi de ihtiva etmektedir. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: 1. “Andolsun şiddetle çekip çıkaranlara.” Bunlar, ruhları şiddetle çekip çıkaran ve onları çıkarmak işine adeta dalan meleklerdir. Tâ ki ruh bedeninden çıksın ve amelinin karşılığını görsün. 2. “Yumuşaklıkla çıkaranlara.” Bunlar da meleklerdir. Bunlar da ruhları tam bir güçle ve şevkle çekip alırlar. Yahut da yumuşaklıkla çıkarmak mü’min ruhlar için, şiddetle çekip çıkarmak da kâfir ruhlar için söz konusu olabilir. 3. “Yüzüp gidenlere” Yani havada inip çıkarak gidip gelenlere; 4. “Yarışıp geçenlere” başkalarını geride bırakarak Yüce Allah’ın emrini yerine getirmeye çalışanlara ve vahyi Allah’ın peygamberlerine ulaştırmak için şeytanları -o vahiyden hırsızlayarak bir şey almasınlar diye- geride bırakanlara. 5. “İşleri düzenleyip yürütenlere ki…” Bunlar da Yüce Allah’ın, ulvi ve süfli âlemin pek çok işlerini idare etmek üzere görevlendirmiş olduğu meleklerdir ki yağmurlar, bitkiler, rüzgarlar, denizler, ceninler, canlılar, cennet, cehennem vs. bunlardan bazılarıdır.
6-7. “O gün sarsan” kıyametin kopması “sarsacak; arkasından onu izleyen (ikinci üfürüş) yani hemen onun akabinde gelen ikinci sarsıntı “izleyecek.” 8-9. “O gün birtakım kalpler” görüp işittiklerinin korkusu ile dehşete kapıldığından “şiddetle çarpacaktır.”“Gözleri de zillet içinde yere bakacaktır.” Hakir ve zelil bir şekilde bakacaktır. Korku kalplerine hakim olacak, yürekleri dehşetle yerinden oynayacak. Üzüntü ve keder onları kuşatmış, pişmanlık dört bir yanlarını sarmış olacaktır.
10-11. Dünyada iken kâfirler yalanlamak sureti ile “derler ki: “Biz, tekrar ilk halimize mi döndürüleceğiz? Hem de çürümüş” ve dağılmış “kemikler olduktan sonra mı?” 12. “Öyleyse bu, (bizim için) ziyanlı bir dönüş olacaktır.” Yani Allah’ın öldükten sonra kendilerini diriltmesini, çürümüş kemikler haline geldikten sonra onları tekrar yaratmasını, Allah’ın kudretini bilmediklerinden ve O’na karşı küstahlıklarından dolayı uzak bir ihtimal olarak gördüler. Yüce Allah ise bu işin kendisi için son derece kolay olduğunu açıklamak üzere şöyle buyurmaktadır: 13. “Halbuki o, ancak bir tek haykırıştır.” Bir defa Sûr’a üfürülecektir. 14. “Bir de bakmışsın ki hepsi” bütün yaratılmışlar “toprağın yüzüne çıkmışlar bile!” Ayağa kalkıp bekleyecekler. Yüce Allah, onları bir araya toplayacak, adaletli hükmü ile aralarında hükmedecek ve amellerinin karşılığını onlara verecektir.

1- Andolsun (kâfirlerin ruhlarını) şiddetle çekip çıkaranlara, 2- (Mü’minlerin ruhlarını) yumuşaklıkla çıkaranlara, 3- Yüzüp gidenlere, 4- Yarışıp geçenlere, 5- İşleri düzenleyip yürüten (melek)lere ki... 6- O gün sarsan (birinci üfürüş) sarsacak. 7- Arkasından onu izleyen (ikinci üfürüş) izleyecek. 8- O gün birtakım kalpler şiddetle çarpacaktır. 9- Gözleri de zillet içinde yere bakacaktır. 10- Onlar derler ki:“Biz, tekrar ilk halimize mi döndürüleceğiz?!” 11- “Hem de çürümüş kemikler olduktan sonra mı?!” 12- “Öyleyse bu, (bizim için) ziyanlı bir dönüş olacaktır!” 13- Halbuki o (diriliş), ancak tek bir haykırışa bakar. 14- Bir de bakmışsın ki hepsi (dirilerek) toprağın yüzüne çıkmışlar bile!

(Mekke’de inmiştir. 46 âyettir)

Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile.

Burada melâike-i kiram ve onların Allah’ın emirlerine tam anlamı ile bağlılıklarına delil teşkil eden ve o emirleri yerine getirmekteki süratlerini ifade eden birtakım fiillerine yemin edilmektedir. Kendisi hakkında yemin edilen şeyin ise amellerin karşılığının görülmesi ve öldükten sonra diriliş olması ihtimali vardır. Buna delil, bundan sonra Kıyametin çeşitli hallerinin söz konusu edilmesidir. Kendisi hakkında yemin edilenin de kendisi ile yemin edilenin de aynı şey, yani melekler olma ihtimali de vardır. Çünkü onlara iman etmek, imanın altı esasından birisidir. Ayrıca burada onların fiillerinin söz konusu edilmesi, meleklerin ölüm esnasında, ondan önce ve ondan sonra amellerin karşılıkları konusunda üstlendikleri bir görevi de ihtiva etmektedir. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: 1. “Andolsun şiddetle çekip çıkaranlara.” Bunlar, ruhları şiddetle çekip çıkaran ve onları çıkarmak işine adeta dalan meleklerdir. Tâ ki ruh bedeninden çıksın ve amelinin karşılığını görsün. 2. “Yumuşaklıkla çıkaranlara.” Bunlar da meleklerdir. Bunlar da ruhları tam bir güçle ve şevkle çekip alırlar. Yahut da yumuşaklıkla çıkarmak mü’min ruhlar için, şiddetle çekip çıkarmak da kâfir ruhlar için söz konusu olabilir. 3. “Yüzüp gidenlere” Yani havada inip çıkarak gidip gelenlere; 4. “Yarışıp geçenlere” başkalarını geride bırakarak Yüce Allah’ın emrini yerine getirmeye çalışanlara ve vahyi Allah’ın peygamberlerine ulaştırmak için şeytanları -o vahiyden hırsızlayarak bir şey almasınlar diye- geride bırakanlara. 5. “İşleri düzenleyip yürütenlere ki…” Bunlar da Yüce Allah’ın, ulvi ve süfli âlemin pek çok işlerini idare etmek üzere görevlendirmiş olduğu meleklerdir ki yağmurlar, bitkiler, rüzgarlar, denizler, ceninler, canlılar, cennet, cehennem vs. bunlardan bazılarıdır.
6-7. “O gün sarsan” kıyametin kopması “sarsacak; arkasından onu izleyen (ikinci üfürüş) yani hemen onun akabinde gelen ikinci sarsıntı “izleyecek.” 8-9. “O gün birtakım kalpler” görüp işittiklerinin korkusu ile dehşete kapıldığından “şiddetle çarpacaktır.”“Gözleri de zillet içinde yere bakacaktır.” Hakir ve zelil bir şekilde bakacaktır. Korku kalplerine hakim olacak, yürekleri dehşetle yerinden oynayacak. Üzüntü ve keder onları kuşatmış, pişmanlık dört bir yanlarını sarmış olacaktır.
10-11. Dünyada iken kâfirler yalanlamak sureti ile “derler ki: “Biz, tekrar ilk halimize mi döndürüleceğiz? Hem de çürümüş” ve dağılmış “kemikler olduktan sonra mı?” 12. “Öyleyse bu, (bizim için) ziyanlı bir dönüş olacaktır.” Yani Allah’ın öldükten sonra kendilerini diriltmesini, çürümüş kemikler haline geldikten sonra onları tekrar yaratmasını, Allah’ın kudretini bilmediklerinden ve O’na karşı küstahlıklarından dolayı uzak bir ihtimal olarak gördüler. Yüce Allah ise bu işin kendisi için son derece kolay olduğunu açıklamak üzere şöyle buyurmaktadır: 13. “Halbuki o, ancak bir tek haykırıştır.” Bir defa Sûr’a üfürülecektir. 14. “Bir de bakmışsın ki hepsi” bütün yaratılmışlar “toprağın yüzüne çıkmışlar bile!” Ayağa kalkıp bekleyecekler. Yüce Allah, onları bir araya toplayacak, adaletli hükmü ile aralarında hükmedecek ve amellerinin karşılığını onlara verecektir.

1- Andolsun (kâfirlerin ruhlarını) şiddetle çekip çıkaranlara, 2- (Mü’minlerin ruhlarını) yumuşaklıkla çıkaranlara, 3- Yüzüp gidenlere, 4- Yarışıp geçenlere, 5- İşleri düzenleyip yürüten (melek)lere ki... 6- O gün sarsan (birinci üfürüş) sarsacak. 7- Arkasından onu izleyen (ikinci üfürüş) izleyecek. 8- O gün birtakım kalpler şiddetle çarpacaktır. 9- Gözleri de zillet içinde yere bakacaktır. 10- Onlar derler ki:“Biz, tekrar ilk halimize mi döndürüleceğiz?!” 11- “Hem de çürümüş kemikler olduktan sonra mı?!” 12- “Öyleyse bu, (bizim için) ziyanlı bir dönüş olacaktır!” 13- Halbuki o (diriliş), ancak tek bir haykırışa bakar. 14- Bir de bakmışsın ki hepsi (dirilerek) toprağın yüzüne çıkmışlar bile!

(Mekke’de inmiştir. 46 âyettir)

Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile.

Burada melâike-i kiram ve onların Allah’ın emirlerine tam anlamı ile bağlılıklarına delil teşkil eden ve o emirleri yerine getirmekteki süratlerini ifade eden birtakım fiillerine yemin edilmektedir. Kendisi hakkında yemin edilen şeyin ise amellerin karşılığının görülmesi ve öldükten sonra diriliş olması ihtimali vardır. Buna delil, bundan sonra Kıyametin çeşitli hallerinin söz konusu edilmesidir. Kendisi hakkında yemin edilenin de kendisi ile yemin edilenin de aynı şey, yani melekler olma ihtimali de vardır. Çünkü onlara iman etmek, imanın altı esasından birisidir. Ayrıca burada onların fiillerinin söz konusu edilmesi, meleklerin ölüm esnasında, ondan önce ve ondan sonra amellerin karşılıkları konusunda üstlendikleri bir görevi de ihtiva etmektedir. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: 1. “Andolsun şiddetle çekip çıkaranlara.” Bunlar, ruhları şiddetle çekip çıkaran ve onları çıkarmak işine adeta dalan meleklerdir. Tâ ki ruh bedeninden çıksın ve amelinin karşılığını görsün. 2. “Yumuşaklıkla çıkaranlara.” Bunlar da meleklerdir. Bunlar da ruhları tam bir güçle ve şevkle çekip alırlar. Yahut da yumuşaklıkla çıkarmak mü’min ruhlar için, şiddetle çekip çıkarmak da kâfir ruhlar için söz konusu olabilir. 3. “Yüzüp gidenlere” Yani havada inip çıkarak gidip gelenlere; 4. “Yarışıp geçenlere” başkalarını geride bırakarak Yüce Allah’ın emrini yerine getirmeye çalışanlara ve vahyi Allah’ın peygamberlerine ulaştırmak için şeytanları -o vahiyden hırsızlayarak bir şey almasınlar diye- geride bırakanlara. 5. “İşleri düzenleyip yürütenlere ki…” Bunlar da Yüce Allah’ın, ulvi ve süfli âlemin pek çok işlerini idare etmek üzere görevlendirmiş olduğu meleklerdir ki yağmurlar, bitkiler, rüzgarlar, denizler, ceninler, canlılar, cennet, cehennem vs. bunlardan bazılarıdır.
6-7. “O gün sarsan” kıyametin kopması “sarsacak; arkasından onu izleyen (ikinci üfürüş) yani hemen onun akabinde gelen ikinci sarsıntı “izleyecek.” 8-9. “O gün birtakım kalpler” görüp işittiklerinin korkusu ile dehşete kapıldığından “şiddetle çarpacaktır.”“Gözleri de zillet içinde yere bakacaktır.” Hakir ve zelil bir şekilde bakacaktır. Korku kalplerine hakim olacak, yürekleri dehşetle yerinden oynayacak. Üzüntü ve keder onları kuşatmış, pişmanlık dört bir yanlarını sarmış olacaktır.
10-11. Dünyada iken kâfirler yalanlamak sureti ile “derler ki: “Biz, tekrar ilk halimize mi döndürüleceğiz? Hem de çürümüş” ve dağılmış “kemikler olduktan sonra mı?” 12. “Öyleyse bu, (bizim için) ziyanlı bir dönüş olacaktır.” Yani Allah’ın öldükten sonra kendilerini diriltmesini, çürümüş kemikler haline geldikten sonra onları tekrar yaratmasını, Allah’ın kudretini bilmediklerinden ve O’na karşı küstahlıklarından dolayı uzak bir ihtimal olarak gördüler. Yüce Allah ise bu işin kendisi için son derece kolay olduğunu açıklamak üzere şöyle buyurmaktadır: 13. “Halbuki o, ancak bir tek haykırıştır.” Bir defa Sûr’a üfürülecektir. 14. “Bir de bakmışsın ki hepsi” bütün yaratılmışlar “toprağın yüzüne çıkmışlar bile!” Ayağa kalkıp bekleyecekler. Yüce Allah, onları bir araya toplayacak, adaletli hükmü ile aralarında hükmedecek ve amellerinin karşılığını onlara verecektir.

1- Andolsun (kâfirlerin ruhlarını) şiddetle çekip çıkaranlara, 2- (Mü’minlerin ruhlarını) yumuşaklıkla çıkaranlara, 3- Yüzüp gidenlere, 4- Yarışıp geçenlere, 5- İşleri düzenleyip yürüten (melek)lere ki... 6- O gün sarsan (birinci üfürüş) sarsacak. 7- Arkasından onu izleyen (ikinci üfürüş) izleyecek. 8- O gün birtakım kalpler şiddetle çarpacaktır. 9- Gözleri de zillet içinde yere bakacaktır. 10- Onlar derler ki:“Biz, tekrar ilk halimize mi döndürüleceğiz?!” 11- “Hem de çürümüş kemikler olduktan sonra mı?!” 12- “Öyleyse bu, (bizim için) ziyanlı bir dönüş olacaktır!” 13- Halbuki o (diriliş), ancak tek bir haykırışa bakar. 14- Bir de bakmışsın ki hepsi (dirilerek) toprağın yüzüne çıkmışlar bile!

(Mekke’de inmiştir. 46 âyettir)

Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile.

Burada melâike-i kiram ve onların Allah’ın emirlerine tam anlamı ile bağlılıklarına delil teşkil eden ve o emirleri yerine getirmekteki süratlerini ifade eden birtakım fiillerine yemin edilmektedir. Kendisi hakkında yemin edilen şeyin ise amellerin karşılığının görülmesi ve öldükten sonra diriliş olması ihtimali vardır. Buna delil, bundan sonra Kıyametin çeşitli hallerinin söz konusu edilmesidir. Kendisi hakkında yemin edilenin de kendisi ile yemin edilenin de aynı şey, yani melekler olma ihtimali de vardır. Çünkü onlara iman etmek, imanın altı esasından birisidir. Ayrıca burada onların fiillerinin söz konusu edilmesi, meleklerin ölüm esnasında, ondan önce ve ondan sonra amellerin karşılıkları konusunda üstlendikleri bir görevi de ihtiva etmektedir. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: 1. “Andolsun şiddetle çekip çıkaranlara.” Bunlar, ruhları şiddetle çekip çıkaran ve onları çıkarmak işine adeta dalan meleklerdir. Tâ ki ruh bedeninden çıksın ve amelinin karşılığını görsün. 2. “Yumuşaklıkla çıkaranlara.” Bunlar da meleklerdir. Bunlar da ruhları tam bir güçle ve şevkle çekip alırlar. Yahut da yumuşaklıkla çıkarmak mü’min ruhlar için, şiddetle çekip çıkarmak da kâfir ruhlar için söz konusu olabilir. 3. “Yüzüp gidenlere” Yani havada inip çıkarak gidip gelenlere; 4. “Yarışıp geçenlere” başkalarını geride bırakarak Yüce Allah’ın emrini yerine getirmeye çalışanlara ve vahyi Allah’ın peygamberlerine ulaştırmak için şeytanları -o vahiyden hırsızlayarak bir şey almasınlar diye- geride bırakanlara. 5. “İşleri düzenleyip yürütenlere ki…” Bunlar da Yüce Allah’ın, ulvi ve süfli âlemin pek çok işlerini idare etmek üzere görevlendirmiş olduğu meleklerdir ki yağmurlar, bitkiler, rüzgarlar, denizler, ceninler, canlılar, cennet, cehennem vs. bunlardan bazılarıdır.
6-7. “O gün sarsan” kıyametin kopması “sarsacak; arkasından onu izleyen (ikinci üfürüş) yani hemen onun akabinde gelen ikinci sarsıntı “izleyecek.” 8-9. “O gün birtakım kalpler” görüp işittiklerinin korkusu ile dehşete kapıldığından “şiddetle çarpacaktır.”“Gözleri de zillet içinde yere bakacaktır.” Hakir ve zelil bir şekilde bakacaktır. Korku kalplerine hakim olacak, yürekleri dehşetle yerinden oynayacak. Üzüntü ve keder onları kuşatmış, pişmanlık dört bir yanlarını sarmış olacaktır.
10-11. Dünyada iken kâfirler yalanlamak sureti ile “derler ki: “Biz, tekrar ilk halimize mi döndürüleceğiz? Hem de çürümüş” ve dağılmış “kemikler olduktan sonra mı?” 12. “Öyleyse bu, (bizim için) ziyanlı bir dönüş olacaktır.” Yani Allah’ın öldükten sonra kendilerini diriltmesini, çürümüş kemikler haline geldikten sonra onları tekrar yaratmasını, Allah’ın kudretini bilmediklerinden ve O’na karşı küstahlıklarından dolayı uzak bir ihtimal olarak gördüler. Yüce Allah ise bu işin kendisi için son derece kolay olduğunu açıklamak üzere şöyle buyurmaktadır: 13. “Halbuki o, ancak bir tek haykırıştır.” Bir defa Sûr’a üfürülecektir. 14. “Bir de bakmışsın ki hepsi” bütün yaratılmışlar “toprağın yüzüne çıkmışlar bile!” Ayağa kalkıp bekleyecekler. Yüce Allah, onları bir araya toplayacak, adaletli hükmü ile aralarında hükmedecek ve amellerinin karşılığını onlara verecektir.

1- Andolsun (kâfirlerin ruhlarını) şiddetle çekip çıkaranlara, 2- (Mü’minlerin ruhlarını) yumuşaklıkla çıkaranlara, 3- Yüzüp gidenlere, 4- Yarışıp geçenlere, 5- İşleri düzenleyip yürüten (melek)lere ki... 6- O gün sarsan (birinci üfürüş) sarsacak. 7- Arkasından onu izleyen (ikinci üfürüş) izleyecek. 8- O gün birtakım kalpler şiddetle çarpacaktır. 9- Gözleri de zillet içinde yere bakacaktır. 10- Onlar derler ki:“Biz, tekrar ilk halimize mi döndürüleceğiz?!” 11- “Hem de çürümüş kemikler olduktan sonra mı?!” 12- “Öyleyse bu, (bizim için) ziyanlı bir dönüş olacaktır!” 13- Halbuki o (diriliş), ancak tek bir haykırışa bakar. 14- Bir de bakmışsın ki hepsi (dirilerek) toprağın yüzüne çıkmışlar bile!

(Mekke’de inmiştir. 46 âyettir)

Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile.

Burada melâike-i kiram ve onların Allah’ın emirlerine tam anlamı ile bağlılıklarına delil teşkil eden ve o emirleri yerine getirmekteki süratlerini ifade eden birtakım fiillerine yemin edilmektedir. Kendisi hakkında yemin edilen şeyin ise amellerin karşılığının görülmesi ve öldükten sonra diriliş olması ihtimali vardır. Buna delil, bundan sonra Kıyametin çeşitli hallerinin söz konusu edilmesidir. Kendisi hakkında yemin edilenin de kendisi ile yemin edilenin de aynı şey, yani melekler olma ihtimali de vardır. Çünkü onlara iman etmek, imanın altı esasından birisidir. Ayrıca burada onların fiillerinin söz konusu edilmesi, meleklerin ölüm esnasında, ondan önce ve ondan sonra amellerin karşılıkları konusunda üstlendikleri bir görevi de ihtiva etmektedir. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: 1. “Andolsun şiddetle çekip çıkaranlara.” Bunlar, ruhları şiddetle çekip çıkaran ve onları çıkarmak işine adeta dalan meleklerdir. Tâ ki ruh bedeninden çıksın ve amelinin karşılığını görsün. 2. “Yumuşaklıkla çıkaranlara.” Bunlar da meleklerdir. Bunlar da ruhları tam bir güçle ve şevkle çekip alırlar. Yahut da yumuşaklıkla çıkarmak mü’min ruhlar için, şiddetle çekip çıkarmak da kâfir ruhlar için söz konusu olabilir. 3. “Yüzüp gidenlere” Yani havada inip çıkarak gidip gelenlere; 4. “Yarışıp geçenlere” başkalarını geride bırakarak Yüce Allah’ın emrini yerine getirmeye çalışanlara ve vahyi Allah’ın peygamberlerine ulaştırmak için şeytanları -o vahiyden hırsızlayarak bir şey almasınlar diye- geride bırakanlara. 5. “İşleri düzenleyip yürütenlere ki…” Bunlar da Yüce Allah’ın, ulvi ve süfli âlemin pek çok işlerini idare etmek üzere görevlendirmiş olduğu meleklerdir ki yağmurlar, bitkiler, rüzgarlar, denizler, ceninler, canlılar, cennet, cehennem vs. bunlardan bazılarıdır.
6-7. “O gün sarsan” kıyametin kopması “sarsacak; arkasından onu izleyen (ikinci üfürüş) yani hemen onun akabinde gelen ikinci sarsıntı “izleyecek.” 8-9. “O gün birtakım kalpler” görüp işittiklerinin korkusu ile dehşete kapıldığından “şiddetle çarpacaktır.”“Gözleri de zillet içinde yere bakacaktır.” Hakir ve zelil bir şekilde bakacaktır. Korku kalplerine hakim olacak, yürekleri dehşetle yerinden oynayacak. Üzüntü ve keder onları kuşatmış, pişmanlık dört bir yanlarını sarmış olacaktır.
10-11. Dünyada iken kâfirler yalanlamak sureti ile “derler ki: “Biz, tekrar ilk halimize mi döndürüleceğiz? Hem de çürümüş” ve dağılmış “kemikler olduktan sonra mı?” 12. “Öyleyse bu, (bizim için) ziyanlı bir dönüş olacaktır.” Yani Allah’ın öldükten sonra kendilerini diriltmesini, çürümüş kemikler haline geldikten sonra onları tekrar yaratmasını, Allah’ın kudretini bilmediklerinden ve O’na karşı küstahlıklarından dolayı uzak bir ihtimal olarak gördüler. Yüce Allah ise bu işin kendisi için son derece kolay olduğunu açıklamak üzere şöyle buyurmaktadır: 13. “Halbuki o, ancak bir tek haykırıştır.” Bir defa Sûr’a üfürülecektir. 14. “Bir de bakmışsın ki hepsi” bütün yaratılmışlar “toprağın yüzüne çıkmışlar bile!” Ayağa kalkıp bekleyecekler. Yüce Allah, onları bir araya toplayacak, adaletli hükmü ile aralarında hükmedecek ve amellerinin karşılığını onlara verecektir.

1- Andolsun (kâfirlerin ruhlarını) şiddetle çekip çıkaranlara, 2- (Mü’minlerin ruhlarını) yumuşaklıkla çıkaranlara, 3- Yüzüp gidenlere, 4- Yarışıp geçenlere, 5- İşleri düzenleyip yürüten (melek)lere ki... 6- O gün sarsan (birinci üfürüş) sarsacak. 7- Arkasından onu izleyen (ikinci üfürüş) izleyecek. 8- O gün birtakım kalpler şiddetle çarpacaktır. 9- Gözleri de zillet içinde yere bakacaktır. 10- Onlar derler ki:“Biz, tekrar ilk halimize mi döndürüleceğiz?!” 11- “Hem de çürümüş kemikler olduktan sonra mı?!” 12- “Öyleyse bu, (bizim için) ziyanlı bir dönüş olacaktır!” 13- Halbuki o (diriliş), ancak tek bir haykırışa bakar. 14- Bir de bakmışsın ki hepsi (dirilerek) toprağın yüzüne çıkmışlar bile!

(Mekke’de inmiştir. 46 âyettir)

Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile.

Burada melâike-i kiram ve onların Allah’ın emirlerine tam anlamı ile bağlılıklarına delil teşkil eden ve o emirleri yerine getirmekteki süratlerini ifade eden birtakım fiillerine yemin edilmektedir. Kendisi hakkında yemin edilen şeyin ise amellerin karşılığının görülmesi ve öldükten sonra diriliş olması ihtimali vardır. Buna delil, bundan sonra Kıyametin çeşitli hallerinin söz konusu edilmesidir. Kendisi hakkında yemin edilenin de kendisi ile yemin edilenin de aynı şey, yani melekler olma ihtimali de vardır. Çünkü onlara iman etmek, imanın altı esasından birisidir. Ayrıca burada onların fiillerinin söz konusu edilmesi, meleklerin ölüm esnasında, ondan önce ve ondan sonra amellerin karşılıkları konusunda üstlendikleri bir görevi de ihtiva etmektedir. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: 1. “Andolsun şiddetle çekip çıkaranlara.” Bunlar, ruhları şiddetle çekip çıkaran ve onları çıkarmak işine adeta dalan meleklerdir. Tâ ki ruh bedeninden çıksın ve amelinin karşılığını görsün. 2. “Yumuşaklıkla çıkaranlara.” Bunlar da meleklerdir. Bunlar da ruhları tam bir güçle ve şevkle çekip alırlar. Yahut da yumuşaklıkla çıkarmak mü’min ruhlar için, şiddetle çekip çıkarmak da kâfir ruhlar için söz konusu olabilir. 3. “Yüzüp gidenlere” Yani havada inip çıkarak gidip gelenlere; 4. “Yarışıp geçenlere” başkalarını geride bırakarak Yüce Allah’ın emrini yerine getirmeye çalışanlara ve vahyi Allah’ın peygamberlerine ulaştırmak için şeytanları -o vahiyden hırsızlayarak bir şey almasınlar diye- geride bırakanlara. 5. “İşleri düzenleyip yürütenlere ki…” Bunlar da Yüce Allah’ın, ulvi ve süfli âlemin pek çok işlerini idare etmek üzere görevlendirmiş olduğu meleklerdir ki yağmurlar, bitkiler, rüzgarlar, denizler, ceninler, canlılar, cennet, cehennem vs. bunlardan bazılarıdır.
6-7. “O gün sarsan” kıyametin kopması “sarsacak; arkasından onu izleyen (ikinci üfürüş) yani hemen onun akabinde gelen ikinci sarsıntı “izleyecek.” 8-9. “O gün birtakım kalpler” görüp işittiklerinin korkusu ile dehşete kapıldığından “şiddetle çarpacaktır.”“Gözleri de zillet içinde yere bakacaktır.” Hakir ve zelil bir şekilde bakacaktır. Korku kalplerine hakim olacak, yürekleri dehşetle yerinden oynayacak. Üzüntü ve keder onları kuşatmış, pişmanlık dört bir yanlarını sarmış olacaktır.
10-11. Dünyada iken kâfirler yalanlamak sureti ile “derler ki: “Biz, tekrar ilk halimize mi döndürüleceğiz? Hem de çürümüş” ve dağılmış “kemikler olduktan sonra mı?” 12. “Öyleyse bu, (bizim için) ziyanlı bir dönüş olacaktır.” Yani Allah’ın öldükten sonra kendilerini diriltmesini, çürümüş kemikler haline geldikten sonra onları tekrar yaratmasını, Allah’ın kudretini bilmediklerinden ve O’na karşı küstahlıklarından dolayı uzak bir ihtimal olarak gördüler. Yüce Allah ise bu işin kendisi için son derece kolay olduğunu açıklamak üzere şöyle buyurmaktadır: 13. “Halbuki o, ancak bir tek haykırıştır.” Bir defa Sûr’a üfürülecektir. 14. “Bir de bakmışsın ki hepsi” bütün yaratılmışlar “toprağın yüzüne çıkmışlar bile!” Ayağa kalkıp bekleyecekler. Yüce Allah, onları bir araya toplayacak, adaletli hükmü ile aralarında hükmedecek ve amellerinin karşılığını onlara verecektir.

1- Andolsun (kâfirlerin ruhlarını) şiddetle çekip çıkaranlara, 2- (Mü’minlerin ruhlarını) yumuşaklıkla çıkaranlara, 3- Yüzüp gidenlere, 4- Yarışıp geçenlere, 5- İşleri düzenleyip yürüten (melek)lere ki... 6- O gün sarsan (birinci üfürüş) sarsacak. 7- Arkasından onu izleyen (ikinci üfürüş) izleyecek. 8- O gün birtakım kalpler şiddetle çarpacaktır. 9- Gözleri de zillet içinde yere bakacaktır. 10- Onlar derler ki:“Biz, tekrar ilk halimize mi döndürüleceğiz?!” 11- “Hem de çürümüş kemikler olduktan sonra mı?!” 12- “Öyleyse bu, (bizim için) ziyanlı bir dönüş olacaktır!” 13- Halbuki o (diriliş), ancak tek bir haykırışa bakar. 14- Bir de bakmışsın ki hepsi (dirilerek) toprağın yüzüne çıkmışlar bile!

(Mekke’de inmiştir. 46 âyettir)

Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile.

Burada melâike-i kiram ve onların Allah’ın emirlerine tam anlamı ile bağlılıklarına delil teşkil eden ve o emirleri yerine getirmekteki süratlerini ifade eden birtakım fiillerine yemin edilmektedir. Kendisi hakkında yemin edilen şeyin ise amellerin karşılığının görülmesi ve öldükten sonra diriliş olması ihtimali vardır. Buna delil, bundan sonra Kıyametin çeşitli hallerinin söz konusu edilmesidir. Kendisi hakkında yemin edilenin de kendisi ile yemin edilenin de aynı şey, yani melekler olma ihtimali de vardır. Çünkü onlara iman etmek, imanın altı esasından birisidir. Ayrıca burada onların fiillerinin söz konusu edilmesi, meleklerin ölüm esnasında, ondan önce ve ondan sonra amellerin karşılıkları konusunda üstlendikleri bir görevi de ihtiva etmektedir. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: 1. “Andolsun şiddetle çekip çıkaranlara.” Bunlar, ruhları şiddetle çekip çıkaran ve onları çıkarmak işine adeta dalan meleklerdir. Tâ ki ruh bedeninden çıksın ve amelinin karşılığını görsün. 2. “Yumuşaklıkla çıkaranlara.” Bunlar da meleklerdir. Bunlar da ruhları tam bir güçle ve şevkle çekip alırlar. Yahut da yumuşaklıkla çıkarmak mü’min ruhlar için, şiddetle çekip çıkarmak da kâfir ruhlar için söz konusu olabilir. 3. “Yüzüp gidenlere” Yani havada inip çıkarak gidip gelenlere; 4. “Yarışıp geçenlere” başkalarını geride bırakarak Yüce Allah’ın emrini yerine getirmeye çalışanlara ve vahyi Allah’ın peygamberlerine ulaştırmak için şeytanları -o vahiyden hırsızlayarak bir şey almasınlar diye- geride bırakanlara. 5. “İşleri düzenleyip yürütenlere ki…” Bunlar da Yüce Allah’ın, ulvi ve süfli âlemin pek çok işlerini idare etmek üzere görevlendirmiş olduğu meleklerdir ki yağmurlar, bitkiler, rüzgarlar, denizler, ceninler, canlılar, cennet, cehennem vs. bunlardan bazılarıdır.
6-7. “O gün sarsan” kıyametin kopması “sarsacak; arkasından onu izleyen (ikinci üfürüş) yani hemen onun akabinde gelen ikinci sarsıntı “izleyecek.” 8-9. “O gün birtakım kalpler” görüp işittiklerinin korkusu ile dehşete kapıldığından “şiddetle çarpacaktır.”“Gözleri de zillet içinde yere bakacaktır.” Hakir ve zelil bir şekilde bakacaktır. Korku kalplerine hakim olacak, yürekleri dehşetle yerinden oynayacak. Üzüntü ve keder onları kuşatmış, pişmanlık dört bir yanlarını sarmış olacaktır.
10-11. Dünyada iken kâfirler yalanlamak sureti ile “derler ki: “Biz, tekrar ilk halimize mi döndürüleceğiz? Hem de çürümüş” ve dağılmış “kemikler olduktan sonra mı?” 12. “Öyleyse bu, (bizim için) ziyanlı bir dönüş olacaktır.” Yani Allah’ın öldükten sonra kendilerini diriltmesini, çürümüş kemikler haline geldikten sonra onları tekrar yaratmasını, Allah’ın kudretini bilmediklerinden ve O’na karşı küstahlıklarından dolayı uzak bir ihtimal olarak gördüler. Yüce Allah ise bu işin kendisi için son derece kolay olduğunu açıklamak üzere şöyle buyurmaktadır: 13. “Halbuki o, ancak bir tek haykırıştır.” Bir defa Sûr’a üfürülecektir. 14. “Bir de bakmışsın ki hepsi” bütün yaratılmışlar “toprağın yüzüne çıkmışlar bile!” Ayağa kalkıp bekleyecekler. Yüce Allah, onları bir araya toplayacak, adaletli hükmü ile aralarında hükmedecek ve amellerinin karşılığını onlara verecektir.

1- Andolsun (kâfirlerin ruhlarını) şiddetle çekip çıkaranlara, 2- (Mü’minlerin ruhlarını) yumuşaklıkla çıkaranlara, 3- Yüzüp gidenlere, 4- Yarışıp geçenlere, 5- İşleri düzenleyip yürüten (melek)lere ki... 6- O gün sarsan (birinci üfürüş) sarsacak. 7- Arkasından onu izleyen (ikinci üfürüş) izleyecek. 8- O gün birtakım kalpler şiddetle çarpacaktır. 9- Gözleri de zillet içinde yere bakacaktır. 10- Onlar derler ki:“Biz, tekrar ilk halimize mi döndürüleceğiz?!” 11- “Hem de çürümüş kemikler olduktan sonra mı?!” 12- “Öyleyse bu, (bizim için) ziyanlı bir dönüş olacaktır!” 13- Halbuki o (diriliş), ancak tek bir haykırışa bakar. 14- Bir de bakmışsın ki hepsi (dirilerek) toprağın yüzüne çıkmışlar bile!

(Mekke’de inmiştir. 46 âyettir)

Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile.

Burada melâike-i kiram ve onların Allah’ın emirlerine tam anlamı ile bağlılıklarına delil teşkil eden ve o emirleri yerine getirmekteki süratlerini ifade eden birtakım fiillerine yemin edilmektedir. Kendisi hakkında yemin edilen şeyin ise amellerin karşılığının görülmesi ve öldükten sonra diriliş olması ihtimali vardır. Buna delil, bundan sonra Kıyametin çeşitli hallerinin söz konusu edilmesidir. Kendisi hakkında yemin edilenin de kendisi ile yemin edilenin de aynı şey, yani melekler olma ihtimali de vardır. Çünkü onlara iman etmek, imanın altı esasından birisidir. Ayrıca burada onların fiillerinin söz konusu edilmesi, meleklerin ölüm esnasında, ondan önce ve ondan sonra amellerin karşılıkları konusunda üstlendikleri bir görevi de ihtiva etmektedir. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: 1. “Andolsun şiddetle çekip çıkaranlara.” Bunlar, ruhları şiddetle çekip çıkaran ve onları çıkarmak işine adeta dalan meleklerdir. Tâ ki ruh bedeninden çıksın ve amelinin karşılığını görsün. 2. “Yumuşaklıkla çıkaranlara.” Bunlar da meleklerdir. Bunlar da ruhları tam bir güçle ve şevkle çekip alırlar. Yahut da yumuşaklıkla çıkarmak mü’min ruhlar için, şiddetle çekip çıkarmak da kâfir ruhlar için söz konusu olabilir. 3. “Yüzüp gidenlere” Yani havada inip çıkarak gidip gelenlere; 4. “Yarışıp geçenlere” başkalarını geride bırakarak Yüce Allah’ın emrini yerine getirmeye çalışanlara ve vahyi Allah’ın peygamberlerine ulaştırmak için şeytanları -o vahiyden hırsızlayarak bir şey almasınlar diye- geride bırakanlara. 5. “İşleri düzenleyip yürütenlere ki…” Bunlar da Yüce Allah’ın, ulvi ve süfli âlemin pek çok işlerini idare etmek üzere görevlendirmiş olduğu meleklerdir ki yağmurlar, bitkiler, rüzgarlar, denizler, ceninler, canlılar, cennet, cehennem vs. bunlardan bazılarıdır.
6-7. “O gün sarsan” kıyametin kopması “sarsacak; arkasından onu izleyen (ikinci üfürüş) yani hemen onun akabinde gelen ikinci sarsıntı “izleyecek.” 8-9. “O gün birtakım kalpler” görüp işittiklerinin korkusu ile dehşete kapıldığından “şiddetle çarpacaktır.”“Gözleri de zillet içinde yere bakacaktır.” Hakir ve zelil bir şekilde bakacaktır. Korku kalplerine hakim olacak, yürekleri dehşetle yerinden oynayacak. Üzüntü ve keder onları kuşatmış, pişmanlık dört bir yanlarını sarmış olacaktır.
10-11. Dünyada iken kâfirler yalanlamak sureti ile “derler ki: “Biz, tekrar ilk halimize mi döndürüleceğiz? Hem de çürümüş” ve dağılmış “kemikler olduktan sonra mı?” 12. “Öyleyse bu, (bizim için) ziyanlı bir dönüş olacaktır.” Yani Allah’ın öldükten sonra kendilerini diriltmesini, çürümüş kemikler haline geldikten sonra onları tekrar yaratmasını, Allah’ın kudretini bilmediklerinden ve O’na karşı küstahlıklarından dolayı uzak bir ihtimal olarak gördüler. Yüce Allah ise bu işin kendisi için son derece kolay olduğunu açıklamak üzere şöyle buyurmaktadır: 13. “Halbuki o, ancak bir tek haykırıştır.” Bir defa Sûr’a üfürülecektir. 14. “Bir de bakmışsın ki hepsi” bütün yaratılmışlar “toprağın yüzüne çıkmışlar bile!” Ayağa kalkıp bekleyecekler. Yüce Allah, onları bir araya toplayacak, adaletli hükmü ile aralarında hükmedecek ve amellerinin karşılığını onlara verecektir.

1- Andolsun (kâfirlerin ruhlarını) şiddetle çekip çıkaranlara, 2- (Mü’minlerin ruhlarını) yumuşaklıkla çıkaranlara, 3- Yüzüp gidenlere, 4- Yarışıp geçenlere, 5- İşleri düzenleyip yürüten (melek)lere ki... 6- O gün sarsan (birinci üfürüş) sarsacak. 7- Arkasından onu izleyen (ikinci üfürüş) izleyecek. 8- O gün birtakım kalpler şiddetle çarpacaktır. 9- Gözleri de zillet içinde yere bakacaktır. 10- Onlar derler ki:“Biz, tekrar ilk halimize mi döndürüleceğiz?!” 11- “Hem de çürümüş kemikler olduktan sonra mı?!” 12- “Öyleyse bu, (bizim için) ziyanlı bir dönüş olacaktır!” 13- Halbuki o (diriliş), ancak tek bir haykırışa bakar. 14- Bir de bakmışsın ki hepsi (dirilerek) toprağın yüzüne çıkmışlar bile!

(Mekke’de inmiştir. 46 âyettir)

Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile.

Burada melâike-i kiram ve onların Allah’ın emirlerine tam anlamı ile bağlılıklarına delil teşkil eden ve o emirleri yerine getirmekteki süratlerini ifade eden birtakım fiillerine yemin edilmektedir. Kendisi hakkında yemin edilen şeyin ise amellerin karşılığının görülmesi ve öldükten sonra diriliş olması ihtimali vardır. Buna delil, bundan sonra Kıyametin çeşitli hallerinin söz konusu edilmesidir. Kendisi hakkında yemin edilenin de kendisi ile yemin edilenin de aynı şey, yani melekler olma ihtimali de vardır. Çünkü onlara iman etmek, imanın altı esasından birisidir. Ayrıca burada onların fiillerinin söz konusu edilmesi, meleklerin ölüm esnasında, ondan önce ve ondan sonra amellerin karşılıkları konusunda üstlendikleri bir görevi de ihtiva etmektedir. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: 1. “Andolsun şiddetle çekip çıkaranlara.” Bunlar, ruhları şiddetle çekip çıkaran ve onları çıkarmak işine adeta dalan meleklerdir. Tâ ki ruh bedeninden çıksın ve amelinin karşılığını görsün. 2. “Yumuşaklıkla çıkaranlara.” Bunlar da meleklerdir. Bunlar da ruhları tam bir güçle ve şevkle çekip alırlar. Yahut da yumuşaklıkla çıkarmak mü’min ruhlar için, şiddetle çekip çıkarmak da kâfir ruhlar için söz konusu olabilir. 3. “Yüzüp gidenlere” Yani havada inip çıkarak gidip gelenlere; 4. “Yarışıp geçenlere” başkalarını geride bırakarak Yüce Allah’ın emrini yerine getirmeye çalışanlara ve vahyi Allah’ın peygamberlerine ulaştırmak için şeytanları -o vahiyden hırsızlayarak bir şey almasınlar diye- geride bırakanlara. 5. “İşleri düzenleyip yürütenlere ki…” Bunlar da Yüce Allah’ın, ulvi ve süfli âlemin pek çok işlerini idare etmek üzere görevlendirmiş olduğu meleklerdir ki yağmurlar, bitkiler, rüzgarlar, denizler, ceninler, canlılar, cennet, cehennem vs. bunlardan bazılarıdır.
6-7. “O gün sarsan” kıyametin kopması “sarsacak; arkasından onu izleyen (ikinci üfürüş) yani hemen onun akabinde gelen ikinci sarsıntı “izleyecek.” 8-9. “O gün birtakım kalpler” görüp işittiklerinin korkusu ile dehşete kapıldığından “şiddetle çarpacaktır.”“Gözleri de zillet içinde yere bakacaktır.” Hakir ve zelil bir şekilde bakacaktır. Korku kalplerine hakim olacak, yürekleri dehşetle yerinden oynayacak. Üzüntü ve keder onları kuşatmış, pişmanlık dört bir yanlarını sarmış olacaktır.
10-11. Dünyada iken kâfirler yalanlamak sureti ile “derler ki: “Biz, tekrar ilk halimize mi döndürüleceğiz? Hem de çürümüş” ve dağılmış “kemikler olduktan sonra mı?” 12. “Öyleyse bu, (bizim için) ziyanlı bir dönüş olacaktır.” Yani Allah’ın öldükten sonra kendilerini diriltmesini, çürümüş kemikler haline geldikten sonra onları tekrar yaratmasını, Allah’ın kudretini bilmediklerinden ve O’na karşı küstahlıklarından dolayı uzak bir ihtimal olarak gördüler. Yüce Allah ise bu işin kendisi için son derece kolay olduğunu açıklamak üzere şöyle buyurmaktadır: 13. “Halbuki o, ancak bir tek haykırıştır.” Bir defa Sûr’a üfürülecektir. 14. “Bir de bakmışsın ki hepsi” bütün yaratılmışlar “toprağın yüzüne çıkmışlar bile!” Ayağa kalkıp bekleyecekler. Yüce Allah, onları bir araya toplayacak, adaletli hükmü ile aralarında hükmedecek ve amellerinin karşılığını onlara verecektir.

1- Andolsun (kâfirlerin ruhlarını) şiddetle çekip çıkaranlara, 2- (Mü’minlerin ruhlarını) yumuşaklıkla çıkaranlara, 3- Yüzüp gidenlere, 4- Yarışıp geçenlere, 5- İşleri düzenleyip yürüten (melek)lere ki... 6- O gün sarsan (birinci üfürüş) sarsacak. 7- Arkasından onu izleyen (ikinci üfürüş) izleyecek. 8- O gün birtakım kalpler şiddetle çarpacaktır. 9- Gözleri de zillet içinde yere bakacaktır. 10- Onlar derler ki:“Biz, tekrar ilk halimize mi döndürüleceğiz?!” 11- “Hem de çürümüş kemikler olduktan sonra mı?!” 12- “Öyleyse bu, (bizim için) ziyanlı bir dönüş olacaktır!” 13- Halbuki o (diriliş), ancak tek bir haykırışa bakar. 14- Bir de bakmışsın ki hepsi (dirilerek) toprağın yüzüne çıkmışlar bile!

(Mekke’de inmiştir. 46 âyettir)

Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile.

Burada melâike-i kiram ve onların Allah’ın emirlerine tam anlamı ile bağlılıklarına delil teşkil eden ve o emirleri yerine getirmekteki süratlerini ifade eden birtakım fiillerine yemin edilmektedir. Kendisi hakkında yemin edilen şeyin ise amellerin karşılığının görülmesi ve öldükten sonra diriliş olması ihtimali vardır. Buna delil, bundan sonra Kıyametin çeşitli hallerinin söz konusu edilmesidir. Kendisi hakkında yemin edilenin de kendisi ile yemin edilenin de aynı şey, yani melekler olma ihtimali de vardır. Çünkü onlara iman etmek, imanın altı esasından birisidir. Ayrıca burada onların fiillerinin söz konusu edilmesi, meleklerin ölüm esnasında, ondan önce ve ondan sonra amellerin karşılıkları konusunda üstlendikleri bir görevi de ihtiva etmektedir. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: 1. “Andolsun şiddetle çekip çıkaranlara.” Bunlar, ruhları şiddetle çekip çıkaran ve onları çıkarmak işine adeta dalan meleklerdir. Tâ ki ruh bedeninden çıksın ve amelinin karşılığını görsün. 2. “Yumuşaklıkla çıkaranlara.” Bunlar da meleklerdir. Bunlar da ruhları tam bir güçle ve şevkle çekip alırlar. Yahut da yumuşaklıkla çıkarmak mü’min ruhlar için, şiddetle çekip çıkarmak da kâfir ruhlar için söz konusu olabilir. 3. “Yüzüp gidenlere” Yani havada inip çıkarak gidip gelenlere; 4. “Yarışıp geçenlere” başkalarını geride bırakarak Yüce Allah’ın emrini yerine getirmeye çalışanlara ve vahyi Allah’ın peygamberlerine ulaştırmak için şeytanları -o vahiyden hırsızlayarak bir şey almasınlar diye- geride bırakanlara. 5. “İşleri düzenleyip yürütenlere ki…” Bunlar da Yüce Allah’ın, ulvi ve süfli âlemin pek çok işlerini idare etmek üzere görevlendirmiş olduğu meleklerdir ki yağmurlar, bitkiler, rüzgarlar, denizler, ceninler, canlılar, cennet, cehennem vs. bunlardan bazılarıdır.
6-7. “O gün sarsan” kıyametin kopması “sarsacak; arkasından onu izleyen (ikinci üfürüş) yani hemen onun akabinde gelen ikinci sarsıntı “izleyecek.” 8-9. “O gün birtakım kalpler” görüp işittiklerinin korkusu ile dehşete kapıldığından “şiddetle çarpacaktır.”“Gözleri de zillet içinde yere bakacaktır.” Hakir ve zelil bir şekilde bakacaktır. Korku kalplerine hakim olacak, yürekleri dehşetle yerinden oynayacak. Üzüntü ve keder onları kuşatmış, pişmanlık dört bir yanlarını sarmış olacaktır.
10-11. Dünyada iken kâfirler yalanlamak sureti ile “derler ki: “Biz, tekrar ilk halimize mi döndürüleceğiz? Hem de çürümüş” ve dağılmış “kemikler olduktan sonra mı?” 12. “Öyleyse bu, (bizim için) ziyanlı bir dönüş olacaktır.” Yani Allah’ın öldükten sonra kendilerini diriltmesini, çürümüş kemikler haline geldikten sonra onları tekrar yaratmasını, Allah’ın kudretini bilmediklerinden ve O’na karşı küstahlıklarından dolayı uzak bir ihtimal olarak gördüler. Yüce Allah ise bu işin kendisi için son derece kolay olduğunu açıklamak üzere şöyle buyurmaktadır: 13. “Halbuki o, ancak bir tek haykırıştır.” Bir defa Sûr’a üfürülecektir. 14. “Bir de bakmışsın ki hepsi” bütün yaratılmışlar “toprağın yüzüne çıkmışlar bile!” Ayağa kalkıp bekleyecekler. Yüce Allah, onları bir araya toplayacak, adaletli hükmü ile aralarında hükmedecek ve amellerinin karşılığını onlara verecektir.

15- Mûsâ’nın haberi sana geldi mi? 16- Hani Rabbi, ona mukaddes Tuvâ vadisinde şöyle seslenmişti: 17- “Firavun’a git! Çünkü o, pek azmıştır.” 18- (Ona) de ki: “Sen kendini arındırmak ister misin?” 19- (İster misin ki) sana Rabbine giden yolu göstereyim de (O’ndan) korkasın.” 20- Musa ona en büyük mucizeyi gösterdi. 21- Fakat o, yalanlayıp isyan etti. 22- Sonra da yüz çevirip (Musa’ya karşı) çalışmaya koyuldu. 23- Derken (adamlarını) toplayıp seslendi. 24- “Ben, sizin en yüce Rabbinizim!” dedi. 25- Bunun üzerine Allah da onu hem âhiret, hem de dünya azabı ile (ansızın) yakaladı. 26- Hiç şüphesiz bunda (Allah'tan) korkan kimseler için bir ibret vardır.

15-16. Yüce Allah, Peygamberi Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e hitaben şöyle buyurmaktadır:“Mûsâ’nın haberi sana geldi mi?” Bu, kesinlikle vuku bulmuş olan pek büyük bir olaya dair bir sorudur. Yani “Rabbi”nin “ona mukaddes Tuvâ vadisinde” seslenişine dair haberi sana ulaştı mı? Tuvâ, Yüce Allah’ın Musa ile konuşup ona risâletini lütfettiği, vahyini gönderdiği ve onu seçtiği yerin adıdır. Ona şöyle demişti: 17. “Firavun’a git! Çünkü o pek azmıştır.” Yani sen git de ona azgınlığından, şirk ve isyanından vazgeçmesini yumuşak sözlerle ve kaba olmayan ifadelerle bildir. Belki “öğüt alır yahut korkar”(Tâ-Hâ, 20/44) 18. Ona “de ki: Sen kendini arındırmak ister misin?” Özlü akıl sahiplerinin elde etmek için birbirleri ile yarıştıkları, övülmeye değer güzel bir haslete sahip olmaya ne dersin? Ki bu da nefsini küfür ve azgınlıktan arındırarak iman ve salih amele yönelmektir. 19. “İster misin ki sana Rabbine giden yolu göstereyim” Onun nelerden razı olduğunu, nelerin O’nu gazaplandırdığını sana açıklayayım “da” dosdoğru yolu öğrenmek suretiyle Allah'tan “korkasın.” Ancak Firavun Mûsâ’nın davetini kabul etmedi. 20. “Musa ona en büyük mucizeyi gösterdi.” Yani tür olarak en büyük mucizeyi gösterdi. Bu ifade, bu mucizelerin birden çok olmasına aykırı değildir:“Bunun üzerine asasını bıraktı, o da hemen aşikar ve kocaman bir yılan oluverdi. Elini (yakasından sokup geri) çıkardığında o, bakanlara bembeyaz görünüverdi.”(eş-Şuarâ, 26/32-33) 21-22. “Fakat o” hakkı “yalanlayıp” emre “isyan etti. Sonra da yüz çevirip” hakka karşı çıkmak ve onunla savaşmak hususunda olanca gücü ile “çalışmaya koyuldu.” 23-24. “Derken” askerlerini “toplayıp seslendi.” Onlara: “Ben sizin en yüce Rabbinizim, dedi.” Onlar da ona itaat ettiler. O, onları küçümseyip hafife aldı, onlar da onun bu batıl iddiasını kabul ettiler. 25. “Bunun üzerine Allah da onu hem âhiret, hem de dünya azabı ile yakaladı.” Allah, onun uğradığı cezayı, dünya ve âhiret cezasını açıklayan bir delil ve isyandan alıkoyan açık bir uyarı kıldı.

26. Çünkü Allah’ın âyetlerinden asıl yararlanan ve ibret alanlar, Allah’tan korkandır. O, Firavun’un âkıbetini gördü mü büyüklük taslayıp isyan eden, en yüce ve mutlak egemene karşı savaş açanların, dünyada da âhirette de O’nun tarafından cezalandırılacağını bilir. Allah korkusunun kalbinde yer etmediği kimseye ise her türlü delil ve mucize gelecek olsa dahi o iman etmez.

15- Mûsâ’nın haberi sana geldi mi? 16- Hani Rabbi, ona mukaddes Tuvâ vadisinde şöyle seslenmişti: 17- “Firavun’a git! Çünkü o, pek azmıştır.” 18- (Ona) de ki: “Sen kendini arındırmak ister misin?” 19- (İster misin ki) sana Rabbine giden yolu göstereyim de (O’ndan) korkasın.” 20- Musa ona en büyük mucizeyi gösterdi. 21- Fakat o, yalanlayıp isyan etti. 22- Sonra da yüz çevirip (Musa’ya karşı) çalışmaya koyuldu. 23- Derken (adamlarını) toplayıp seslendi. 24- “Ben, sizin en yüce Rabbinizim!” dedi. 25- Bunun üzerine Allah da onu hem âhiret, hem de dünya azabı ile (ansızın) yakaladı. 26- Hiç şüphesiz bunda (Allah'tan) korkan kimseler için bir ibret vardır.

15-16. Yüce Allah, Peygamberi Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e hitaben şöyle buyurmaktadır:“Mûsâ’nın haberi sana geldi mi?” Bu, kesinlikle vuku bulmuş olan pek büyük bir olaya dair bir sorudur. Yani “Rabbi”nin “ona mukaddes Tuvâ vadisinde” seslenişine dair haberi sana ulaştı mı? Tuvâ, Yüce Allah’ın Musa ile konuşup ona risâletini lütfettiği, vahyini gönderdiği ve onu seçtiği yerin adıdır. Ona şöyle demişti: 17. “Firavun’a git! Çünkü o pek azmıştır.” Yani sen git de ona azgınlığından, şirk ve isyanından vazgeçmesini yumuşak sözlerle ve kaba olmayan ifadelerle bildir. Belki “öğüt alır yahut korkar”(Tâ-Hâ, 20/44) 18. Ona “de ki: Sen kendini arındırmak ister misin?” Özlü akıl sahiplerinin elde etmek için birbirleri ile yarıştıkları, övülmeye değer güzel bir haslete sahip olmaya ne dersin? Ki bu da nefsini küfür ve azgınlıktan arındırarak iman ve salih amele yönelmektir. 19. “İster misin ki sana Rabbine giden yolu göstereyim” Onun nelerden razı olduğunu, nelerin O’nu gazaplandırdığını sana açıklayayım “da” dosdoğru yolu öğrenmek suretiyle Allah'tan “korkasın.” Ancak Firavun Mûsâ’nın davetini kabul etmedi. 20. “Musa ona en büyük mucizeyi gösterdi.” Yani tür olarak en büyük mucizeyi gösterdi. Bu ifade, bu mucizelerin birden çok olmasına aykırı değildir:“Bunun üzerine asasını bıraktı, o da hemen aşikar ve kocaman bir yılan oluverdi. Elini (yakasından sokup geri) çıkardığında o, bakanlara bembeyaz görünüverdi.”(eş-Şuarâ, 26/32-33) 21-22. “Fakat o” hakkı “yalanlayıp” emre “isyan etti. Sonra da yüz çevirip” hakka karşı çıkmak ve onunla savaşmak hususunda olanca gücü ile “çalışmaya koyuldu.” 23-24. “Derken” askerlerini “toplayıp seslendi.” Onlara: “Ben sizin en yüce Rabbinizim, dedi.” Onlar da ona itaat ettiler. O, onları küçümseyip hafife aldı, onlar da onun bu batıl iddiasını kabul ettiler. 25. “Bunun üzerine Allah da onu hem âhiret, hem de dünya azabı ile yakaladı.” Allah, onun uğradığı cezayı, dünya ve âhiret cezasını açıklayan bir delil ve isyandan alıkoyan açık bir uyarı kıldı.

26. Çünkü Allah’ın âyetlerinden asıl yararlanan ve ibret alanlar, Allah’tan korkandır. O, Firavun’un âkıbetini gördü mü büyüklük taslayıp isyan eden, en yüce ve mutlak egemene karşı savaş açanların, dünyada da âhirette de O’nun tarafından cezalandırılacağını bilir. Allah korkusunun kalbinde yer etmediği kimseye ise her türlü delil ve mucize gelecek olsa dahi o iman etmez.

15- Mûsâ’nın haberi sana geldi mi? 16- Hani Rabbi, ona mukaddes Tuvâ vadisinde şöyle seslenmişti: 17- “Firavun’a git! Çünkü o, pek azmıştır.” 18- (Ona) de ki: “Sen kendini arındırmak ister misin?” 19- (İster misin ki) sana Rabbine giden yolu göstereyim de (O’ndan) korkasın.” 20- Musa ona en büyük mucizeyi gösterdi. 21- Fakat o, yalanlayıp isyan etti. 22- Sonra da yüz çevirip (Musa’ya karşı) çalışmaya koyuldu. 23- Derken (adamlarını) toplayıp seslendi. 24- “Ben, sizin en yüce Rabbinizim!” dedi. 25- Bunun üzerine Allah da onu hem âhiret, hem de dünya azabı ile (ansızın) yakaladı. 26- Hiç şüphesiz bunda (Allah'tan) korkan kimseler için bir ibret vardır.

15-16. Yüce Allah, Peygamberi Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e hitaben şöyle buyurmaktadır:“Mûsâ’nın haberi sana geldi mi?” Bu, kesinlikle vuku bulmuş olan pek büyük bir olaya dair bir sorudur. Yani “Rabbi”nin “ona mukaddes Tuvâ vadisinde” seslenişine dair haberi sana ulaştı mı? Tuvâ, Yüce Allah’ın Musa ile konuşup ona risâletini lütfettiği, vahyini gönderdiği ve onu seçtiği yerin adıdır. Ona şöyle demişti: 17. “Firavun’a git! Çünkü o pek azmıştır.” Yani sen git de ona azgınlığından, şirk ve isyanından vazgeçmesini yumuşak sözlerle ve kaba olmayan ifadelerle bildir. Belki “öğüt alır yahut korkar”(Tâ-Hâ, 20/44) 18. Ona “de ki: Sen kendini arındırmak ister misin?” Özlü akıl sahiplerinin elde etmek için birbirleri ile yarıştıkları, övülmeye değer güzel bir haslete sahip olmaya ne dersin? Ki bu da nefsini küfür ve azgınlıktan arındırarak iman ve salih amele yönelmektir. 19. “İster misin ki sana Rabbine giden yolu göstereyim” Onun nelerden razı olduğunu, nelerin O’nu gazaplandırdığını sana açıklayayım “da” dosdoğru yolu öğrenmek suretiyle Allah'tan “korkasın.” Ancak Firavun Mûsâ’nın davetini kabul etmedi. 20. “Musa ona en büyük mucizeyi gösterdi.” Yani tür olarak en büyük mucizeyi gösterdi. Bu ifade, bu mucizelerin birden çok olmasına aykırı değildir:“Bunun üzerine asasını bıraktı, o da hemen aşikar ve kocaman bir yılan oluverdi. Elini (yakasından sokup geri) çıkardığında o, bakanlara bembeyaz görünüverdi.”(eş-Şuarâ, 26/32-33) 21-22. “Fakat o” hakkı “yalanlayıp” emre “isyan etti. Sonra da yüz çevirip” hakka karşı çıkmak ve onunla savaşmak hususunda olanca gücü ile “çalışmaya koyuldu.” 23-24. “Derken” askerlerini “toplayıp seslendi.” Onlara: “Ben sizin en yüce Rabbinizim, dedi.” Onlar da ona itaat ettiler. O, onları küçümseyip hafife aldı, onlar da onun bu batıl iddiasını kabul ettiler. 25. “Bunun üzerine Allah da onu hem âhiret, hem de dünya azabı ile yakaladı.” Allah, onun uğradığı cezayı, dünya ve âhiret cezasını açıklayan bir delil ve isyandan alıkoyan açık bir uyarı kıldı.

26. Çünkü Allah’ın âyetlerinden asıl yararlanan ve ibret alanlar, Allah’tan korkandır. O, Firavun’un âkıbetini gördü mü büyüklük taslayıp isyan eden, en yüce ve mutlak egemene karşı savaş açanların, dünyada da âhirette de O’nun tarafından cezalandırılacağını bilir. Allah korkusunun kalbinde yer etmediği kimseye ise her türlü delil ve mucize gelecek olsa dahi o iman etmez.

15- Mûsâ’nın haberi sana geldi mi? 16- Hani Rabbi, ona mukaddes Tuvâ vadisinde şöyle seslenmişti: 17- “Firavun’a git! Çünkü o, pek azmıştır.” 18- (Ona) de ki: “Sen kendini arındırmak ister misin?” 19- (İster misin ki) sana Rabbine giden yolu göstereyim de (O’ndan) korkasın.” 20- Musa ona en büyük mucizeyi gösterdi. 21- Fakat o, yalanlayıp isyan etti. 22- Sonra da yüz çevirip (Musa’ya karşı) çalışmaya koyuldu. 23- Derken (adamlarını) toplayıp seslendi. 24- “Ben, sizin en yüce Rabbinizim!” dedi. 25- Bunun üzerine Allah da onu hem âhiret, hem de dünya azabı ile (ansızın) yakaladı. 26- Hiç şüphesiz bunda (Allah'tan) korkan kimseler için bir ibret vardır.

15-16. Yüce Allah, Peygamberi Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e hitaben şöyle buyurmaktadır:“Mûsâ’nın haberi sana geldi mi?” Bu, kesinlikle vuku bulmuş olan pek büyük bir olaya dair bir sorudur. Yani “Rabbi”nin “ona mukaddes Tuvâ vadisinde” seslenişine dair haberi sana ulaştı mı? Tuvâ, Yüce Allah’ın Musa ile konuşup ona risâletini lütfettiği, vahyini gönderdiği ve onu seçtiği yerin adıdır. Ona şöyle demişti: 17. “Firavun’a git! Çünkü o pek azmıştır.” Yani sen git de ona azgınlığından, şirk ve isyanından vazgeçmesini yumuşak sözlerle ve kaba olmayan ifadelerle bildir. Belki “öğüt alır yahut korkar”(Tâ-Hâ, 20/44) 18. Ona “de ki: Sen kendini arındırmak ister misin?” Özlü akıl sahiplerinin elde etmek için birbirleri ile yarıştıkları, övülmeye değer güzel bir haslete sahip olmaya ne dersin? Ki bu da nefsini küfür ve azgınlıktan arındırarak iman ve salih amele yönelmektir. 19. “İster misin ki sana Rabbine giden yolu göstereyim” Onun nelerden razı olduğunu, nelerin O’nu gazaplandırdığını sana açıklayayım “da” dosdoğru yolu öğrenmek suretiyle Allah'tan “korkasın.” Ancak Firavun Mûsâ’nın davetini kabul etmedi. 20. “Musa ona en büyük mucizeyi gösterdi.” Yani tür olarak en büyük mucizeyi gösterdi. Bu ifade, bu mucizelerin birden çok olmasına aykırı değildir:“Bunun üzerine asasını bıraktı, o da hemen aşikar ve kocaman bir yılan oluverdi. Elini (yakasından sokup geri) çıkardığında o, bakanlara bembeyaz görünüverdi.”(eş-Şuarâ, 26/32-33) 21-22. “Fakat o” hakkı “yalanlayıp” emre “isyan etti. Sonra da yüz çevirip” hakka karşı çıkmak ve onunla savaşmak hususunda olanca gücü ile “çalışmaya koyuldu.” 23-24. “Derken” askerlerini “toplayıp seslendi.” Onlara: “Ben sizin en yüce Rabbinizim, dedi.” Onlar da ona itaat ettiler. O, onları küçümseyip hafife aldı, onlar da onun bu batıl iddiasını kabul ettiler. 25. “Bunun üzerine Allah da onu hem âhiret, hem de dünya azabı ile yakaladı.” Allah, onun uğradığı cezayı, dünya ve âhiret cezasını açıklayan bir delil ve isyandan alıkoyan açık bir uyarı kıldı.

26. Çünkü Allah’ın âyetlerinden asıl yararlanan ve ibret alanlar, Allah’tan korkandır. O, Firavun’un âkıbetini gördü mü büyüklük taslayıp isyan eden, en yüce ve mutlak egemene karşı savaş açanların, dünyada da âhirette de O’nun tarafından cezalandırılacağını bilir. Allah korkusunun kalbinde yer etmediği kimseye ise her türlü delil ve mucize gelecek olsa dahi o iman etmez.

15- Mûsâ’nın haberi sana geldi mi? 16- Hani Rabbi, ona mukaddes Tuvâ vadisinde şöyle seslenmişti: 17- “Firavun’a git! Çünkü o, pek azmıştır.” 18- (Ona) de ki: “Sen kendini arındırmak ister misin?” 19- (İster misin ki) sana Rabbine giden yolu göstereyim de (O’ndan) korkasın.” 20- Musa ona en büyük mucizeyi gösterdi. 21- Fakat o, yalanlayıp isyan etti. 22- Sonra da yüz çevirip (Musa’ya karşı) çalışmaya koyuldu. 23- Derken (adamlarını) toplayıp seslendi. 24- “Ben, sizin en yüce Rabbinizim!” dedi. 25- Bunun üzerine Allah da onu hem âhiret, hem de dünya azabı ile (ansızın) yakaladı. 26- Hiç şüphesiz bunda (Allah'tan) korkan kimseler için bir ibret vardır.

15-16. Yüce Allah, Peygamberi Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e hitaben şöyle buyurmaktadır:“Mûsâ’nın haberi sana geldi mi?” Bu, kesinlikle vuku bulmuş olan pek büyük bir olaya dair bir sorudur. Yani “Rabbi”nin “ona mukaddes Tuvâ vadisinde” seslenişine dair haberi sana ulaştı mı? Tuvâ, Yüce Allah’ın Musa ile konuşup ona risâletini lütfettiği, vahyini gönderdiği ve onu seçtiği yerin adıdır. Ona şöyle demişti: 17. “Firavun’a git! Çünkü o pek azmıştır.” Yani sen git de ona azgınlığından, şirk ve isyanından vazgeçmesini yumuşak sözlerle ve kaba olmayan ifadelerle bildir. Belki “öğüt alır yahut korkar”(Tâ-Hâ, 20/44) 18. Ona “de ki: Sen kendini arındırmak ister misin?” Özlü akıl sahiplerinin elde etmek için birbirleri ile yarıştıkları, övülmeye değer güzel bir haslete sahip olmaya ne dersin? Ki bu da nefsini küfür ve azgınlıktan arındırarak iman ve salih amele yönelmektir. 19. “İster misin ki sana Rabbine giden yolu göstereyim” Onun nelerden razı olduğunu, nelerin O’nu gazaplandırdığını sana açıklayayım “da” dosdoğru yolu öğrenmek suretiyle Allah'tan “korkasın.” Ancak Firavun Mûsâ’nın davetini kabul etmedi. 20. “Musa ona en büyük mucizeyi gösterdi.” Yani tür olarak en büyük mucizeyi gösterdi. Bu ifade, bu mucizelerin birden çok olmasına aykırı değildir:“Bunun üzerine asasını bıraktı, o da hemen aşikar ve kocaman bir yılan oluverdi. Elini (yakasından sokup geri) çıkardığında o, bakanlara bembeyaz görünüverdi.”(eş-Şuarâ, 26/32-33) 21-22. “Fakat o” hakkı “yalanlayıp” emre “isyan etti. Sonra da yüz çevirip” hakka karşı çıkmak ve onunla savaşmak hususunda olanca gücü ile “çalışmaya koyuldu.” 23-24. “Derken” askerlerini “toplayıp seslendi.” Onlara: “Ben sizin en yüce Rabbinizim, dedi.” Onlar da ona itaat ettiler. O, onları küçümseyip hafife aldı, onlar da onun bu batıl iddiasını kabul ettiler. 25. “Bunun üzerine Allah da onu hem âhiret, hem de dünya azabı ile yakaladı.” Allah, onun uğradığı cezayı, dünya ve âhiret cezasını açıklayan bir delil ve isyandan alıkoyan açık bir uyarı kıldı.

26. Çünkü Allah’ın âyetlerinden asıl yararlanan ve ibret alanlar, Allah’tan korkandır. O, Firavun’un âkıbetini gördü mü büyüklük taslayıp isyan eden, en yüce ve mutlak egemene karşı savaş açanların, dünyada da âhirette de O’nun tarafından cezalandırılacağını bilir. Allah korkusunun kalbinde yer etmediği kimseye ise her türlü delil ve mucize gelecek olsa dahi o iman etmez.

15- Mûsâ’nın haberi sana geldi mi? 16- Hani Rabbi, ona mukaddes Tuvâ vadisinde şöyle seslenmişti: 17- “Firavun’a git! Çünkü o, pek azmıştır.” 18- (Ona) de ki: “Sen kendini arındırmak ister misin?” 19- (İster misin ki) sana Rabbine giden yolu göstereyim de (O’ndan) korkasın.” 20- Musa ona en büyük mucizeyi gösterdi. 21- Fakat o, yalanlayıp isyan etti. 22- Sonra da yüz çevirip (Musa’ya karşı) çalışmaya koyuldu. 23- Derken (adamlarını) toplayıp seslendi. 24- “Ben, sizin en yüce Rabbinizim!” dedi. 25- Bunun üzerine Allah da onu hem âhiret, hem de dünya azabı ile (ansızın) yakaladı. 26- Hiç şüphesiz bunda (Allah'tan) korkan kimseler için bir ibret vardır.

15-16. Yüce Allah, Peygamberi Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e hitaben şöyle buyurmaktadır:“Mûsâ’nın haberi sana geldi mi?” Bu, kesinlikle vuku bulmuş olan pek büyük bir olaya dair bir sorudur. Yani “Rabbi”nin “ona mukaddes Tuvâ vadisinde” seslenişine dair haberi sana ulaştı mı? Tuvâ, Yüce Allah’ın Musa ile konuşup ona risâletini lütfettiği, vahyini gönderdiği ve onu seçtiği yerin adıdır. Ona şöyle demişti: 17. “Firavun’a git! Çünkü o pek azmıştır.” Yani sen git de ona azgınlığından, şirk ve isyanından vazgeçmesini yumuşak sözlerle ve kaba olmayan ifadelerle bildir. Belki “öğüt alır yahut korkar”(Tâ-Hâ, 20/44) 18. Ona “de ki: Sen kendini arındırmak ister misin?” Özlü akıl sahiplerinin elde etmek için birbirleri ile yarıştıkları, övülmeye değer güzel bir haslete sahip olmaya ne dersin? Ki bu da nefsini küfür ve azgınlıktan arındırarak iman ve salih amele yönelmektir. 19. “İster misin ki sana Rabbine giden yolu göstereyim” Onun nelerden razı olduğunu, nelerin O’nu gazaplandırdığını sana açıklayayım “da” dosdoğru yolu öğrenmek suretiyle Allah'tan “korkasın.” Ancak Firavun Mûsâ’nın davetini kabul etmedi. 20. “Musa ona en büyük mucizeyi gösterdi.” Yani tür olarak en büyük mucizeyi gösterdi. Bu ifade, bu mucizelerin birden çok olmasına aykırı değildir:“Bunun üzerine asasını bıraktı, o da hemen aşikar ve kocaman bir yılan oluverdi. Elini (yakasından sokup geri) çıkardığında o, bakanlara bembeyaz görünüverdi.”(eş-Şuarâ, 26/32-33) 21-22. “Fakat o” hakkı “yalanlayıp” emre “isyan etti. Sonra da yüz çevirip” hakka karşı çıkmak ve onunla savaşmak hususunda olanca gücü ile “çalışmaya koyuldu.” 23-24. “Derken” askerlerini “toplayıp seslendi.” Onlara: “Ben sizin en yüce Rabbinizim, dedi.” Onlar da ona itaat ettiler. O, onları küçümseyip hafife aldı, onlar da onun bu batıl iddiasını kabul ettiler. 25. “Bunun üzerine Allah da onu hem âhiret, hem de dünya azabı ile yakaladı.” Allah, onun uğradığı cezayı, dünya ve âhiret cezasını açıklayan bir delil ve isyandan alıkoyan açık bir uyarı kıldı.

26. Çünkü Allah’ın âyetlerinden asıl yararlanan ve ibret alanlar, Allah’tan korkandır. O, Firavun’un âkıbetini gördü mü büyüklük taslayıp isyan eden, en yüce ve mutlak egemene karşı savaş açanların, dünyada da âhirette de O’nun tarafından cezalandırılacağını bilir. Allah korkusunun kalbinde yer etmediği kimseye ise her türlü delil ve mucize gelecek olsa dahi o iman etmez.

15- Mûsâ’nın haberi sana geldi mi? 16- Hani Rabbi, ona mukaddes Tuvâ vadisinde şöyle seslenmişti: 17- “Firavun’a git! Çünkü o, pek azmıştır.” 18- (Ona) de ki: “Sen kendini arındırmak ister misin?” 19- (İster misin ki) sana Rabbine giden yolu göstereyim de (O’ndan) korkasın.” 20- Musa ona en büyük mucizeyi gösterdi. 21- Fakat o, yalanlayıp isyan etti. 22- Sonra da yüz çevirip (Musa’ya karşı) çalışmaya koyuldu. 23- Derken (adamlarını) toplayıp seslendi. 24- “Ben, sizin en yüce Rabbinizim!” dedi. 25- Bunun üzerine Allah da onu hem âhiret, hem de dünya azabı ile (ansızın) yakaladı. 26- Hiç şüphesiz bunda (Allah'tan) korkan kimseler için bir ibret vardır.

15-16. Yüce Allah, Peygamberi Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e hitaben şöyle buyurmaktadır:“Mûsâ’nın haberi sana geldi mi?” Bu, kesinlikle vuku bulmuş olan pek büyük bir olaya dair bir sorudur. Yani “Rabbi”nin “ona mukaddes Tuvâ vadisinde” seslenişine dair haberi sana ulaştı mı? Tuvâ, Yüce Allah’ın Musa ile konuşup ona risâletini lütfettiği, vahyini gönderdiği ve onu seçtiği yerin adıdır. Ona şöyle demişti: 17. “Firavun’a git! Çünkü o pek azmıştır.” Yani sen git de ona azgınlığından, şirk ve isyanından vazgeçmesini yumuşak sözlerle ve kaba olmayan ifadelerle bildir. Belki “öğüt alır yahut korkar”(Tâ-Hâ, 20/44) 18. Ona “de ki: Sen kendini arındırmak ister misin?” Özlü akıl sahiplerinin elde etmek için birbirleri ile yarıştıkları, övülmeye değer güzel bir haslete sahip olmaya ne dersin? Ki bu da nefsini küfür ve azgınlıktan arındırarak iman ve salih amele yönelmektir. 19. “İster misin ki sana Rabbine giden yolu göstereyim” Onun nelerden razı olduğunu, nelerin O’nu gazaplandırdığını sana açıklayayım “da” dosdoğru yolu öğrenmek suretiyle Allah'tan “korkasın.” Ancak Firavun Mûsâ’nın davetini kabul etmedi. 20. “Musa ona en büyük mucizeyi gösterdi.” Yani tür olarak en büyük mucizeyi gösterdi. Bu ifade, bu mucizelerin birden çok olmasına aykırı değildir:“Bunun üzerine asasını bıraktı, o da hemen aşikar ve kocaman bir yılan oluverdi. Elini (yakasından sokup geri) çıkardığında o, bakanlara bembeyaz görünüverdi.”(eş-Şuarâ, 26/32-33) 21-22. “Fakat o” hakkı “yalanlayıp” emre “isyan etti. Sonra da yüz çevirip” hakka karşı çıkmak ve onunla savaşmak hususunda olanca gücü ile “çalışmaya koyuldu.” 23-24. “Derken” askerlerini “toplayıp seslendi.” Onlara: “Ben sizin en yüce Rabbinizim, dedi.” Onlar da ona itaat ettiler. O, onları küçümseyip hafife aldı, onlar da onun bu batıl iddiasını kabul ettiler. 25. “Bunun üzerine Allah da onu hem âhiret, hem de dünya azabı ile yakaladı.” Allah, onun uğradığı cezayı, dünya ve âhiret cezasını açıklayan bir delil ve isyandan alıkoyan açık bir uyarı kıldı.

26. Çünkü Allah’ın âyetlerinden asıl yararlanan ve ibret alanlar, Allah’tan korkandır. O, Firavun’un âkıbetini gördü mü büyüklük taslayıp isyan eden, en yüce ve mutlak egemene karşı savaş açanların, dünyada da âhirette de O’nun tarafından cezalandırılacağını bilir. Allah korkusunun kalbinde yer etmediği kimseye ise her türlü delil ve mucize gelecek olsa dahi o iman etmez.

15- Mûsâ’nın haberi sana geldi mi? 16- Hani Rabbi, ona mukaddes Tuvâ vadisinde şöyle seslenmişti: 17- “Firavun’a git! Çünkü o, pek azmıştır.” 18- (Ona) de ki: “Sen kendini arındırmak ister misin?” 19- (İster misin ki) sana Rabbine giden yolu göstereyim de (O’ndan) korkasın.” 20- Musa ona en büyük mucizeyi gösterdi. 21- Fakat o, yalanlayıp isyan etti. 22- Sonra da yüz çevirip (Musa’ya karşı) çalışmaya koyuldu. 23- Derken (adamlarını) toplayıp seslendi. 24- “Ben, sizin en yüce Rabbinizim!” dedi. 25- Bunun üzerine Allah da onu hem âhiret, hem de dünya azabı ile (ansızın) yakaladı. 26- Hiç şüphesiz bunda (Allah'tan) korkan kimseler için bir ibret vardır.

15-16. Yüce Allah, Peygamberi Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e hitaben şöyle buyurmaktadır:“Mûsâ’nın haberi sana geldi mi?” Bu, kesinlikle vuku bulmuş olan pek büyük bir olaya dair bir sorudur. Yani “Rabbi”nin “ona mukaddes Tuvâ vadisinde” seslenişine dair haberi sana ulaştı mı? Tuvâ, Yüce Allah’ın Musa ile konuşup ona risâletini lütfettiği, vahyini gönderdiği ve onu seçtiği yerin adıdır. Ona şöyle demişti: 17. “Firavun’a git! Çünkü o pek azmıştır.” Yani sen git de ona azgınlığından, şirk ve isyanından vazgeçmesini yumuşak sözlerle ve kaba olmayan ifadelerle bildir. Belki “öğüt alır yahut korkar”(Tâ-Hâ, 20/44) 18. Ona “de ki: Sen kendini arındırmak ister misin?” Özlü akıl sahiplerinin elde etmek için birbirleri ile yarıştıkları, övülmeye değer güzel bir haslete sahip olmaya ne dersin? Ki bu da nefsini küfür ve azgınlıktan arındırarak iman ve salih amele yönelmektir. 19. “İster misin ki sana Rabbine giden yolu göstereyim” Onun nelerden razı olduğunu, nelerin O’nu gazaplandırdığını sana açıklayayım “da” dosdoğru yolu öğrenmek suretiyle Allah'tan “korkasın.” Ancak Firavun Mûsâ’nın davetini kabul etmedi. 20. “Musa ona en büyük mucizeyi gösterdi.” Yani tür olarak en büyük mucizeyi gösterdi. Bu ifade, bu mucizelerin birden çok olmasına aykırı değildir:“Bunun üzerine asasını bıraktı, o da hemen aşikar ve kocaman bir yılan oluverdi. Elini (yakasından sokup geri) çıkardığında o, bakanlara bembeyaz görünüverdi.”(eş-Şuarâ, 26/32-33) 21-22. “Fakat o” hakkı “yalanlayıp” emre “isyan etti. Sonra da yüz çevirip” hakka karşı çıkmak ve onunla savaşmak hususunda olanca gücü ile “çalışmaya koyuldu.” 23-24. “Derken” askerlerini “toplayıp seslendi.” Onlara: “Ben sizin en yüce Rabbinizim, dedi.” Onlar da ona itaat ettiler. O, onları küçümseyip hafife aldı, onlar da onun bu batıl iddiasını kabul ettiler. 25. “Bunun üzerine Allah da onu hem âhiret, hem de dünya azabı ile yakaladı.” Allah, onun uğradığı cezayı, dünya ve âhiret cezasını açıklayan bir delil ve isyandan alıkoyan açık bir uyarı kıldı.

26. Çünkü Allah’ın âyetlerinden asıl yararlanan ve ibret alanlar, Allah’tan korkandır. O, Firavun’un âkıbetini gördü mü büyüklük taslayıp isyan eden, en yüce ve mutlak egemene karşı savaş açanların, dünyada da âhirette de O’nun tarafından cezalandırılacağını bilir. Allah korkusunun kalbinde yer etmediği kimseye ise her türlü delil ve mucize gelecek olsa dahi o iman etmez.

15- Mûsâ’nın haberi sana geldi mi? 16- Hani Rabbi, ona mukaddes Tuvâ vadisinde şöyle seslenmişti: 17- “Firavun’a git! Çünkü o, pek azmıştır.” 18- (Ona) de ki: “Sen kendini arındırmak ister misin?” 19- (İster misin ki) sana Rabbine giden yolu göstereyim de (O’ndan) korkasın.” 20- Musa ona en büyük mucizeyi gösterdi. 21- Fakat o, yalanlayıp isyan etti. 22- Sonra da yüz çevirip (Musa’ya karşı) çalışmaya koyuldu. 23- Derken (adamlarını) toplayıp seslendi. 24- “Ben, sizin en yüce Rabbinizim!” dedi. 25- Bunun üzerine Allah da onu hem âhiret, hem de dünya azabı ile (ansızın) yakaladı. 26- Hiç şüphesiz bunda (Allah'tan) korkan kimseler için bir ibret vardır.

15-16. Yüce Allah, Peygamberi Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e hitaben şöyle buyurmaktadır:“Mûsâ’nın haberi sana geldi mi?” Bu, kesinlikle vuku bulmuş olan pek büyük bir olaya dair bir sorudur. Yani “Rabbi”nin “ona mukaddes Tuvâ vadisinde” seslenişine dair haberi sana ulaştı mı? Tuvâ, Yüce Allah’ın Musa ile konuşup ona risâletini lütfettiği, vahyini gönderdiği ve onu seçtiği yerin adıdır. Ona şöyle demişti: 17. “Firavun’a git! Çünkü o pek azmıştır.” Yani sen git de ona azgınlığından, şirk ve isyanından vazgeçmesini yumuşak sözlerle ve kaba olmayan ifadelerle bildir. Belki “öğüt alır yahut korkar”(Tâ-Hâ, 20/44) 18. Ona “de ki: Sen kendini arındırmak ister misin?” Özlü akıl sahiplerinin elde etmek için birbirleri ile yarıştıkları, övülmeye değer güzel bir haslete sahip olmaya ne dersin? Ki bu da nefsini küfür ve azgınlıktan arındırarak iman ve salih amele yönelmektir. 19. “İster misin ki sana Rabbine giden yolu göstereyim” Onun nelerden razı olduğunu, nelerin O’nu gazaplandırdığını sana açıklayayım “da” dosdoğru yolu öğrenmek suretiyle Allah'tan “korkasın.” Ancak Firavun Mûsâ’nın davetini kabul etmedi. 20. “Musa ona en büyük mucizeyi gösterdi.” Yani tür olarak en büyük mucizeyi gösterdi. Bu ifade, bu mucizelerin birden çok olmasına aykırı değildir:“Bunun üzerine asasını bıraktı, o da hemen aşikar ve kocaman bir yılan oluverdi. Elini (yakasından sokup geri) çıkardığında o, bakanlara bembeyaz görünüverdi.”(eş-Şuarâ, 26/32-33) 21-22. “Fakat o” hakkı “yalanlayıp” emre “isyan etti. Sonra da yüz çevirip” hakka karşı çıkmak ve onunla savaşmak hususunda olanca gücü ile “çalışmaya koyuldu.” 23-24. “Derken” askerlerini “toplayıp seslendi.” Onlara: “Ben sizin en yüce Rabbinizim, dedi.” Onlar da ona itaat ettiler. O, onları küçümseyip hafife aldı, onlar da onun bu batıl iddiasını kabul ettiler. 25. “Bunun üzerine Allah da onu hem âhiret, hem de dünya azabı ile yakaladı.” Allah, onun uğradığı cezayı, dünya ve âhiret cezasını açıklayan bir delil ve isyandan alıkoyan açık bir uyarı kıldı.

26. Çünkü Allah’ın âyetlerinden asıl yararlanan ve ibret alanlar, Allah’tan korkandır. O, Firavun’un âkıbetini gördü mü büyüklük taslayıp isyan eden, en yüce ve mutlak egemene karşı savaş açanların, dünyada da âhirette de O’nun tarafından cezalandırılacağını bilir. Allah korkusunun kalbinde yer etmediği kimseye ise her türlü delil ve mucize gelecek olsa dahi o iman etmez.

15- Mûsâ’nın haberi sana geldi mi? 16- Hani Rabbi, ona mukaddes Tuvâ vadisinde şöyle seslenmişti: 17- “Firavun’a git! Çünkü o, pek azmıştır.” 18- (Ona) de ki: “Sen kendini arındırmak ister misin?” 19- (İster misin ki) sana Rabbine giden yolu göstereyim de (O’ndan) korkasın.” 20- Musa ona en büyük mucizeyi gösterdi. 21- Fakat o, yalanlayıp isyan etti. 22- Sonra da yüz çevirip (Musa’ya karşı) çalışmaya koyuldu. 23- Derken (adamlarını) toplayıp seslendi. 24- “Ben, sizin en yüce Rabbinizim!” dedi. 25- Bunun üzerine Allah da onu hem âhiret, hem de dünya azabı ile (ansızın) yakaladı. 26- Hiç şüphesiz bunda (Allah'tan) korkan kimseler için bir ibret vardır.

15-16. Yüce Allah, Peygamberi Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e hitaben şöyle buyurmaktadır:“Mûsâ’nın haberi sana geldi mi?” Bu, kesinlikle vuku bulmuş olan pek büyük bir olaya dair bir sorudur. Yani “Rabbi”nin “ona mukaddes Tuvâ vadisinde” seslenişine dair haberi sana ulaştı mı? Tuvâ, Yüce Allah’ın Musa ile konuşup ona risâletini lütfettiği, vahyini gönderdiği ve onu seçtiği yerin adıdır. Ona şöyle demişti: 17. “Firavun’a git! Çünkü o pek azmıştır.” Yani sen git de ona azgınlığından, şirk ve isyanından vazgeçmesini yumuşak sözlerle ve kaba olmayan ifadelerle bildir. Belki “öğüt alır yahut korkar”(Tâ-Hâ, 20/44) 18. Ona “de ki: Sen kendini arındırmak ister misin?” Özlü akıl sahiplerinin elde etmek için birbirleri ile yarıştıkları, övülmeye değer güzel bir haslete sahip olmaya ne dersin? Ki bu da nefsini küfür ve azgınlıktan arındırarak iman ve salih amele yönelmektir. 19. “İster misin ki sana Rabbine giden yolu göstereyim” Onun nelerden razı olduğunu, nelerin O’nu gazaplandırdığını sana açıklayayım “da” dosdoğru yolu öğrenmek suretiyle Allah'tan “korkasın.” Ancak Firavun Mûsâ’nın davetini kabul etmedi. 20. “Musa ona en büyük mucizeyi gösterdi.” Yani tür olarak en büyük mucizeyi gösterdi. Bu ifade, bu mucizelerin birden çok olmasına aykırı değildir:“Bunun üzerine asasını bıraktı, o da hemen aşikar ve kocaman bir yılan oluverdi. Elini (yakasından sokup geri) çıkardığında o, bakanlara bembeyaz görünüverdi.”(eş-Şuarâ, 26/32-33) 21-22. “Fakat o” hakkı “yalanlayıp” emre “isyan etti. Sonra da yüz çevirip” hakka karşı çıkmak ve onunla savaşmak hususunda olanca gücü ile “çalışmaya koyuldu.” 23-24. “Derken” askerlerini “toplayıp seslendi.” Onlara: “Ben sizin en yüce Rabbinizim, dedi.” Onlar da ona itaat ettiler. O, onları küçümseyip hafife aldı, onlar da onun bu batıl iddiasını kabul ettiler. 25. “Bunun üzerine Allah da onu hem âhiret, hem de dünya azabı ile yakaladı.” Allah, onun uğradığı cezayı, dünya ve âhiret cezasını açıklayan bir delil ve isyandan alıkoyan açık bir uyarı kıldı.

26. Çünkü Allah’ın âyetlerinden asıl yararlanan ve ibret alanlar, Allah’tan korkandır. O, Firavun’un âkıbetini gördü mü büyüklük taslayıp isyan eden, en yüce ve mutlak egemene karşı savaş açanların, dünyada da âhirette de O’nun tarafından cezalandırılacağını bilir. Allah korkusunun kalbinde yer etmediği kimseye ise her türlü delil ve mucize gelecek olsa dahi o iman etmez.

15- Mûsâ’nın haberi sana geldi mi? 16- Hani Rabbi, ona mukaddes Tuvâ vadisinde şöyle seslenmişti: 17- “Firavun’a git! Çünkü o, pek azmıştır.” 18- (Ona) de ki: “Sen kendini arındırmak ister misin?” 19- (İster misin ki) sana Rabbine giden yolu göstereyim de (O’ndan) korkasın.” 20- Musa ona en büyük mucizeyi gösterdi. 21- Fakat o, yalanlayıp isyan etti. 22- Sonra da yüz çevirip (Musa’ya karşı) çalışmaya koyuldu. 23- Derken (adamlarını) toplayıp seslendi. 24- “Ben, sizin en yüce Rabbinizim!” dedi. 25- Bunun üzerine Allah da onu hem âhiret, hem de dünya azabı ile (ansızın) yakaladı. 26- Hiç şüphesiz bunda (Allah'tan) korkan kimseler için bir ibret vardır.

15-16. Yüce Allah, Peygamberi Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e hitaben şöyle buyurmaktadır:“Mûsâ’nın haberi sana geldi mi?” Bu, kesinlikle vuku bulmuş olan pek büyük bir olaya dair bir sorudur. Yani “Rabbi”nin “ona mukaddes Tuvâ vadisinde” seslenişine dair haberi sana ulaştı mı? Tuvâ, Yüce Allah’ın Musa ile konuşup ona risâletini lütfettiği, vahyini gönderdiği ve onu seçtiği yerin adıdır. Ona şöyle demişti: 17. “Firavun’a git! Çünkü o pek azmıştır.” Yani sen git de ona azgınlığından, şirk ve isyanından vazgeçmesini yumuşak sözlerle ve kaba olmayan ifadelerle bildir. Belki “öğüt alır yahut korkar”(Tâ-Hâ, 20/44) 18. Ona “de ki: Sen kendini arındırmak ister misin?” Özlü akıl sahiplerinin elde etmek için birbirleri ile yarıştıkları, övülmeye değer güzel bir haslete sahip olmaya ne dersin? Ki bu da nefsini küfür ve azgınlıktan arındırarak iman ve salih amele yönelmektir. 19. “İster misin ki sana Rabbine giden yolu göstereyim” Onun nelerden razı olduğunu, nelerin O’nu gazaplandırdığını sana açıklayayım “da” dosdoğru yolu öğrenmek suretiyle Allah'tan “korkasın.” Ancak Firavun Mûsâ’nın davetini kabul etmedi. 20. “Musa ona en büyük mucizeyi gösterdi.” Yani tür olarak en büyük mucizeyi gösterdi. Bu ifade, bu mucizelerin birden çok olmasına aykırı değildir:“Bunun üzerine asasını bıraktı, o da hemen aşikar ve kocaman bir yılan oluverdi. Elini (yakasından sokup geri) çıkardığında o, bakanlara bembeyaz görünüverdi.”(eş-Şuarâ, 26/32-33) 21-22. “Fakat o” hakkı “yalanlayıp” emre “isyan etti. Sonra da yüz çevirip” hakka karşı çıkmak ve onunla savaşmak hususunda olanca gücü ile “çalışmaya koyuldu.” 23-24. “Derken” askerlerini “toplayıp seslendi.” Onlara: “Ben sizin en yüce Rabbinizim, dedi.” Onlar da ona itaat ettiler. O, onları küçümseyip hafife aldı, onlar da onun bu batıl iddiasını kabul ettiler. 25. “Bunun üzerine Allah da onu hem âhiret, hem de dünya azabı ile yakaladı.” Allah, onun uğradığı cezayı, dünya ve âhiret cezasını açıklayan bir delil ve isyandan alıkoyan açık bir uyarı kıldı.

26. Çünkü Allah’ın âyetlerinden asıl yararlanan ve ibret alanlar, Allah’tan korkandır. O, Firavun’un âkıbetini gördü mü büyüklük taslayıp isyan eden, en yüce ve mutlak egemene karşı savaş açanların, dünyada da âhirette de O’nun tarafından cezalandırılacağını bilir. Allah korkusunun kalbinde yer etmediği kimseye ise her türlü delil ve mucize gelecek olsa dahi o iman etmez.

15- Mûsâ’nın haberi sana geldi mi? 16- Hani Rabbi, ona mukaddes Tuvâ vadisinde şöyle seslenmişti: 17- “Firavun’a git! Çünkü o, pek azmıştır.” 18- (Ona) de ki: “Sen kendini arındırmak ister misin?” 19- (İster misin ki) sana Rabbine giden yolu göstereyim de (O’ndan) korkasın.” 20- Musa ona en büyük mucizeyi gösterdi. 21- Fakat o, yalanlayıp isyan etti. 22- Sonra da yüz çevirip (Musa’ya karşı) çalışmaya koyuldu. 23- Derken (adamlarını) toplayıp seslendi. 24- “Ben, sizin en yüce Rabbinizim!” dedi. 25- Bunun üzerine Allah da onu hem âhiret, hem de dünya azabı ile (ansızın) yakaladı. 26- Hiç şüphesiz bunda (Allah'tan) korkan kimseler için bir ibret vardır.

15-16. Yüce Allah, Peygamberi Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e hitaben şöyle buyurmaktadır:“Mûsâ’nın haberi sana geldi mi?” Bu, kesinlikle vuku bulmuş olan pek büyük bir olaya dair bir sorudur. Yani “Rabbi”nin “ona mukaddes Tuvâ vadisinde” seslenişine dair haberi sana ulaştı mı? Tuvâ, Yüce Allah’ın Musa ile konuşup ona risâletini lütfettiği, vahyini gönderdiği ve onu seçtiği yerin adıdır. Ona şöyle demişti: 17. “Firavun’a git! Çünkü o pek azmıştır.” Yani sen git de ona azgınlığından, şirk ve isyanından vazgeçmesini yumuşak sözlerle ve kaba olmayan ifadelerle bildir. Belki “öğüt alır yahut korkar”(Tâ-Hâ, 20/44) 18. Ona “de ki: Sen kendini arındırmak ister misin?” Özlü akıl sahiplerinin elde etmek için birbirleri ile yarıştıkları, övülmeye değer güzel bir haslete sahip olmaya ne dersin? Ki bu da nefsini küfür ve azgınlıktan arındırarak iman ve salih amele yönelmektir. 19. “İster misin ki sana Rabbine giden yolu göstereyim” Onun nelerden razı olduğunu, nelerin O’nu gazaplandırdığını sana açıklayayım “da” dosdoğru yolu öğrenmek suretiyle Allah'tan “korkasın.” Ancak Firavun Mûsâ’nın davetini kabul etmedi. 20. “Musa ona en büyük mucizeyi gösterdi.” Yani tür olarak en büyük mucizeyi gösterdi. Bu ifade, bu mucizelerin birden çok olmasına aykırı değildir:“Bunun üzerine asasını bıraktı, o da hemen aşikar ve kocaman bir yılan oluverdi. Elini (yakasından sokup geri) çıkardığında o, bakanlara bembeyaz görünüverdi.”(eş-Şuarâ, 26/32-33) 21-22. “Fakat o” hakkı “yalanlayıp” emre “isyan etti. Sonra da yüz çevirip” hakka karşı çıkmak ve onunla savaşmak hususunda olanca gücü ile “çalışmaya koyuldu.” 23-24. “Derken” askerlerini “toplayıp seslendi.” Onlara: “Ben sizin en yüce Rabbinizim, dedi.” Onlar da ona itaat ettiler. O, onları küçümseyip hafife aldı, onlar da onun bu batıl iddiasını kabul ettiler. 25. “Bunun üzerine Allah da onu hem âhiret, hem de dünya azabı ile yakaladı.” Allah, onun uğradığı cezayı, dünya ve âhiret cezasını açıklayan bir delil ve isyandan alıkoyan açık bir uyarı kıldı.

26. Çünkü Allah’ın âyetlerinden asıl yararlanan ve ibret alanlar, Allah’tan korkandır. O, Firavun’un âkıbetini gördü mü büyüklük taslayıp isyan eden, en yüce ve mutlak egemene karşı savaş açanların, dünyada da âhirette de O’nun tarafından cezalandırılacağını bilir. Allah korkusunun kalbinde yer etmediği kimseye ise her türlü delil ve mucize gelecek olsa dahi o iman etmez.

27- Sizi yaratmak mı daha zordur yoksa göğü mü? Onu O bina etti; 28- Onu yükseltip kusursuz yaptı. 29- Gecesini karanlık yaptı, gündüzünü de aydınlıkla açığa çıkardı. 30- Bundan sonra da yeri yayıp döşedi. 31- Ondan suyunu ve otlağını çıkardı. 32- Dağları da köklü bir şekilde yerleştirdi. 33- (Bütün bunlar) sizin ve hayvanlarınızın faydası içindir.

27-28. Yüce Allah, öldükten sonra dirilişi inkâr edenlere, Allah’ın bedenleri tekrar yaratacağını uzak görenlere açıkça anlaşılan bir delili göstererek şöyle buyurmaktadır: Ey insanlar! “Sizi yaratmak mı daha zordur yoksa” pek büyük olan, yaratılışı itibari ile güçlü ve gözleri kamaştıracak kadar yüce ve yüksek olan “göğü mü? Onu O” Allah “bina etti. Onu yükseltip kusursuz” yani yapısını da şeklini de akıllara hayret verecek, zihinleri durduracak şekilde sağlam ve mükemmel “yaptı.” 29. “Gecesini karanlık yaptı” ve karanlık semânın dört bir yanını kuşatıp yeryüzünü de kararttı. "Gündüzünü de aydınlıkla açığa çıkardı.” Güneşi doğdurmak sureti ile orada pek büyük bir aydınlığı ortaya çıkardı. İnsanlar da din ve dünya maslahatlarını görmek için etrafa yayıldı. 30. “Bundan” gökleri yarattıktan “sonra da yeri yayıp döşedi.” Onun faydalı zenginliklerini yaratıp düzenledi. Bu faydaları da şu buyruklarıyla açıklamaktadır: 31-33. “Ondan suyunu ve otlağını çıkardı. Dağları da köklü bir şekilde yerleştirdi.” Onları yere sabit kıldı. Buna göre âyet-i kerimeden açıkça anlaşıldığı gibi yerin döşenmesi, göklerin yaratılışından sonradır. Bizzat yerin yaratılması ise göklerin yaratılmasından öncedir. Nitekim Yüce Allah, şöyle buyurmaktadır:“De ki: Siz, yeri iki günde yaratan Allah’ı gerçekten inkâr ediyor ve O’na ortaklar mı koşuyorsunuz? Halbuki O, âlemlerin Rabbidir... Sonra duman halinde bulunan semâya yöneldi de... böylece onları yedi gök olmak üzere iki günde yarattı.”(Fussilet, 41/9-12) İşte bunca muazzam büyüklükteki gökleri, göklerdeki aydınlık yıldızları ve gök cisimlerini, üstü toprakla örtülü kesif yeri, orada bulunan mahlukatın zorunlu ihtiyaçlarını ve faydalarına olacak şeyleri yaratan, hiç şüphesiz mükellef varlıkları da ölümden sonra tekrar diriltecektir ve amellerinin karşılıklarını onlara verecektir. Kim bu dünyada iyilik işlerse ona iyilik yani cennet vardır. Kim de kötülük işlerse artık o, kendinden başkasını kınamasın.
Bundan dolayı Yüce Allah, daha sonra Kıyametin kopuşunu ve arkasından da amellerin karşılığının verileceğini söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:

27- Sizi yaratmak mı daha zordur yoksa göğü mü? Onu O bina etti; 28- Onu yükseltip kusursuz yaptı. 29- Gecesini karanlık yaptı, gündüzünü de aydınlıkla açığa çıkardı. 30- Bundan sonra da yeri yayıp döşedi. 31- Ondan suyunu ve otlağını çıkardı. 32- Dağları da köklü bir şekilde yerleştirdi. 33- (Bütün bunlar) sizin ve hayvanlarınızın faydası içindir.

27-28. Yüce Allah, öldükten sonra dirilişi inkâr edenlere, Allah’ın bedenleri tekrar yaratacağını uzak görenlere açıkça anlaşılan bir delili göstererek şöyle buyurmaktadır: Ey insanlar! “Sizi yaratmak mı daha zordur yoksa” pek büyük olan, yaratılışı itibari ile güçlü ve gözleri kamaştıracak kadar yüce ve yüksek olan “göğü mü? Onu O” Allah “bina etti. Onu yükseltip kusursuz” yani yapısını da şeklini de akıllara hayret verecek, zihinleri durduracak şekilde sağlam ve mükemmel “yaptı.” 29. “Gecesini karanlık yaptı” ve karanlık semânın dört bir yanını kuşatıp yeryüzünü de kararttı. "Gündüzünü de aydınlıkla açığa çıkardı.” Güneşi doğdurmak sureti ile orada pek büyük bir aydınlığı ortaya çıkardı. İnsanlar da din ve dünya maslahatlarını görmek için etrafa yayıldı. 30. “Bundan” gökleri yarattıktan “sonra da yeri yayıp döşedi.” Onun faydalı zenginliklerini yaratıp düzenledi. Bu faydaları da şu buyruklarıyla açıklamaktadır: 31-33. “Ondan suyunu ve otlağını çıkardı. Dağları da köklü bir şekilde yerleştirdi.” Onları yere sabit kıldı. Buna göre âyet-i kerimeden açıkça anlaşıldığı gibi yerin döşenmesi, göklerin yaratılışından sonradır. Bizzat yerin yaratılması ise göklerin yaratılmasından öncedir. Nitekim Yüce Allah, şöyle buyurmaktadır:“De ki: Siz, yeri iki günde yaratan Allah’ı gerçekten inkâr ediyor ve O’na ortaklar mı koşuyorsunuz? Halbuki O, âlemlerin Rabbidir... Sonra duman halinde bulunan semâya yöneldi de... böylece onları yedi gök olmak üzere iki günde yarattı.”(Fussilet, 41/9-12) İşte bunca muazzam büyüklükteki gökleri, göklerdeki aydınlık yıldızları ve gök cisimlerini, üstü toprakla örtülü kesif yeri, orada bulunan mahlukatın zorunlu ihtiyaçlarını ve faydalarına olacak şeyleri yaratan, hiç şüphesiz mükellef varlıkları da ölümden sonra tekrar diriltecektir ve amellerinin karşılıklarını onlara verecektir. Kim bu dünyada iyilik işlerse ona iyilik yani cennet vardır. Kim de kötülük işlerse artık o, kendinden başkasını kınamasın.
Bundan dolayı Yüce Allah, daha sonra Kıyametin kopuşunu ve arkasından da amellerin karşılığının verileceğini söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:

27- Sizi yaratmak mı daha zordur yoksa göğü mü? Onu O bina etti; 28- Onu yükseltip kusursuz yaptı. 29- Gecesini karanlık yaptı, gündüzünü de aydınlıkla açığa çıkardı. 30- Bundan sonra da yeri yayıp döşedi. 31- Ondan suyunu ve otlağını çıkardı. 32- Dağları da köklü bir şekilde yerleştirdi. 33- (Bütün bunlar) sizin ve hayvanlarınızın faydası içindir.

27-28. Yüce Allah, öldükten sonra dirilişi inkâr edenlere, Allah’ın bedenleri tekrar yaratacağını uzak görenlere açıkça anlaşılan bir delili göstererek şöyle buyurmaktadır: Ey insanlar! “Sizi yaratmak mı daha zordur yoksa” pek büyük olan, yaratılışı itibari ile güçlü ve gözleri kamaştıracak kadar yüce ve yüksek olan “göğü mü? Onu O” Allah “bina etti. Onu yükseltip kusursuz” yani yapısını da şeklini de akıllara hayret verecek, zihinleri durduracak şekilde sağlam ve mükemmel “yaptı.” 29. “Gecesini karanlık yaptı” ve karanlık semânın dört bir yanını kuşatıp yeryüzünü de kararttı. "Gündüzünü de aydınlıkla açığa çıkardı.” Güneşi doğdurmak sureti ile orada pek büyük bir aydınlığı ortaya çıkardı. İnsanlar da din ve dünya maslahatlarını görmek için etrafa yayıldı. 30. “Bundan” gökleri yarattıktan “sonra da yeri yayıp döşedi.” Onun faydalı zenginliklerini yaratıp düzenledi. Bu faydaları da şu buyruklarıyla açıklamaktadır: 31-33. “Ondan suyunu ve otlağını çıkardı. Dağları da köklü bir şekilde yerleştirdi.” Onları yere sabit kıldı. Buna göre âyet-i kerimeden açıkça anlaşıldığı gibi yerin döşenmesi, göklerin yaratılışından sonradır. Bizzat yerin yaratılması ise göklerin yaratılmasından öncedir. Nitekim Yüce Allah, şöyle buyurmaktadır:“De ki: Siz, yeri iki günde yaratan Allah’ı gerçekten inkâr ediyor ve O’na ortaklar mı koşuyorsunuz? Halbuki O, âlemlerin Rabbidir... Sonra duman halinde bulunan semâya yöneldi de... böylece onları yedi gök olmak üzere iki günde yarattı.”(Fussilet, 41/9-12) İşte bunca muazzam büyüklükteki gökleri, göklerdeki aydınlık yıldızları ve gök cisimlerini, üstü toprakla örtülü kesif yeri, orada bulunan mahlukatın zorunlu ihtiyaçlarını ve faydalarına olacak şeyleri yaratan, hiç şüphesiz mükellef varlıkları da ölümden sonra tekrar diriltecektir ve amellerinin karşılıklarını onlara verecektir. Kim bu dünyada iyilik işlerse ona iyilik yani cennet vardır. Kim de kötülük işlerse artık o, kendinden başkasını kınamasın.
Bundan dolayı Yüce Allah, daha sonra Kıyametin kopuşunu ve arkasından da amellerin karşılığının verileceğini söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:

27- Sizi yaratmak mı daha zordur yoksa göğü mü? Onu O bina etti; 28- Onu yükseltip kusursuz yaptı. 29- Gecesini karanlık yaptı, gündüzünü de aydınlıkla açığa çıkardı. 30- Bundan sonra da yeri yayıp döşedi. 31- Ondan suyunu ve otlağını çıkardı. 32- Dağları da köklü bir şekilde yerleştirdi. 33- (Bütün bunlar) sizin ve hayvanlarınızın faydası içindir.

27-28. Yüce Allah, öldükten sonra dirilişi inkâr edenlere, Allah’ın bedenleri tekrar yaratacağını uzak görenlere açıkça anlaşılan bir delili göstererek şöyle buyurmaktadır: Ey insanlar! “Sizi yaratmak mı daha zordur yoksa” pek büyük olan, yaratılışı itibari ile güçlü ve gözleri kamaştıracak kadar yüce ve yüksek olan “göğü mü? Onu O” Allah “bina etti. Onu yükseltip kusursuz” yani yapısını da şeklini de akıllara hayret verecek, zihinleri durduracak şekilde sağlam ve mükemmel “yaptı.” 29. “Gecesini karanlık yaptı” ve karanlık semânın dört bir yanını kuşatıp yeryüzünü de kararttı. "Gündüzünü de aydınlıkla açığa çıkardı.” Güneşi doğdurmak sureti ile orada pek büyük bir aydınlığı ortaya çıkardı. İnsanlar da din ve dünya maslahatlarını görmek için etrafa yayıldı. 30. “Bundan” gökleri yarattıktan “sonra da yeri yayıp döşedi.” Onun faydalı zenginliklerini yaratıp düzenledi. Bu faydaları da şu buyruklarıyla açıklamaktadır: 31-33. “Ondan suyunu ve otlağını çıkardı. Dağları da köklü bir şekilde yerleştirdi.” Onları yere sabit kıldı. Buna göre âyet-i kerimeden açıkça anlaşıldığı gibi yerin döşenmesi, göklerin yaratılışından sonradır. Bizzat yerin yaratılması ise göklerin yaratılmasından öncedir. Nitekim Yüce Allah, şöyle buyurmaktadır:“De ki: Siz, yeri iki günde yaratan Allah’ı gerçekten inkâr ediyor ve O’na ortaklar mı koşuyorsunuz? Halbuki O, âlemlerin Rabbidir... Sonra duman halinde bulunan semâya yöneldi de... böylece onları yedi gök olmak üzere iki günde yarattı.”(Fussilet, 41/9-12) İşte bunca muazzam büyüklükteki gökleri, göklerdeki aydınlık yıldızları ve gök cisimlerini, üstü toprakla örtülü kesif yeri, orada bulunan mahlukatın zorunlu ihtiyaçlarını ve faydalarına olacak şeyleri yaratan, hiç şüphesiz mükellef varlıkları da ölümden sonra tekrar diriltecektir ve amellerinin karşılıklarını onlara verecektir. Kim bu dünyada iyilik işlerse ona iyilik yani cennet vardır. Kim de kötülük işlerse artık o, kendinden başkasını kınamasın.
Bundan dolayı Yüce Allah, daha sonra Kıyametin kopuşunu ve arkasından da amellerin karşılığının verileceğini söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:

27- Sizi yaratmak mı daha zordur yoksa göğü mü? Onu O bina etti; 28- Onu yükseltip kusursuz yaptı. 29- Gecesini karanlık yaptı, gündüzünü de aydınlıkla açığa çıkardı. 30- Bundan sonra da yeri yayıp döşedi. 31- Ondan suyunu ve otlağını çıkardı. 32- Dağları da köklü bir şekilde yerleştirdi. 33- (Bütün bunlar) sizin ve hayvanlarınızın faydası içindir.

27-28. Yüce Allah, öldükten sonra dirilişi inkâr edenlere, Allah’ın bedenleri tekrar yaratacağını uzak görenlere açıkça anlaşılan bir delili göstererek şöyle buyurmaktadır: Ey insanlar! “Sizi yaratmak mı daha zordur yoksa” pek büyük olan, yaratılışı itibari ile güçlü ve gözleri kamaştıracak kadar yüce ve yüksek olan “göğü mü? Onu O” Allah “bina etti. Onu yükseltip kusursuz” yani yapısını da şeklini de akıllara hayret verecek, zihinleri durduracak şekilde sağlam ve mükemmel “yaptı.” 29. “Gecesini karanlık yaptı” ve karanlık semânın dört bir yanını kuşatıp yeryüzünü de kararttı. "Gündüzünü de aydınlıkla açığa çıkardı.” Güneşi doğdurmak sureti ile orada pek büyük bir aydınlığı ortaya çıkardı. İnsanlar da din ve dünya maslahatlarını görmek için etrafa yayıldı. 30. “Bundan” gökleri yarattıktan “sonra da yeri yayıp döşedi.” Onun faydalı zenginliklerini yaratıp düzenledi. Bu faydaları da şu buyruklarıyla açıklamaktadır: 31-33. “Ondan suyunu ve otlağını çıkardı. Dağları da köklü bir şekilde yerleştirdi.” Onları yere sabit kıldı. Buna göre âyet-i kerimeden açıkça anlaşıldığı gibi yerin döşenmesi, göklerin yaratılışından sonradır. Bizzat yerin yaratılması ise göklerin yaratılmasından öncedir. Nitekim Yüce Allah, şöyle buyurmaktadır:“De ki: Siz, yeri iki günde yaratan Allah’ı gerçekten inkâr ediyor ve O’na ortaklar mı koşuyorsunuz? Halbuki O, âlemlerin Rabbidir... Sonra duman halinde bulunan semâya yöneldi de... böylece onları yedi gök olmak üzere iki günde yarattı.”(Fussilet, 41/9-12) İşte bunca muazzam büyüklükteki gökleri, göklerdeki aydınlık yıldızları ve gök cisimlerini, üstü toprakla örtülü kesif yeri, orada bulunan mahlukatın zorunlu ihtiyaçlarını ve faydalarına olacak şeyleri yaratan, hiç şüphesiz mükellef varlıkları da ölümden sonra tekrar diriltecektir ve amellerinin karşılıklarını onlara verecektir. Kim bu dünyada iyilik işlerse ona iyilik yani cennet vardır. Kim de kötülük işlerse artık o, kendinden başkasını kınamasın.
Bundan dolayı Yüce Allah, daha sonra Kıyametin kopuşunu ve arkasından da amellerin karşılığının verileceğini söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:

27- Sizi yaratmak mı daha zordur yoksa göğü mü? Onu O bina etti; 28- Onu yükseltip kusursuz yaptı. 29- Gecesini karanlık yaptı, gündüzünü de aydınlıkla açığa çıkardı. 30- Bundan sonra da yeri yayıp döşedi. 31- Ondan suyunu ve otlağını çıkardı. 32- Dağları da köklü bir şekilde yerleştirdi. 33- (Bütün bunlar) sizin ve hayvanlarınızın faydası içindir.

27-28. Yüce Allah, öldükten sonra dirilişi inkâr edenlere, Allah’ın bedenleri tekrar yaratacağını uzak görenlere açıkça anlaşılan bir delili göstererek şöyle buyurmaktadır: Ey insanlar! “Sizi yaratmak mı daha zordur yoksa” pek büyük olan, yaratılışı itibari ile güçlü ve gözleri kamaştıracak kadar yüce ve yüksek olan “göğü mü? Onu O” Allah “bina etti. Onu yükseltip kusursuz” yani yapısını da şeklini de akıllara hayret verecek, zihinleri durduracak şekilde sağlam ve mükemmel “yaptı.” 29. “Gecesini karanlık yaptı” ve karanlık semânın dört bir yanını kuşatıp yeryüzünü de kararttı. "Gündüzünü de aydınlıkla açığa çıkardı.” Güneşi doğdurmak sureti ile orada pek büyük bir aydınlığı ortaya çıkardı. İnsanlar da din ve dünya maslahatlarını görmek için etrafa yayıldı. 30. “Bundan” gökleri yarattıktan “sonra da yeri yayıp döşedi.” Onun faydalı zenginliklerini yaratıp düzenledi. Bu faydaları da şu buyruklarıyla açıklamaktadır: 31-33. “Ondan suyunu ve otlağını çıkardı. Dağları da köklü bir şekilde yerleştirdi.” Onları yere sabit kıldı. Buna göre âyet-i kerimeden açıkça anlaşıldığı gibi yerin döşenmesi, göklerin yaratılışından sonradır. Bizzat yerin yaratılması ise göklerin yaratılmasından öncedir. Nitekim Yüce Allah, şöyle buyurmaktadır:“De ki: Siz, yeri iki günde yaratan Allah’ı gerçekten inkâr ediyor ve O’na ortaklar mı koşuyorsunuz? Halbuki O, âlemlerin Rabbidir... Sonra duman halinde bulunan semâya yöneldi de... böylece onları yedi gök olmak üzere iki günde yarattı.”(Fussilet, 41/9-12) İşte bunca muazzam büyüklükteki gökleri, göklerdeki aydınlık yıldızları ve gök cisimlerini, üstü toprakla örtülü kesif yeri, orada bulunan mahlukatın zorunlu ihtiyaçlarını ve faydalarına olacak şeyleri yaratan, hiç şüphesiz mükellef varlıkları da ölümden sonra tekrar diriltecektir ve amellerinin karşılıklarını onlara verecektir. Kim bu dünyada iyilik işlerse ona iyilik yani cennet vardır. Kim de kötülük işlerse artık o, kendinden başkasını kınamasın.
Bundan dolayı Yüce Allah, daha sonra Kıyametin kopuşunu ve arkasından da amellerin karşılığının verileceğini söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır: